Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
ROMA 23 Erdal Atabek talya havayolları ile Roma’ya gidiİ yoruz. Roma... Tarihin, sanatın, Katolik inancının büyük kenti. Çeşmeler, heykeller, kiliseler, büyük bahçeler kenti. Büyük zaferlerin, büyük yangınların, büyük acıların kenti Roma. Biz bir taksiyle kalacağımız pansiyona gidiyoruz. Buradaki herkesin bir şeyimizi çalacağı konusunda beynimiz yıkanmış. Taksi şoförü valizlerimizi indirirken başında duruyoruz. Şoför sinirleniyor, İtalyanca söyleniyor, “Ben hırsız değilim” dediğini sanıyoruz. Bütün gezi boyunca kimsenin bir şeyi çalınmadı aslında. Piazza Rebuplica. Oradayız. Roma’yı gezmek başlı başına bir iş. Zaman ise kısıtlı. San Pietro’dan başlıyoruz. Roma’nın ünlü kilisesi. Michelangelo’nun (Mikelanj) Musa heykeli kendi başına bir tarih. Öfkeli bir Musa. Elinde Tevrat’ı tutuyor, 10 Emir. O tarihte Freud’un bu heykel için yazdığı yazıyı okumamışım. Heykelin görkemi insanı soluksuz bırakıyor. Heykeller, freskler, vitraylar. Her köşesi tarih olan bir kilise. Barok tavan size göklerin görkemini duyumsatıyor. En turistik çeşmeyi görmezseniz size Roma’ya gitmemiş olduğunuz söylenecektir: Aşk Çeşmesi, Fontana Di Trevi. Buraya arkası dönük olarak omuz üstünden para atanlar Roma’yı yeniden göreceklerdir. Papa Clementine tarafından yaptırılmıştır. Okyanusun coşkusunu simgeleyen heykellerle süslüdür. Ama turist kalabalığının hafifletilmiş şakaları bu tarihi çeşmenin sularının coşkusunu gölgelemektedir. Her yerde rahatlığı, özgürlüğü, yaşama isteğini görüyorsunuz. Konuşmayı seven, abartılı jestlerle duygularını dışa vuran insanlar topluluğudur İtalyanlar. Neşeli, müziğe düşkün, keyif insanları. Roma’nın servetin, şehvetin, iktidarın kenti olmasına şaşmamalı. Villa Borghese’i görmemek olmaz. Papa Aleksandr Borgia’nın yazlık evi olan villa, artık sanat yapıtlarının sergilendiği bir müze olmuş. Geniş bah Zaferlerin ve acıların kenti çeleri büyük bir yeşil sessizlik içinde geçmiş yüzyılların debdebesini saklıyor gibi. Papa Aleksandr, oğul Sezar, kızları Lükres Borgia, her türlü safahatın tarihi gibi. İktidar, güzellik, servet günler ve geceler boyunca yaşanan dillere destan serüvenlerin ana motifleri. Ağabey Sezar, güzel kardeşi Lükres ile aşk yaşamaktan çekinmiyor; Papa Aleksander, düşmanlarını yemeğe çağırıp zehirlemesi ile ünlü. Aynı testiden konan şarapla, kadehinin altındaki gizli kaşın açılıp şarabına katılan zehri tadan davetli iki dakika içinde sandalyesinden düşerek ölüyor. Ama bütün bunlar artık geride kalmış. Bu yemyeşil çayırlarda ne şehvetin gözü dönmüş buğusu var ne de zehirlenmiş gövdeler. Tersine, huzurlu bir yeşillik içinde aileler, sevgililer güzel günün tadını çıkarıyor. Colosseum’u görmemek, Roma tarihini görmemek demektir. Bu büyük yapı, Roma halkının eğlenmesi için yapılmış. Romalılar tribünleri doldurarak vahşi hayvanlarla dövüşen gladyatörleri seyrediyor. Sonra da gladyatörler de kendi aralarında dövüşüyor. Birisinde kılıç ve kalkan, ötekinde ağ ve üçlü yaba olan gladyatörler dövüşüyor. Yere düşenin başındaki galip başını kaldırıp imparatora bakıyor. İmparatorun parmağı yeri gösterirse yenilen öldürülüyor, başparmak yukarı kaldırılırsa yenilenin hayatı bağışlanıyor. Yeni bir dövüşe kadar. Ama bu Roma, dünyaya “Roma Hukuku”nu da armağan edecektir, İtalyan Rönesans’ını da. Uygarlığın adımları bu geçmişin izlerini bir bir silecektir... Mussolini’nin faşist İtalya’sı ile Sicilya mafyasını da unutmamak koşuluyla.