Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
TartışmaBilimde Başarı 14CBT 1447 /12 Aralık 2014 Türkiye ve genel ahlak anlayışımız Bilim Etiği dışı yollarla yayın atıf artırma ve hsayısı yükseltme Prof. Dr. Mehmet Doğan, Hacettepe Üniversitesi em. öğretim üyesi, dogan@hacettepe.edu.tr Maalesef ahlak anlayışımız sorgulamaya muhtaçtır. Mahkemelik bir işimiz aleyhimize sonuçlansa haksızlığımızı düşünmeden avukatın iyisini bulamadım, hâkim beni dinlemedi diyebiliyoruz. Hak etmediğimiz bir makama gelmemiz istense “beni aşar, başaramam” diyemiyoruz. Bir sınavda başarısızlığı kabul etmek yerine “hoca bana taktı” demeyi tercih ediyoruz. Sınavda kopya vermeyen arkadaşımız için “o çok çalıştı başarılı olmak onun hakkı, ben de çalışmalıyım” demek yerine, “ne olacak inek bana bir kopyayı vermedi” diye suçlamayı tercih edenimiz çoktur.. Hakkımız olmayan parayı, payeyi, makamı, bir malı, reddetmeyi düşünme yerine, hakkımız gibi görmeye çalışırız. Önümüzdeki engelleri aşmak için bir yol veya yardımcı olacak bir aracı ve siyasi destek ararız. Hiçbir aracı ve destek bulamazsak bu kez bizzat para ödeyerek o engeli aşmaya çalışırız. Akademik yaşantımızda da bunun ör nekleri çoktur. YÖK’ün ilk kurulduğunda profesörlüğe atanabilmek için taşrada bir üniversiteye gitme yani üniversite değiştirme, en az bir yurtdışında yayınlanmış makale, eserlerine en az bir atıf alma zorunluluğu gibi kurallar vardı. Yardımcı doçent veya doçentliğe yükseltilme de önce dış yayına sonra WOS’ca taranan dergilerde yayınla ilişkilendirildi. Bu kurallardan birincisi kâğıt üzerinde taşra üniversitesine tayin yapılıp üniversitesinde dekan veya yönetici yapılarak aşıldı. Buna “hülle” adı verilirdi. Bu hülle uygulaması kısa sürdü. Taşrada bir üniversiteye gitme yerine İstanbul’dakiler Marmara, Ankara’dakiler Gazi başta olmak üzere o kentteki başka bir üniversitede gösterilerek aşıldı. Yayın yapma ve atıf alma mecburiyeti ise yayın çok yapan birinin arkasından koşarak bir yayınında ismini yazması, başka bir yayınında ise o ilk yayına atıf yapması beklendi. Böyle arkadaş veya tanıdık bulamayanlar bu engeli para vererek aşma yolunu izlediler. İlk açıkgözler yine Türklerden çıktı. Ama dergiler İtalya ve Lüksemburg’da basıldı. 500 USD ödeyen adı geçen yurtdışı yayına, 1000 USD ödeyenler de en geç altı ay içinde yayın ve atıfa sahip oluyordu. Sonra Almanya ve Hollanda bile ISI WOS taranan bazı dergilerini paralı yaptılar. Ancak paralı dergi yayıncılığında şampiyonluk Hindistan’a geçti. Sonra Çin ve Taiwan, nihayet ülkemizdeki bazı açıkgözler ülkemizde veya Afrika’da yayınlanan ve kısa sürede dergilerini wos kabul ettirerek paralı dergi yayıncılığına başladılar. Özellikle bir öğretim üyesi bu işte çok ileri giderek 5 dergi yayımlamaya, bunlardan ikisini de en çok atıf alan dünya dergileri kadar impact faktöre yükselterek kısa sürede zengin olmayı başardı (12). Ancak “yalancının mumu yatsıya kadar yandı” ve bu 2 dergi geçen yıl WOS tarafından atıldı. Kimbilir kaç kişi bu dergiler sayesinde profesör ve doçent oldu. Kaç kişi ne kadar TÜBİTAK bilimsel yayın desteği aldı? Cevabını YÖK ve TÜBİTAK biliyordur, en azından bilmeliler (2). Bir bilimcinin en önemli vasfı dürüst, doğruluk ve dürüstlük, bilim ahlakına sahip olmasıdır. Bilimci yaşamının her alanında, yayın yapmada, ahlaklı ve dürüstlüğünü korumalıdır. Doğaya saygılı, tüm öğrencilerinin hatta diğer meslektaşlarına insanlara ve hayvanlara saygılı, hak etmediğini isteme yen, alın terine ve insan haklarına, emeğine saygı duyan bir insandır. Çalışmalarında ve yayınlarında genel ahlak ve etik kurallara uyar. Ancak fiiliyatta her engel ve kuralı kabul edip uymak yerine bir çıkış yolu aradığımız gibi her teşviki de hak etmeden kısa yoldan ondan yararlanarak çıkar sağlamayı tercih edenlerimiz de daha çoktur. Maalesef ülkemiz dünya bilim çevrelerinde bilim etiği ihlalinin çok görüldüğü ülkelerden biri olarak birçok yayına ve bazı dergilerin (en az 5 derginin) Thomsen tarafından çıkarılan ISI wos taramasından çıkarılmasıyla sonuçlandı. Maalesef çok akla gelmeyecek yollar denenebiliyor. Dünya bilim çevrelerinde karnemiz hiç de temiz değil. Bu tür skandallar zaman, zaman basına da yansıyor (14). MASA BAŞI YAYIN Deneysel bir bilim alanında deney yaparak sonuçlarına göre yazıp yorumlanma yerine sonuçları uydurarak veya değiştirerek veya sosyal veya teorik bilimde ise yayın dublikasyonu, masa başı yayın, paralı yayınlar, başka çalışmalardan kopyala, yapıştır yaparak başka bir dilde yapılan doktora tezlerinden çalarak makale yazmayı, yurt dışı yayınlardan aşırmatercüme yayınları anlıyoruz. Bunlara ek olarak: Doktora tezini parçalayıp bölerek, verileri değiştirerek tekrar yayınlama, başkası için paralı yayın ve paralı atıflar, şişme dergilerde bile bile sahte dergi ve yayın yapma gibi onlarca etik dışı yolları bulmada mahiriz. ETİK İHLALLERİ Yukarıda örneğe göre daha masum olan etik ihlaleri de azımsanmayacak kadar yüksek. Bunlardan en çok rastlanan ihlal, çalışanlar dışında başkalarının ismini de yayına yazma, karşılıklı isim koyma, atıf paslaşması, yani arkadaşlar veya menfaat gurupları arasında centilmenlik anlaşmasıyla gerekmediği halde karşılıklı birbirlerinin yayınlarına atıfta bulunarak istenen kişilerin atıflarını yükselmesine karşılıklı yardımlaşma, hak etmediği halde öğrencilerinin yayınlarına kendi ismini koydurma, hatta kendisi kurumdan ayrılsa, yurt dışında bile olsa kendini öğrencisinin yayın yaptığı konunun sahibi sayarak öğrencisi doçent veya profesör olsa bile halen tüm yayınlarına kendi isminin yazılmasını talep eden öğretim üyesi çoktur. Alınan atıfın yazar sayısına bölümü gibi bir değerlendirme sistemi ile bu tür ihlaller azaltılabilir. Para karşılığı başkasına yayın yapma ve atıf yazma söylentileri de yaygındır. Masum etik dışı bir yol da kendi yayınlarına seçimli ve akıllı atıflar yaparak kendi hsayısı yükseltmedir. Aldığı toplam atıflarla self dışı atıf arası fark yüksek olanlarda bu durum söz konusu olup daha masum görünse de etik sayılmaz. Bu son ihlal, scorpus da self dışı hsayısı hesabıyla önlenebilmektedir. Umarız diğer indeksler, özellikle en güvenilir index WOS da bu programı uygular. Bir diğer etik ihlali de doktora veya yüksek lisans tezinden yurtdışı yayın hazırlarken aynı verileri yurtiçi kongrede, yurtdışı kongrede sunma, yurtiçinde yayınlama gibi 4 kez kullanabilmektedir. Türkiye de en çok görülen etik ihlali intihal (aşırma) ile ilgili bilim dergileri programlar geliştirmiş olup, editörler kendilerine gelen makale taslaklarını önce bu programlardan geçiriyor, sonra hakemlere gönderiyor. İntihal tarama programları son beş yıldır ülkemiz de de yoğun olarak kullanılmaktadır. ULAKBIM kanalı ile tüm üniversitelerimiz iThenticate gibi benzerlik bulma programlarına abonedirler. Dergi editörleri de yüksek benzerlik oranları belirlendiğinde, ağır bir mektupla makaleyi yazara iade etmekte hatta bazıları üniversitesinin yetkilerine bile göndermekte. Bu durumda yazarlar hakkında soruşturmalar söz konusu olabilmektedir. Makale basıldıktan sonra TÜBİTAK’tan destek başvurusu yapıldığında da TÜBİTAK ilgili biriminde bu benzerlik belirleme programları kullanılarak makaleler taranmakta, yüksek benzerlik oranı halinde, yazardan bu konu hakkında savunma alınmakta, ayrıca makale hakemlere gönderilerek bu benzerliğin bilimsel olarak incelenmesi istenmektedir. Neyse ki etik ihlali yapan akademisyen ve bilimcilerimiz azınlıktadır. Ülkemiz akademisyen ve bilimcilerinin büyük bir bölümü beş haftadır yayınladığımız gibi yayın sayılarını ve kalitelerini artırarak evrensel düzeyde başarılı yayın yapmaya, kitaplar yazmaya devam etmektedir. Evrensel düzey de bu başarıya 3 Ekim tarihli Royal Society Raporu’nda da dikkat çekilmektedir. (68) Bu başarılara sevinmeliyiz. Çevremizde fark ettiğimiz ihlalleri önlemek için de mücadele etmeliyiz. CBT’de yayımladığımız bildiğimiz etik ihlali dergilerdeki yayınları ayıkladık. YÖK ve TÜBİTAK da bu konuda daha dikkatlidir. Tıp alanında en çok çocuk hekimlerimiz başarılı; bu hekimlerimizin gayret ve çabalarıyla ülkemizde çocuk ölümleri önemli oranda azaldı. Diğer tıp alanlarındaki özellikle cerrahi alandaki başarılı hekimlerimiz sayesinde ülkemize tedavi amaçlı gelen yabancılar artarken tedavi amaçlı yurt dışına giden vatandaşımız azaldı. Yurtdışında tedavi olmak üzere gelen yabancılar o kadar çoğaldı ki artık ülkemizde sağlık turizmi de gelişmeye başladı. 2. sırada çok yayın yapan benim de mensubu olduğum kimya alanında somut kazancımızı sorarsanız bu kadar yüksek olduğunu söyleyemeyeceğim. En başarılı görünenler polimer kimyacıları olup hiçbir polimer ürünü ve üretimini kendi çabamızla gerçekleştiremiyoruz. İkinci alan, çevresel örneklerle gıda ve sularda eser ağır elementleri tayin ederek bunların uzaklaştırılmasıyla ilgili araştırma yapan analitik kimyacılar ve kimya mühendislerinin çabası da ülkemize büyük kazanç sağlayamadı. Halen içme ve sanayi sularımızın arıtma tesislerini yabancılara yaptırıyoruz. Çoğu kimyasal maddeyi ithalatla sağlıyor, üretim fabrikalarını yabancılara yaptırıyoruz. Katma değeri yüksek ileri teknoloji ürünlerini ülkede üreterek diğer mühendislik dallarının da gelişimine öncelik yapacak kimya sanayimizi yeteri kadar geliştiremedik. Bunun suçu belki de kimyacılardan daha çok ülkeyi yöneten siyasetçilere ve yatırımcı işadamlarımızdadır. Ülkemizin tanınmış kimyacılarından ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Metin Balcı üniversitesinde herkese açık etik dersi vermektedir. Bilim dışı konularda da yazan ben her makalemde bilim etiği ve bilimcinin özelliğini vermeye çalışıyorum. Nitekim Çanakkale Savaşı’nın 100. Yılı dolayısıyla Ağustos 2015 yılında yapılacak “Ulusal Kimya Kongresine” beni davet eden düzenleme kurulu “İyi bir bilim insanının özelliği ve bilim etiği konusunda konuşmamı istemiştir Kaynaklar: 1 Türk kütüphaneciliği Dergisi Aralık 2012 sayısı. 2 M.Koz Şişme Dergiler Yeniden 29 Ocak 2013 3 Pervin Kaplan Habet Türk Gazetesi 4 Metin Balcı ODTÜ açık ders slaytları 5 YÖK Etik ihlali ile ilgili Yönergesi 6 Focus dergisi 2011 ve 2014 yayınları 7. Tony Scully. Report Tracts Standard of research in Middle East Published online 9 March 2011, 8. Tony Scully. Report Tracts Standard of research in Middle East Published online 9 Marcch 2011, Not: yaptığım kısa bir araştırmayla çete lideri durumundaki öğretim üyesinin ülkemizde 3 üniversitede görev yaptıktan sonra bu dergi yayınlamadaki başarısı(!) ve becerisi sebebiyle S. Arabistan’ın Cidde kentindeki King Abdülaziz Üniversitesi’ne davet edildiği, bu üniversitede asıl işinin üniversitenin yayınlarını artırmak olduğu yönünde bilgi edindim. MD

