15 Mayıs 2026 Cuma Türkçe Subscribe Login

Catalog

hep ortaya. İç tedirginliğiyle ürküntünün bir yabancı- aynı evde yaşamıyorduk, haftanın birkaç günü bura- beklediğini sezdiriyor. laşma olarak kişiyi yönlendirdiği yanılsama bağlamın- daydın, bu yaşama biçimi bana iyi geliyordu. Evlen- Kişi, kuşkusuz önceki bütün ilişkilerini de taşıyor da da alınabilir olgu. dikten sonra eve gelemez oldum, hatta nişanlandıktan yeni ilişkisine. Yaşadığı ilişkilerdeki “ben”lerden han- Mesafeyi korumak, koruyamamak, bu yönde isteklilik, sonra. Ev benim için hapishaneye dönmüştü. Yaşlanı- gisi yeni ilişkisinde daha baskın hale gelip de üste isteksizlik, mesafedeki uğraklar arasında gelgitler; bütün lacak, ölünecek bir yer...” çıkıyor, görünürleşiyor? bunların arasında avara kasnak konumunda gezinmek Ufuk da “Birbirimize âşık değiliz” diye düşünür za- Ya kişi bu yeni ilişkide yeni bir “ben” yaratamıyor- hep. Zaten geçmişle şimdinin, kaymalar yoluyla aynı ten, “en azından aynı anda.” (15) Onun da uyum sağ- sa? “Bir insan kendinden ne kadar uzağa sürüklenebi- görüntüde birbiri üstünde çakıştığı da görülür. ladığı yaklaşımla aralarındaki mesafenin, nitel nicel lir, öğrenmiş oldum”, “Evliliğe alışmak uğruna ilişkimiz Nitekim “duvardan gelen sesler” canlandırmasında düzeyini, biçimini korumak olanaksızdır artık. mahvoluyordu” (122, 131) der Ufuk. anlatıcı Ufuk, farklı bir yabancılaşma yaşar, adeta bir Derin’in vargısı somuttur zaten: “Beni sürükleyecek Nişanlıyken de haftada bir kez görüşürler, seviş- şiir/tiyatro da katar araya: “evimizde dört adam yaşı- biri lazım, aşkı tattıracak biri. Bana bunu en başından mezler ama. İyi de peki söz konusu kusursuz o mesa- yor/ ben değilim hiçbiri onlarla gidiyorum.” (22) beri söyledin, belki kendini bu âşığın yerinde bula- fe kurulabilecek midir? Bu trajik olgu bizi bir tür “acı şefkati”yle yüzleştiriyor: cağını düşünüyordun. Olmayacağını biliyordum ama “...[İ]lişkimiz kurtulsun diye kendimden daha fazla “Lise yıllığımda bir arkadaşım yazmıştı, ...acıyı ola- kendimi dinlemedim, seni de dinlemedim.” (105) ödün vermek uğruna çabalayabilirdim, yakın zamanda bildiğince büyütüyordum. Acıya şefkatle yaklaşıyor- çantasında prezervatif kutusu görmeme rağmen. OKURUN KUCAĞINA BIRAKILAN dum, dünyaya karşı dayanabileceğim bir şey olmalıydı Bir kutuya, bir Derin’e bakmıştım. Aynı şeyi o da KAVRAMSAL TORTU... elimde.” (87) Karadenizli abla da “Kendini sevmiyor- yapmıştı, sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarımıza Görüldüğü üzere Kusursuz Bir Mesafe, mesafe ol- sun, sevsen böyle olmaz” demiştir. (57) devam etmiştik.” (143) gusuna yüklenen acı şefkatiyle birlikte dönüştürüme Birbirleriyle ilişkilendikleri an, hatta birbirlerine değ- uğrarken kendi içindeki diyalektik dolanımı tamam- dikleri an birbirlerini tüketmeye giden bir ikili halinde- UTKU YILDIRIM YA DA BİR YAZARI TANIMAK... layıp birbirinin yüklenicisi halinde sorunsalı okurun dir Ufuk’la Derin. Utku Yıldırım, öyküleri kadar yanı sıra romana verdi- önüne yıkıyor diyebiliriz. Bu durumda anlatıcının kendisine dönük tutumu ği özenli, emekli işçilikle iyi bir yazar kumaşına sahip Sonuçta yalnız günümüz ilişkilerine değil insanla somuttur; o, mesafeyi korumak isteyen Derin’in ka- olduğunu apaçık sergiliyor. Elbet upuzun bir yolculuk insan arasında sorunsal bağlamında yaşanan ilişki- rarlılığını çiğnemek yerine buna ayak uydurmak ister. bekliyor onu. lenme diyalektiğine de kavramsal temelde bakmaya Oysa Derin, her seferinde mesafeyi yeniden ölçümleyen Bu şu anlama geliyor; yaşam boyu eşikler geçile- çalışıyoruz enikonu. bir karşı kahraman konumu sergiler hep, adeta yol ke- cek, uğraklar aşılacak, arada sıkıntı yaşansa bile düz, sendir, Deli Dumrul’dur köprübaşında bekleyen. O halde Bu algılama sözcüklere dökülerek anlatılıyor değil gölge altı dinlenmelik yerler de bulunacak ama hep bu “mesafe”, “Derin’le Ufuk ara(sın)daki boşluk”tur. (97) elbette ama okuru buna yaklaştırmak, böylesi kavram- süregidecek bu, çünkü yazarlık sonsuzca yolculuk! sal tortuda buluşturmak istediği görülebiliyor yazarın. Derin, şöyle der Ufuk’a: “Seninle bir ilgisi yok, ger- Kusursuz Bir Mesafe, bizi yalnız yeni bir romancıyla Sözgelimi Derin, ilişkisinde Ufuk’un kendisine çekten. Bu benim kendi sıkıntım. Sende de bir parça- tanıştırmıyor, yanı sıra, verilen emeğin yapıt üzerinde- iyi gelen niteliklerini apaçık sıralarken bunların geri sını buluyorum ama seni suçlayamıyorum, suçlayama- ki işlevselliğini de gözler önüne seriyor. n yınca sinirleniyorum, seni kırıyorum...” (105) döndüğünü, ortadan kalktığını aktarıyor sürekli. Ara- Derin, ilişkilenişte, mesafenin diyalektik özünü de dıklarının neden gerçekleşmediği üzerinde dururken Yazarın web sayfasına www.sadikaslankara. yansıtır. Sürdürelim mi dinlemeyi: “Önceleri her gün de mutluluğu bir Godot hikâyesi halinde hep dıştan com adresinden ulaşılabilir. AVUKAT SEDAT VURAL’DAN ‘LAİKLİK İNSANLAŞMAKTIR’ “Laikliği gerek düşünsel gerekse yönetim biçimi olarak yaratan, akıl Ardından da insanın bu niteliklerini kullanarak ve kullandığı ölçüde yetkinleşerek doğa ile mücadelesinde başarılı olduğunu, toplumsal ve emek temsilcisi gerçek insanların toplumsal özlerine ve insani birlikteliğe yeniden ulaşmak için asırlardır sürdürdükleri sömürüsüz, evrimini sağladığını, toplumsal dönüşümleri gerçekleştirerek günümüze kadar taşınan kültür ve uygarlıkları yarattığını yazıyor. eşit ve özgür bir yaşam kurmak mücadelesi ve bu mücadelede İncelemesinde dinin egemen güçlerce her dönemde düşünsel üretimin oluşan daha da insanlaşmak ve dünyayı insanlaştırmak inancıdır.” ve toplumsal taleplerin bastırılmasında vazgeçilmez bir baskı aracı Avukat Sedat Vural yapıldığına, bu baskıların ne aklın bilimsel ve teknolojik buluşlarını ne İnsanlığın yarattığı diğer temel değerler gibi laiklik de ilk insandan de emek ve çalışmanın üretim ile sağladığı toplumsal dönüşümleri günümüze kadar gelen bir mücadelenin sonucu yönetim biçimi olmuş, engelleyebildiğine de dikkat çekiyor: sömürü ve sınıf ayrımcılığı ile yitirilen toplumsal birlikteliğine karşın, “Bu mücadelede zaferle çıkan insan olmuştur; insanın temel nitelikleri insanın asırlar sonrası kazandığı ilk evrensel değeri olmuştur. düşünce, emek ve toplumsallık olmuştur. Ama bu zafer hiçbir zaman Laiklik tüm evrensel değerler gibi insanlığın temel niteliklerini yaşatarak, kolay kazanılmamıştır. ‘Aklın inançtan’, ‘bilimin dinden bağımsızlığı’ üreterek ve savaşarak kotaran, düşünen ve çalışan halk kesimlerinin yaşamı insanileştirmek isteyen, çalışan ve düşünen insanların emeği bizlere mirasıdır. Bu mirasın altyapısı insanlıktır, insanlığın üreten ve ve aklı üzerinde milyonlarca insanın idam edilmesi, yakılması ve kitlesel yaratan kesimleridir. öldürülmeleri sonucu ulaşılmıştır.” Laiklik İnsanlaşmaktır’da, laikliği gerek düşünsel gerekse yönetim biçimi Avukat Sedat Vural’ın, Ankara Barosu Yayınları’nca yayımlanan Laiklik olarak yaratanın, akıl ve emek temsilcisi gerçek insanların toplumsal özlerine İnsanlaşmaktır adlı incelemesinin de odak noktası, laikliğin düşünsel ve insani birlikteliğe yeniden ulaşmak için asırlardır sürdürdükleri sömürüsüz, eşit ve özgür ve yönetim biçimi olarak oluşmasında, tarih sayfalarında pek görünmeyen gerçek bir yaşam kurmak mücadelesi olduğunun altını çizen Vural, bu mücadelede oluşanın daha emekçilerin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunmak. da insanlaşmak ve dünyayı insanlaştırmak inancı olduğunu vurguluyor. n Laiklik İnsanlaşmaktır’a insanın kökeni ve doğa ile mücadelesinde üç temel niteliği olduğunu belirterek başlıyor Vural: Aklı, emeği (çalışması) ve toplumsallığı... Laiklik İnsanlaşmaktır / Avukat Sedat Vural / Ankara Barosu Yayınları / 123 s. / 2026. TARIK ZAFER TUNAYA’DAN ‘TÜRKİYE’NİN SİYASİ HAYATINDA BATILILAŞMA HAREKETLERİ’ “Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, siyaset Tunaya’ya göre Batılılaşma yalnızca kurumların değişimi değil, aynı bilimi çerçevesi içinde, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye zamanda düşünce dünyasında meydana gelen köklü bir dönüşümün Cumhuriyeti’nde toplumun yapısı ve devlet yönetiminde değişme ifadesidir. ve gelişmeleri tarih sırasına uygun olarak değerlendirmektedir. Tunaya, Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri’nde, Ayrıca sebep ve sonuç ilişkileri açısından birbirine karşıt Osmanlı siyasal düzeninin temel prensiplerinden başlayarak düşüncelerin ayrı ayrı ele alınarak yorumlanması da bugüne ışık Lâle Devri reformlarından Tanzimat’a, Meşrutiyet hareketlerinden tutmaktadır; bu nedenle eseri günümüzde de vazgeçilmez kılan Cumhuriyet devrimlerine uzanan geniş bir tarihsel çerçevede Batılılaşma olgusunu ele alıyor. budur.” Erol Şadi Erdinç Bu süreçte ortaya çıkan Batıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve diğer siyasal Türk siyasal düşüncesinin kurucu isimlerinden biri olan düşünce akımları; temsilcileri, temel tezleri ve birbirleriyle ilişkileri Tarık Zafer Tunaya, Kronik Kitap tarafından yayımlanan bu klasik üzerinden değerlendiriyor. n yapıtında, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan Batılılaşma sürecini, siyasal olaylar ile fikir akımları arasındaki ilişki Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri / Tarık çerçevesinde kapsamlı biçimde inceliyor. Zafer Tunaya / Kronik Kitap / 240 s. / 2026. 14 14 Mayıs 2026
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear