13 Mayıs 2026 Çarşamba English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

12 10 EKlM 2004 / SAY.I 968 BÜLENT ORAN'LA SON DEFÂ Bülent Oran melodram filmlerin senaristiydi. 700'ü aşkın senaryo yazdı. Melodram dışı senaryosunun olmayışını paraya bağlıyordu. Kasları yazarken yorulmasın diye kendince çözümler üretmişti, daha da hızlı yazabilmek için parmağına pamuk bağlıyordu. Dilek Tunalı T ürk sinema tarihini, bir "melodram sineması tarihi" olarak düşündüğümüzde, Bülent Oran'ın yazdığı 700'den fazla senaryonun bu dilimi neredeyse tümüyle kapladığını fark ediyorsunuz. Bu Gayrettepe'deki evinde onunla yapılan son röportajın sadece bir bölümü. Aslında daha konuşulacak çok şey vardı. Yeniden görüşmek iizere vedalaşmıştık. Eleştirmekten ziyade onu anlamaya çalışmak, onun dünyasına girebilmek, o dünyanın çocuksu ve naif kapısını aralamak gibi bir girişimdi bu ya da o anlattıkça bu iyi yürekli, temiz dünya aralanıyordu... Türkiye'deki melodram yaşama biçimi ile melodram filmleri arasında nasıl bir etkileşim var? Bu ayrılmaz. Halkın istediği şeyler; özdeşlik kuracağı filmler ve yerinde olmak istediği kişileri görmek istedikleridir. Halkın nabzını tutarak yaptık o filmleri. îstek de tutum da melodramdı. "Benim gibi yaşayanlar da varmış" diyorlardı. Çok sayıda seyirciye ulaşıyor mu? Benim için iyi film oydu. Bazı saçma filmler iyi iş yapmıştır, bence onlar iyi film statüsündedir. Seyretme ve okuma tutkunuzun yanında Türk sinemasında senaryo tekniğini ilk geliştiren kişisiniz, sizden önce senaryo nasıl yazılırdı Türk sineması camiasında? Senaryo yazmak; roman, şiir, öykü yazmanın yanında çok para getiriyordu.Yabancı dil de bilmiyordum. Senaryo tekniği kitapları getirttim.Kendi üniversitemi kurdum... Muharrem Gürses'in çektiği filmler çok iş yapıyordu. Bir set işçisine para verdim, Gürses'in senaryolanndan birini aldım. Şimdilerdeki ana tekniğe göre komik sayılabilecek şeyler vardı; 'kadın içeri girdi, kocasını o halde görünce yüreği çatır çatır çatladı' gibi. Kendisi de zaten bazı filmlerin senaryolarını okurken bir de kemancı getirtirmiş, prodüktör okurken bir yandan keman çalınıyor. Dramatik bir şekilde senaryoyu ağlaya sızlaya okurmuş. Düşündüm ve böyle yapmanın bir yararı olduğuna inandım. Onunki kadar olmasa da öyle yazmaya başladım. Örneğin; Memduh telgraf gibi yazar, okuduğunda anlayamazsın. 'Ayşe girdi' der. Peki Ayşe kim? Neyin nesi? Gürses tarzı bir senaryoyu okurken yönetmenler de oyuncular da etkilenir. Kimileri de karşı çıkar. Benim senaryolarım bu nedenle uzun olur ve mütemadiyen 4050 sayfası atılırdı. sunda neler diyeceksiniz? I Bu sadece bana değil, herkese oldu. 'Varlık Film' geldi, "elli tane seks filmi yaz, getir, trink paranı al" dedi. Kabul ettim, seks filmi yazmak çok kolay. Pornoya merakım da var. îki, üç günde yazıp götürüyorum, paramı alıyorum. Sonra ihbar ettiler, seks filmi olduğu için. Kısa zamanda yetiştirmenizi istedikleri senaryolarda konular, karakterler karışıyor muydu? ' Bir 'Ayşecik' senaryosu, îzzet'Günay'a yazdığım 'Külhanbeyi' senaryosunun yerine gitmiş. Öyle bir karışıklık olmuştu.Çekime çok ani başlıyorlardı. Sahne sırası yapıyorduk.Ama başka bir mekana gidiyorlar, telefon ediyorlar; "biz şimdi başka yerdeyiz diğerlerini yaz" diyorlar, yazıp telefonla bildiriyordum. Onlar da çekiyorlardı. ! ANKARA EKSPRESİ... j I Her türlü film şirketiyle çalışmanın denge sağladığını söylüyorsunuz... Rahmetli Osman Seden; "sen sadece Memduh'la bana yaz, aldığın paranın iki mislini vereceğiz." dedi. Fena teklif değildi. Peki, üç gün sonra kafanız bozuldu, beni defettiğiniz zaman gidip de eski şirketlerin kapısını çalamam, utangaç bir insanımdır. Bunun için kabul etmedim. Çok yazdığım halde şişirmezdim konuyu. Oturma biçimim bile değişirdi yazarken. Kaslar, ense, bel, boyun yorul Bülent Oran'ın senaryosunu yazdığı melodramlar heryaştan seyirciyi ağlatmıştı... masın diye ona uygun bir pozisyon alırdım. Parmağıma pamuk bağlar, kalemi öyle tutardım, hızlı yazmak için küçük harflerle yazarım. Yazarken bir yerde takıldığınız zaman direnirseniz kolay atlayamıyorsunuz. Başka bir senaryoya girdiğinizde, ikinci veya üçüncü defa onu ele aldığınızda, bilinçaltı çalışıyor, takıldığınız yeri atlıyor. Yazmak yormuyor, beyinde birtakım kalıplar oluşturuyor, hızlı yazıyorsunuz. Çok yazmak, tüketmiyor, üretici yapıyor... Alışılanın dışında bir konu bulmayı denediniz mi hiç? Yazdıklarımla, izlediklerim aynı değildir. Bazen salonda beş kişi bile olmazdı. Kalıpların dışına çıkmayı hiç düşünmedim, film çekmek büyük bir para işi. Senaryo karşılığında ödedikleri bir miktar var. Onlara kazandırmam gerekiyordu. Çok zengin bir adam olsaydım belki yapardım. Inişler, çıkışlar, senaryolarınızın taklit edilmesi ve sektörün durumu konu BUlent Oran senaryolarının karakteristiği neydi? En melodramatik hikâyede pile güldürücü unsurlar koyuyordum. Necdet Tosun, Sami Hazinses için mutlkka güldürücü unsurlar koyardık. Güldürdükten sonra yumruğu atıp ağlatmak daha kolay. Bir kız arkadaşım vardı, sosyetik. Bizim filmlerle dalga geçerdi. Beraber gittik sinemaya. Antrakta kadar yoğuh bir komedi, rimelleri aktı gülmekten.tnanamadı. "Filmin sonunu bekle" dedim. Sonunda baygınlık geçirdi ağlamaktan. Aslında seyirci o kadar çok gevşiyor ki komediyle, ardından sersemliyor resmen. Hâlâ eskisi gibi film seyredebiliyor musunuz? Evet, seyretmeden duramıyorum. Bir de melodram yazarlarımızdan yaptığınız uyarlamalar var. Evet. Bir Esat Mahmut hayranıydım, gazetelerde çıkardı tefrikaları, soluk soluğa okurduk. "Ankara Ekspresi'ni uyarlıyordum. Film olacak roman değildi, aşk az, kadınları cezbedpcek konular azdı. Aşk falan ilave ettim, diyalogları Esat Mahmut'un uyarlanmış rornanlarından aldım. "Bozarsan, döverim vallahi" dedi. "Mahkemeye de veririm". "Ankara Ekspresi" Antalya'da beş altın portakal aldı. Esat Mahmut da bana "Portakallara dua et Bülent, yoksa kemiklerini kırmıştım" dedi. • i dilek. tunqli@deu. edu. tr MICHAEL MOORE SEÇİM GEZİSİNDE... Gözlerinizi açın Setenay Artkan, Beste Güçler ve Çiğdem Ilaser, Michigan Eyalet Üniversitesi doktora öğrencıleri. Geçen günlerde okullanmn bırzıyaretçisi vardı: Michael Moore. hlediler ve yazdtlar: oore konferans salonunda 3 binin üzerindeki dinleyiciye, başkanlık seçimleri ile ilgili ipuçları verirken Bush için çektiği ironik seçim kampanyası filmleri ile kalabalığı güldürüyordu. Bir yandan da Cumhuriyetçilerin ortaya sürdükleri dargümanlarla dalga geçiyordu. Moore'un ağına takılanlar sadece Cumhuriyetçiler ve Bush değildi. Bu şişman, pan M talonu sürekli belinden düşen, paçaları yerleri süpüren adam aynı zamanda görünüş açısından temsil ettiği umursamaz, beyaz, orta smıf, her şeyi hazır ve kolay bulmanın uyuşturduğu Amerikalılan eleştiriyordu: "Sabahm köründe kalkmanız gerekmiyor! Öğleye kadar uyuyun, kalkıp biranızı için ve gidip oy verin! Gördünüz mü, zor değil!" Yaklaşık iki saat süren konuşmasında Bush yönetiminin aksaklıklarını, manaksızlığını ve acımasızlığını gözler önüne seren Moore demokrat olmamasına karşın Kerry'yi şu sözleriyle destekliyordu: "Bencillikzamanı değil. Oy kaybına ya da oy bölünmesine izin veremeyiz. Bush düşürülmeli. Kerry de Bush da sıkıcı ya da aynı diyebüirsiniz. îşte bu yüzden Kerry'e oy vermelisiniz." Dinleyiciler arasında Bush taraftarlan da vardı. Moore onlar için bir sürpriz hazırlamıştı: Başkan Bush'un 11 Eylül olaylan öncesinde gerekli önlemleri almayı ihmal ettiği iddialarını araştıran komisyona ifade verdikten sonra basına yaptığı açıklamanın görüntüleri. Daha önce hiçbir televizyon kanalında yayımlanmamış olan bu görüntülerde Bush gazetecilerin sorularını aynı dört anlamsız cümleyi evirip çevirerek cevaplarken izleyenler kahkahalarını tutamıyorlardı. BİZ KİMİZ? Moore'un Lansing ziyareti Amerika çapında mart ayından bu yana gezmekte olan bir serginin ziyareti ile aynı güne denk geldi. "Eyes Wide OpenAçın Gözlerinizi", Irak savaşının başladığı 19 Mart 2003'ten bu yana ölen her Amerikalı askerin bir çift botla sembolize edildiği bir sergi. Gün boyu valilik binası önünde y er alan sergi sırasında savaşta hayatmı kaybeden Iraldıların isimleri de teker teker (!) okundu. Sergiyi ziyarete gelen savaşta hayatlarını kaybetmiş Michiganlı askerlerin aileleri savaş karşıtları ve II. Dünya Savaşı gazisi 82 yaşındaki bir Michiganlı tarafından teselli edilmeye çalışıldı. Sergi savaşın anlamsızlığını ne derece gösterdi bilemeyeceğiz, ama Michael Moore'un bunu çok etkili bir biçimde ortaya koyduğu kesin. Konuşmasının yaklaşık ilk bir buçuk saatlik kısmında seyirciyi coşturan Moore, en büyük etkiyi savaşın başlamasından iki hafta önce Bağdat'ta çekilmiş bir filmle yaptı. Bize çok tanıdık, Amerikalılar için bir o kadar yabancı Iraklı yüzler sırayla ekrandan geçerken, salonu dolduran çoğu üniversite öğrencisi belki de ilk defa o suratlara bakıp o hayatları düşünüyorlardı. "Öldürdüklerimizin suratlarını görmeni Dünyanın bütün boşvermişleri, birleşin! ABD'li film yapımcısı Michael Moore kasım ayındaki seçimlerde oy vermeyi düşünmeyen Amerikalılan hedef alan bir kampanya başlattı. Kampanyanın adı "Dünyanın bütün boşvermişleri, birleşin!". Bu, Moore'un 20 eyalette 60 kenti kapsayacak bir seçim gezisine çıkmadan önce Amerikalılar'a yazdığı mektubun da başlığı... Mektupta "Semirtilmiş, aldatılmış ve Nader tarafından zayıflatılmış Amerikalılan" 2 Kasım günü yanm saatliğine evden çıkarak seçim pusulasındaki bir kutuya x işareti koymaları için ikna etmeye çalışacağını yazdı. Bu yolla Amerika'nın ve dünyanm kurtulacağı savunan Moore, "Bütün işçilerin üretim araçlarının kontrolünü ele alacağı bir kurtuluştan söz etmiyorum. Sanırım bunun için daha birkaç yıl gerekecek" dedi. Gezisini "Boşvermişlerin ayaklandınlması turu" olarak adlandıran Moore, mektubunda gelecek ay yapacak daha iyi bir iş bulamadığından boş vermiş seçmeni oy kullanmaya ikna etmek için durumu kritik olan eyaletleri ziyaret edeceğini yazdı. Moore, gittiği yerlerde, 2 Kasım'da oy kullanmayı kabul edecek olanlara; çamaşırlarını yıkama, evlerini temizleme ve bir yıllık bira fıstıklannı karşılama vaadinde bulundu. Boş vermişlere, "Oyunuz çok şeyi değiştirebilir, gücünüzü fark etmelisiniz" diye seslenen Moore, bunun bir uzaktan kumanda aleti kul lanmaktan daha "sakinleştirici" olduğunu belirtti. zi istedim" diyordu Moore. Bu görüntüler geçerken sessizliğe gömülen ve birden omuzları çöken bu insanlann yüz ifadelerine baktığunızda: "Biz ne yaptık? Bunu nasıl yapabildik?" diyorlardı ve Moore soruyordu, "Biz kimiz ki? Onlar için iyi olanı büdiğimizi nasıl iddia edebiliyoruz? Amerika, demokrasi götürdüğünü sandığı ülkelete neler yapıyor, bunlan ne adına yapıyor?" Salondaki kalabalık "Petrol!" diye bağırıyördu. Irak'a gittikten sonra fikirleri değişmig askerlerden aldığı mektupları da okuyan Moore, genç seçmenleri Bush'un bir kez daha seçilmesi halinde askere alınabileceklerikonusunda uyarıyordu: "Demokrasi adına başka ülkelere yardım edebilirsiniz, ama demokrasi adına gidip bir ülkeye bomba yağjdıramazsınız!" Peki Bush'a karşı kampanyalar düzenleyen ve milyonlarca insanı etkileyebilen bu adam nasıl olüyor da susturulmuyor? Moorq belki de Amerikan halkının koplumsal vicdanı, Amerikataın dünyaya verdiği zararın farkında olanların kendini rahatlatma yolu. Anlat^ıkları bizim için yeni değjl. Ama Amerikan halkı için gerçeğe yaklaşmanın,, gözlerini açıp dünyiya farklı bir gözle baktnanın bir yolu, en azından şimdilik.»
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle