29 Eylül 2026 Salı Türkçe Subscribe Login

Catalog

MUSTAFA ZİYALAN’DAN ‘Antakya Mon Amour’ Pencerelerden sarkanlar, tünellerden geçmeye çalış- Mustafa Ziyalan’ın fo- GÜLTEKİN EMRE malar, oyun olsa diye düşünülen ama oynanacak bir şe- toğrafları konuşuyor. Şair yin olmadığı istekler... bu konuşmaları dizelerine DEPREMİN ACILARI... Elbette, gün gelir, günü gelir “Yaşam git gide bir/ uy- geçirmiş, imgeleri kucak- 2014 Antakya’sında 9 yıl sonra, yani 2023’te olup bi- kuya dönüşür” dönüşebilirse. Uyan uyanabilirsen! lıyor. Kapılar, pencere- tenlerin acılı fotoğrafları ve o fotoğraflara eşlik eden Elbette fotoğraflara da yansır kentin, köprülerin, ırma- ler kapalı mı açık mı belli farklı şiirler, dizeler... Unutulmaz anıları unutturmaya ğın “gitgide kararması”. Gece köprüleri başkadır, kur- değil. Duvarlar yıkılmış. çalışan depremin yarattığı dehşetin acı fotoğraflarına eş- durduğu düşler de ışıkları da gelip geçenleri de... Ağaçlar sökülmüş, dallar lik eden imgeler... Düşlerine sımsıkı sarılmış insanlardan oluşan köprüle- kırılmış. Yaşam varken Mustafa Ziyalan, Antakya Mon Amour (Sözcükler Ya- rin acı acı inlemeleri de bir başkadır. yok olmuş. yınevi) adlı kitabında; yüzü, içi, çehresi, dünyası, doğası “Köprü kentten geceye damla”yan bir imgeye dönüşü- Ölüm gelmiş buralara, taht kurmuş, salıncak kurmuş, deprem nedeniyle değişen Antakya’ya ağıt yakmış bu fo- verir şairin gözünün önünde. Yıkımların kapısına yakla- sofra kurmuş. Yaşamın ayak izleri silinip gitmiş. Türkü- toğraflarla ve şiirlerle. şılır. Kapının arkası ne acıları göğüslemiştir kim bilir! ler ağıta dönüşmüş. Asi Nehri, direncini, gücünü yitir- Farklı, yürek yakan, göz yaşartan, düşündüren acı mı Yaşananların varlığı, huzursuzluğu korkutur ister iste- miş, suspus. Gözlerini yummuş. Düşlere mi dalmış, geç- acı betimlemelerle. Depremden önce ve depremden son- mez herkesi. Gecenin bir parçasıdır ön düşler, düşünen- mişi mi sayıklıyor, belli değil. raki durumlar... Altından çok su akan ve yıkılan köprü- ler, yaşananlar. Sonra bir görüntü başka bir anlam yük- Çamur deryası sokaklar. Giysilerinden soyunmuş kent. ler... Hele o yapılar, bozulan düzenler... Giderilemeyen ler göze, yüreğe, güne: “İki karanlık pencerenin arasın- Kafası, kolu, bacağı, kaburgaları kırılmış; kalbi yaralı bir kaygılar, hiç tükenmeyen acıların gözyaşları... da iki çocuğun bayrağı./ Üstünde kurumuş ya da kurudu kent Antakya. Mustafa Ziyalan depremin iç yüzünü fo- “Kent ancak soyut, odak dışı; odak ötesi,/ kent ancak kuruyacak bir güneş.” toğraflarına ve dizelerine ağdırmış. düşlerimde”... Hele o gerçekleşmeyen ama umut bağla- Dapdaracıktır gökyüzünün o engin yüreği. Yakında nan düşler, gündemden hiç düşmeyen düşünceler... Çare- TÜRKÇE VE İNGİLİZCE İKİ DİLDE ŞİİRLER hiç ağaç yoktur durumunu gözler önüne seren, uzaklar- sizlik, yıkılmışlık, geleceksizlik kaygıları, günlük yaşa- Bir de şiirlerin İngilizceleri de var, dünya deprem ger- da vardır ne varsa. mın acılara boğulması... çeğini öğrensin diye yazılan. Her şey sarkmıştır aşağıya, aşağılara: “Taş, toprak, Mustafa Ziyalan şunları da dile getiriyor yanık yüreği- beton.” Işık ise kıyıları yalayıp duruyordur tat duygusu- BELGELER VE FOTOĞRAFLARLA ANTAKYA! nin olanca sesiyle “mon Amour” dediği ve kendi çektiği nu yitirmiş bir halde. İçinde dışında ne var ne yoksa yansıtabilen, tükenmiş, kentin fotoğraflarını bizimle paylaşırken: yıpranmış, üzüntülere boğulmuş, acılarına hiç mi hiç alı- YIKIMIN SURETİ... DEPREMİN İÇ YÜZÜ... “Antakya/ artık öncelikle geçmişe, düşlerime ilişkin. Kal- şamamış ama yaşanmak zorunda kalınan Antakya; ken- Bu bir öyküdür, yaşanmış, yaşatılmış, ortalığa saçıl- dığım yerde/ seçerek, yeğleyerek kaldığıma inanabilmek tin yeni haline alışma ve onu onarma çabalarının henüz mış: doğanın kıvrandırdığı, insanlığın yanıp yakıldığı. isterdim./ Antakya öyleydi, seçerek, yeğleyerek yaşayabi- görülmediği belgeler, yani fotoğraflar! Düzelir mi? Neden olmasın! leceğim bir/ yerdi gibi geliyor bana. Artık olmayan.” n O fotoğraflardan yansıyan çığlıklar, hıçkırıklar, din- Ama gel de acıları temize çek. Gel de gözyaşlarını ge- meyen gözyaşları... Kentin fotoğrafına yerleşen ve kolay Antakya Mon Amour / Mustafa Ziyalan / ri al. Çığlıkları kahkahaya çevir. Sevgiyi gözyaşlarına tu- kolay unutulmayacak olan hüzün, üzüntü... tuna tutuna yaşa! Sözcükler Yayınevi / 96 s. / 2026. Borges’le Yarım Asır sı, her şiiri zorluğun ve acının tanınmasını / Mario Vargas Llosa içeren dönüştürücü bir bilinç eylemi haline / Çev. Süleyman getirmesidir. Vallejo’nun Kara Haberciler’i, Doğru / Can Yay. / Octavio Paz’ın deyişiyle “mucizeleri ve va- 96 s. hiyleri olan bir varlığın” evrensel kalıtından kitap olarak dilimize aktarılmış geniş bir Borges’le Yarım seçki: Neruda’ya göre; “Olağanüstü güce Asır, Nobel Ödüllü sahip, görkemli bir şiir!”. Perulu usta Mario VİTRİNDEKİLER Vargas Llosa’nın, Karşıt Fikirlerden bir diğer usta Jorge Korkmak: Luis Borges’le yarım hale getirmek istemesi ve Birleşik Kara Haberciler - Allodoksafobi yüzyılı aşan edebiyat, okurluk ve dostluk Seçilmiş Şiirler / Eyaletler’dekiler başta olmak üzere - Haklı Olma maceralarının izlerini taşıyor. Denemeler, César Vallejo / Çev. bizzat yaşadığı bin bir musibet, ona İhtiyacından Açık söyleşiler ve anılar eşliğinde Borges’in Selahattin Yıldırım, öfkelenmesi hiç olmazsa midesinin Fikirliliğe / Lammert edebiyatı, düşünce tarzı, alışkanlıkları Emirhan Oğuz / yanması için gereken asgari ‘fizyolojik’ Kamphuis / Çev. ve dünyaya bakış açısı samimiyetle Ayrıntı Yay. / 320 s. gerekçeleri sunsa da öfkesinin menzili, Gül Özlen / Say aktarılıyor. Kaplanlardan labirentlere, önünde oturup balmumunun eriyişini Yay. / 128 s. Peru’da, sömürge yok- siyasi tartışmalardan edebiyatın keskin izlediği sobasından çıkan küllerin sulluğunun tüm izlerini Neden farklı bir görüş- sınırlarına dek uzanan sayfalar, hem döküldüğü sokağa kadar ulaşmamıştır.” taşıyan bir dağ köyünde le karşılaştığımız an- Arjantinli yazar Borges’in hem de Kitaptan... 17. yüzyıl filozoflarından doğan, 20. yüzyıl mo- da savunmaya geçeriz? Neden karşıt fikir- okuyucuların zihinlerinde açılan yolları René Descartes’ı “Düşünüyorum, dernizminin öncü şair- ler yalnızca düşüncelerimizi değil, kimliği- ve labirentleri ortaya koyuyor. öyleyse varım” sözüyle ve felsefesinde lerinden César Vallejo mizi de tehdit ediyormuş gibi gelir? İnsan Kartezyen Prens: şüphenin önemli bir yer tutmasıyla (1892 / 1938), Kızılderili sözel mirasını, Av- zihni belirsizlikten hoşlanmaz; tutarlılık, ai- Descartes ve Siyaset biliyoruz. Peki onu düşünsel patikasında rupa yazınsal geleneklerini ve Peru mes- diyet ve haklı olma duygusu güven ve- / Utku Özmakas / takip ederek siyaset felsefesi tizo kültürünün birikimlerini tümüyle ken- rir. Oysa tam da bu ihtiyaç, bizi farklı ba- İletişim Yay. / 119 s. alanında nasıl konumlandırabiliriz / dine özgü bir şiir dilinde yeniden yapılan- kış açılarına ve keşfedilmeyi bekleyen ye- konumlandırabilir miyiz? Utku Özmakas, “Nihayetinde dırmıştır. Gerçeküstücülüğün yazınsal or- ni olasılıklara kapatır. “Allodoksafobi”, ya- Kartezyen Prens: Descartes ve tamları sarstığı yıllarda yerleşik dilbilim- kuşkulanmak, ni karşıt fikirlerden duyulan korku, bizi ço- Siyaset’te, Ulus Baker’in Descartes’ta sel kuralların sınırlarını aşarak somut, çar- Descartes’ın icadı ğu zaman grinin hiçbir tonunun olmadığı, işitilemeyen bir tını, okunamayan bir pık, dili şiddetiyle bozan bir sözdizimi ge- değildi; keza siyah-beyaz bir dünyaya hapseder. Filo- nota olabileceği “şüphesinden” el öfkelenmek de. Ne liştirmiştir. Biçime de yansıyan “alışılmadık zof Lammert Kamphuis, Karşıt Fikirlerden alıyor. Descartes felsefesinin önemli var ki ilkini sistematik gürültü” Vallejo şiirini saldırgan ve “güzel Korkmak: Allodoksafobi adlı incelemesin- uğraklarını kat ediyor, Prenses hale getirmeyi olmayan” bir düzeye taşımış, birçok say- de, refleksin hem psikolojik hem felsefi Elizabeth’le mektuplaşmalarından gın eleştirmenin işaret ettiği “benzeri başardıysa da ikincisinde başarısız köklerini araştırıyor. Bu kutuplaşma çağın- adalet anlayışına, ahlak kavrayışına, görülmemiş, ham bir dil”i ortaya çıkarmış- olduğunu veyahut en azından da birbirimizin sesini nasıl duyabileceğimi- mimarlığına, matematiğine uzanıyor. öfkesinin alazının otokratik yönetimlere tır. Varoluşun doğasında içerili hazin hayal zi sorguluyor. Zihinsel katılıktan özgürleş- uzanmadığını söyleyebiliriz. Aklın ‘doğal Okuru, Descartes’ın siyasal öğretisi ile kırıklığını ve insanlık durumunun umutla menin yalnızca düşünme biçimimizi değil, ışığı’nı karanlığa bulayan bir savaş, epistemolojisi arasındaki gerilime ilişkin umutsuzluk arasında salınan karmaşasını dünyayla kurduğumuz ilişkiyi de nasıl de- prenslerin adaleti sözlerinden ibaret öğretici bir tartışmaya davet ediyor. ifade eden bu eşsiz dilin en büyük başarı- ğiştirebileceğini gösteriyor. 12 17 Eylül 2026
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear