Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
YİĞİT AYDIN’DAN ‘BAŞ BELALARI VE BAŞYAPITLARI’
Başyapıtların bedeli!
tada gece morglara sızacak kadar ileri giden bu tutku, Kahlo’da ise be-
DUYGU AYDEMİR
sanatçının fırçasını neredeyse bir bilim insanının defte- den hem acının hem
rine dönüştürüyor. kimliğin sahnesi ha-
BAŞYAPITLARIN
line geliyor. “Oto-
ARDINDAKİ FIRTINALI SÜREÇLER... PICASSO’DAN VAHŞETİN SANATSAL
büs”, farklı toplum-
Dahiler neden hep birer baş belasıydı? Bir sanatçının
İFADESİ: ‘GUERNICA’…
sal sınıflardan insan-
fırçası, çoğu zaman kendi çağının gürültüsünü de taşır.
Aynı sabır, siyah-beyaz bir kâbus gibi bambaşka bir
ları aynı bank üze-
Atölyede alınan her karar; yaşanan bir savaşın, kırık bir
şiddetle patlıyor Picasso’nun elinde:
rinde eşit biçimde
aşkın ya da bastırılmış bir öfkenin izini üzerinde saklar.
1937’de bombalar “Guernica”yı küle çevirirken
resmederek dönemin
Yiğit Aydın, Kronik Kitap tarafından yayımlanan ve
kadınların çığlığı, parçalanmış bedenler ve dehşete
komünist ideolojik
sanat tarihinin en büyük isimlerini biyografilerinin öte-
kapılmış bir at, tuval üzerinde savaş karşıtı bir
iklimini sahneye ta-
sine taşıdığı Baş Belaları ve Başyapıtları adlı çalışma-
haykırışa dönüşüyor.
şırken “Frida ve Di-
sında bunun izini sürüyor: Goya ise aynı vahşete farklı bir açıdan bakıyor: 3
ego Rivera” portresinde ayakları yere sağlam basan
Sanat tarihinin on önemli ismini yaşamları ile yapıt- Mayıs 1808’de infaz mangasının önünde diz çökmüş
Diego’nun karşısında ayak uçlarında duran Frida’nın
ları arasındaki gerilim ekseninde ele alarak başyapıtla- kurbanı kolları açık, avuçları yukarı dönük -İsa’ya ses-
bedeni, evlilik içindeki konumunu simgeselleştiriyor.
rın ardındaki fırtınalı süreçlere, her sayfada yeni bir in- siz bir gönderme- tasvir ediyor. Ölüm, burada tarihsel
“Elbisem Orada Asılı”da ise New York’un gökde-
san hikâyesine ortak olmaya davet ediyor.
bir kayıttan çok dini bir sahneye evriliyor.
lenleri arasına sıkışmış boş bir elbise, sanatçının bir
Kitabın başlığındaki “baş belaları” ifadesi rastgele
Kişisel çöküşler de kitapta aynı yoğunlukla yer bu-
şehre ait olamama duygusunu neredeyse dokunulur bir
seçilmiş bir söz oyunu değil. Aydın, sanatçıları öfke-
luyor. Rembrandt’ın “Gece Nöbeti”, sipariş veren tüc-
yalnızlığa dönüştürüyor.
leri, tutkuları ve zaafları yapıtlarına sızan, çoğu zaman
carların hayalindeki sakin, düzenli grup portresini al-
Bu örnekler kitabın, yapıtları dönemin belgeleri ol-
kendileriyle de kavga eden figürler olarak resmediyor.
tüst ediyor; ressam onun yerine gölgelerle oynayan,
manın yanı sıra sanatçının o anki ruh haliyle kurduğu
hareketli bir kompozisyon çiziyor.
doğrudan bağın izi olarak okuduğunu gösteriyor.
DA VINCI’DEN KAHLO’YA ÇAĞININ
Bu cüretkâr tercih önce müşteri öfkesine yol açıyor,
Onları biçimsel özelliklerinden çok onları ortaya çıka-
HEM TANIĞI HEM KURBANI SANATÇILAR...
sonra da ressamın maddi çöküşünü başlatıyor; koleksi-
ran zihinsel ve toplumsal arka plan görünür kılınıyor; böy-
Da Vinci’nin yarım kalan projeleri, Rembrandt’ın
yonuna döktüğü paralar ve toplumsal dışlanma, onu tek
lece taşıdıkları kültürel bellekle de anlam kazanıyorlar.
müşterisiyle bozuşması, Van Gogh’un dostluğun sınır-
odalı bir eve, oradan da unutulmuş bir ölüme sürüklüyor.
larını zorlayan tutkusu ya da Kahlo’nun kendi bede-
AKICI VE CANLI BİR METİN
niyle giriştiği mücadele, hep bu “baş belası” olma ha- BİLİM İLE SANATIN KESİŞİMİNDE, ÇÖKÜŞ
Yiğit Aydın, Baş Belaları ve Başyapıtları’nda, akade-
linin farklı yüzleri olarak beliriyor. Başlık, böylece ki-
İLE YARATICILIĞIN BELALI HATTINDA!
mik terminolojiyi yoğun biçimde kullanmak yerine akıcı
tabın sanatçıya bakışının özeti haline geliyor.
Yine Rembrandt’ın “Dr. Nicolaes Tulp’un Anato-
ve geniş okur kitlesine seslenen bir anlatım benimsiyor.
Leonardo Da Vinci’den Frida Kahlo’ya uzanan mi Dersi”nde ise kadavra üzerine düşen ışık, izleyici-
Sanatçıların yaşamlarından seçilen çarpıcı kesitler,
seçkide, her bölümde bir ressamın yaşamöyküsü- nin gözünü tam da otopsinin merkezine çekiyor; bilim
zengin görsellerle desteklenen kurgu ve bölümlerin sa-
nü, üretimini biçimlendiren toplumsal koşullar, tarih- ile sanatın, ölüm ile merakın aynı tuvalde buluştuğu
nat tarihi, psikoloji, felsefe ve siyasal tarih arasındaki
sel gelişmeler ve kişisel deneyimlerle iç içe örüyor. bu sahne, sanatçının toplumsal onay ve kendi vizyonu
bağlantılarla dengeli ilerleyişi ritmi canlı tutuyor.
Rönesans’ın düşünsel ikliminden modern dönemin kı- arasında nasıl gidip geldiğini gösteriyor.
Okur bir yandan arihsel bir dönemi öğrenirken bir
rılmalarına uzanan bu yolculukta her sanatçı, kendi ça- Van Gogh’un hikâyesi ise bambaşka bir uçtan geliyor.
yandan da neredeyse bir roman kahramanının peşinden
ğının hem tanığı hem kurbanı olarak beliriyor. Kuzeni Kee’ye duyduğu karşılıksız tutku, “Hayır, asla,
gider gibi ilerliyor.
Bu macera, kitabın sayfalarında tek tek sahnelere
hiçbir zaman” yanıtıyla karşılıksız kalıyor. Bu reddedi- Zaman zaman günümüz sanat ortamına da kısa gön-
bürünüyor: Da Vinci’nin “Mona Lisa”sı iyi bir başlan-
liş, ressamı yıllar sürecek bir huzursuzluğa sürüklüyor. dermelerde bulunuluyor.
gıç noktası! Tablonun en gizemli unsuru sayılan o ün- “Arles”ta Gauguin’le paylaştığı dostluk da benzer Özellikle yapay zekâ, dijital üretim biçimleri ve sa-
lü gülüş, popüler kültürde çözülmemiş bir bilmece gibi bir gerilimle ilerliyor: İki ressam arasındaki sanat tar- nat piyasasına ilişkin değerlendirmeler, tarihsel anla-
anlatılırken kitap perdeyi aralıyor. tışmaları giderek büyüyor, bir gece kulağını kesmesiy- tıyla bugünü aynı çizgide buluşturuyor; geçmiş ile bu-
Sanatçının kadavralar üzerinde yıllara varan göz- le sonuçlanıyor. gün arasında düşünsel bir köprü kuruyor.
lemleri, dudak kaslarının en ince kıvrımını bile not dü- Ama tam bu kırılmanın ardından kendi isteğiyle yat- Sonuç olarak Baş Belaları ve Başyapıtları, onları
şen bir merakın ürünü. Gizem değil, yılların biriktirdi- tığı Saint-Rémy Akıl Hastanesi’nde resmin onu ayakta ortaya çıkaran tarihsel koşulların, düşünsel arka
ği bir ustalık söz konusu. tuttuğunu keşfediyor ve yaşamının en üretken dönem- planının ve yaşam deneyimlerinin aynı anlatının
Aynı meraklı bakış, “Vitruvius Adamı”nda matema- lerinden birine adım atıyor. Kitap, bu döngüyü sanatçı- ayrılmaz parçaları olarak bütünlendiği, her başyapıtın
tiğe, otopsi masalarında ise anatomiye taşınıyor. nın çöküşü ile yaratıcılığı arasındaki ince çizgiyi gös- arkasında, onu var eden nasıl bir “baş belası”nın
olduğunu ortaya koyan özgün bir inceleme.
Kilisenin izin verdiği kadavraların yetmediği nok- teren bir örnek olarak sunuyor.
n
BURCU YILMAZ’DAN ARTHUR’UN ÖLÜMÜ’
Ölümden yaşama akan şiir…
dan. Bir çığlık, bir çığlık attı Joe.” karşılıyor okuru.
FİGEN ŞENTÜRK
Kitapla aynı adı taşıyan ikinci bölüm “Arthur’un Ölümü” ise İşte iki şiir: “Öldüğü-
masalsı bir dille kurulan, bambaşka bir atmosfer yaratıp iç dün- müzde Nereye Gideriz”
rthur’un Ölümü (Everest); şair, yazar, çevirmen, editör
yamızda yepyeni bir katmanın kapısını açıyor: (“Ben öldüğümde yan
ve illüstratör Burcu Yılmaz’ın ilk şiir kitabı.
“Kaç böcekten çıktığı belirsiz bir bağırma” ayağımızın al- odaya gideceğim/ Beni
A Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümü “Muhteşem
tındaki çıtırtıya dek duyduğumuz yeni bir atmosfer, yeni bir or- kimler sevmiş/ Orada gö-
Katil Joe”, soyutlamasıyla gerçeklik arkasındaki incecik çizgi-
receğim”); “Beni Nasıl
man bu: “Yumuşak bir uyku örtülü üzerimizde.”
de, neredeyse ip üstünde yürütüyor okuru. Joe, okudukça anım-
Öldürdüler” (“Bir geyik
Her şiirin kendi dolambaçlı ritmi, kendi şarkısı ve ipeksi dili
samaya koyulduğumuz öfkenin ve kalp kırıklıklarının grostesk
Orhan Veli’ye selam veren... vurdum/ Getirip onu sa-
ve absürt hücrelerimizden yenidoğanı adeta.
“Ben kahramandım. O hep bana baktı. Saçları kestane bir lonun ortasına koydum/
“Gezegenin en tuzlu döneminden geçtim. Çocuklarını ipe as-
kız. Dutlara sarılırdı. Gözlerini bana diker, gülüşümü okşardı. O olacak bundan böyle
mış anneler, kapı önlerinde kalmış kızlar vardı. O günlerde ya-
Bir şey derdi hep. Ben o zaman üzülürdüm. ‘Masal bitmez şö- küçük kızınız/ Şimdi beni çabucak unutunuz.”).
taktan çok az çıkardım.
valye, kahraman değişir sadece.’” Baştan sona ritmi düşmeyen, enerjisi dağılmayan, imge zen-
Bir orman içinde bunların geçeceğini kurardım. Biz kurumuş
Son bölüm “Clyde İçin Bir Masal”da, ilk dizelerden itibaren ginliğiyle donatılmış, kendini hemen ele vermeyen ama uğul-
muyduk nasıl olsa ve o nasıl da kalmıştı tuzlar altında. Önce kasnağa gerilmiş bembeyaz bir etamine harf harf işlenen ve tulu yankısı içimizde devam eden dizelerle Arthur’un Ölümü,
masal anlatanların sesi durdu, sonra herkes çıktı kovukların- yaşama akan o incecik ölüm teması daha da belirgin olarak yetkin biçemiyle Burcu Yılmaz’dan özgün bir ilk kitap.
n
10 20 Ağustos 2026

