02 Haziran 2024 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

6 19 ŞUBAT 2006 / SAYI 1039 Jerry Lee Lewis İstanbul’da... Rock’n roll’un uslanmaz çocuğu “The KillerKatil” lakaplı efsanevi piyanist Jerry Lee Lewis 6 Mart’ta İstanbul’da ilk kez konser verecek. Bir dönem “Great Balls Of Fire” ile dünyayı yerinden oynatan müzisyen için Elvis Presley, “Onun kadar iyi piyano çalabilseydim şarkı söylemeyi bırakırdım” demişti. Ali Deniz Uslu Müzik yolculuğunda önemli bir adımı 1956 yılında Memphis Sun Stüdyosuna giderek attı. Bu stüdyo Jerry Lee gibi Elvis Presley ve Johnny Cash’in de ilk durağıydı. Sun Studios desteği ile çıkan ilk parça “Whole Lotta Shakin Goin On” bir anda patladı ve kısa zamanda uluslararası başarıya ulaştı. Ardından gelen “Great Balls Of Fire” rock’n roll dünyası için bir devrim niteliğindeydi. Şarkıyı dinleyenler çığlıklar eşliğinde kendilerinden geçiyorlardı. Jerry Lee de kendi ritmine kapılıp sandalyesini tekmelerken çalmaya ayakta devam ediyordu. Bazen piyanosunun üstüne çıkıyor bazen de hiç oturmadan çalıyordu. Sahnede piyanosunu ateşe verip çığlıklar arasında “Great Balls Of Fire” söylüyordu. Tek çalımlık piyanolarını konserlerde yakmaya başlaması ise organizatörleri kara kara düşündürmeye başlamıştı. İPTAL EDİLEN KONSERLER Rock’n roll o yıllarda en parlak dönemini yaşıyordu. Bilinmeyen bir gerçek su yüzüne çıktığında ise rüzgâr, Jerry Lee için tersten esmeye başlayacaktı. 1958 yılındaki İngiltere turnesi arifesinde, 13 yaşındaki kuzeni Myra Gale Brown ile evlendiği ortaya çıktı. İngiliz basını bu malzemeyi kaçırmadı, kraliçe de dahil tüm İngiltere’de Jerry Lee’ye karşı bir tepki doğdu. Bu olaylar sonrası tatsız geçen birkaç konser sonrasında turnenin böyle devam edemeyeceği belliydi. Jerry Lee de ruhsuz seyircilerle dolu bir konserini yarım bırakıp havaalanına gitti. İngiltere’den ayrılmadan önce de etrafını saran basın ordusunun İngiliz Kraliçesinin kendisi ve evliliği hakkındaki eleştirilerine dair sorularına, “o benim k...... öpsün” diye yanıt vererek tarihe geçti. Pek de düşünmeden söylediği bu söz, müzik hayatını neredeyse bitirmesine sebep olacaktı. İngilizler üstünde unutulmayacak bir hatıra bırakan Jerry Lee, Amerikan rüyasına geri dönmüştü. Tüm bu olanlar onun için büyük bir yıkım oldu. Çünkü üstündeki baskı dönemin diğer müzisyenlerine yaramıştı. Ama pes etmedi, kısa zaman sonra rock mabedi Memphis’teki Sun Stüdyolarında kayıtlara başladı. “Class Of 55” albümünü kendisi gibi dönemin diğer efsaneleri Roy Orbison, Johnny Cash, Carl Perkins ile tamamladı. Yerinde duramayan ve beladan uzak kalamayan Jerry Lee’nin çevresindekileri korkutan davranışlar sergilemeye başlaması 1976 yılına denk düştü. Doğum gününü kutlarken silahıyla bas gitaristi Butch Owens’ı vurdu. Şans Jerry ve Butch’tan yanaydı ve Butch bu olaydan kurtulmayı başardı, ama olaylar ardı ardına geldi. Elvis’in Graceland’deki evine davet edilen Jerry Lee kapıdaki görevlilere silahını gösterip “Elvis’i öldürmeye geldim” diyerek şaka yapması ortalığı karıştırdı. Olay sonradan açıklığa kavuşsa da Jerry Lee tehlikeli bir çizgide yürüyordu. Konserlere ve çılgın partilere alkol ve uyuşturucu eşlik etti. Tüm bu yaşananlara rağmen ona olan ilgi hiçbir dönemde azalmadı. Yoğun tepkilere karşın yaptıklarını şöhret sınırları içinde meşru görenlerin sayısı hiç de az değildi. Konserlerdeki performansı ise sürekli ayakta alkışlandı. Çünkü o Jerry Lee Lewis’di. Piyanodaki hakimiyeti izleyenleri ne olursa olsun büyülüyordu. Günümüze kadar da onlarca albüm, dev turneler ve şovlarla gelmeyi başardı. Jerry Lee Lewis yirminci yüzyıla adını yazdırmış gerçek bir efsane ve şimdi yirmi birinci yüzyılın başlarında da yaşına rağmen sahnelerde fırtına gibi. Jerry Lee’nin yeni albümü “The Pilgrim” de Mart ayı ortalarında raflarda yerini alacak. Jerry Lee ismini anmak bile heyecan vericiyken; onu İstanbul’da izleyecek olmak gerçekten harika. Öyle görünüyor ki Jerry Lee ile büyüyen “J.L.L” kuşağı ve şimdiki rock’n roll tutkunları için 6 Mart gecesi unutulmaz olacak. Renklendirmeler: KADER ERGÜLER R ock’n roll ve country söz konusu olduğunda ilk akla gelenler elbette ki Elvis Presley, Jerry Lee Lewis, Johnny Cash, Bob Dylan ve Neil Young. Bu müziği dünyaya duyuran birçok efsane şu an yaşamıyor, ama biri, belki de aralarındaki en çılgını, “The KillerKatil” lakaplı Jerry Lee Lewis hayatta. Üstelik 6 Mart günü Hilton Convention Center’da İstanbul’u sallayacak. Piyanonun ele avuca sığmayan dâhisi Lewis, bugün 70 yaşında. Eskiden olduğu gibi piyanosunu yakacak ve ayakları ile piyano çalacak kadar genç değil, ama hâlâ hızlı, heyecanlı ve de coşkulu. Jerry Lee piyanodaki yeteneği ile Elvis Presley’den çok daha ünlü olabilirdi, ama olmadı, olamadı. Çünkü sözünü esirgememesi ve aşk hayatındaki seçimleri onu müzik dünyasında farklı bir yere koydu. Gençlerin uzak durması gereken bir müzisyen olarak gösterilmesine neden oldu. Yine de bu onun müzikal yükselişinin hızını kesmedi. Çünkü pi yanosunun başına geçtiğinde ona hayran kalmayan yoktu. O müzik için doğmuştu ve piyanosu onun yerine konuşuyordu. Memphis, Nashville gibi Louisiana da rock’n roll kültürünün ortaya çıkışında önemli şehirlerin başında. Jerry Lee Lewis de 1935 Louisiana doğumlu. Müzikal yeteneği ile dikkat çeken Jerry Lee fakir bir çocukluk geçirdi, ama maddi durumu hiç iyi olmayan ailesi ona borç harç bir piyano aldı. Gençlik yıllarını kilise korolarında gospel müzik ile iç içe geçirdi. Gospel müzik ile rock’n roll arasında nasıl bir bağlantı var bilemiyorum, ama bu müzik birçok rock efsanesi için başlangıç olmuştu. Bir diğer efsane Elvis de bu müzik ile büyümüştü. Jerry Lee daha ilerde dini eğitim veren Texas’taki Southwestern Bible Institute’e gitti, ama fazla barınamadı, çünkü dini şarkıların rock versiyonlarını çalmayı yeğliyordu. Bu, okul yönetiminin hiç hoşuna gitmedi ve okulla ilişkisi kesildi. İsveç’in cesur, melankolik şövalyesi Zekeriya S. Şen yrıcalıklı olma hırsı ile farklı bir şeyler yaratma çabası genellikle fiyasko ile sonuçlanır. Müzikteki gereksiz teknolojik yüklemeler, her şeyden bir şey yaratma azmi günün sonunda sarfedilen emeği kısa ömürlü yapar. Dinleyiciler artık sabit, kolay ulaşılabilir, samimi ve aynı zamanda farklı melodiler sunabilen oluşumlar aramaktadır. Asıl amaç, stüdyoların sunduğu sonsuz imkânlardan gerektiği kadar alıp, kendi öz sanatını yapabilmek. Evet, üretilen eserler belki fazla bir ticari kazanç sağlamayabilir, ancak kaliteli yapıldığı takdirde farklı bir dinleyici hatta kült takipçiler yaratabilir. 1996 yılında ilk defa karşımıza Whiskey albümü ile çıkan Jay Jay Johanson’da (asıl adı Jäje Johanson) ilk günden beri hep bunu yapmayı hedefledi ve bu amacından hiç geri adım atmadı. Müziğin kalitesine ve buna bağlı olarak ulaşılabilirliğine önem veren sanatçı, on yıldan beri az ama öz hayran kitlesi ve satış grafiği ile kendisine sağlam ve saygın bir pozisyon yarattı. Çoğu sanatçının rüyasında bile göremeyeceği bir başarı bu aslında. Jay Jay Johanson’u ilk defa dinleyen bir kulak “aman tanrım, bu ne?” diyebilir ve apar topar kaçabilir, çünkü algılama alanına ulaşan melodiler alışkın olmadığı kadar sade ve samimi. Yeniliklere açık olan dinleStüdyoların sunduğu yiciler ise ikinci dinlemede Jay Jay Johanson’u kendisine yakın hissesonsuz imkânlardan der, üçüncü dinlemede ise ona bağımlı olduğunu fark eder. Normal vokal normlarına uymayan (bazen akan, bazen yalvaran, bazen gururlu vegerektiği kadar alıp ya yürek parçalayıcı) kusursuz bir melankolik sese sahip olan sanatçı, kendi öz sanatını arka plandaki melodilerinin desteği ile kendi sade dünyasında dinleyene samimi bir tur yaptırıyor. Bir araya gelmeyecek basit cümleler ile süsyapabilmek. Bu, lenen en temel elektronikpop ve TripHop melodilerinden oluşan bir 1996’da Whiskey müzik zihniyetine sahip olan sanatçı, bu on yıl boyunca Whiskey (1996), Tatoo (1999), Poison (2000), Antenna (2003), adları altında dört stüdalbümü ile sesini yo ve Prologue: Best of the Early Years 19962002 (2004) toplama alduyuran Jay Jay bümünü çıkarttı. 35 ülkede 500 milyon üzerinde satış yapan sanatçı kült hayran kitlesi sayesinde ABD’den Fransa’ya, Kanada’dan Rusya’ya, BreJohanson’un zilya’dan Türkiye’ye kadar birçok ülkede konserler verdi. İki yıl aradan desturu. Melodileri sonra sanatçı, ülkemizde de EMI/KENT etiketiyle çıkan, Rush adını alışkın olunmadığı verdiği beşinci albümü ile hayranlarını beslemek üzere geri döndü. Stockholm’da bir kulübede ve Paris’te bir stüdyo’da kaydedilen alkadar sade ve bümün iki farklı yapımcısı var. Stockholm’de bu görevi İsveç’in en meşsamimi. Jay Jay hur yapımcısı, Jay Jay’in Whiskey, Tattoo ve Poison albümlerinden tanıdığımız Magnus Frykberg üstlenirken Paris’te Télépopmusic ve AuJohanson 24 tour de Lucie işbirlikleri ile tanıdığımız JeanPierre Ensuque üstlenmiş. Şubat’ta JeanPierre Ensuque Rush’ın dansedilebilir kısmı ile, Magnus Frykberg daha çok Jay Jay ses sentezi ile ilgilenmiş. İstanbul’da... A Değişken elektronik ses sentezleri üzerine yapılandırılan meydan okuyucu melodiler ile dinleyenleri tekrar büyülemeye hazırlanan sanatçı, yeni albümünü “Seni şu an aceleye getirmek istemiyorum / Eğer düşünmek için zamana ihtiyacın varsa / Bir yıl daha bekleyebilirim / Fakat hiçbir şeye söz veremem” sözleri ile açıyor. Dünyanın en gizemli solo sanatçılarından olan Jay Jay Johanson, zarif akor geçişleri, zengin prodüksiyon süslemeleri ve içten yakarışlar eşliğinde davet ediyor bizleri yeni albümüne. İSYANKÂR MÜZİK, DUYGUSAL SÖZLER Bir önceki albümü Antenna’da tamamen elektropop diyarlarında dolaşan sanatçı bu kez temposunu daha olgun ve sakin bir seviyeye indirmiş. Bu kesinlikle şekerleme yapılacak bir albüm olarak anlaşılmasın, tam aksine sakin bir gece yanınızda açan bir fantastik müzik çiçeği gibi. Kokladıkça size keyif veren, farklı yerlere götüren bir zaman tüneli. Bir sonraki parça The Last of the Boys to Know albümün ağır toplarından biri. “Onun hakkında fazla bir şey bilmiyorum/Benim olmasını istiyorum / Hayal ettiğim her şey onda / Ve neden olmasın” sözleri ile herkesin zamanında platonik olarak âşık olduğu döneme götürüyor. Büyümek ve yaşlandıkça birer paket gibi açılan gerçekler üzerine yazılmış bir parça. Dönem dönem dinleyeni aşırı duygusallığa sürükleyebilen albüm içerdiği kıpır kıpır parçalar ile nefes almanızı sağlıyor. Bunlardan bazıları, Daft Punk türevi olan Teachers, adeta bir disko şelalesi olan Forbidden Words ve ikinci 45’lik Because Of You. Özellikle bir enstrümantal olan Forbidden Words ve dinleyeni zevkten harap eden 100.000 Years parçaları, klavye virtüözü Erik Jansson’ın katkısı ile ayrı bir keyif. Tüm albüm boyunca müzik isyankâr, ancak sözler ezici bir biçimde duygusal. Jay Jay Johanson hiçbir zaman gerçek duygularını sahneye koymaktan çekinmedi ve bu kendine has özelliğini Rush’ta devam ettiriyor. Aynı zamanda cilveli, içten, karmaşık ve kalbi kırık olabilen sanatçı bu kişiliğini müziğine başarılı bir şekilde yansıtıyor. Müzik serüvenine Kiss ve Ozzy Osbourne hayranlığı ile başlayan ve sonra Kraftwerk, David Bowie, Zappa ve nihayetinde Chet Baker’ı hâlâ en favori sanatçısı keşfeden bir ruhtan da ancak bu beklenir? Jay Jay severler için hiç kuşkusuz en sevdikleri arasına girebilecek kapasitede olan Rush, tam bir Triphop, caz, glam rock, hippop grafitisi. 24 Şubat tarihine (Yer: Yeni melek Gösteri Merkezi / Bilet Fiyatı: Salon (Ayakta): 31 YTL / 1.Balkon: 41 YTL/2.Balkon: 26 YTL) ertelenen Jay Jay konseri mutlaka görülmesi gerekenler listenizde yer almalı. [email protected] CUMHURİYET 06 CMYK
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle