Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Gonçalo M. Tavares:
‘Benim için yazmak bir bakıma
vahşi bir at sürüşüdür!’
Gonçalo M. Tavares, sıradışı hayal gücü, yaratıcılığı ve kelimelere Elliyi aşkın yapıtı bulunan Tavares, dilimize çevrilen
bağlılığıyla çağdaş Portekiz edebiyatında belirgin bir kırılma yarattı. Kudüs ve Beyefendiler gibi kitaplarıyla Türkiye’de de
geniş bir okur kitlesine ulaştı.
José Saramago, Tavares’i yeni kuşağın en önemli temsilcilerinden
biri olarak görmüş, bir gün Nobel Edebiyat Ödülü’nü Geçtiğimiz aralık ayında yayımladığı epik romanı
kazanabileceğini dile getirmişti. O Fim Dos Estados Unidos da America ile yeniden
okur karşısına çıktı. Henüz dilimize çevrilmeyen yapıt,
Alberto Manguel ise Tavares’i, Fernando Pessoa ve Eça de
özgünlüğü ve sıradışı yapısıyla şimdiden uluslararası alanda
Queiroz gibi büyük yazarların mirasçısı ve Portekiz’in en iddialı
büyük ilgi görüyor.
yazarlarından biri olarak değerlendiriyor.
Bu söyleşide Tavares’in dilimizde yayımlanmış yapıtlarının
Nitekim geçtiğimiz mart ayında Tavares’in, dünyanın en prestijli
temel dayanaklarından ve yeni kitabının felsefesinden yola
edebiyat ödüllerinden Formentor Edebiyat Ödülü’nü kazanması
çıkarak bir yazarın hayal gücünü nasıl beslediğini ve yaratıcı
bu öngörüleri daha da güçlendirdi. Buna karşın övgülerden
okuma-yazma biçimlerini konuştuk.
etkilenmeden yoğun bir üretkenlikle çalışmayı sürdüren yazar,
ödüllerden mutluluk duyduğunu ancak asıl isteğinin sadece Onun kendine özgü dünyasıyla tanışmanın tüm okurlar için
yazmaya devam etmek olduğunu vurguluyor. heyecan verici olacağını umuyorum.
düşünüm, yapışık ikiz gibidir.
AYŞENUR TANRIVERDİ
‘ANLATIYI BİR TÜR HAYVAN,
‘ASLA HİKÂYEYİ ÖNCEDEN
KENDİMİ DE HAYVAN YARATICISI
BİLEREK YAZMAM’
OLARAK GÖRÜYORUM!’
n Yapıtlarınızda sıklıkla kötülük, hastalık,
n “Makine” kavramına özel bir ilginiz var.
ölüm gibi klasik temaları çağdaş bir zeminde
Beden, ev ya da şehir gibi kavramları birer
yeniden kuruyorsunuz.
makine olarak ele alıyorsunuz. Özellikle
Sizin için klasik yapıtlarla çağdaş sanat
“Joseph Walser’in Makinesi ve Bir Adam:
arasında nasıl bir bağ bulunuyor?
Klaus Klump”ta bu çok belirgin.
Benim için özgün olmak, kökene başka bir yol-
Bu bağlamda, anlatıyı da bir tür makine
dan geri dönmektir. “Özgün” (original) kelimesi
olarak görüyor musunuz?
köken anlamını (origin) etimolojisinde taşır. Do-
Ben anlatıyı daha çok bir tür hayvan olarak gö-
layısıyla yeni bir şey yapmak her zaman aynı za-
rüyorum. Anlatıya yaklaşacak olsam, onu bir
manda geçmişe dönmek demektir.
hayvana yaklaştırırım. Kitaplarımdan sık sık
Geçmişi bilmeden yeni bir şey yapmak müm-
“hayvan” diye söz ederim.
kün değildir. Bu bakımdan klasik ile çağdaş sanat
Yazmayı bitirdiğimde, o hayvan (kitap) tam
arasında bir bağ görüyorum.
olarak ne olduğunu bilmediğim bir forma sahip
Örneğin Marina Abramoviç, Ulay ile yer aldı-
olur. Üç bacağı vardır, dört başı vardır.
ğı bir videoda -saçlarını birbirine bağlayarak bir-
Bu yüzden onu daha çok bir yaratık olarak gö-
birlerini öptükleri sahnede- Platon’un metinlerine
rürüm. Henüz sınıflandırılmamış, henüz hayvanat
ve aşkın tek bir varlık kurduğu düşüncesine gön-
bahçesine girmemiş ama bir şekilde benim yarat-
dermede bulunur.
tığım bir varlık.
Dolayısıyla klasik olanla bir tür biçim denetimi
Kendimi bir hayvan yaratıcısı olarak
olarak, çağdaş sanatla ise icadı harekete geçiren
görüyorum, bir hayvanat bahçesi bakıcısı olarak
bir uyarım olarak ilgileniyorum.
değil. Zaten var olan bir hayvanat bahçesinin
n Metinlerinizde sanki özgürce koşan atlar
görevlisi değilim. Yeni bir zooloji yaratmayı
gibi, vahşi bir süreklilik hissi var. Okur,
Ama edebiyat söz konusu olduğunda, bu gerçekleşmedi.
umuyorum. Dolayısıyla evet, bence ben hayvanlar
sorgulamaya bile vakit bulamadan karakterlerin peşine
Edebiyat çoğu zaman 19. yüzyıla, tipik romana yakın kaldı.
yaratıyorum. Kitaplarım, hayvanlar.
takılıyor.
Bu bakımdan yapmaya çalıştığım şey biraz yıkmak ya da en
Çağdaş sanatla olan yakın bağınız sizi edebiyatın görece
‘KÖTÜLÜK MESELESİ BENİ ÇOK İLGİLENDİRİYOR’
azından edebiyatın biçimlerinin sınırlarını yoklamak.
daha muhafazakâr yapısından kurtarıp düşünce olarak
n Kudüs kitabınızdaki Theodor Busbeck karakteri, kötü-
özgürleştiriyor mu? ‘BENCE ANLATI VE DÜŞÜNCE, HİKÂYE
lüğün kökenini araştıran ve bunu bilimsel bir grafikle so-
Okurların bunu hissetmesine seviniyorum, bir tür vah- VE DÜŞÜNÜM, YAPIŞIK İKİZ GİBİDİR!’
mut bir şekilde açıklamaya çalışan bir figürdü. Soru şu:
şi süreklilik olduğunu. Evet, ben bir hayvan gibi, bir yaratık
n Romanlarınızda anlatı ile bilgi, hikâye ile düşünce
Bir insan hiçbir gerekçe olmaksızın kötü olabilir mi?
gibi yazarım; ne yaptığımı tam olarak bilmeden, karakterle-
arasında oldukça hassas bir denge var. Bu dengeyi nasıl
Evet, Kudüs romanında kötülük meselesi beni çok ilgilen-
rin nereye gittiğini pek kestirmeden.
kuruyorsunuz?
diriyor. Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek kitabımda
Asla hikâyeyi önceden bilerek yazmam. Bu neredeyse bü-
Evet, düşünsel birikimde anlatı ile bilgi arasında bir denge
da aynı şekilde.
tün yapıtlarımın ortak çıkış noktasıdır.
var. Bu gerçekten güzel bir mesele.
İnsanların iki motoru var: “İyilik motoru” ve “kötülük
Benim için yazmak bir araştırmadır ve bu araştırma bir
Bu benim için doğal gelişir. Hiçbir zaman “Şimdi düşüne-
motoru”. Bunlar çalışan iki makine. Benim yapmaya çalıştı-
bakıma vahşi bir at sürüşüdür. Yazmak, itaat etmeyen bir
ceğim, şimdi anlatacağım” diye ayırmam. Bence anlatmak
ğım şey bu motoru anlamak; hem kötülük hem iyilik moto-
atın üstünde olmaktır; öyle bir at ki bir noktadan sonra bir
aynı zamanda düşünmektir; düşünce de bir anlatı olabilir.
runun nasıl işlediğini çözmek.
şekilde bizimle karışır, bizimle özdeşleşir.
Örneğin bir düşünceyi bir başlangıç, bir gelişme ve bir son-
Kudüs örneğinde olduğu gibi kötülük motorunu. Yani bu
‘EDEBİYAT OLDUKÇA MUHAFAZAKÂR’ la kurabilirim; böylece düşüncenin içine bir anlatı yerleştirmiş motor nasıl çalışır? Kasnaklar nerededir? Hangi yakıta ihti-
olurum. Büyük filozoflar da bir bakıma anlatısaldır.
yaç duyar?
Sanat ve edebiyat söz konusu olduğunda ise evet, edebi-
Bir fikri, karakterleri çözer gibi adım adım açarlar. Örne-
Kötülük motoru, yani bizim kötülüğümüz neyle besle-
yatın oldukça muhafazakâr olduğunu söyleyebilirim.
ğin Büyülü Dağ üzerine düşündüğümüzde, edebi bir roman-
nir? Rekabetle, kıskançlıkla, açgözlülükle, korkuyla; özel-
Bütün sanatlar 20. yüzyılın başında adeta patladı. Örne-
dır ama açıkça fikirlerin gelişimi üzerine kuruludur. likle korkuyla.
ğin Marcel Duchamp’ı düşündüğümüzde, onun çağdaş sa-
Karakterleri çoğu zaman belirli fikirleri temsil eden tipik Bence kötülüğün en büyük besini, en büyük proteini kor-
nat üzerindeki etkisinin her şeyi nasıl bütünüyle altüst ettiği-
figürlerdir. Dolayısıyla onları bütünüyle farklı dünyalara
ni görürüz. Bugün sanatın yüzde 90’ının Duchamp’ın çocu- kudur. Dolayısıyla ben bunu bilimsel değil edebi bir biçim-
ğu olduğunu söyleyebilirim. yerleştirmiyorum. Bence anlatı ve düşünce, hikâye ve de incelemeye çalışıyorum.
>>
6 21 Mayıs 2026
LISBETH SALAH

