28 Mayıs 2026 Perşembe English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Gonçalo M. Tavares: ‘Benim için yazmak bir bakıma vahşi bir at sürüşüdür!’ Gonçalo M. Tavares, sıradışı hayal gücü, yaratıcılığı ve kelimelere Elliyi aşkın yapıtı bulunan Tavares, dilimize çevrilen bağlılığıyla çağdaş Portekiz edebiyatında belirgin bir kırılma yarattı. Kudüs ve Beyefendiler gibi kitaplarıyla Türkiye’de de geniş bir okur kitlesine ulaştı. José Saramago, Tavares’i yeni kuşağın en önemli temsilcilerinden biri olarak görmüş, bir gün Nobel Edebiyat Ödülü’nü Geçtiğimiz aralık ayında yayımladığı epik romanı kazanabileceğini dile getirmişti. O Fim Dos Estados Unidos da America ile yeniden okur karşısına çıktı. Henüz dilimize çevrilmeyen yapıt, Alberto Manguel ise Tavares’i, Fernando Pessoa ve Eça de özgünlüğü ve sıradışı yapısıyla şimdiden uluslararası alanda Queiroz gibi büyük yazarların mirasçısı ve Portekiz’in en iddialı büyük ilgi görüyor. yazarlarından biri olarak değerlendiriyor. Bu söyleşide Tavares’in dilimizde yayımlanmış yapıtlarının Nitekim geçtiğimiz mart ayında Tavares’in, dünyanın en prestijli temel dayanaklarından ve yeni kitabının felsefesinden yola edebiyat ödüllerinden Formentor Edebiyat Ödülü’nü kazanması çıkarak bir yazarın hayal gücünü nasıl beslediğini ve yaratıcı bu öngörüleri daha da güçlendirdi. Buna karşın övgülerden okuma-yazma biçimlerini konuştuk. etkilenmeden yoğun bir üretkenlikle çalışmayı sürdüren yazar, ödüllerden mutluluk duyduğunu ancak asıl isteğinin sadece Onun kendine özgü dünyasıyla tanışmanın tüm okurlar için yazmaya devam etmek olduğunu vurguluyor. heyecan verici olacağını umuyorum. düşünüm, yapışık ikiz gibidir. AYŞENUR TANRIVERDİ ‘ANLATIYI BİR TÜR HAYVAN, ‘ASLA HİKÂYEYİ ÖNCEDEN KENDİMİ DE HAYVAN YARATICISI BİLEREK YAZMAM’ OLARAK GÖRÜYORUM!’ n Yapıtlarınızda sıklıkla kötülük, hastalık, n “Makine” kavramına özel bir ilginiz var. ölüm gibi klasik temaları çağdaş bir zeminde Beden, ev ya da şehir gibi kavramları birer yeniden kuruyorsunuz. makine olarak ele alıyorsunuz. Özellikle Sizin için klasik yapıtlarla çağdaş sanat “Joseph Walser’in Makinesi ve Bir Adam: arasında nasıl bir bağ bulunuyor? Klaus Klump”ta bu çok belirgin. Benim için özgün olmak, kökene başka bir yol- Bu bağlamda, anlatıyı da bir tür makine dan geri dönmektir. “Özgün” (original) kelimesi olarak görüyor musunuz? köken anlamını (origin) etimolojisinde taşır. Do- Ben anlatıyı daha çok bir tür hayvan olarak gö- layısıyla yeni bir şey yapmak her zaman aynı za- rüyorum. Anlatıya yaklaşacak olsam, onu bir manda geçmişe dönmek demektir. hayvana yaklaştırırım. Kitaplarımdan sık sık Geçmişi bilmeden yeni bir şey yapmak müm- “hayvan” diye söz ederim. kün değildir. Bu bakımdan klasik ile çağdaş sanat Yazmayı bitirdiğimde, o hayvan (kitap) tam arasında bir bağ görüyorum. olarak ne olduğunu bilmediğim bir forma sahip Örneğin Marina Abramoviç, Ulay ile yer aldı- olur. Üç bacağı vardır, dört başı vardır. ğı bir videoda -saçlarını birbirine bağlayarak bir- Bu yüzden onu daha çok bir yaratık olarak gö- birlerini öptükleri sahnede- Platon’un metinlerine rürüm. Henüz sınıflandırılmamış, henüz hayvanat ve aşkın tek bir varlık kurduğu düşüncesine gön- bahçesine girmemiş ama bir şekilde benim yarat- dermede bulunur. tığım bir varlık. Dolayısıyla klasik olanla bir tür biçim denetimi Kendimi bir hayvan yaratıcısı olarak olarak, çağdaş sanatla ise icadı harekete geçiren görüyorum, bir hayvanat bahçesi bakıcısı olarak bir uyarım olarak ilgileniyorum. değil. Zaten var olan bir hayvanat bahçesinin n Metinlerinizde sanki özgürce koşan atlar görevlisi değilim. Yeni bir zooloji yaratmayı gibi, vahşi bir süreklilik hissi var. Okur, Ama edebiyat söz konusu olduğunda, bu gerçekleşmedi. umuyorum. Dolayısıyla evet, bence ben hayvanlar sorgulamaya bile vakit bulamadan karakterlerin peşine Edebiyat çoğu zaman 19. yüzyıla, tipik romana yakın kaldı. yaratıyorum. Kitaplarım, hayvanlar. takılıyor. Bu bakımdan yapmaya çalıştığım şey biraz yıkmak ya da en Çağdaş sanatla olan yakın bağınız sizi edebiyatın görece ‘KÖTÜLÜK MESELESİ BENİ ÇOK İLGİLENDİRİYOR’ azından edebiyatın biçimlerinin sınırlarını yoklamak. daha muhafazakâr yapısından kurtarıp düşünce olarak n Kudüs kitabınızdaki Theodor Busbeck karakteri, kötü- özgürleştiriyor mu? ‘BENCE ANLATI VE DÜŞÜNCE, HİKÂYE lüğün kökenini araştıran ve bunu bilimsel bir grafikle so- Okurların bunu hissetmesine seviniyorum, bir tür vah- VE DÜŞÜNÜM, YAPIŞIK İKİZ GİBİDİR!’ mut bir şekilde açıklamaya çalışan bir figürdü. Soru şu: şi süreklilik olduğunu. Evet, ben bir hayvan gibi, bir yaratık n Romanlarınızda anlatı ile bilgi, hikâye ile düşünce Bir insan hiçbir gerekçe olmaksızın kötü olabilir mi? gibi yazarım; ne yaptığımı tam olarak bilmeden, karakterle- arasında oldukça hassas bir denge var. Bu dengeyi nasıl Evet, Kudüs romanında kötülük meselesi beni çok ilgilen- rin nereye gittiğini pek kestirmeden. kuruyorsunuz? diriyor. Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek kitabımda Asla hikâyeyi önceden bilerek yazmam. Bu neredeyse bü- Evet, düşünsel birikimde anlatı ile bilgi arasında bir denge da aynı şekilde. tün yapıtlarımın ortak çıkış noktasıdır. var. Bu gerçekten güzel bir mesele. İnsanların iki motoru var: “İyilik motoru” ve “kötülük Benim için yazmak bir araştırmadır ve bu araştırma bir Bu benim için doğal gelişir. Hiçbir zaman “Şimdi düşüne- motoru”. Bunlar çalışan iki makine. Benim yapmaya çalıştı- bakıma vahşi bir at sürüşüdür. Yazmak, itaat etmeyen bir ceğim, şimdi anlatacağım” diye ayırmam. Bence anlatmak ğım şey bu motoru anlamak; hem kötülük hem iyilik moto- atın üstünde olmaktır; öyle bir at ki bir noktadan sonra bir aynı zamanda düşünmektir; düşünce de bir anlatı olabilir. runun nasıl işlediğini çözmek. şekilde bizimle karışır, bizimle özdeşleşir. Örneğin bir düşünceyi bir başlangıç, bir gelişme ve bir son- Kudüs örneğinde olduğu gibi kötülük motorunu. Yani bu ‘EDEBİYAT OLDUKÇA MUHAFAZAKÂR’ la kurabilirim; böylece düşüncenin içine bir anlatı yerleştirmiş motor nasıl çalışır? Kasnaklar nerededir? Hangi yakıta ihti- olurum. Büyük filozoflar da bir bakıma anlatısaldır. yaç duyar? Sanat ve edebiyat söz konusu olduğunda ise evet, edebi- Bir fikri, karakterleri çözer gibi adım adım açarlar. Örne- Kötülük motoru, yani bizim kötülüğümüz neyle besle- yatın oldukça muhafazakâr olduğunu söyleyebilirim. ğin Büyülü Dağ üzerine düşündüğümüzde, edebi bir roman- nir? Rekabetle, kıskançlıkla, açgözlülükle, korkuyla; özel- Bütün sanatlar 20. yüzyılın başında adeta patladı. Örne- dır ama açıkça fikirlerin gelişimi üzerine kuruludur. likle korkuyla. ğin Marcel Duchamp’ı düşündüğümüzde, onun çağdaş sa- Karakterleri çoğu zaman belirli fikirleri temsil eden tipik Bence kötülüğün en büyük besini, en büyük proteini kor- nat üzerindeki etkisinin her şeyi nasıl bütünüyle altüst ettiği- figürlerdir. Dolayısıyla onları bütünüyle farklı dünyalara ni görürüz. Bugün sanatın yüzde 90’ının Duchamp’ın çocu- kudur. Dolayısıyla ben bunu bilimsel değil edebi bir biçim- ğu olduğunu söyleyebilirim. yerleştirmiyorum. Bence anlatı ve düşünce, hikâye ve de incelemeye çalışıyorum. >> 6 21 Mayıs 2026 LISBETH SALAH
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle