Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
( )
SIMONE WEIL 3 ŞUBAT 1909 / 24 AĞUSTOS 1943 VE ‘KÖKLER’
Adil bir toplum nasıl kurulur?
FERDA FİDAN
BİR ÇEŞİT ANAYASA TASLAĞI,
SİYASAL VE FELSEFİ BİR MANİFESTO:
‘KÖKLER’ VE DİRENİŞÇİ YAZARI...
Albert Camus’nün “çağımızın tek büyük ruhu”
diye selamladığı Simone Weil (3 Şubat 1909 /
24 Ağustos 1943), fabrikada ve tarım sektöründe
işçilik yapmış, İspanya Savaşı’na gönüllü olarak
katılmış, totaliter rejimleri birçok aydından
önce eleştirmiş, devrimci ve ilerici çevrelerle her
zaman yakın ilişkiler içinde bulunmuş militan
karakterli bir filozoftur.
1942 yılının mayıs ayında, Fransa’nın Naziler
tarafindan işgali sonrası, Yahudi asıllı olduğu
için ailesiyle birlikte sığındığı New York’ta içi
içine sığmaz. Ne pahasına olursa olsun Londra’ya
olan insanın insana karşı
gitmeli, Nazizme karşı General De Gaulle’ün
olan görevleridir.
yönettiği Direniş örgütüne katılarak kendi çapında
Yani aslında hak adını
faydalı olmaya gayret etmelidir.
verdiğimiz kazançlar diğer
Aynı yılın kasım ayında Londra’ya ulaşarak
insanların bize karşı olan
Fransız Direniş Konseyi’ne katılır.
görevlerinden oluşur.
Ne var ki daha otuz iki yaşında olmasına karşın
zayıf bünyesi epey yıpranmıs olduğundan artık MANEVİ VE EKOLOJİK
savaşacak hatta hayal ettiği gibi cephede hemşirelik
BOYUTUYLA
yapacak enerjisi bile kalmamıştır.
YÜKÜMLÜLÜK VE HAK!
Bunu gören direnişçiler ona en iyi yaptığı işi
Görev yerine yükümlülük
yaparak örgüte kalemiyle katılmasını, savaştan
sözcüğünü kullanması da
sonra yeniden yapılanacak bir Fransa için
anlamlıdır.
entelektüel bir temel metin, yani bir çeşit anayasa
Görev somut dünyaya
taslağı yazmasını önerirler.
ait, yasalar ya da kurallarla
Ancak kimse sadece dokuz ay ömrü kaldığının
ilişkili bir kavram olarak algılanırken Simone sıralamak ve tanımlamak gereklidir. Marksist
farkında değildir. Simone Weil hemen işe koyularak
Weil’in gözünde yükümlülük kelimesinin, yasalarla bir formasyondan geçmiş olmasına karşın, Weil
erken ölümü yüzünden yarım kalacak olan son
ilintisiz, çok daha derin manevi bir boyutu vardır. insan ruhunun ihtiyaçlarını, genellikle tutucu
kitabını yazmaya başlar.
Bu ahlaki yükümlülük ve hak kavramı çevrelere ait olduğu sanılan bazı fikirleri de içlerine
Sonradan L’Enracinement adı verilecek ve
arasındaki farkı yapıtının ilk satırlarından itibaren katarak düzen, özgürlük, itaat, sorumluluk, eşitlik,
dilimize Kökler adıyla çevrilecek olan bu yapıt
açıklarken yükümlülük fikrinin hak kavramına hiyerarşi, onur, ceza, fikir özgürlüğü, güvenlik,
adil bir toplumun hangi ahlaki temeller üzerine
üstün geldiğini yazar. risk, özel mülkiyet, kolektif mülkiyet ve gerçek
kurulması gerektiğini anlatan siyasal ve felsefi bir Bir insan, sonuçta bazıları kendisine karşı diye sıralar.
manifestodur. olmak üzere sadece görevleri olduğunun bilincine Bu ihtiyaçların başında şaşırtıcı bir şekilde
“düzen” bulunur.
varmalıdır. Zira “Kimsenin tanımadığı bir hak bir
SIMONE WEIL’DEN İNSANA KARŞI
şey ifade etmez”. Weil bu kavramı “kimsenin ahlaki
GÖREVLER BİLDİRGESİNE GİRİŞ!
Öyle ki Robinson Crusoe misali dünyada yükümlülüklerini ihlal etmek zorunda kalmayacağı
İki dünya savaşının darmadağın ettiği Avrupa’nın
yalnız kalacak bir insanın savunacağı ya da elde bir sosyal ilişkiler yumağı” olarak tanımlar.
manevi değerlerinden uzaklaştığını teşhis eden
etmek için mücadele edeceği bir hakkı olamaz Kimse bir kaos toplumunda yaşamak
Weil, kitabında modern insanın ahlaki görevlerini
ama buna karşın doğaya, hayvanlara ya da kendine istemeyeceğine göre, belli bir düzenin var olması
unutmasının onu köklerinden kopardığı tezi ile
karşı olan yükümlülüklerinin ortadan kalkması şarttır. Düzenin olmadığı bir toplum ayakta
ideal bir toplumun yeniden inşası için insanın
mümkün değildir. duramayacağı gibi, böyle bir toplumda insanın
yeniden “kök salması” gerektiğini savunur.
Bu da Simone Weil’in birçok aydından önce insan gibi yaşaması da düşünülemez.
Simone Weil’in gözünde totaliter rejimler
düşüncesine dahil ettiği ekolojik kaygıları da Bu Simone Weil’in gözünde o denli önemli
materyalizmin zirve yaptığı toplumda ortaya çıkar.
olduğunu gösterir. bir ihtiyaçtır ki Nazizm ya da Bolşevizm gibi
Bu yüzden savaştan sonra kurulacak uygarlığın
Savaştan sonra kurulması şart olan yeni uygarlık totaliter rejimlerin bile tam bir kargaşa rejimi olan
ruhani bir boyutu olması şarttır.
bu görevleri temel almalıdır ki bu görevler de insan anarşiden daha kötü olamayacağını söyler.
Maneviyat her zaman dinsellik anlamına
ruhunun ihtiyaçlarını karşılamaya yarar. İtaat, hiyerarşi, ceza gibi fikirleri de daha çok
gelmediği için özellikle dindar olmadan da
Bu ihtiyaçları karşılamak için gerekli tedbirleri muhafazakâr çevrelerin savunduğu fikirlerle
ruhaniyet sahibi olunabilir.
almayan bir toplumda gerçek anlamda bir özdeştirebiliriz belki, ancak Weil’in bu kavramları,
Bu boyuta ulaşmak isteyen bir toplumun
uygarlıktan bahsedemeyiz. maziyi yeniden yaşatmak ya da eski düzene
kuruluşunda insanın insana karşı görevlerini temel
Bu açıdan, en büyük yükümlülük yönetenlerin geri dönmek gibi bir hayali olmaksızın bütün
almak gerekir ki bu görevler de aslında “insanın
yönetilenlere karşı olan görevleridir, çünkü baskı rejimlerine karşı, modern yaşamın aşırı
ruhunun ihtiyaçları” üzerine kuruludur.
devletin görevi yönetilenlerin bağımsız ve özgürce somut değerlerini reddetmek ve salt bugüne
Zira insan ruhunun da tıpkı bedeni gibi
yaşayabilmek için her zaman efor sarf etmekten dek kurulamamış bir uygarlığa doğru yönelmek
ihtiyaçları vardır. Çünkü her birey yaşamda
kaçınmayacak, sadece seçimden seçime sandığa
amacıyla kullandığını görüyoruz.
özgürlüğe, eşitliğe, çaba göstermeye, sorumluluklar
gitmekle yetinmeyecek, gerçek vatandaşlar
İNSAN RUHUNUN EN ÖNEMLİ VE
almaya gereksinim duyar.
olmaları için gerekli koşulları oluşturmaktır.
Kitabını “İnsana karşı görevler bildirgesine EN AZ BİLİNEN İHTİYACI: ‘KÖK SALMAK’
SIMONE WEIL’E GÖRE İNSAN
giriş” diye tanımlayan Simone Weil, insan hakları Bu ihtiyaçları betimledikten sonra, bunların
yerine insanın insana karşı görevlerinden söz RUHUNUN İHTİYAÇLARININ BAŞINDA tatmin edilmesine engel olan “köksüzleşme”
ederek konuya yeni bir bakış açısı getirir. DÜZEN GELİR! olgusunu çözümlerken çalışkan halkın temsilcileri
İnsanlar hep haklarını ön plana çıkarırlar ancak Bu gözlemden yola çıkan Simone Weil için işçiler ve köylülerin durumunu örnek alır.
bu yanlış bir anlayışın sonucudur. Haklardan Can alıcı bir sorundur bu, zira “Kök salmak belki
her şeyden önce insan ruhunun ihtiyaçlarının
önce görevlerden söz etmek gerekir çünkü esas ne olduğunu bilmek, yani bu ihtiyaçları de insan ruhunun en önemli ve en az bilinen
>>
10 29 Ocak 2026

