13 Şubat 2026 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

( ) SIMONE WEIL 3 ŞUBAT 1909 / 24 AĞUSTOS 1943 VE ‘KÖKLER’ Adil bir toplum nasıl kurulur? FERDA FİDAN BİR ÇEŞİT ANAYASA TASLAĞI, SİYASAL VE FELSEFİ BİR MANİFESTO: ‘KÖKLER’ VE DİRENİŞÇİ YAZARI... Albert Camus’nün “çağımızın tek büyük ruhu” diye selamladığı Simone Weil (3 Şubat 1909 / 24 Ağustos 1943), fabrikada ve tarım sektöründe işçilik yapmış, İspanya Savaşı’na gönüllü olarak katılmış, totaliter rejimleri birçok aydından önce eleştirmiş, devrimci ve ilerici çevrelerle her zaman yakın ilişkiler içinde bulunmuş militan karakterli bir filozoftur. 1942 yılının mayıs ayında, Fransa’nın Naziler tarafindan işgali sonrası, Yahudi asıllı olduğu için ailesiyle birlikte sığındığı New York’ta içi içine sığmaz. Ne pahasına olursa olsun Londra’ya olan insanın insana karşı gitmeli, Nazizme karşı General De Gaulle’ün olan görevleridir. yönettiği Direniş örgütüne katılarak kendi çapında Yani aslında hak adını faydalı olmaya gayret etmelidir. verdiğimiz kazançlar diğer Aynı yılın kasım ayında Londra’ya ulaşarak insanların bize karşı olan Fransız Direniş Konseyi’ne katılır. görevlerinden oluşur. Ne var ki daha otuz iki yaşında olmasına karşın zayıf bünyesi epey yıpranmıs olduğundan artık MANEVİ VE EKOLOJİK savaşacak hatta hayal ettiği gibi cephede hemşirelik BOYUTUYLA yapacak enerjisi bile kalmamıştır. YÜKÜMLÜLÜK VE HAK! Bunu gören direnişçiler ona en iyi yaptığı işi Görev yerine yükümlülük yaparak örgüte kalemiyle katılmasını, savaştan sözcüğünü kullanması da sonra yeniden yapılanacak bir Fransa için anlamlıdır. entelektüel bir temel metin, yani bir çeşit anayasa Görev somut dünyaya taslağı yazmasını önerirler. ait, yasalar ya da kurallarla Ancak kimse sadece dokuz ay ömrü kaldığının ilişkili bir kavram olarak algılanırken Simone sıralamak ve tanımlamak gereklidir. Marksist farkında değildir. Simone Weil hemen işe koyularak Weil’in gözünde yükümlülük kelimesinin, yasalarla bir formasyondan geçmiş olmasına karşın, Weil erken ölümü yüzünden yarım kalacak olan son ilintisiz, çok daha derin manevi bir boyutu vardır. insan ruhunun ihtiyaçlarını, genellikle tutucu kitabını yazmaya başlar. Bu ahlaki yükümlülük ve hak kavramı çevrelere ait olduğu sanılan bazı fikirleri de içlerine Sonradan L’Enracinement adı verilecek ve arasındaki farkı yapıtının ilk satırlarından itibaren katarak düzen, özgürlük, itaat, sorumluluk, eşitlik, dilimize Kökler adıyla çevrilecek olan bu yapıt açıklarken yükümlülük fikrinin hak kavramına hiyerarşi, onur, ceza, fikir özgürlüğü, güvenlik, adil bir toplumun hangi ahlaki temeller üzerine üstün geldiğini yazar. risk, özel mülkiyet, kolektif mülkiyet ve gerçek kurulması gerektiğini anlatan siyasal ve felsefi bir Bir insan, sonuçta bazıları kendisine karşı diye sıralar. manifestodur. olmak üzere sadece görevleri olduğunun bilincine Bu ihtiyaçların başında şaşırtıcı bir şekilde “düzen” bulunur. varmalıdır. Zira “Kimsenin tanımadığı bir hak bir SIMONE WEIL’DEN İNSANA KARŞI şey ifade etmez”. Weil bu kavramı “kimsenin ahlaki GÖREVLER BİLDİRGESİNE GİRİŞ! Öyle ki Robinson Crusoe misali dünyada yükümlülüklerini ihlal etmek zorunda kalmayacağı İki dünya savaşının darmadağın ettiği Avrupa’nın yalnız kalacak bir insanın savunacağı ya da elde bir sosyal ilişkiler yumağı” olarak tanımlar. manevi değerlerinden uzaklaştığını teşhis eden etmek için mücadele edeceği bir hakkı olamaz Kimse bir kaos toplumunda yaşamak Weil, kitabında modern insanın ahlaki görevlerini ama buna karşın doğaya, hayvanlara ya da kendine istemeyeceğine göre, belli bir düzenin var olması unutmasının onu köklerinden kopardığı tezi ile karşı olan yükümlülüklerinin ortadan kalkması şarttır. Düzenin olmadığı bir toplum ayakta ideal bir toplumun yeniden inşası için insanın mümkün değildir. duramayacağı gibi, böyle bir toplumda insanın yeniden “kök salması” gerektiğini savunur. Bu da Simone Weil’in birçok aydından önce insan gibi yaşaması da düşünülemez. Simone Weil’in gözünde totaliter rejimler düşüncesine dahil ettiği ekolojik kaygıları da Bu Simone Weil’in gözünde o denli önemli materyalizmin zirve yaptığı toplumda ortaya çıkar. olduğunu gösterir. bir ihtiyaçtır ki Nazizm ya da Bolşevizm gibi Bu yüzden savaştan sonra kurulacak uygarlığın Savaştan sonra kurulması şart olan yeni uygarlık totaliter rejimlerin bile tam bir kargaşa rejimi olan ruhani bir boyutu olması şarttır. bu görevleri temel almalıdır ki bu görevler de insan anarşiden daha kötü olamayacağını söyler. Maneviyat her zaman dinsellik anlamına ruhunun ihtiyaçlarını karşılamaya yarar. İtaat, hiyerarşi, ceza gibi fikirleri de daha çok gelmediği için özellikle dindar olmadan da Bu ihtiyaçları karşılamak için gerekli tedbirleri muhafazakâr çevrelerin savunduğu fikirlerle ruhaniyet sahibi olunabilir. almayan bir toplumda gerçek anlamda bir özdeştirebiliriz belki, ancak Weil’in bu kavramları, Bu boyuta ulaşmak isteyen bir toplumun uygarlıktan bahsedemeyiz. maziyi yeniden yaşatmak ya da eski düzene kuruluşunda insanın insana karşı görevlerini temel Bu açıdan, en büyük yükümlülük yönetenlerin geri dönmek gibi bir hayali olmaksızın bütün almak gerekir ki bu görevler de aslında “insanın yönetilenlere karşı olan görevleridir, çünkü baskı rejimlerine karşı, modern yaşamın aşırı ruhunun ihtiyaçları” üzerine kuruludur. devletin görevi yönetilenlerin bağımsız ve özgürce somut değerlerini reddetmek ve salt bugüne Zira insan ruhunun da tıpkı bedeni gibi yaşayabilmek için her zaman efor sarf etmekten dek kurulamamış bir uygarlığa doğru yönelmek ihtiyaçları vardır. Çünkü her birey yaşamda kaçınmayacak, sadece seçimden seçime sandığa amacıyla kullandığını görüyoruz. özgürlüğe, eşitliğe, çaba göstermeye, sorumluluklar gitmekle yetinmeyecek, gerçek vatandaşlar İNSAN RUHUNUN EN ÖNEMLİ VE almaya gereksinim duyar. olmaları için gerekli koşulları oluşturmaktır. Kitabını “İnsana karşı görevler bildirgesine EN AZ BİLİNEN İHTİYACI: ‘KÖK SALMAK’ SIMONE WEIL’E GÖRE İNSAN giriş” diye tanımlayan Simone Weil, insan hakları Bu ihtiyaçları betimledikten sonra, bunların yerine insanın insana karşı görevlerinden söz RUHUNUN İHTİYAÇLARININ BAŞINDA tatmin edilmesine engel olan “köksüzleşme” ederek konuya yeni bir bakış açısı getirir. DÜZEN GELİR! olgusunu çözümlerken çalışkan halkın temsilcileri İnsanlar hep haklarını ön plana çıkarırlar ancak Bu gözlemden yola çıkan Simone Weil için işçiler ve köylülerin durumunu örnek alır. bu yanlış bir anlayışın sonucudur. Haklardan Can alıcı bir sorundur bu, zira “Kök salmak belki her şeyden önce insan ruhunun ihtiyaçlarının önce görevlerden söz etmek gerekir çünkü esas ne olduğunu bilmek, yani bu ihtiyaçları de insan ruhunun en önemli ve en az bilinen >> 10 29 Ocak 2026
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle