13 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 12 Eylül 2017 6 ‘DIşlI’ savunmaAKINCI DAVASI’NDA SAVUNMA, ŞABAN DİŞLİ GÖNDERMESİ YAPTI Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen aralarında pilotlarında bulunduğu 486 sanıklı Akıncı Üssü davasının dün görülen 23. duruşmasına savunmalar kadar güncel tartışmalar da damga vurdu. Duruşma, gözaltındayken ‘sivil imam’ Adil Öksüz’e ait telefondan aranan Atatürk Araştırma Merkezi İdari İşler Müdürü Hasan Balcı’nın çapraz sorgusuyla başladı. İki oğlu astsubay Halil Burak Balcı ve binbaşı Gökhan Balcı’nın da 15 Temmuz Darbe girişimi nedeniyle yargılandığı Halil Balcı, 15 Temmuz 2016 günü neler yaptığını anlattı. ‘Babamı böyle aradım’ Balcı, büyük oğlu Gökhan Balcı’nın o gün normal mesaisinden çıkıp eve geldiğini söyledi. Gökhan Balcı’nın asıl görev yeri Tekirdağ’dan Kara Harp Okulu’nun öğrenci seçme sınavları için görevli olarak Ankara’ya geldiğini ileri süren Balcı, oğlunun bu nedenle bir aydır Ankara’da bulunduğunu savundu. Darbe girişimi olduğu sırada oğlunu almak için Akıncı’ya gittiğini ileri süren Balcı, oğlunun sabah saatlerinde demir parmaklıklardan atlayarak kışladan kaçtığını, kendisinin arabayla onu aldığını, Yenikent kavşağında polis tarafından durdurulduktan sonra oğlunun gözaltına alındığını kaydetti. ‘Kameralar çekti’ Daha sonra Balcı’nın oğlu sanık Halil Burak Balcı söz aldı. Balcı, 16 Temmuz’da gözaltına alındığını belirterek, 17 Temmuz’da Sincan Adliyesi’nde gözaltı sırasında mahkemeye çıkarılmadan önce Jandarma Başçavuş Osman Gök’ün mahkemeye çıkacaklarını ifade ederek, avukatlarını arayabileceklerini söylediğini belirtti. Bu sırada kimsede telefon bulunmadığını, Adil Öksüz’ün telefonunu istediğini anlatan Balcı, görevlilerin izniyle ve kameraların karşısında Öksüz’ün telefonundan babasını 3 kez aradığını söyledi. Oğul Balcı, “Öz babamı en zor anımda avukat istemek için aramamdan dolayı babam bir yıldır tutukludur. Benim yüzümden mesleğinden ihraç edildi, onuru zedelendi. Bir evlat olarak babamın tutuklu bulunmasını ve çektiğim vicdan azabını burada hazır bulunan herkesin takdirine bırakıyorum. Kamera kayıtlarının daha sonra silindiğini öğrendik ama bunların imajı alınabiliyormuş. Adaletin tecelli edeceğine yürekten inanıyorum” diye konuştu. Hasan Balcı’nın avukatı Dilek Aras, 23. duruşmada oğluyla birlikte yargılanan Hasan Balcı’nın avukatı: O zaman tüm sanıkların yakınları da tutuklansın. Niye kimilerinin yakını tutuklanırken kimininki terfi ettiriliyor? Mehmet Dişli BİRİ SARAY’DA, BİRİ HAPİSTE Şaban Dişli Duruşmada savunmanın imalarına konu olan eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli de davanın tutuklu sanıklarından. Yurtta Sulh Konseyi üyesi olmak başta olmak üzere birçok iddiayla yargılanan Mehmet Dişli’nin, AKP Adapazarı Milletvekili olan ağabeyi Şaban Dişli, 30 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanlığına getirilmişti. o gün telefonu ilk kez Adil Öksüz’ün kullandığını, Öksüz’ün normal telefon görüşmesi değil, internet üzerinden sesli görüşmeler yaptığını vurguladı. Avukat Dilek Aras’ın, bir babanın asker oğullarına para havalesinin “darbecilere yardım” olarak değerlendirilmesini eleştirmesi üzerine mağdur müştekiler, “Oğul değil, katil onlar” diye tepki gösterdi. Kişilerin suçlarının kişiyi bağlayacağını anımsatan Aras, isim vermeden kardeşi FETÖ’den yargılanan Şaban Dişli’nin Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığa atanmasını ima ederek “O zaman tüm sanıkların yakınları da tutuklansın. Ama burada sanık olup, yakını terfi ettirilen var. Niye kimilerinin yakını tutuklanırken kiminin yakını terfi ettiriliyor?” dedi. l ANKARA (Cumhuriyet) Mağdurun nato çıkışı gülüşmelere yol açtı Akıncı Üssü davası duruşmasında sanık eski Yüzbaşı Mustafa Mete Kaygusuz savunmasında, bombalama talimatlarını ilettiği telsiz ve telefon kayıtlarındaki konuşmalarını reddederek, “Ses benim olabilir ama o konuşmaları yapmadım” dedi. Kaygusuz’un özgeçmişini anlatırken NATO kelimesini kullandığı sırada, bir mağdur müşteki tarafından sözü bölündü. Müştekinin “NATO’yu niye vurgulayarak söylüyor? Başkanım, NATO’yu müdahaleye çağırıyor!” diye çıkış yapması, salonda gülüşmelere neden oldu. Kendisine gülünen müşteki “Gülmeyin” diye sitem ederken, mahkeme başkanı “Boş verin. NATO kimmiş? Biz davamızın ne olduğunu biliyoruz” diyerek konuyu kapattı. GÜLEN’İN KARDEŞİ: Tek suçum soyadım Fethullah Gülen’in 15 Temmuz Darbe Girişimi nedeniyle tutuklu yargılanan kardeşi Kutbettin Gülen, dün İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasına SEGBİS ile katıldı. Gülen’in avukatı, müvekkilinin telefonunda ByLock programının bulunmadığını, cemaat ile adı geçen hiçbir dernek ve örgüte üye olmadığını ileri sürdü ve “Fethullah Gülen’in kardeşi olmasaydı, bırakılırdı” dedi. Kutbettin Gülen de “Terör örgütünü lanetliyorum. Sadece soy ismimden başka bir suçum yok. Prostatım var, günde 2030 defa tuvalete gidiyorum. Altıma bile kaçırıyorum” dedi. T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU Şanlıurfa Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haliliye Ek Binamıza ait Kantin, Kafeterya, Büfe ve Çay Ocağı Yeri Kiralama İşi İhale İlanı Aşağıda tapu kaydı, mevcut durumu, muhammen bedeli, geçici teminatı belirtilen Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ait taşınmazlar 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 35/A maddesine göre Kapalı Teklif Usulü ile 3 yıllığına Hazine Taşınmazlarının İdaresi Yönetmeliği çerçevesinde üçüncü şahıslara kiralamak suretiyle işletilecektir. 1 İhale konusu iş: Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haliliye Ek Binamıza ait Kantin, Kafeterya, Büfe ve Çay Ocağı Yeri Kiralama İşi 2 İşin süresi: 36 (otuzaltı) ay 3 İhalenin Yapılacağı / Tekliflerin Verileceği Yer: Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma HastanesiEsentepe Mahallesi Ertuğrul Caddesi / ŞANLIURFA Satınalma Birimi 4 Kira Tespit Komisyonunca Belirlenen Tahmini Bedel ve Geçici Teminat Tutarı: Ticari Alan Yeri: Hastane (Ana Bina) Kantini Toplam: 310 m2 Haliliye Ek Binamızın Kantini Toplam: 240,90 m2 Tahmini Kira Bedeli (36 Aylık): 2.744.799,48 TL Geçici Teminat Tutarı: 82.343,98 TL 5 İhalenin Yapılacağı/Tekliflerin Verileceği Tarih/Saat: 22/09/2017 Cuma günü saat 10:00’da 6 Kantin Alanı: Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi 310 m2 Alan (Kapalı alanı; 205 m2, ayrıca 105 m2 açık alan toplam 310 m2 alan) Haliliye Ek Binamız 240,90 m2 (Kapalı alanı; 240,90 m2) 7 İhaleye katılmak isteyen isteklilerin ihale dosyasında olması gerekli belgeleri; a) Geçici teminat tutarının Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Şanlıurfa Halk Bankası nezdinde bulunan TR 82 0001 2001 3210 0006 000004 İBAN No’lu hesabına yatırdığına dair makbuz veya Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Makamına hitaben hazırlanmış Banka Teminat Mektubu, b) 2886 Sayılı D.İ.K’nun 37. maddesi gereğince hazırlanacak teklif mektubunu, c) Yukarıda belirtilen Geçici Teminat Bedelini; 2886 sayılı D.İ.K’nun 27. maddesinde belirtilen şartlara haiz ve süresiz geçici banka teminat mektubu veya nakit olarak yatırıldığına dair banka makbuzunu, ç) İhaleye iştirak eden tarafından her sayfası ayrı ayrı imzalanmış şartnameyi, d) T.C. Kimlik Numaralı Nüfus Cüzdanı sureti e) İhalenin yapılmış olduğu yıl içerisinde alınmış kanuni ikametgâh belgesini f) Noter tasdikli imza sirkülerini, g) Türkiye’de tebligat için adres gösterilmesi, h) İlk İlan tarihinden sonra alınacak “adli sicil kaydı olmadığına” dair belgenin aslı, ı) İhale tarihinden en fazla 1 ay öncesine ait “SGK pirim borcu olmadığını” gösterir belgenin aslı, i) İhale tarihinden en fazla 1 ay öncesine ait “vergi borcu olmadığını” gösterir belgenin aslı, j) Bağlı bulunduğu meslek veya esnaf odasından alınan ihaleden men yasağı olmadığına dair belgenin aslı, k) Tüzel kişi olması halinde, yukarda istenen belge dışında; mevzuatı gereği tüzel kişiliğin siciline kayıtlı bulunduğu Ticaret ve/veya Sanayi veya Esnaf Odasından veya benzeri bir makamdan ihalenin yapılmış olduğu yıl içerisinde alınmış tüzel kişiliğin siciline kayıtlı olduğuna dair belge ve kayıtlı olduğu vergi dairesi ve numarası, l) İsteklinin ortak girişim olması halinde, yukarda istenen belgeler dışında; şekli ve içeriği ilgili mevzuatlarca belirlenen noter tasdikli ortak girişim beyannamesi, m) Tüzel kişi olması halinde, yukarda istenen belgeler dışında; teklif vermeye yetkili olduğunu gösteren noter tasdikli imza beyannamesi veya imza sirküleri, n) Vekâleten ihaleye katılma halinde, yukarda istenen belgeler dışında; istekli adına katılan kişinin ihaleye katılmaya ilişkin noter tasdikli vekâletnamesi ile noter tasdikli imza beyannamesi, 8 Taşınmaz satış ihalesine teklif verecekler; ihale zarflarını yukarıda ve şartnamede belirtilen belgeler ile birlikte satış şartnamesinde belirtilen maddeler uygun olarak hazırlayarak 22/09/2017 tarihinde Cuma günü saat 10:00’a kadar Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Satınalma Birimi’ne teslim edeceklerdir. 9 Posta ile yapılacak müracaatlarda teklifin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 37. maddesine uygun hazırlanması ve teklifin ihale saatinden önce komisyona ulaşması şarttır. 10 Postada meydana gelebilecek gecikmelerden dolayı, İdare ya da komisyon herhangi bir suretle sorumlu değildir. 11 İhale Komisyonu gerekçesini belirtmek suretiyle ihaleyi yapıp, yapmamakta serbesttir. Resmi ilanlar: www.ilan.gov.tr’de (Basın: 659724) haber TASARIM: ZARİFE SELÇUK Arz ederim... Birinci sınıf konular üzerine... Cumhurbaşkanı’nın Kazakistan konuşmasını sevdim ya, bugün de oradan kendime yeni yollar açacağım. Hele ülkenin neredeyse mutlak lideri böyle bir konuşma yapıyorsa, konuşmaya sahip çıkmalıyız... Çünkü konu ülke meselesi.. Hepimiz vatanı kurtarmak için çalışmıyor muyuz?! Eğer Cumhurbaşkanı bu konuşmasının böyle yazılara destan olmasından hazzetmiyor ve “onları söyleyen ben değilim..” diyorsa, metni kaleme alanların yakasına yapışmalı... Bir ülkenin neredeyse mutlak lideri eğer böyle bir konuşma yapıyorsa, elindeki metinle uyumlu hakkaniyet istemek, hele hele fikri takip halindeki gazeteci ve yazarlar için bir farzdır. Her ne kadar bağımsız, eleştirel özgür gazetecileri sevmese bile... Ekrandaki futbol tartışması Cumhurbaşkanı üstün yetenekli değerlerimiz yurtdışına gidiyor demiş ve bilim ve teknoloji üretiminin önemine değinmişti ya.. Tam o konuşmayı internetten okurken, bir bilgisayar satıcı onarıcı dükkânında beklemedeydim. Karşımdaki ekranda futbol eleştirisi yapılıyordu. Tartışma, futbol takımlarımızın artık tamamen yabancı oyunculardan kurulabiliyor olması ve bunun yarar ve zararı üzerineydi. Müşterilerden biri “Daha çok tartışırsınız, bu ülkenin gençlerine fırsat vermezseniz..” diye sayıp döktürdü. Ortalık kızıştı. Elimdeki gazetenin spor sayfasını açtım, bir spor yazarı özetle diyordu ki; siz birinci sınıf mal varken, ikinci üçüncü sınıfı satın alır mısınız, alırsanız düşük kümede oynarsınız, biz ekranda çok kaliteli futbolcu seyretmek istiyoruz, Dıgı’türk’e o kadar para veriyoruz, stadyuma gidiyoruz, kalite istiyoruz, yabancıysa yabancı... Yani birinci sınıf ithalat talebi... Zaten öyle değil mi? Mesele üretememek Futbolun, futbol takımlarının bu ülkede 100 yılı aşkın geçmişi var. Ama yeteri sayıda evrensel kalitede futbolcumuz yok. Olmayınca ithal ediyoruz. Para var. Borç da var. Galatasaray’ın 1.5 milyar borcu var. Diğerleri de benzer durumda. Yok yok, futbol, bilgisayar vb. ileri teknoloji ürünleri gibi dün ortaya çıkmadı ki, ne yapalım tren kaçtı, üretici olmadık diyelim. Yahu 100 yılı aşkın futbol varsa ülkemizde, bunun tepesindekiler bugüne kadar ne halt yediler de futbolcu üretemediler. Mesele bu. Her alanda olduğu gibi: Üretememek. Türkiye’nin durumu ile futbolun durumu niye farklı olsun? İktidar, bu ülkeyi 500 milyar dolar borçlandırarak ekonomiyi döndürmüyor mu? Bu para mesela küt diye yarın gitse, ne olur bu ülkenin hali.. Bir düşünün! Gayri safi milli hasıla 300 milyar dolara, kişi başına düşen para da 3.000 dolara iner... Yani, bizim olmayan, ama tonlarca faizini ödediğimiz yabancı araç gereç ile caka satıyoruz! Nurlu ufuklar, köprü, yol, inşaat... Yabancı futbolcular da küt diye gitse, ortada takım ve futbol kalmayacak. Üretemezsen futbolcu alırsın İçinde bulunduğumuz bilgisayar ve eklentileriyle dolu dükkâna göz attım, tartışmaya katıldım, bakın şu dükkâna, dünyanın dört bir yanından birinci sınıf mallarla dolu.. bilgisayarlardan tutun... Biz de gelip bu mallardan satın alıyoruz. Fakat burada ikinci / üçüncü sınıf (yerli) mal bile yok, kafayı futbolda yabancı kaliteye takmış yazar ne yapsın, tabii ki bilgisayarı gibi birinci sınıf futbolcu istiyor... İthalse ithal.. Vee milyarlarca dolar ödeniyor. Çağdaş dünyanın en tipik özelliği: Üretemediğini satın alırsın. Hele yüksek teknoloji ve kaliteyse... Aldıkça batarsın, ütülürsün, varını yoğunu verirsin. Yabancı futbolculara, antrenörlere ödenen paralara bakın. Ödendikçe batan bir futbol! Futbol yönetimlerini tek ilgilendiren o anlık başarı. Peki, futbol yönetimi diye bir şey var bu ülkede. Tam bu duruma çanak tutucu. Onun da, yorumcunun da gündemindeki soru şu olmalıydı: Niye futbolcu üretemiyoruz? Bu soruya yanıt verebilmek için gerçekten derdi olan, fikri olan, evrensel yönetici lazım. Birinci sınıf siyasetçi de! Hah tamam: Evrensel tarzda düşünen ve sorun çözen yönetici.. Birinci sınıf futboldan önce birinci sınıf yönetici: İşte istememiz gereken. Bakıyorsunuz genç işsizler yüzde 25’leri aşmış, lise ve üniversite mezunları işsiz. Oysa yüzlerce futbolcuyu, tıpkı Brezilya gibi dünyaya salacak fikri olan yönetici. Kazakistan’da neredeyse iyi bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı’na arz ederim. Fakat, biz birinci sınıf Başkan da istiyoruz.. birinci sınıf Başbakan da.. birinci sınıf bakanlar. Birinci sınıf siyasal etik.. birinci sınıf yönetim... Bunlar bu ülkenin hakkı. Arz ederim. C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle