12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 12 Eylül 2017 12 cumhuriyet davası EDİTÖR: ÖZGÜR ÖZKÜ / ASLAN YILDIZ TASARIM: BAHADIR AKTAŞ ‘Haber gerçekse girer’TANIK OLARAK DİNLENEN HABER KOORDİNATÖRÜMÜZ KÜÇÜKKAYA: Tanık olarak dinlenen gazetemiz Haber Koordinatörü Aykut Küçükkaya, beyanlarına, “İlk önce tutuklu arkadaşlarımızın bilmediğini düşündüğüm bir noktayı açıklamak istiyorum. İfadeye 2 Ocak 2017’de hakkında FETÖ yargılaması olan Savcı Murat İnam tarafından çağrıldım. Çağrı kâğıdında ne tanık ve sanık olduğum yazıyordu. Bu ifade sorgusu 2 saat sürdü. 2 saat sürecinde 100’e yakın soru yöneltildi. Ancak ne yazık ki ifade tutanağına böyle geçmedi. Tutuklu arkadaşlarımız bunu bilmeyebilirler kayda geçirmek istiyorum” diye başladı. Başkan Dağ’ın, “Can Dündar’ın kendi ekibiyle gazeteye geliş meselesi nedir” sorusuna Küçükkaya, “Genel yayın yönetmeni atandığında istediği ekiple çalışır. Dündar da kendi güvendiği, tanıdığı ekiple gazeteye gelmiştir. Gazetecilik ekip işi” yanıtını verdi. ‘Yazar özgürdür’ Başkan Dağ’ın Ayşe Yıldırım’ın Kandil röportajı ile ilgili “Genel yayın yönetmeninin izni olmadan yapmaz” beyanını anımsatması üzerine, Küçükkaya, “Böyle önemli bir haberi genel yayın yönet meninin haberi olmadan gidip yapmaz. Bu çok önemli bir haber. Cumhuriyet’te yazar özgürdür. Oradan döndüğünde kalemine dokunamazsınız. Dokunmaya kalkarsanız Cumhuriyet Vakfı’nda büyük tartışma çıkar. Yazarların en özgür olduğu gazetelerden biridir Cumhuriyet” dedi. Dağ’ın “Muhabirlerin, yazarların getirdiği yazılar süzgeçten geçer mi” sorusuna ise Küçükkaya, “Orhan Erinç’in bir lafı vardır. Bir muhabir bir haberi yazdığında bu haber gerçekse bu Cumhuriyet’te yayımlanır. Haberin birinci sayfaya nasıl gireceğine, baş Terörle ilgisi lığının ne olacağına genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü karar verir” ifadelerini kullandı. Küçükkaya, Dağ’ın, “Eksik demokrasi” başlığıyla ilgili sorusuna, “Muhabirler haber başlığı ile ilgili bağlı olduğu birimlere eleştirilerini söylerler. Bu normaldir... Yazıişleri masasında tartışılır. ‘Eksik demokrasi’ başlığını genel yayın yönetmeni atmıştır veya o anki yazıişleri müdürü atmıştır. Bir muhabirin birinci sayfadaki haberiyle sorgulanması komik. 1. sayfa ile ilgili muhabir sorumluluk almaz” dedi. yok Duruşmada tanık olarak dinlenen eski Cumhuriyet Vakfı yöneticisi Kıraç, ‘Yayın politikasını doğru bulmuyorum’ beyanının terör örgütleriyle temas edildiği yönünde olmadığını söyledi KEMAL GÖKTAŞ / CANAN COŞKUN Gazetemizin yayın politikasının suçlama konusu yapılarak 5 yazar ve yöneticimizin asılsız ve akıldışı iddialarla tutuklu bulunduğu dava kapsamında, Cumhuriyet Vakfı eski yöneticileri, gazetemizin yazar, yöneticileri tanık olarak dinlendi. Tanık olarak dinlenen Cumhuriyet Vakfı eski yönetim kurulu üyesi Mustafa Pamukoğlu, 2 Nisan 2013 tarihli vakıf toplantısı ile ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne şikâyette bulunduklarını, toplantının vakıflar mevzuatına aykırı olduğunu iddia ettiklerini savundu. Akın Atalay, Pamukoğlu’nun beyanları üzerine söz alarak, Pamukoğlu’nun Emniyet’teki ifadesinde “Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne seçimin usulsüz olduğu ile ilgili itirazın kimin tarafından verileceği tartışıldı ve vakfın denetçisi olarak şikâyette bulundum” beyanını anımsattı ve “Bu tartışmayı kimlerle yürüttünüz” diye sordu. Pamukoğlu, bu soruya yanıt vermek istemediğini söyledi. ‘Çatı organizasyonu’ Atalay, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne konu ile ilgili ikisi el yazısı olmak üzere 3 isimsiz ihbar dilekçesi yollandığını belirterek, dilekçelerin duruşma salonundaki barkovizyona yansıtılmasını istedi. Yansıtılan dilekçeleri göstererek, Pamukoğlu’na bunlardan hangisinin kendisine ait olduğunu sordu. Pamukoğlu da “Hiçbiri benim değil. Yargı kararına rağmen bu soruları sormak yersiz” diye yanıt verdi. Atalay, ardından Pamukoğlu’na şu an aktif olarak Görev Vakfı’nda yönetim kurulu başkanı olup olmadığını sordu. Pamukoğlu yanıt vermeden önce bu vakfın Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal ve Ulusal Kanal internet sitesinin çatı oluşumu olduğunu aktardı. Pamukoğlu da “Bu şirketlerin çatı organizasyonunun başıdır. Ben de onun başıyım” şeklinde yanıt verdi. Balbay kabul edildi Tanık İnan Kıraç da, beyanlarına Emniyet’te verdiği savcılık ifadesini kabul ettiğini söyleyerek başladı. Kıraç, İlhan Selçuk’un ölümünden hemen önce kendisini yanına çağırdığını, “Sana bir vakıf bırakıyoruz ama bundan sonra durumun zordur. Güvenebileceğin kişiler Alev Coşkun ve Aydın Aybay’dır” dediğini iddia etti. Kıraç, vakfın içindeki 11 üyenin tümünün gazete içinden olmasının vakfı bir şekilde dışarı karşı zora soktuğunu, bunun 9’a indirilmesi 4’ünün gazeteden, birinin İstanbul, birinin Ankara, birinin de İş Bankası’ndan olmasının meydana çıktığını belirtti. Kıraç, emniyetteki tanıklık ifadesinde, “Cumhuriyet okuruydum fakat artık okumuyorum ve yayın politikasını da doğru bulmuyorum” beyanını anımsatarak, “Katiyetle değişik terör örgütleriyle temas edilmesi veya örgütle ilgisi olan bir şey değildir. Kastım Cumhuriyet’in Nadir Nadi, İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu’nun yolundan kademe kademe ayrılmaları nedeniyle okumuyorum. O nedenle onu söyledim” dedi. Mahkeme başkanının “Oyunuzun kabul edilmediği seçim gibi önceki seçimlerde mazeret göstererek oy bırakılan seçimler var mıdır” sorusuna Kıraç, “Balbay’ın yolladığı oy kabul edildi. İlk defa Orhan Erinç başkanlığındaki bu kurum benim oyumu kabul etmedi. Buradaki durum şikâyet edildi. İlk bilirkişi bizi haklı gördü, ikincisi seçimle ilgili ‘böyle olabilir’ dedi” ifadelerini kullandı. Erinç’ten itiraz Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç söz alarak, “Ben İnan Kıraç’la görüşmedim. Beni Alev Coşkun’la karıştırıyor olabilir. Balbay’ın mücbir sebebi daha önceki toplantılarda alınmış karardır” dedi. Kıraç da “Çok vakıfta görev aldım. Oy nasıl kullanılır tecrübesini yaşadım. Ben Fransa’daki acil durumumu anlatmak için Orhan beyi atladığımı sanmıyorum. Mektupla da oy kullanılabileceğini bilen biriyim” diye konuştu. SİLİVRİ’DE ABLUKA ‘Adalet’ yazılı flamaya bile el konuldu. Basın açıklamasına izin verilmedi ZEHRA ÖZDİLEK Gazetemizin tutuklu yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davanın ikinci duruşması için “Tutuklu gazetecilere özgürlük” diyenler Silivri Cezaevi önünde buluştu. Jandarmanın tüm engelleme çabalarına karşın “Gazetecilere özgürlük” sözü Silivri’de yankılanırken, jandarma duruşma salonlarının olduğu binayı abluka altına aldı. Duruşmaya AKP milletvekili Mehmet Metiner de geldi. Metiner duruşmayı izlemek için gelenlerin tepkisiyle karşılaştı ve Silivri’den ayrıldı. Silivri’de alınan yoğun güvenlik önlemleri henüz yol güzergâhında başladı. Cumhuriyet Davası Koordinasyonu’nun ve gazetemiz çalışanlarının olduğu araç yol üstünde jandarma tarafından durduruldu. Savcılık talimatıyla araçta arama yapan jandarma, koordinasyonun basın açıklaması için hazırladığı pankarta, dövizlere ve ‘Adalet’ yazılı flamaya el koydu. Duruşmayı izlemek ve dayanışmak amacıyla Silivri’ye giden gazetecilerin ve Cumhuriyet Davası Koordinasyonu’nun basın açıklaması yapmasına izin verilmedi. Engelleme nedeniyle gazeteciler adına basın açıklamasını HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu okudu. Kerestecioğlu “Türkiye’de 150’den fazla gazeteci hapiste. Binlerce gazeteci işsiz kaldı. Sayısız dava, soruşturma ve hapis cezası var. Türkiye’nin en eski gazetelerinden Cumhuriyet, kurmaca bir iddianame ile susturulmaya çalışılıyor. Basın özgürlüğü için hakikati dillendirmeye devam ediyorlar. Türkiye’yi aydınlığa çıkartacak olan da hakikatın ışığıdır” ifadelerini kullandı. Ardından CHP de basın açıklaması yaptı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Türkiye’de basın özgürlüğüne yapılan ağır izolasyona, baskıya karşı gazetecilerin basın açıklamasına izin verilmemesinin demokrasinin geldiği nokta bakımından düşündürücü olduğunu belirterek ibretlik bir olay olduğunu söyledi. Altay, hükümetin ve AKP’nin vesayetine girmiş yargıya seslenerek, “Türkiye’yi dünyaya daha fazla rezil etmeyin. Türkiye’nin bu ayıba bir an önce son vermesi gerekir” dedi.  ‘Üzüntüyle söyledim’ Gazetemizin eski Genel yayın Yönetmeni Yıldız, “Gazete kötü yönetildi, batırıldı” beyanının nedenini duruşmada açıkladı Tanık ifadesine başvurulanlardan gazetemizin eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, duruşmadaki sözlerine savcılığa verdiği tanık ifadesine ekleyecek bir şeyi olmadığını söyleyerek başladı. Bunun üzerine mahkeme başkanı Dağ, “Verdiğiniz röportajda ‘Gazete kötü yönetildi, batırıldı’ demişsiniz” diyerek bu beyanını açıklamasını istedi. Yıldız da şunları söyledi: “İşletme olarak bizden önce de sonra da bir mali yapıya kavuşamamıştır. Gazete daima bağımsız kalmaktan yana ve gazetecilik yaparak hayatını devam ettirmiştir. Üzüntü neticesinde o söz söylenmiştir. Cumhuriyet 90 yıldır gazetecilik yapmıştır. Türkiye’de ve Avrupa’da vakıf gazetesi olma özelliğini gösteren öncü bir gazetedir. ‘Keşke mali olarak daha güçlü olsaydı’ anlamında bir ifadeydi. ‘Gayrimenkulleri keşke satılmasaydı’ diye üzüntü ifadesiyle söylemiştim. Benim zamanımda da arsa satılmıştı. ‘90 yıllık Cumhuriyet keşke malını satmasaydı’ anlamında söyledim.” Mahkeme başkanı Dağ, ardından Yıldız’a “Verdiğiniz röportajda ‘gazetenin siyasi çizgisinin değiştiği’ cümlesinden ne anlamalıyız” diye sordu. Yıldız da “Ben öyle bir ifade kullanmadım” dedi. “Aynı yazıda ‘teröriste terörist diyemediler’ demişsiniz” diyen Dağ’a, Yıldız, “Yazar arkadaş öyle demiş. Terör eylemi için dünyanın her yerinde bu ifade kullanılır. Benim söylemek istediğim buydu” dedi. Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı, “Daha önce Cumhuriyet’te çalışmamış Can Dündar’ın göreve başladıktan sonra Cumhuriyet ekolünden gelmeyen birinin göreve gelme örneği var mıydı” di ye sordu. Yıldız da bu örnek dışında bir örnek hatırlamadığı yanıtını verdi. Gazetemiz avukatlarından Tora Pekin, Yıldız’a, Can Dündar’ın kendisinin döneminde köşe yazarı olduğunu anımsattı. Yıldız, “Çok isim geldi. Alma yönünde ortak bir karar oluştu” yanıtını verdi. “Sizin döneminizde Mehmet Faraç iş akdi feshedilmeden gazeteden uzaklaştırılmıştı. Neden peki” sorusunu yönelten Pekin’e, Yıldız, “Gazetede binasında yer yoktu” diye yanıt verdi. Faraç’ın iş sözleşmesinin sonradan neden feshedildiğini soran Pekin’e, Yıldız, hatırlamadığı cevabını verdi. Bunun üzerine Pekin, “O dönem Faraç’ın sözleşmesinin feshine karşı çıkan hiçbir şirket ya da vakıf yöneticisi hatırlıyor musunuz” diye sordu. Yıldız, bu soruya da “Hatırlamıyorum” yanıtını verdi. Miyase İlknur: Zoraki tanığım Duruşmada dinlenen tanıklardan gazetemiz muhabiri Miyase İlknur, “Zoraki bir tanığım. Kendi isteğimle gitmedim tanıklık yapmaya. Önce telefonla davet edildim ifade vermeye, bu davete gitmedim. Yeni yönetim döneminde yöneticilik sıfatım olmadığından tanıklık yapacak bilgileri haiz olamayacağımı söyledim. Yirmi gün sonra ifade vermem için celp gelince mecburen gittim. Serbest muhabir olarak çalıştığım için sadece haberim olduğunda toplantıya çıkarım. Bu tanıklığımın da bir işe yarayacağını sanmıyorum. Bilgilerim daha önce de söyle diğim gibi duyumlar ve kişisel yorumlara dayanır ki, bu da hukuki delil niteliği taşımaz kanısındayım. Mahkeme Başkanı Dağ’ın “Asıl bu duyumlar önemlidir tanıklıkta” deyince İlkur “Duyumlar tahrifata ve erozyona uğrar” diye yanıt verdi. Dağ’ın “İlhan Tanır’ın bu gazetede olmasını aslında tercih etmediğinizi söylemişsiniz” beyanı üzerine İlknur, “Ben böyle bir şey demedim. Savcı, İlhan Tanır FETÖ’cüdür. Nasıl aldınız onu gazeteye’ dedi. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. Savcı, ‘Nasıl olur Haberdar’da çalışıyor, orası FETÖ’cülerin’ dediğinde ise “Ben İlhan Tanır’ı onun hakkında bazı haber sitelerinde haberler yapılınca öğrendim, yanıtını verdim” dedi. Başkan, tanık ifadesindeki “MİT TIR’ları çıktığında cemaatin kendi yayın organlarının kapatıldığını bu yüzden uygun olarak Cumhuriyet ve Can Dündar’ı gördüğü” beyanını anımsatması üzerine İlknur, Arka arkaya verilmiş soruların birleştirilmesidir. Savcı önce ‘MİT TIR’ları neden Cumhuriyet’e verildi’ dedi. Ben de ‘Nereye gidecekti ki’ dedim. ‘Ama kendi yayın organları var’ deyince ‘onların itibarı yok’ dedim” diye yanıtladı. Ticari dava mı! Cumhuriyet davasının 2. duruşması için Silivri’deyiz. Nicelik açısından olmasa da nitelik bakımından çok kalabalığız. CHP, Genel Başkan yardımcılarıyla, grup başkanvekilleri, eskisi yenisi 30’a yakın vekili ve İstanbul il yönetimiyle duruşma salonun da. Keza HDP tam kadro Filiz Kerestecioğlu, Sırrı Süreyya Önder, Garo Paylan pür dikkat davayı izliyor. Yabancı parlamenterler, koca bir avukat ordusu ve yüzü içerde, bini dışar da binin üzerinde Cumhuriyet sevdalısı. As lında çok daha kalabalığız ama bir o kadar dostumuz da ‘salon küçük’ denilerek Silivri yolundan geri çevrilmiş... Salon kapalı gişe! Dava başlıyor; ByLock’la suçla nan Emre İper “suçsuzum” diyor, teknik veriler onu doğ rular nitelikte. Hâkimin ‘ama yol güzergâhınızda bylock izi var’ sözü salonunda ga ripseniyor. CHP’nin avukat vekili Mahmut Tanal, “Emre beyin bindiği otobüste ByLock’çu varsa ne yapa AKırzifılyalın lım” diyor yüksek sesle. Mahkeme heyeti bu kez vakıf konusuna değiniyor. Laf Cumhuriyet vakfı taşınmazla rının niye satıldığına gelince CHP Grup Baş kanvekili Engin Altay yapıyor yorumunu: “Ti cari dava mı, ağır ceza mı anlamadım...” Gamze İlgezdi ile Yasemin Cankurtaran’ın hicivleri nokta atışı: “Birileri memleketin ta şınmazlarını satıyor kabahat olmuyor..” Ka dir Gökmen Öğüt, Muharrem Erkek “Hukuk kırıntısı varsa tahliye kararı çıkar”’yorumunu yapıyor. Keza CHP İl Başkanı Cemal Can polat ile Barış Yarkadaş, İlhan Cihaner, Sibel Özdemir, Sezgın Tanrıkulu ile Ali Şeker de “Adalet için beraat” diyenlerden. Öğleden sonraki oturumda yaklaşık 10.5 aydır esaret altında bulunan arkadaşlarımız söz aldı. Akın Atalay, mahkeme heyetinin kurallarla beraber aynı zamanda kamu vic danını da temsil ettiğini ve bu davanın ta mamiyle siyasi bir yapıya dönüştüğüne vur gu yaptı. Murat Sabuncu, Cumhuriyet’in tarih boyunca bu tip baskı ve zorlamalara hedef olduğunun altını çizdi. Yeni bir id dianameyle suçlanan Ahmet Şık ise “İs tediğiniz kadar uğraşın Cumhuriyet’ten terörist çıkmaz. Hakkımda şimdi de Karlov suikastiyle ilgili bir dava açılmış. Bu olay Ahmet’i Silivri’de tutma senar yosudur” şeklinde konuştu. YAZARIMIZ ŞÜKRAN SONER: Bu da 2. sivil darbe hukuku Tanık olarak dinlenen yazarımız Şükran Soner, daha önce Ergenekon ve Balyoz dönemini 1. sivil darbe hukuku olarak adlandırdığını vurgulayarak, “Bunu da 2. sivil darbe hukuku olarak adlandırıyorum” dedi. Duruşmada dinlenen eski vakıf yönetim kurulu üyesi tanık Nevzat Tüfekçioğlu ise, Başkan Dağ’ın “Ne gibi mali tedbirler alınabilirdi” sorusuna, “Gazeteyi çıkaran şirket 2 kez iflas etmişti. Zararın azaltılması için birtakım ekonomik tedbirlerin alınması gerekiyordu. Bu tedbirler çeşitli sebeplerle alınmadı. Personel çıkarmak için kıdem tazminatı ödemek gerekir. Onun için de yeterli kaynak yok denmişti. 2030 kişi çıkarıldı. Şirketin kendi kaynakları ile zararın artması pahasına tazminatlar karşılandı” dedi. Kıdemli hâkimin “Seçim sürecinin vakıf içinde zıtlaşma yarattığını söylemişsiniz” sorusu üzerine Tüfekçioğlu, “Boşalan yönetim kurulu üyeliği ile ilgili seçim yapıldı. İnan Kıraç ve Mustafa Balbay kapalı oyla oylarını gönderdi. Usul tartışması yaşandı. Kıraç’ın yurtdışında olmasının mücbir sebep sayılmasının mümkün olmadığı tartışması açıldı. Bunun sonucunda İnan Kıraç’ın oyu geçersiz sayıldı. Bu duruma Alev Coşkun itiraz etti” diye anlattı. Bölükbaşı’nın “Daha önceki toplantılarda bu şekilde yurtdışında olup oy veren oldu mu” sorusuna, Tüfekçioğlu, olmadığı yanıtını verdi. Duruşma salonuna ‘Adalet’ giremedi Gazetemizin davasını izlemek için İzmir’den gelen Cafer Solgun adında bir yurttaş üzerindeki ‘Adalet’ yazılı tişört nedeniyle içeri alınmadı. Tüm ikna çabalarına rağmen salona alınmayan Solgun yaşadığını şöyle aktardı: “Bana ‘Adalet tişörtüyle içeri giremezsin’ diyorlar. ‘Başka tişörtüm yok’ dedim. Bu sefer de ‘Ters giy’ dediler. Ters giydim ama ‘Bu tişörtle içeri giremezsin’ dediler. Tişörtü çıkardım, ‘Çıplak giremezsin’ dediler. En son da, ‘Salonda yer yok’ dediler. Dayanışma için basın özgürlüğü için buradayım” dedi. İnal: Tek gündem reklam ve tirajdı Vakfın eski yönetim kurulu üyelerinden Nail İnal, tanık ifadesinde, 2 yıl bu görevi sürdürdüğünü, senenin yarısı İstanbul dışında olduğu için birçok toplantıya katılamadığını, bu nedenle bir katkısı olmayacağını düşündüğünden tekrar aday olmadığını belirtti. İnal, Akın Atalay’ın davet üzerine vakfa katıldığını söyledi. Başkan Dağ’ın “Vakıf toplantılarında mali hususlarda gazete nasıl bir çıkış yolu aramıştır” sorusuna da, “Katıldığım toplantılarda tek gündem maddesi buydu. Reklam ve tirajın artırılması önemliydi. Personel konusunda tasarruf yapılması önemliydi” yanıtını verdi C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle