12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 12 Eylül 2017 Tam destek Cumhuriyet yöneticileri ve yazarlarının yargılandığı davaya ilişkin duruşmayı CHP milletvekilleri Engin Altay, Utku Çakırözer, İlhan Cihaner, Gamze Akkuş İlgezdi, Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, Musa Çam, Muharrem Erkek, Tacettin Bayır, Barış Yarkadaş, Murat Bakan, Mehmet Tüm, Hilmi Yarayıcı, Sibel Özdemir, Kazım Arslan, Candan Yüceer, Erdin Bircan, Mahmut Tanal, Onursal Adıgüzel, Orhan Sarıbal, Şanal Saruhan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Öney Cankurtaran, eski CHP milletvekilleri: Altan Öymen, Sabri Ergül, Umut Oran, CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, CHP PM üyesi Canan Kaftancıoğlu, Kadir Gökmen Öğüt, Yasemin Cankurtaran, CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse, CHP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Kenan Otlu, Ankara milletvekili Aylin Nazlıaka, modacı Barbaros Şansal, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basınİş, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Cumhuriyet Davası Koordinasyonu takip etti. KURTULUŞ ARI / AFP / REUTERS ‘Benden FETÖ’cü çıkmaz’ ByLock kullandığı iddiasıyla tutuklu bulunan muhasebe çalışanımız Emre İper, 158. gün sonra Silivri’deki duruşmada hâkim karşısındaydı KEMAL GÖKTAŞ / CANAN COŞKUN Cumhuriyet iddianamesini hazırlayan savcılardan Yasemin Baba’nın ByLock kullandığı iddiasıyla tutuklattırdığı, ancak telefonunda bu yönde bir inceleme yapılmadan 158 gündür tutuklu bulunan Emre İper, savunmasına, ailesine yanında olduğu için teşekkür ederek, şu sözlerle başladı: “Acıyı bizden çok dışarıdaki sevdiklerimiz çekiyor. Bu tutuklama istemini ve kararlarını verenler, somut delilleri doğru bir şekilde ve hızlıca incelemeden karar verirler ise aileler bakımından çok büyük bir keder yumağı oluşturuyorlar. Bu ailelerin yaşadıkları zorluklar ve haksızlıklar kitap olur ve okutulursa sanırım sorumlu kişiler adil karar almak için, delilleri daha hızlı araştırmak için ellerinden geleni fazlasıyla yaparlar.” ‘Suçlu böyle mi yapar’ İper, gözaltına alınmadan önce Cumhuriyet iddianamesinde isminin kodlanmış bir şekilde yazıldığını gördüğünü, gazetemizin avukatlarının telefondan imaj almasını, bir uzmana telefonda ne olup olmadığını tespit ettirmesini söylediklerini anlattı. İper, ardından gazetemiz bilgiişlem sisteminde telefonunun imajının alındığını aktararak, “Ger 14 SANİYEDE GALATA’YA Gazetemiz avukatlarından Abbas Yalçın da İper’in savunmasının ardından İper’e yöneltilen ByLock kullanıcısı olma iddiasındaki akıldışı suçlamalara teknik açıklamalar ve şemalarla yanıt verdi. Suç aleti olduğu iddia edilen İper’e ait telefon içerisinde ByLock uygulaması olmadığını söyleyen Yalçın, dosyadaki baz istasyonu verilerinde hatalar olduğuna vurgu yaparak “Baz istasyonu verileri Emre İper’in sadece 14 saniyede Boğaz Köprüsü’nden Galata Kulesi’ne gittiğini gösteriyor. Elbette hiç kimsenin 14 saniyede böyle bir mesafeyi katetmesi mümkün değildir” dedi. Yalçın, bilgisayar teknolojileri uzmanı Koray Peksayar’ın İper’in cep telefonunun yedeklemesi üzerinde inceleme yaptığını ve ByLock programının yüklenmediği, yüklenip silinmiş olsaydı bunun izinin olacağını, böyle bir izin de olmadığını mütalaasında açıkladığını söyledi ve şöyle devam etti: “Son derece saygın ve bilinen bir uzmanın raporuna ilişkin hiçbir eleştiri, bilimsel, teknik itiraz, tartışma yok. Niye yok? Çünkü Emre İper’in telefonunda ByLock yok. Eğer bir şey yoksa ama siz illa ki şüphe yaratmak isterseniz, ‘var’ ya da ‘yok’ demezsiniz. Konu yokmuş gibi davranırsınız, üzerini örtmeye çalışırsınız. Belki birileri size inanır. Emniyet raporu aynen böyle yapmış. Siz inanmayın. Siz suç aleti olduğu söylenen ve aylardır biri beni doğru dürüst incelesin diye çalan elinizdeki cep telefonuna inanın. Size şunu söyleyecek: Emre İper, ByLock kullanıcısı değildir.” Adli Bilişim Uzmanı Koray Peksayar da sanık tanığı olarak mahkeme başkanının ByLock’a ilişkin sorularını yanıtladı. Cuma yükledi Öte yandan gazetemiz avukatlarından Tora Pekin, soruşturma savcısı Yasemin Baba’nın İper’in dosyasına ByLock ile ilgili belgeleri UYAP sistemine geçen cuma günü mesai saati bitiminde yüklediğine dikkat çekti ve belgeleri bu nedenle inceleyemediklerini söyledi. çek bir suçlu böyle mi yapar? Ama ben kaçmadım, tek delil olan telefonumu da denize atmadım. Tam aksine telefonumda böyle bir şey olamayacağına emin olduğum için kanıt toplamak için elimden geleni yaptım” dedi. İper, bunları Emniyet’te de anlattığını belirterek, “Buna yönelik iddia, ancak bir teknik yanlışlıktan kaynaklanabilir. Bu konuda mahkemeye başvuramadan gözaltına alındım” dedi. Adli bilişim uzmanı Koray Peksayar’ın telefonunun yedeklemesi üzerinde yaptığı inceleme kapsamında telefonunda ByLock’a rastlanılmadığı tespitini anımsatan İper, “Emniyet raporu da ‘ByLock vardır’ diyemiyor. IP çakışmasından dolayı yanlışlık olabilir. Peksayar’ın raporunun ‘İnternet Erişim Sağlayıcılarının IP Atama Bağlantı Yönlendirme Yöntemleri’ bölümünde ‘Geniş Ölçekli Ağ Adresi Dönüştürme’ bilgisi sonucunda son tespiti ‘Bu sebeple birbirinden haberi olmayan yüzlerce kullanıcının internete eriştikleri servise aynı IP üzerinden bağlanıyormuş gibi görülebilmektedir” açıklaması olayın teknik yönden nasıl olduğunu ortaya koyar niteliktedir” dedi. Bu bilgiler ışığında telefo nunda ByLock programı olmadığı ve ByLock kullanıcısı olmadığının net olduğunu anlatan İper, sosyal medya paylaşımlarının suçlama konusu yapılmasına itiraz ederek “Twitter çevrem ailem ve birkaç arkadaşımdan oluşmaktadır” dedi. İper, birçok siyasi tarafından da ‘Saray darbesi veya Pelikan darbesi’ olarak değerlendirilen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun istifa süreci ile ilgili Twitter paylaşımlarının suçlama konusu edilmesi ile ilgili “Bu durumun sayın Davutoğlu’na yapılmış bir darbe gibi görülmesi görüşü tek başıma benim değildir. Benim tweet’im durum tespitinin tekrarlanması ile ilgilidir” dedi. İper, emniyetin boş dosyayı doldurmak için eklediği WhatsApp mesajlarının hepsinin ifade özgürlüğü kapsamında aile içerisindeki mesajlaşmadan ibaret olduğunu kaydetti. ‘Zarar gördüm’ İper, MİT TIR’ları haberi nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Öyle bırakmayız’ sözleri nedeniyle dayanışma amaçlı ‘Sorumlu benim’ manşetimizin altında birçok imzanın yanı sıra kendisinin imzasının da suçlama yapılmasına şu yanıtı verdi: “Tüm Cumhuriyet ailesi ile birlikte, gazeteciliğe aidiyet duygusuyla oraya ismimi yazdırdım. Bunun bir terör örgütüyle bağlantı sayıldığına ilişkin iddia abesle iştigaldir. Bu davanın konusuyla da ilgisi yoktur. Benden FETÖ’cü çıkmaz. O terör örgütünün de en çok zararını gören insanlardan da biriyim. Arkadaşlarım ve ailemden insanlar da onların kurdukları kumpas davalarında yargılandılar. Onların gazete binasına attırdıkları el bombaları benim arkamdaki cama geldi. Beni FETÖ’den bir gün tutuklu tutmanızdansa ömür boyu sorgusuz sualsiz tutmanızı tercih ederim. Utanç verici bu davadan beraatimi talep ediyorum” dedi. muhabirimiz Ahmet Şık, duruşmada hakkındaki iddiaların asılsızlığına dikkat çekti ‘Meslektaş demeye utanırdım’ Duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı’nın tutukluluğun devamına ilişkin mütalaasının ardından muhabirimiz Ahmet Şık ise şunları söyledi: Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları ve güç odakları uğruna kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Meslek etiğini önemseyen bir gazeteci olarak hiç böyle bir ahlaksızlık içinde olmadım, olmayacağım. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da “meslektaşım” demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur. (Karlov suikastıyla ilgili tweetlere ilişkin Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan tutanağı okuyarak) Ben hâkim ya da savcı olsaydım delil olduğunu iddia ettiği, suçluluğumu kanıtlama gayret Bir skandal daha Ahmet Şık hakkında Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz imzasıyla dosyaya son dakika belge konuldu. Belgeler 9 Eylül 2017 yani cumartesi günü dosyaya gönderilirken aynı gün sabah.com tr’de Nazif Karaman imzasıyla haberi yaptırıldı. Ahmet Şık, Karlov suikastından sonra attığı tweet’lere ilişkin bu belgelerin “Ahmet Şık’ı hapiste tutma iradesinin göstergesi” olduğunu söyledi. Fikret İlkiz de belgelerin zaten dava dosyasında yer aldığını vurguladı. keşliğindeki bu tutanağı, bu ifadelerle tanımlayan Hasan Yılmaz’a ‘meslektaşım’ demekten utanırdım. Benzer birisiyle de tutuklanma aşamamda tanışmıştım. İsmi Fahrettin Kemal Yerli. Bir önceki celse avukatım Can Atalay kendisinin yaptığı hukuksuzlukları ayrıntılarıyla anlattı. Bir savcı hukuku paspas ederek bir delil üretme gayretkeşliği içerisine girmiştir ve suç işlemiştir. Suçlama konusu olan şey meslektaşınızın katledilmesine ilgili olaya karışan iki kişi ile telefonda yapılmış bir söyleşi. Bu söyleşi de burada sorumluluğu bana ait olmasına rağmen diğer tüm sanıklar için DHKPC adına faaliyet yürütmek gibi abes bir suçlamanın delili olarak konulmuş. Bundan dolayı bir suçlama yöneltecekseniz sorumlusu benim. Diğerleri için böyle bir suçlama olamaz. 24 Temmuz’daki duruşmadan önce Yeni Şafak gazetesinin manşetindeydim. Diyor ki “Ahmet Şık Mihraç Ural’dan talimat aldı.” Böyle bir ahmaklık olabilir mi? Çünkü bu devlet gelip bana ‘bu adam seni öldürecek. Biz sana koruma vermek istiyoruz’ dedi. Zekânın zerrece kırıntısı olmaz mı bu haberleri yaptırtan tetikçilerde? Dosyaya girmemiş HTS kaydının Yeni Şafak’ta ne işi var? Ya sizin heyetinizden biri, ya da kalemde çalışan biri ya da soruşturma savcılarından biri düzenli olarak bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz. Yargılamayı burada mı yapacağız yoksa bu paçavra, bir mafyanın tetikçiliğini üstlenmiş gazete parçalarında mı yapacağız? 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var. Ahmet Şık’a ait Twitter hesabında yapılan incelemede “suç delili olarak değerlendirilebilecek...” bir ihtimalden bahsediyor. Tweetimde ‘Mert Altıntaş hakkında cemaat soruşturmasında kaydına rastlanmamış’ demişim. Savcı, Karlov suikastını çözmüş olmalı ki FETÖ/PDY yaptı diyor. Böyle bir tespit yok. Dosya hâlâ açık. Cihatçı bir polisin devlet görevlisi olarak istihdam edilmesini sorgulamaya çalışıyorum ki doğru soru budur. Savcılığın canını acıtan bu. Çünkü AKP Türkiye’nin 15 Temmuz’u yaşamasının neden olduğu gerçeğini konuşmayalım istiyor. Savcı Yerli, Beni FETÖ, PKK/ KCK ve DHKPC suçlamasıyla tutuklamaya sevk etti. 45 ay geçince haklı olarak insanların kendileriyle dalga geçtiğini düşündüler. Çünkü Ahmet Şık’a cemaatçi, FETÖ’cü dediler. İddianamede bu suçlama düştü. Gelin adını doğru koyalım. Bu iktidarın kendi ikballeri için bütün memleketi enkaza çevirmeye çalışan bir hanedanlık mafyasının hesapları için birtakım insanları tutuklatmaktadır. cumhuriyet davası EDİTÖR: ÖZGÜR ÖZKÜ TASARIM: BAHADIR AKTAŞ 11 Bütünüyle çökmüş bir dava AKP ve Gülen cemaatinin yakın işbirliğinin doruk noktasını oluşturan 2010 HSYK seçimlerinden beri yargı hallaç pamuğu gibi atılıyor. Yapılan temizlik, karşıtemizlik ve yeniden temizlik operasyonlarıyla yargı serseme dönmüş durumda ve artık neredeyse doğrudan iktidar tarafından yönlendiriliyor. Yargı mensuplarının işi zor. Siyasi iradenin talep ettiğini yapmamak hemen FETÖ şüphesini üzerine çekmek demek. Talep edileni yapmak için ise, yürürlükteki yasalarda olmayan suçlar icat etmek, varsayımlara ciddi delil muamelesi yapmak, soruşturma usulsüzlüklerine göz yummak, vs... gerekiyor. Hâkim ve savcıların çoğunun bunları yaparken sıkıldıklarını, ortaya çıkan iddianamelerin çoğunun ve dayandıkları belgelerin yasak savma kabilinden yapılmış olması gösteriyor. Cumhuriyet çalışanlarına açılan dava, yürürlükteki yasalara göre suç isnat edilmesi mümkün olmayan gerekçelerle, siyasal iradenin emriyle açılmış davalara örnek teşkil ediyor. Bunun böyle olduğunu, arkadaşlarımıza gözaltına alındıkları sırada yöneltilen sorulardan biliyorduk. Aylar sonra savcılık iddianamesi açıklanınca, AKP’ye yakın hukukçu ve gazetecilerin bir kısmı bile, içinin hukuken bomboş olduğunu kabul etmişlerdi. Terör örgütü/örgütleriyle ilişkili olmak suçlamasına dayanak teşkil edecek dişe dokunur bir delil kırıntısı ortada yoktu. Diğer taraftan, gazetenin yayın politikasının değişmiş olduğu iddiasına dayandırılan suçlama, eğer ciddiye alınırsa, Türkiye’de ceza yargısının kendi yetki alanında kesinlikle olmayan işlere karıştığının, yetki gaspında bulunduğunun kanıtı olabilirdi sadece. Ceza yargısının bir basınyayın kuruluşunun yayın politikasının değişip değişmediğini sorgulama yetkisini kendinde görmesi, söz konusu olanın bir siyasal hesap sorma, bir siyasal bastırma ve sindirme operasyonu olduğunun açık kanıtıydı. Hukuk devletinin ortadan tamamen kalktığının, despotluğun yürürlükte olduğunun yeni bir göstergesi olmaktan başka anlamı yoktu. Gazetenin yayın politikasının değişip değişmediği konusu, gazete içinde ve okurları arasında tartışılan, hem evet hem hayır yanıtlarının olduğu, sadece onları ilgilendiren, mahkemeyi zerre kadar ilgilendirmemesi gereken bir konudur. Tanıkların dinlendiği dünkü duruşmada, iddianame artık bütünüyle çöktü. Önceki duruşmada tutuklu veya serbest yargılanan bütün arkadaşlarımız iddianamedeki suçlamaları çok sağlam dayanaklarla çürüten savunmalar yapmışlardı. Dünkü duruşmada, bir ağır ceza davasında, iddia makamının gösterdiği tanıklara mahkeme heyetinin yönelttiği neredeyse yegâne sorunun gazetenin yayın politikası değişikliği iddiası hakkında olması, açılan davanın niteliğini olabilecek en açık biçimde gösteriyordu. Bu dava siyasaldır, iktidarın siyasal hesap sorma, hem gazeteye hem de halen kapatılmamış olan başka medya kuruluşlarına gözdağı verme davasıdır diye bas bas bağırıyordu bu soru her sorulduğunda. İlginç olan, dün mahkemede dinlenen tanıkların ezici çoğunluğunun orada tanık olarak bulunmaktan rahatsız olduklarını göstermeye çalışmalarıydı. Davanın iflas etmiş olduğunun başka bir anlamlı göstergesiydi bu.Gerçekten de, gazetenin sahibi olan vakfın yönetim kurulunun bir eski üyesinin gazeteyi beğenmemeye başlaması, artık okumayı bırakması mahkeme heyetinin karar almasına nasıl yardımcı olabilir? İnsan, mahkeme başkanının o tanığa, “Peki, şimdi beğendiniz, okuduğunuz gazete hangisi” diye sormasını bekliyor. Veya vakıf yönetim kurulu seçiminde, usulle ilgili bir ihtilaf nasıl ağır ceza mahkemesi duruşmasının ana konusu haline gelebiliyor? Bu ihtilafla ilgili devam eden bir hukuk davası zaten var. Bu soruların yanıtlarını biliyoruz, ama bıkıp usanmadan sormaya devam etmek gerekiyor. Bu yazı gazeteye yollandığı sırada, duruşmanın dünkü oturumu sona ermemişti. Tutukluluğu devam eden beş arkadaşımızın bu duruşmada tahliye edilmeleri, son derece gecikmiş bir karar olacaktır. Nabi Avcı: Gazeteciler tutuksuz yargılanmalı AKP Eskişehir Milletvekili eski bakanlardan Nabi Avcı, Tuzla Piyade Okulu’nda darbe öncesi ve sırasındaki FETÖ faaliyetlere ilişkin davayı takip etti. Silivri’de dün gazetemizin davasıyla aynı anda görülen duruşmayı izleyen Avcı, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Gazetemizin duruşmasına ilişkin konuşan Avcı, “Gazetecilerle ilgili davalarda da bütün gazeteciler, yazarlar için söylüyorum; tutukluluk zorunluluğu olmayan davalarda mahkemelerin bunu dikkate alması gerektiğini ve aldığını da görüyorum. Bir önceki Cumhuriyet gazetesi davasında bu hassasiyetin gösterildiğini, bundan sonra da aynı şekilde bu hassasiyetle bu davaların yürütülmesi gerektiğini bir kere daha vurguluyoruz” dedi. C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle