16 Ağustos 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 12 Eylül 2017 cumhuriyet davası 10 EDİTÖR: ASLAN YILDIZ TASARIM: BAHADIR AKTAŞ Hukuksuzluk inadı 317 gündür özgürlüğünden yoksun... Kadri Gürsel: ‘Mesaj atan serbest, ben tutukluyum’ Gazetemizin yayın danışmanı ve yazarımız Kadri Gürsel, duruşma savcısının tutukluluğunun devamını talep eden mütalaasına tepki gösterdi. Gürsel şunları söyledi: “Ara kararınızda Cumhuriyet’e isnat edilen sözde yayın politikasının değiştiğine ilişkin tanıkların dinlenmemiş olmasını tutukluluğum devam edilmesine sebep gösterdiniz. Tanık ifadeleri yönünden de böyle bir iddia olsa da buna iştirak edemeyeceğim kanıtlandı. Ayrıca 92 ByLock kullanıcısı ve hakkında FETÖ soruşturması olan 145 kişiyle iletişimim olduğunu tutukluluğumun devamına sebep göstermiştiniz. Heyetinizin karşısında söylediğim, benim bu kişilerle iletişim kaydımın olabileceğini ama irtibatımın olamayacağını, bu kişilerden sadece sekizi ile karşılıklı iletişim kurduğumu beşinin ByLock kullanıcısı olduğunu söylemiştim. Matematiksel olarak suçlamaları çökertmiştim ancak heyetiniz bana bu konuyla ilgili tek bir soru sormadı. Ara kararı görene kadar bunun nedenin, safiyane bir şekilde, ‘ifademin tatmin edici bulmuş olabilirdiniz, ya da siyasi bir tercih olarak bana tek bir soru sormamayı karşılaştırmış olabilirdiniz’ diye düşündüm. Bir de üçüncü bir neden olabilirdi, terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek suçunu işlediğimi sadece ve sadece ByLock konusundaki polis fezlekesine bakarak hakkımda peşinen hüküm vermiş olabilirdiniz. 45 gün daha tutuklu kalmam konusunda savunmam hiç dikkate alınmadı. Adil yargılanma hakkım engellendi. HTS raporuna bakılmamış Polis fezlekesi dikkate alınarak tutuklu kalmam için sözde yayın politikası değişikliğine etkim olduğu iddiasına sebep gösterildi. Bu nedenle neden bu kişilerle irtibatlı olmadığımı ayrıntılandıracağım. HTS raporunu, tetkik etmediyseniz ediniz lütfen. O ara kararı yazdığınız tarihe kadar HTS raporuna bakmamıştınız. Bunu ara kararınızdan anlıyorum. Rapor incelendiğinde ‘olağan dışı’ olarak tabir edilen kayıtların bana bir defaya mahsus gönderilmiş ve cevapsız kalmış SMS’lerden oluştuğunu görürdünüz. HTS raporu incelenmiş olsaydı söz konusu kayıtlardaki son raporun 26 Ekim 2015’te olduğu görülürdü. Yani son ByLockçu beni Cumhuriyet’e başlamamdan altı buçuk ay önce aramış. 10 Mayıs 2016’da yani Cumhuriyet’te yazarlığa başladıktan sonra beni arayan tek bir FETÖ şüphelisi var. O da gazeteci Murat Aksoy. O da beni tebrik etmek için aramış. ByLockçular ben Cumhuriyet’te başlamamdan çok önce yakamdan düşmüş. Gerçeklik budur. Taciz eylemi Cumhuriyet yöneticilerine aynı suçlamayla yaklaşmak hatalıdır. HTS raporun okunmadığını bunu benim adil yargılanma hakkımı engellediğini düşünüyorum. Bana sadece bir defaya mahsus SMS’lerin bir görüşme olarak nitelendirilemeyeceği bir gerçektir. Bu SMS’ler bir kampanya kapsamında yapılan bir taciz eylemidir. Beni 2014 yazında yüzlerce kişi SMS yağmuruna tuttu. Bunların bir kısmı aynı formattadır. Bazıları FETÖ şüphelisidir. Bu mesajların çoğu açılmamıştır. İleride lazım olur diye bir kısmını stokladım ama böyle bir şey olacağı aklıma gelmemişti. Meramım şudur: Mesaj atanların sayısı 83’ten çok fazladır. İşte bu ‘olağan dışı rakam’ı oluşturan hadise budur. İstanbul ve Ankara’da bu medya davalarında bahsedildiğinde sanıyorum ByLockçular mesaj attı diye tutuklu olan tek benim. Suçlamanın yöneltildiği tarih itibariyle bana ikişer üçer mesaj atan ByLockçıların yarısı serbest ama Kadri Gürsel tutuklu. Bu insanlar taciz ettiği tek kişinin ben olmadığını biliyorum. Bu hiç araştırılmıyor ama bana karşı delil olarak kullanılıyor. 26 Temmuz 2014’te Tolga Güzeltaş isimli bir ByLockçu ile en uzun konuşmam olmuş. Ama ben bir kadın ile konuştuğumu hatırlıyorum. Bir polis eşi idi. Ama HTS kaydında beni Tolga Güzeltaş ile konuşmuş olarak görünüyorum. Ancak o sırada Tolga Güzeltaş tutukluydu. Yani onunla konuşmam imkansız. Bunu da böyle karşı delil olarak sunayım. Yaklaşık bir buçuk saat sonra Mehmet Işık isimli biriyle görüştüm. Ama bir kampanyayla yüz yüze olduğumu anlayarak görüşmeyi sonlandırdım. Burada yargılanmamın nedeni ByLock’çular tarafından aranmam değil, muhalif olmamdır.” Cumhuriyet Davası’nın Silivri’de görülen ikinci duruşmasında tutuklu arkadaşlarımıza tahliye çıkmadı. Mahkeme oturumu 25 Eylül’e erteledi Gazetemizin yayın politikasının suçlama konusu yapılarak Ga zetemiz İcra Kurulu KEMAL GÖKTAŞ Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetme miz Murat Sabuncu, Yayın Danışmanımız ve yazarımız Kadri Gürsel, muhabirimiz Ahmet Şık ve muha sebe servisi çalışanı CANAN COŞKUN mız Emre İper’in asılsız ve akıl dışı iddia larla tutuklu bulundu ğu davanın ikinci duruşması Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan duruşma salonunda yapıldı. Emre İper Duruşmada ilk olarak mu hasebe servisi çalışanımız Emre İper savunma yaptı. Akın Atalay Ahmet Şık İper’in avukatlarının savunmasının ardından davanın ta Murat Sabuncu Kadri Gürsel nıkları dinlendi. Verilen aranın ardından Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel Akın Atalay: Hepimiz adalet ve Ahmet Şık söz alarak haklarındaki iddialara bir kez daha yanıt verdi. Avukatların konuşmalarının ardından savcı mütalaa verdi ve arka göçüğünün altında yaşıyoruz daşlarımızın tutukluluğunun devamını istedi. Savcı buna gerekçe olarak delillerin karartılması ve kaçma ihtimali ni gösterdi. Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı, ‘Burada öyle bir dava görülüyor ki dosyayı eşeledikçe adaletsizlik fışkırdı. Herkes için adalet talebimden vazgeçmeyeceğim’ diye konuştu Duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı’nın tutukluluğun devamına ilişkin mütalaasının ardından tutuklu yazar ve yöneticilerimize söz hakkı verildi. İlk olarak söz alan İcra Kurulu Başkanımız Akın Atalay, mahkemeye tanık olarak dinlenen Cumhuriyet Vakfı eski yönetim kurulu üyesi Mustafa Pamukoğlu’nun aksini iddia etmesine rağmen 2008 yılında İlhan Selçuk dönemin mali müşavirlik görevinin sona erdiğine ilişkin belgeler ile Ocak 2012 tarihli vakıf icra kurulu kararlarını sundu. Atalay ayrıca önceki yönetim döneminde de mali darboğaz nedeniyle bazı mülklerin satışına ilişkin kararları da mahkemeye sundu. Atalay, şöyle konuştu: Vakıf İcra Kurulu’nun vakfın kuruluşundan beri Vakıf Senedi’nde olduğunu söylemiştim ama sizin tanıklara sorularınız nedeniyle, dünyanın düz olmadığını kanıtlar gibi İcra Kurulu’nun vakfın kuruluşundan beri var olduğunu izah edeceğim. Ocak 2012 tarihli kararın 7. maddesinde ‘yeni köşe yazarı istihdamında Vakıf İcra Kurulu’na bilgi verilmesi prensip olarak belirlendi’ deniyor. Vakıf İcra Kurulu ile Yeni Gün İcra Kurulu arasında periyodik işbirliği toplantısı yapılması ‘Cumhuriyetçilerin ortak kaderi’ FETÖ’ye yardım iddiası saçmadır. Bunun hele FETÖ suçlamasıyla yargılanan bir savcı tarafından yöneltilmesi daha da saçmadır. Biz Cumhuriyetçilerin, gazetecilerin genelde ama özelde Cumhuriyetçilerin ortak kaderini yaşıyoruz. Bu kader 93 yıldır kesintisiz süren tehdit, baskı, kapatma, hapis, suikasta uğrama yaptırımıdır. Ama gazeteciler bu tehditlere biat etmez, alçak gönüllü bir sabırla bedelini öderler. Bizler de baskıya boyun eğmiyoruz. Çünkü Cumhuriyet’in tarihi bunu bekler. Dışarıdaki gerçek gazeteciler, iyi insanlar bizim bu duruşu sergilememizi istiyor. Onları mahcup edemeyiz. Hâkime kendi kararını hatırlattı Atalay ayrıca, mahkeme başkanı Dağ’ın İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin hâkimi iken Nisan 2016’da verdiği bir karardaki ‘Unutulmamalıdır ki hâkim sadece hukuka ve vicdana uygun karar vermez. Mevcut yasalar çerçevesinde toplum vicdanını da rahatlatan adımlar atmalıdır’ ifadelerini okudu. oybirliği ile karara bağlanmıştı. Benim imzam yok bu kararda çünkü ben editöryal bağımsızlığa inanan biriyim. Köşe yazarı alımında vakıf onayına karşı çıktığım için imzam yok. Demokratik seviye... Bu dava bütün kişi ve kurumlarıyla Türkiye’nin getirildiği demokratik seviyenin bir fotoğrafı olmuştur. Ben bu fotoğrafa bakıp üzülenlerdenim. Bu davayı yargı ikliminden, Türkiye’nin şartların bağımsız düşünemeyiz. Tutukluluğuma devam sebebim tarafıma yöneltilen yardım suçuna ilişkin ‘kaçıp, delilleri karartmama’ yöneliktir. Yani, yar dım suçlamasına ilişkin peşin bir kanaat oluşmuştur. Mahkeme heyeti bize yardım suçundan ileride verilebilecek cezanın peşinen şimdi çektirilmesini uygun görüyor. Vicdan, adalet ve hakkaniyet Hâkimler anayasaya ve kanunlara uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler. Ben de hukukçuyum. Aynı dersleri okuduk. Hukuk fakültelerinde, en azından benim okuduğum dönemde hukukta vicdanın, hakkaniyet ve adaletin çok önemli kavramlar olduğu anlatılırdı. Sanıyorum değişmedi. Anayasanın, kanunun ve hukukun genelik le soyut yazılı metinler olması nedeniyle farklı yorumlar olabileceğine, mot a mot uygulanması durumunda haksızlık ve mağduriyetler olabileceği nedeniyle hükümde vicdan unsuru arandığı anlatılırdı. Bu, hakkaniyetsiz bir adaleti önler. Ama bu dava düzeninde anlaşılıyor ki biz vicdan, adalet ve hakkaniyetten yararlanamıyoruz. Vicdanı bir yana bırakarak kanunlar bazında şunu söylemek istiyorum. Biliyorum, siyasi iktidar her kurumu baskı altında tutuyor, hukuki ilkeye sığınmamızı engelliyor. Hâlâ geçerli görünen hükümlere göre anayasanın OHAL döneminde sınırlanabileceğini, bu sınırlamanın ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını söylüyor. Heyetinizi tutuklulukta geçirilen süreyi dikkate alarak bir karar vermesi gerekiyor. Basın özgürlüğü konusunda en kötü ülkelerden biri olduğumuz çeşitli uluslararası örgütlerin raporlarında yer alıyor. Hepimiz adalet göçüğünün altında yaşıyoruz. Burada öyle bir dava görülüyor ki dosyayı eşeledikçe adaletsizlik fışkırdı. Uğradığım haksızlık ve hukuksuzluğun yoğunluğu ne olursa olsun herkes için adalet talebimden vazgeçmeyeceğim. Umarım toplumca bu büyük beladan sağ salim kurtuluruz. Kadri Gürsel için muhalefet şerhi Mahkeme, avukatların beyanlarından sonra 45 dakika ara verdi. Ancak bu ara yaklaşık iki saati buldu. Uzun aranın ardından salona gelen heyet, tutuklu tüm yazar ve yöneticilerimizin tutukluluk halinin devamına karar verildiğini açıkladı. Yayın danışmanı ve yazarımız Kadri Gürsel yönünden bu kararın heyetten bir hâkimin muhalefet şerhi ile oyçokluğuyla verildiğini belirten heyet, diğer yazar ve yöneticilerimiz yönünden oybirliği ile karar verildiğini kaydetti. İper’e görüş kısıtlılığı kalktı Cumhuriyet Vakfı seçimine ilişkin davada aleyhe karar veren İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını istediklerini ifade eden heyet, dinlenmeyen tanıkların beyanlarının alınmasının ardından tahliye taleplerinin yeniden değerlendirileceğini belirtti. Muhasebe çalışanımız Emre İper’in telefonunun incelenmesi ile ilgili bilirkişi tayinine karar veren heyet, aynı zamanda İper’e uygulanan görüş kısıtını da kaldırdı. Heyet, duruşmayı 25 Eylül saat 15.30’a ertelerken, duruşmanın Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde yapılmasına hükmetti. Mahkemenin kararı salonda bulunanlar tarafından tepkiyle karşılandı. Sabuncu: 65 yılda değişen yok 1952’de 41.5 dergisine açılan davayı anımsatan Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni, o gün bilirkişi için divan şiiri uzmanı belirlendiğini, bugün ise bir bilgisayar mühendisi atandığını söyledi Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu “10.5 ay oldu. Eylül 2016’da Genel Yayın Yönetmeni oldum. Odamda 2 ay kaldıktan sonra tutuklandım. 12 aya varan genel yayın yönetmenliğimin 10 ayını cezaevinde geçirdim. Ben de yüksek lisansını medya üzerine yapmış bir insan olarak medya tarihinden kısa örnekler vereceğim” dedi. Sabuncu şunları söyledi: “1952 yılında 41.5 dergisi çıkıyor. Döneminin iddialı mu halif mizah dergisi. Derginin Genel Yayın Yönetmeni İlhan Selçuk. Çizeri Turhan Selçuk. Bu derginin bir kapağına dava açılıyor. Bir bilirkişi atanıyor. Bilirkişi divan şiiri uzmanı bir profesördü. Aradan 65 yıl geçti. Cumhuriyet davasının bilirkişisi Ünal Aldemir Gebze Yüksek Teknoloji Üniversitesi’nden mezun bilgisayar mühendisliği uzmanı. Hiç gazetecilik yapmamış bir insan. Bizim son 4 yılımızdaki 1400 manşetten 2025’ini seçip bi zi ülkede ne kadar terör örgütü varsa hepsiyle ilişkilendirmiş. Benzer şekilde 1980 döneminde de İlhan Selçuk ‘Kemalizmin ideolojisi muz mudur’ diye yazdığı için yargılanmış. Benzer suçlamalar o zaman da yapılmış. Arkasından Evren, Nadir Nadi ile karşılaştığında ‘Cumhuriyet dikkat etsin’ diyor. Benim masamda Cumhuriyet Vakfı senedi durur. Senedin 2 temel unsuru vardır. Cumhuriyet değerlerine uymak ve Atatürkçü lüğü savunmak. Nadir Nadi 1984’te meşhur ‘Ben Atatürkçü değilim’ kitabını yazdı. Kitabında ‘çağdaş değerlere sırt çevirmek Atatürkçülükse ben Atatürkçü değilim’ diyordu. ‘Türkiye’nin kara tarihine geçti’ Biz gazeteciyiz. Bizi yaptığımız haberlerle yargılıyorsunuz. Bize bu davayı açan, tutuklayan, iddianame yazılana kadar soruşturmanın başında olan savcı da iddia namenin ana çatısını iktidara yakın gazeteler ve medya sitelerinden topladığı haberlerle yapıyor. Bu dava Türkiye’nin kara tarihine geçmiştir. Bu dava bitmez. Çok uzun yıllar Türkiye’nin hukuk fakültelerinde okutulacak. Bu iddianameyi hazırlayanlar çok utanacaklar. Biz 10.5 ay yattık, daha fazla da yatsak gazeteciliği, ifade ve basın özgürlüğünü savunacağız. Tüm Türkiye’deki gazeteciler için yapacağız.” C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle