13 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 12 Eylül 2017 haber 4 EDİTÖR: ALPER İZBUL TASARIM: ZARİFE SELÇUK ‘OHAL’e son verin!’ Milli irade, ya sus ya da sustururuz! Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı. CHP milletvekili hakkında soruşturma başlatılmasının nedeni, onun “silahlı insansız hava aracı” (SİHA) ile sivil vatandaşların vurulup öldürüldüğü yolunda yaptığı açıklama. Başsavcılığa göre Tanrıkulu, bu açıklama ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin manevi şahsiyetini aşağılamış bulunmaktadır. Şimdi burada her şeyden önce bir sorunla karşı karşıyayız: Sezgin Tanrıkulu, devletin üç erkinden birinin (yasamanın) üyesi. Bu durumda Tanrıkulu’na karşı devletin manevi şahsiyetini korumak, başka bir deyişle, devleti devlete karşı korumak mantıken mümkün müdür? Bu sorunun tartışılmasını, uzun süreceğinden şimdilik bir yana bırakalım ve yanıtın “mümkündür” olduğunu varsayalım. O zaman da şu soru çıkyor ortaya: Devletin manevi şahsiyeti, SİHA ile sivil vatandaşların öldürüldüğü iddiasının, bizzat devletin bir erkinin üyesi tarafından dile getirilerek, araştırılmasının istenmesiyle mi daha çok aşağılanır veya böyle bir olayın olması ya da olduğu iddiasının yanıtsız bırakılmasıyla mı? HHH Çağdaş demokrasiler, vatandaşın devlete karşı korunması zorunluluğunu da kabul edip, bunu sağlayacak denetim ve denge mekanizmalarıyla donatıldığına göre, devletin itibarının korunması bu mekanizmaların çalıştırılmasıyla mümkün olabilir. Milli iradenin temsilcileri yasama erkinin üyelerinin bu gibi iddiaların üzerine gitmeleri, hem onları oraya seçen vatandaşlara, hem de bir erkinin temsilcisi oldukları devlete karşı görevleridir. Vatandaşın ve demokrasinin, dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin manevi şahsiyetinin korunmasını sağlayacak en kestirme yol, devletten geldiği iddia edilen ihlallere karşı, durumu ele almaktır. Tanrıkulu, bu mekanizmayı harekete geçirecek girişimi yapmıştır. Dile getirdiği iddianın asılsız olması halinde yapılacak olan, asılsızlığı kanıtlamak ve devletin itibarını korumaktır. Demokrasinin bu temel kuralının aksaksız, müdahalelere maruz kalmadan kullanılmasını sağlamak amacıyla, milli iradenin temsilcileri yasama üyelerinin Meclis kürsüsünden yaptıkları konuşmaların dokunulmazlığı kurumu getirilmiştir. Milletvekillerinin, yalnız Meclis kürsüsünden değil, onun dışında yaptıkları konuşmalar da dokunulmazlığın kapsamı içindedir. HHH Bütün uyarılara karşın, CHP’nin de oyuna gelerek alet olduğu bir girişim sonunda, demokrasinin bu temel kurumu olan dokunulmazlıklar kaldırılmıştır. Şimdi milletvekilleri kürsü dokunulmazlığı kapsamına girmesi gereken konuşmalardan dolayı soruşturmaya uğrayabilmektedirler. Milletvekillerinin konuşmaları dolayısıyla soruşturmaya uğratılmaları, milli iradeye şunu söylemektir: OHAL KHK’leri ile yasa yapma yetkisi fiilen kaldırılmış olan ey milli irade, ya sus ya da biz seni sustururuz! İşlerine geldiğinde milli iradeyi dillerinden düşürmeyenler bilmelidirler ki, çoğunluk olan AKP milletvekilleri ne kadar milli iradenin temsilcileri ise muhalefetin milletvekilleri de o kadar milli irade temsilcileridirler. Milli irade bir bütündür, milli irade tecezzi edilemez, yani bölümlere, parçalara ayrılamaz. Şimdi dokunulmazlıkları kaldırıldığı için, muhalefet milletvekillerinin bağımsızlığı olmadığından, tarafsız ve adil de olamayacağı kuşkusuyla malul olduğu bizzat kimi milli irade temsilcilerinin konuşmalarında ifade edilen bir yargı önüne çıkarılması, düpedüz “sus ya da sustururuz” yönteminin uygulanmasından başka bir anlam taşımaz. Hem işine geldiğinde milli irade diyeceksin, hem de işine gelmediğinde milli iradeye ya sus ya da sustururuz diye gözdağı vereceksin! Bu eninde sonunda ters tepecek boş bir çabadır. DBP’den Kuzey Irak referandumu tepkisi MAHMUT ORAL Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi’nin 9 Eylül’de Diyarbakır’da toplandı. Toplantının sonuç bildirgesinde, KDP Başkanı Mesud Barzani’nin, 25 Eylül’de gerçekleştireceği bağımsızlık referandumuna yönelik eleştiriler yer aldı. Bildirgede, “Ortadoğu’da bir yandan ulus devletler sarsılırken, diğer yandan da ulus devletlerin yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi için ittifaklar yapılmaktadır. Güney Kürdistan’da yapılması planlanan referandumu, Kürtlerin özgürlük ve statü talebini, küçük bir ulus devletçik ile boğma çabası olarak görüyoruz. 21. yüzyılda Kürt halkının demokratik, eşitlik ve özgürlük talepleri, ulus devlet anlayışına mahkum edilmeye çalışıldığı görülmektedir” dendi. l DİYARBAKIR BM İnsan Hakları Komiseri Zeyd, AKP hükümetine Arakan ve diğer yerlerdeki insan hakları hassasiyetini kendi ülkesinde de gösterme çağrısında bulundu BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin, Türk hükümetine Ara kan’daki Müslümanların insan hak larına gösterdiği du yarlılığı kendi ülkesin dekilere de gösterme si uyarısında bulundu ve olağanüstü halin bu dönemin sonunda uza DUYGU GÜVENÇ tılmamasını istedi. Komiser, BM İnsan Hakları Konseyi’nin, 36’ncı oturumunun açılışında yaptığı konuşmada 40 ül kedeki duruma değindi. Bu ülkeler den biri de Türkiye’ydi ve şu çağrı da bulundu: “Türkiye’nin liderliğinin Rohing yalıların (Arakanlı Müslümanlar) ve diğer ülkelerdeki kişilerin insan hakları konusundaki endişelerini memnuniyetle karşılıyoruz. Hükü meti, insan haklarındaki aynı has sasiyeti Türkiye’de giderek kötü leşmeye devam eden durum için de göstermeye teşvik ediyorum. Çok sayıda gazetecinin, hâkimlerin, aka demisyenlerin, kamu görevlilerinin Zeyd Raad el Hüseyin ve insan hakları savunucularının tutukluluğu, görevden atılması, gözetim altında olması, sansür, tehdit ve şiddet nedeniyle ifade ve bilgi özgürlüğü insafsızca baskı altında.” ‘Sol ve Kürtler hedefte’ Zeyd, Türkiye’deki sol kanadın ve Kürt sorunlarına odaklanan grup ların da hedef alındığına işaret etti. Komiser, bu gruplara karşı alınan önlemleri de “çoğu orantısız ve keyfi görünüyor” sözleriyle eleştirdi. Uluslararası Af Örgütü’nden 10 insan hakları savunucusunun, bir eğitim semineri sırasında “silahlı terör örgütüne yardım etmekle” suçlandığına işaret eden Komiser, “Bu da di ğerlerinin de kötü prosedürlerle karşılaşabileceğini gösteriyor” dedi. Zeyd sözlerini şöyle sürdürdü: “Hükümeti, şeffaf, sağlıklı ve özgür bir toplumun altını oyan bu uygulamalara son vermeye çağırıyorum. Türk hükümetini gelecek ay süresi bitecek olan olağanüstü hali yenilememeye ve yeni kurulan soruşturma komisyonuna (OHAL Komisyonu), tüm şikâyetleri işlevsel ve bağımsız şekilde ele alması için, idari ve adli denetimle ilgili tüm yöntemleri garanti etmeye çağırıyorum. Hükümeti ayrıca, Türkiye’nin uluslararası statüsünü zedeleyecek ve ülkenin geriye gitmesini sağlayacak, idam cezasını tekrar getirecek adımlar atmamamaya çağırıyorum. Son olarak da benim insan hakları gözlemcilerinden oluşacak bir ekiple Güney doğu’yu ziyaret için yaptığım talebimle ilgili endişelerim de karşılanmadı. Bu konuda Türk yetkililerle temasta olma taahhüdüm geçerli; bu arada benim ofisim yakın zamanda OHAL’in insan hakları üzerindeki sonuçlarına yönelik bir rapor yayımlayacak.” l ANKARA ‘Bu uyarı kötü bir espri’ Alman siyasetçiler Türkiye’nin Almanya’yla ilgili yayımladığı seyahat uyarısına sert tepki gösterdi. Çok sayıda siyasetçi müzakerelerin durdurulmasını istedi Türkiye’den Arakan’a kalıcı barınma kampı Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, AFAD başkanlığında yapılan toplantıda; Arakan’a yapılacak yardımları aktararak, “Fırsat verilsin, biz Türkiye Cumhuriyeti olarak sivil toplumumuzla gideceğiz ve kalıcı barınma kampları yaparak, bu hizmetleri vereceğiz” dedi. Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu ve Türk Kızılayı Genel Başkanı Kerem Kınık, Arakan’da yaşanan olaylara ilişkin Arakan’a yapılacak yardımları düzenlenen basın toplantısıyla duyurdu. AFAD Başkanlığı’nda yapılan toplantı da Akdağ, “Bir taraftan hükümetimizin kaynakları bir taraftan Arakan için daha önce yaşadığımız gibi Türk milletinin cömert tavrıyla oluşturduğumuz finans kaynaklarıyla Arakanlı kardeşlerimize yardım elimizi bir kez daha uzatacağız. Türkiye, bu konularda insanlığın vicdanı olmuştur ve böyle olmaya da devam edecek. Bu, bizim inançlarımızın ve var oluşumuzun bir gereği” diye konuştu. Kalıcı ve sürekli bir yardımın önemli olacağını söyleyen Akdağ, Bangladeş ile görüşmelerin başladığını bildirerek “Fırsat verilsin, biz Türkiye Cumhuriyeti olarak sivil toplumumuzla gideceğiz ve kalıcı barınma kampları yaparak, bu hizmetleri vereceğiz” dedi. AFAD Başkanı Güllüoğlu ise “Türkiye’den sivil toplum kuruluşlarının alanda yürüttüğü çalışmalar var. Bunun daha etkin yürütülmesi anlamında koordinasyon mekanizmalarını kurmak üzere görüşmelerimiz olacak. Bir taraftan da ihtiyaç duyulan gerekli maddi destek için de AFAD ve Kızılay olarak bugün itibarıyla bir kampanyaya çıkıyoruz” ifadelerini kullandı. l ANKARA / Cumhuriyet ‘Bir Alman çift gözaltında’ iddiası Milletvekili adayına ‘nefret’ soruşturması Almanya’da Brandenburg eyaletinde yaptığı seçim konuşmasında entegrasyondan sorumlu Türk asıllı bakan Aydan Özoğuz için Özoğuz’un ailesinin geldiği ülke olan Türkiye’ye “geri sepetlenmesi” gerektiğini söyleyen aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi milletvekili adayı Alexander Gauland hakkında soruşturma açıldı. Muehlhausen savcısı Ulf Walther, şikâyet üzerine başlattığı soruşturmada Gauland’ın nefrete teşvik suçu işleyip işlemediğinin araştırılacağını ancak sürecin seçimlerden önce tamamlanacağını sanmadığını söyledi. Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Schäfer, Berlin’de yaptığı açıklamada, Alman Dışişleri Bakanlığı’na, hafta sonunda İstanbul’da Türk kökenli Alman vatandaşı bir çiftin gözaltına alındığı konusunda ciddi bilgiler ulaştığını belirtti. Türk yetkililerin çiftin gözaltına alınması konusunda kendilerine resmi bir bilgi vermediğini söyleyen sözcü, iki kişiden birinin serbest bırakıldığını ancak kendisine yurtdışına çıkış yasağı konulduğunu ifade etti. Sözcü, gazetecilerin, “Almanya Dı şişleri Bakanlığı Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısında bulunacak mı?” şeklindeki sorusuna “Şu an böyle bir plan yok” yanıtını verdi. Sözcü, vatandaşlar için çok büyük önem taşıyan Dışişleri Bakanlığı’nın seyahat ve güvenlik uyarılarının siyasi amaçlar için kötüye kullanılmasının istenmediğini aktardı. Türkiye’ye gitmeyi planlayan Alman vatandaşlarını Türkiye’deki gözaltılar nedeniyle uyaran Schäfer, “Türkiye’ye seyahat etmeyi düşünen herkesin başına gelebilir. Bu üzücü bir gerçek” dedi. Alman politikacılar Ankara’nın Almanya’ya yönelik yayımladığı seyahat uyarısına sert tepki gösterdi. Alman Başbakanlık Dairesi Başkanı Peter Altmeier, Twitter hesabından yaptığı açıklamada Türkiye’nin uyarısını “kötü bir espri” diye nitelendirdi. Altmeier, Türkiye’de birçok Alman’ın gerekçe olmaksızın tutuklu bulunduğunu hatırlatarak bu durumu “haksız” diye nitelendirdi. Altmaier, ayrıca Türkiye’nin Almanya’ya yönelik Nazi benzetmelerine de değinerek bu benzetmelerin Almanya’nın onurunu zedelediğini belirtti. Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinin liste başı adayı ve Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Hermann da Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin derhal kesilmesini talep etti. Hermann, TürkiyeAB üyelik müzakerelerine değinerek “Üyelik müzakereleri konusunda kırmızı çizgi uzun süredir aşılmış durumda. Bu nedenle Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sonlandırılması gerektiğini düşünüyorum” dedi. Türkiye’ye yapılan AB yardımlarına da işaret eden Hermann, “Bu anlamsız ödemeler durdurulmak zorunda” dedi. Hür Demokrat Partili Avrupa Parlamentosu milletvekili Alexander Graf Lambsdorff da Funke Medya Grubu’na verdiği demeçte Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin durdurulmasını talep etti. Hıristiyan Birlik Partileri Federal Meclis Grup Başkanı Volker Kauder ise Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin kesilmesinden yana değil. Kauder, ARD televizyonuna yaptığı açıklamada, “Türkiye ile insan hakları, din özgürlüğü, hukuk devleti konularında konuşmak isterim” dedi. Kauder, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bunu reddetmesi halinde Türkiye’nin AB kapısını kendisinin kapatmış olacağını kaydetti. Sosyal Demokrat Parti (SPD) başbakan adayı Martin Schulz hafta sonunda Ankara’yı seyahat uyarısı nedeniyle sert bir şekilde eleştirdi. Mainz’da yaptığı bir seçim etkinliğinde konuşan Schulz, “Ankara’daki hükümet ölçüyü kaçırıyor. Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkiler Ankara’nın sistematik bir şekilde yürütmeye çalıştığı gibi olmamalıdır” diye konuştu. ‘Nifak’ nitelemesi Yeşiller Partisi’nin Eş başkanı Cem Özdemir de Erdoğan’ın davranışı için “bir başkana yakışmıyor” dedi. Özdemir, “Nifak tohumunu Almanya’ya taşımasına izin veremeyiz... AlmanTürk vatandaşlarımıza çağrı yapıyor. Siz Erdoğan’ın propagandasına kanmayın” diye konuştu. ‘Irkçılık’ suçlaması Türkiye Dışişleri Bakanlığı cumartesi günü yaptığı seyahat uyarısında Almanya’da siyasi atmosferin “bir süredir giderek artan şekilde aşırı sağ ve hatta ırkçı söylemin etkisi altında” bulunduğunu belirtmiş ve “Almanya’da Şansölye adayı bir parti liderinin açıkça ırkçı unsurlar içeren beyanları karşısında Alman makamlarınca herhangi bir tedbir alınmaması endişe ve ibret vericidir” ifadelerini kullanmıştı. C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle