20 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Pazar 10 Eylül 2017 2 haber EDİTÖR: FİGEN ATALAY TASARIM: EMİNE BİLGET Yatılı okulda olmak ne demek? Okul ev olunca 4 Birinci derece yakınlarından ayrılmak, ev ortamından uzaklaşmak, 4 Bugüne kadar alıştığı ve bildiği sosyal çevreden ayrılmak, 4 Kalabalık bir grupla birlikte yaşamaya başlamak, 4 Ortak kullanım için düzenlenen bir mekânda ve koşullarda yaşamaya başlamak (aynı saatte uyumak, uyanmak, ...). 4 Kuralların bulunduğu bir ortama girmek, 4 Günün her saatinin planlandığı bir yaşamın içine girmek, 4 Zaman içinde güçlü arkadaşlıkların, dayanışma, paylaşma ve gruba aidiyet duygusunun gelişmesi demektir. Darüşşafaka ruhu Okula bu yıl giren 10 yaşındaki çocuklar yatılı yaşamlarına başladı FİGEN ATALAY Onlar dünyanın en cesur çocukları. Çoğu babasız. Aralarında annesiz de var, annesi babası olmayan da. Henüz 10 yaşındalar. Hepsi de çok zeki olan bu çocuklar, önceki gece “yatılı okul yaşamı”na, öğretmenleri, mezun ağabey ve ablalarının desteğiyle ilk adımı attı. Kimisi biraz ağlasa da “annesiz ilk gece’’ sorunsuz geçti. Darüşşafaka Eğitim Kurumları giriş sınavına 20172018 öğretim yılı için 1110 öğrenci girdi, bunlardan 120’si okulda öğrenim görmeye hak kazandı. Bu çocuklardan 39’u “evci”, yani haftasonları İstanbul’daki ailelerinin yanında kalacak. 81 öğrenci ise “daimi”, yani İstanbul dışındaki illerden geldikleri için hafta sonlarını da okulda geçirecek. Vedat ARIK Ayrılık zor Çocukların hepsi anneleri ya da başka yakınlarıyla birlikte 5 Eylül sa lı günü “Uyum Programı”na katıl mak için okula geldiler. İlk üç gün çe şitli etkinliklerle birlikte geçti, 7 Ey lül Perşembe saat 11.30’da ayrılık anı geldi ve aileler okuldan çıktı. Hemen ardından pikniğe götürülen çocukla Anneleri okuldan ayrıldıktan sonra pikniğe giden çocuklar akşam yemeğini de mezun ağabey ve ablalarıyla yedi. rın evden uzakta, annesiz ilk gecelerini kolay atlatabilmeleri için mezun ağabey ve ablaları da armağanlarla okula geldi. Birlikte yenilen akşam yemeği sırasında tanışıldı, sohbetler Ben burada cerrah olurum edildi, anne ve ev özlemiyle ağlayanlar teselli edildi. Yemek sonrası izlenen “Minyonlar” filmiyle gözyaşları kahkahaya dönüştü, hele de film çıkışı palyaçonun karşıladığı çocukların keyfine diyecek yoktu. Yatma zamanı gelince gene bazı gözler dolmaya başladı. Öğretmenler, cicianneler, mezunlar, çocukları neşelendirmek için ellerinden geleni yaparken, her çocuğu yastığının üzerinde bekleyen ayıcıklar da, uykuya dalmalarını kolaylaştırdı. Düzgün ifadesi, kullandığı kelimeler, verdiği cevaplarla hepimizi hayrete düşüren Yiğit Akpınar, okulu, hem reklamlardan hem de yengesinin akrabasının Darüşşafakalı arkadaşından biliyormuş. Sınavı ve sonrasını Yiğit’ten dinleyelim: “Sınav kolaydı ama kafa karıştıran mantık soruları vardı, minnacık şeyler gibi ama önemli. Sınav sonrası yedeklerde olunca biraz tedirgin oldum, gerçi sıram yukarıdaydı. Yaz tatili normal geçti, annemle bir alışveriş merkezindeyken annemin telefonu çaldı, “Kazandı hayırlı ol Böylece, “Bitmeyen bir Hikâye” sun” dediler. Ben sevinçten neredeyse olan Darüşşafaka’nın en minikleri, se bağıracaktım, yani öyle bi yerde olma kiz yıl sürecek okul yaşamlarına baş sak bağırırdım. Okula gelince ‘Aman Al larken, okuldan 5, 10, 20, 30 yıl önce lahım burası kocaman bir okul. Nasıl çö mezun olanlar, kendi ilk gecelerini, ağlamalarını, birbirlerinde teselli bulmalarını anarak evlerine döndü. Okulun üçüzleri Özlem, Çiğdem, Ayşe ve Yiğit ile okul bahçesinde sohbetteyiz zerim burayı?’ dedim ama iki günde öğrendim her yeri. Ben cerrah olmak istiyorum, başka okulda olsam belki olamazdım ama burada olurum.’’ ‘Daçkalı’lık kimliktir “Annemiözlüyorumtabiiamaburada herkes aynı durumda’’ diyen Yiğit, 3 gün önce tanıştığı, sekiz yılı birlikte geçireceği arkadaşlarını “kardeş” olarak benimsemiş bile. Darüşşafaka Eğitim Kurumları babası veya annesi olmayan, maddi olanaksızlıkları nedeniyle nitelikli eğitim alma fırsatı bulamayan çocuklara ortaokul 5. sınıftan liseyi bitirinceye kadar tam burslu ve yatılı eğitim veriyor. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen öğrenciler, Darüşşafaka’daki yaşamlarında sosyal, duygusal ve fiziksel olarak pek çok açıdan değişim yaşıyor. Okulun rehberlik uzmanları, bu değişimi şöyle anlatıyor: “Öğrenciler için zamanla ‘Darüşşafaka’ kavramı eğitimöğrenim görülen bir okuldan sevilen, ait hissedilen ve kendini geliştirme/gerçekleştirme olanağı veren yuvaya dönüşmektedir. Örneğin; ortaokul 5. sınıfa kadar yatak toplama, kıyafetlerini düzenleme, özbakım gibi temel becerileri annebabaları tarafından yapılmış ya da desteklenmiş çocuk Darüşşafaka’da bu sorumlulukları kendisi yapmak durumundadır. Bunun yanı sıra zaman yönetimi, toplumsal kurallara uyum ve aynı anda birden fazla işi yönetebilme gibi alanlarda kendini geliştirmektedir. Bu değişim sürecinde, öğrencinin en önemli desteklerinden biri Darüşşafaka ruhu, bir başka deyişle ‘DAÇKA’lılıktır. Öncelikle bu süreçte kendisinin yalnız olmadığını ve her zaman onu destekleyecek bir arkadaşın, ablanın, ağabeyin veya öğretmenin olduğunun farkındadır. Aynı zamanda arkadaşlarının da kendisi ile benzer durumda ya da duyguda olduğunu bilir. Dayanışma, yardımseverlik, farklılıklar ile birlikte yaşama, saygı, empati gibi değerleri günlük yaşamında deneyimleyerek öğrenir. Ergenlik yıllarındaki kimlik arayışını ‘DAÇKA’lı kimliği ile doldurur ve derin bağlar kurduğu akranları ile birlikte kendini hayata hazırlar.” Okul yarın açılacak ama miniklere ders başladı. Okulun üçüzleri Darüşşafaka’yı Balıkesir, Susurluk’tan kazanan üçüzler Özlem, Ayşe ve Çiğdem Efe, annelerinden ayrıldıkları için üzülseler de üç kardeş bir arada olmanın avantajını yaşıyor. Özlem, “Birimiz kazanmasa gelmeyecektik. Birbirimizi bırakmayacaktık” diyor Sınava girip şanslarını denemek istediklerini söyleyen Çiğdem, kazandıklarını nasıl öğrendiklerini, “Yengemlerdeydik. Annemler mutfakta oturuyordu. Bilgisayarda adımızı gördük, birbirimize sarıldık” diyerek anlatıyor. Türkçeyle arası çok iyi olan, duygusal kitaplar seven, en son Falaka ve Tom Amca’nın Kulübesi’ni okuyan Çiğdem, Türkçe öğretmeni olacak. Kalbi ve akciğerleri çok merak eden Özlem ya doktor ya biliminsanı olmayı hedefliyor. Sosyal bilgiler kitabındaki “Binbaşı Ayşe”den etkilenen Ayşe ise geleceğin binbaşısı. Tutuklu gazeteciler raporu Yarın Cumhuriyet mensuplarının duruşması var... Kendilerine yapılan haksızlık ve hukuksuzluklara bir son verilmesini diliyorum. Bu vesile ile CHP’nin Adalet Kurultay’ındaki “Tutuklu Gazeteciler Çalıştayı Raporu”nun özetini yayımlıyorum. HHH Demokrasinin İlk Şartı Özgürlük Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Utku Çakırözer, “Hak, hukuk, adalet dediğimiz bir dönemde medyada özgürlüğü, adaleti sağlayamazsak, biz, Türkiye de demokraside istediğimiz yere asla varamayız...” dedi. 171 Gazeteci Tutuklu Figen Çalıkuşu Türkiye’de 171 gazetecinin tutuklu olduğunu, 187 basın yayın kuruluşunun kapatıldığını belirtti. “Gazetecilerin yazılarının ya da açıklanan düşüncelerinin  ‘cebir ve şiddet’ unsuru ile bir tutularak cezalandırılmak istenmesi tam bir akıl tutulmasıdır” dedi. Zindanların Boşalması İçin Mücadele Pınar Türenç, “Cezaevlerinde adalet yok ediliyor, hukuk çiğneniyor, bir de insanlık suçu işleniyor... 11 Eylül’de Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin Silivri’de duruşması  var... Çağlayan’dan neden Silivri’ye alındı bu duruşmalar? Oraya bizlerin, yurttaşların rahat  gidememesi için. Zindanlardaki gazetecilerin özgürlüğü için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi. Tek Tipten Vazgeçin Turgay Olcayto, “Meslektaşlarımız badem rengi tek tip elbiseleri giymeyi asla kabul etmiyor. İnsan onuruna aykırı buluyor. Koğuşlarımızda çıplak dolaşacağız diye açıklama yaptılar” dedi. Medya Hiç Bu Hale Düşmemişti Erdem Gül, cezaevindeki gazetecilerin Türkiye’deki hak ve özgürlük mücadelesini yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışarıdaki adalet arayışı onları çok heyecanlandırıyor. Hayat sadece içeridekiler için değil, biz dışarıdakiler için de çok zor. Dışarıdaki düşünce özgürlüğü, içeriden daha kısıtlı” dedi. Gül, “Hiçbir dönem medya bu hale gelmedi. Meslektaşlarının cezaevinde olmasını hatta yok olmasını isteyen gazeteciler olduğunu görmek çok üzücü” dedi. Toplumun Her Kesimi Mücadele Vermeli Doğan Tılıç, “90’larda öldürülen gazetecileri sayıyorduk, bugün tutuklu gazetecileri sayıyoruz. Bizler ne ölüleri saymak, ne de tutukluları saymak gibi bir durumla karşı karşıya kalmamalıyız. Tutuklu gazeteciler meselesi sadece gazetecilerin meselesi değildir. Toplumun her kesimi bu mücadeleyi vermeli... Bu genel özgürlükler, dayanışma meselesidir” diye konuştu. Aileler de Tutuklu Şehriban Aksoy, “Sadece eşim Murat tutuklu değil. Bizim de her şeyimiz elimizden alındı. Biz aileler de dışarıda tutuklu gibiyiz” dedi. Evrensel Hukuku Hep Hatırlatacağız Celal Ülgen, “Siyasi iktidar temel olarak ben ‘asla ve asla düşünce özgürlüğüne müsamaha edemem, yargı bağımsızlığına müsamaha edemem, edersem bu benim sonum olur’ diyor. Medyada korkunç bir şekilde yandaşlık var. Bu nedenle sesimiz çıkmıyor. Bizler düşünce özgürlüğünün suç olmadığını göstermek için bütün evrensel kuralları hatırlatacağız. Direneceğiz, gerekirse cezaevlerine atılacağız ama hukuktan, haktan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. Düşünceyi Sorguluyorlar Ergin Cinmen yaşanılan dönemin 12 Eylül’den daha fazla hak ihlaline sahne olduğunu belirterek “Bu dönemin iki önemli dikkat çeken özelliği var. Birincisi... düşünce özgürlüğünü ihlal etmeye başladılar. Yani bırakın yazıyı, ifadeyi; artık düşünceyi sorguluyorlar. Cumhuriyet davasında atılan manşeti, arkasındaki niyeti ve düşünceyi sorguluyorlar” dedi. İkinci olarak “Savunma özgürlüğünün sıfırlandığını” belirten Cinmen, “Siz müvekkilinizle görüşürken kayda alınıyorsunuz. Savunma hakkınız elinizden alınıyor. Burada barolarımızın bir şeyler yapması lazım” dedi. Ayrışmaya Değil Birlikteliğe İhtiyaç Var Bülent Utku da, “Anladık ki Türkiye’de hukuk yok. Mahkemede hâkim hâkim değil, yasa yasa değil. Bu süreçte barolara olağanüstü görev düşüyor. Adalet Nöbeti gibi eylemliliklere ihtiyaç var. Ölçümüz insan hakları, demokrasi ve hukuka inanan insanlar ölçüsünde birlikteliğimizi sağlamak lazım. Alevi, Kürt, Türk gibi toplumu ayıran özellikler gibi görünen kavramları görmezden gelmeliyiz” dedi. Sorunlara İnsani Yaklaşılmalı Mehmet Ali Devecioğlu yaşananların insan onuruna aykırı şeyler olduğunu belirtti. “Hepimiz Alevi, Kürt, sağcı solcu olmadan önce insanız. Haklarımız var. Birbirimizin hakkına hukukuna öncelikle insani açıdan bakmamız lazım... Bu süreci uzatmak adına yapılan uygulamalar, haksız, hukuksuz yapılan şeyler insan onuruna aykırı şeyler” dedi. Uluslararası Hukukun Yolları Açılmalı Eyüp Burç, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılan yayın kuruluşlarının birçoğunun haklarını arayamadığını, idari mahkemelere gidemediğini vurguladı. Burç, “Şu anda tek umut AİHM’yi zorlamak ve kapatılan kurumların gelecek yollarını açmak. Burada CHP’ye büyük görev düşüyor. İtirazlar yapılarak, uluslararası hukuk zorlanmalıdır” dedi. HHH Yarınki duruşma için daha da kararlı bir biçimde: DİREN ADALET... DİREN DEMOKRASİ! C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle