13 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Pazar 10 Eylül 2017 TASARIM: SERPİL ÜNAY yorum 13 Kutsal Türk ailesi (mi?) Yıllar önce asistanım sancılı bir boşanma süreci geçiriyordu. Benden bir şey rica etti. Eşi, tek çocuklarının kendinden olmadığından kuşkulanıyor ve DNA testi istiyordu. Ancak bu iş için müracaat edenler o kadar çoktu ki, Adli Tıp’tan bir türlü gün alamıyordu. Araya benim girmemi istedi. Kabul ettim ama başaramadım. Müracaat sayısı o kadar çoktu ki, yapacak bir şey yoktu. Ben de şaşırmıştım, o günden beri de, çocuklarının kendinden olmadığından şüphe edenlerin çokluğu karşısında Türk kutsal ailesinin nasıl kutsal olduğunu deşmeye başladım mesleğim icabı, Türkiye’nin hemen her yerine gittiğim ve her meslekten, her sınıftan insanla ilişki kurmaya çalıştığım için bu kutsal ailenin hiç de kutsal olmadığına bizzat tanık oldum. Abilerinden, babalarından, amcalarından gebe kalmış küçücük kızların ailecek nasıl hemen kürtaj yaptırılıp bu meselenin üstünün örtüldüğünü duydum, tanık oldum. İlk cinsel ilişkisini babasıyla yaşayan bir başka kolej mezunu kızın, kendini nasıl alkolle uyuşturmaya çalıştığını gördüm. Anne baba hâlâ bir aradaydı. Paraları olduğu için kıza bir ev verilmişti ve içki parası ödeniyordu. Annelerin kızlarına, “Ağabeyin evlenene kadar bu işe razı ol. Çünkü o erkek, ihtiyaçları var” diyerek kızlarını ensest bir ilişkiye nasıl razı etmeye çalıştıklarını biliyorum. Gecekondularda, küçücük bir odada kız kardeşler, erkek kardeşlerin bir arada yattığını ve her türlü cinsel uyanışın, o küçücük odalarda gerçekleştiğine de tanığım. Annelerin 12 yaşındaki erkek çocuğunu yataklarına aldıklarını, banyo yaptırdıklarını biliyorum. Üstelik bu tuhaf durum çok yaygın. Hepiniz duymuşsunuzdur, kızıyla ilişkiye giren bir baba, nasılsa yakalanmış, hâkim karşısında şöyle demişti: “Ne yani hâkim bey, bahçemin en iyi meyvesini başkasına mı bırakacaktım?” Bir tabu olan Türk kutsal ailesini ve ilişkilerini araştırma konusu yapan bir gruptan, genç bir kadın psikoloğun da “bu kadar acıya dayanamıyorum” diyerek intihar ettiğini de biliyorum. Türküm, doğruyum, çalışkanım gibi Türk kutsal ailesi de mercek altına alınmak zorunda. Çünkü ne çok doğruyuz, ne çok çalışkan ne de çok erdemli. Bir ülkede din işleriyle nasıl ilgilendikleri belli olmayan ve bizim vergilerimizle üç bakanlığın parasından daha fazla para harcayan Diyanet gibi bir kurumun web sitesinde, “babalarının kızlarına karşı duydukları şehvet normaldir” diye fetvalar varsa, o ülkede ensest tahmin edemediğimiz kadar yoğundur. Neden bu olumsuzluğu belirtmek tepki çekiyor, belki de aynaya bakmak Türk insanına uygun bir şey değil. Çünkü aynanın içinde burada yazılmayacak, insanın kanını donduran hikâyeler var. Kimseler bu dünyanın her yerinde var demesin, var ama bunu yapanların yanına kâr kalmıyor. Mağdurlar, korkmadan başlarına geleni ehil psikologlara anlatıyorlar ve eylemi gerçekleştirenin cezası çok ağır. Ayrıca peşleri bırakılmıyor, ensest suçundan cezaevinde yatmış, cezasını tamamlayıp çıkmış kişiler resmi kurumlarca takip ediliyorlar. Ev tuttukları mahallede, mahalle halkı onlara karşı uyarılıyor. Yani bir çeşit damgalanıyorlar. Biz de durum tamamen farklı, adamın kızıyla ensest ilişki yaşadığını tüm mahalle biliyor ama adam elini kolunu sallayarak mahalle kahvesine geliyor ve çoğu da cuma namazını kaçırmayan sakinlerle okey oynuyor. Şimdi diyebilirsiniz ki, bazı ahlaksız insanlar bunları yapıyor, bunu bütün bir topluma mal etmemek gerekir. İşte orada biraz duralım. Bunları konuşmadıkça en çok çocukların ruhları örseleniyor. Bir kentimiz var adını kimse vermek istemiyor, orada ensest adeta doğal bir olay kabul edilmiş. Ne var ki ama aynı zamanda o kentimiz kadın intiharlarında başı çekiyor. Üstelik intihar etmiş kızların neden zehir kullandıkları ayrı bir soru. Demem odur ki, bir sorunu yok saymak, o sorunu ortadan kaldırmıyor. Şimdi sırada ensest suçunun doğru dürüst tanımlanması ve katı cezaların gelmesi için mücadele etmek gerekiyor. Bunun için tüm annelerin, babaların eyleme geçmesi gerek. Çocuk sevmek Instagrama her dakika çocuğunuzun resmini koymakla olmuyor. 10 EYLÜL 2017 SAYI: 33576 İmtiyaz Sahibi: CUMHURİYET VAKFI adına Orhan Erİnç İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay Genel Yayın Yönetmeni MURAT SABUNCU Yazıişleri Müdürü Yazıişleri Müdürü (Sorumlu) Haber Koordinatörü Bülent Özdoğan Faruk Eren Aykut Küçükkaya Yayın Danışmanı Kadri Gürsel Reklam ve Pazarlama Danışmanı Ayşe Cemal Reklam Grup Koordinatörü Deniz Tufan Rezervasyon ve Planlama Koordinatörü Bülent Gürel l Görsel Yönetmen: Hakan Akarsu l Ekonomi: Olcay Büyüktaş l Dış Haberler: Mine Esen l Spor: Arif Kızılyalın l Gece: Ayça Bilgin Demir l Yurt Haberler: Selin Görgüner l Fotoğraf: Uğur Demir l Düzeltme: Mustafa Çolak Web Koordinatörü: Oğuz Güven [email protected] Ankara Temsilcisi: Erdem Gül Güvenevler Mah. Güneş Cad. No: 8/1 Çankaya 06690 Ankara Tel: (0312) 442 30 50 İzmir Reklam Tel: (0232) 441 12 20 0530 430 74 17 Okur Temsilcisi: Güray Öz [email protected] Yayın Kurulu: Orhan Erinç (Başkan), Güray Öz (Bşk. Yrd.), Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Şükran Soner, Hakan Kara. l Muhasebe Müdürü: Günseli Özaltay l Satış Dağıtım: Tunca Çinkaya Yayımlayan ve Yönetim Yeri: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 343 72 64 eposta: [email protected] Reklam Yönetimi: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 251 98 68 eposta: [email protected] Yaygın süreli yayın Baskı: DPC Doğan Medya Tesisleri Hoşdere Yolu 34850 Esenyurt/İstanbul Dağıtım: Doğan Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ Esenyurt/İstanbul Cumhuriyet’te yer alan haber, yazı ve fotoğrafların yeniden yayım hakkı saklı tutulmuştur. İzin alınmadan ve kaynak göstermeksizin yayımlamak Basın Kanunu gereğince hukuki ve cezai yaptırıma tabidir. İstanbul Ankara İzmir İmsak 05.04 04.51 05.17 NAMAZ VAKİTLERİ Güneş Öğle İkindi 06.32 13.08 16.41 06.18 12.53 16.25 06.42 13.16 16.48 Akşam 19.31 19.15 19.36 Yatsı 20.53 20.35 20.55 Saidi Nursi’nin izinde bir vaiz Türkiye’de, legal siyasal I·slamın yükselis¸e geçtigˆi 1990’ların sonu ile AKP’nin iktidar oldugˆu 2000’li yılların bas¸ından bu yana en çok tartıs¸ılan isim kus¸kusuz ki Fethullah Gülen oldu. I·slamcı düs¸ünceyi toplumun geneline yayarak etkin kılınması için önemli bir çaba içerisinde olan Gülen Cemaati, kendisini dönemin sosyopolitik kos¸ullarına uyarlayarak gelis¸ti. Gülen Cemaati 1980’lerden bu yana ideolojik çehresini ciddi biçimde degˆis¸tirirken korudugˆu en önemli özelligˆi AKP öncesinde de AKP iktidarında da, dönemsel iktidar dengelerini iyi okuyarak siyasi partilerden özerk kalmaya özen göstermek oldu. I·deolojik olarak kendine yakın duran partilerin iktidar ortagˆı ya da tek bas¸ına hükümet olmasıyla da devletin her kurumunda ciddi bir güç elde etti. Saidi Nursi’nin fikirlerinin takipçisi oldugˆunu iddia etse de Gülen, Nursi’nin görüs¸lerini kendisine özgü bir tarzda yorumlayarak bugünkü politik gücüne ulas¸tı. Saidi Nursi’nin izinden giden Nur Cemaati’nin önemli birkaç liderinin arasındayken hükmettigˆi para miktarının bilinemez boyutlara ulas¸ması ve devlet kadrolarındaki örgütlenmesiyle neredeyse tek adam pozisyonuna kadar ilerledi. cFeetmhaualltalhe Gtaünlıes¸nm’iansı Saidi Nursi 23 Mart 1960 tarihinde öldügˆünde Fethullah Gülen 19 yas¸ındaydı. Fethullah Gülen, Nur Cemaati’yle tanıs¸masının ise 1957 yılında gerçekles¸tigˆini çes¸itli röportajlarında anlattı. Gülen o tarihte 16 yas¸ındaydı ve Erzurum’da Saidi Nursi’nin yanından gelen Muzaffer Arslan’ın sohbetlerine katıldı. Fethullah Gülen, Nur Cemaati’nin içinde Saidi Nursi’nin (1960’taki) ölümünden sonra Vaiz ile sosyolog! bas¸layan ve gittikçe keskinles¸en ayrıs¸manın belirli ölçüde dıs¸ında kalarak kendi cemaatini yavas¸ yavas¸ olus¸turuyordu. Yazıcılar grubuna sırtını yaslayan Gülen, İzmir ve Ege bölgesinde vaazlarıyla agˆırlıgˆını hissettirmeye bas¸ladı. Fethullah Gülen, Nurculugˆun içinde bir “Fethullahçılık” olus¸turma çabasına girmis¸ti. Üstelik Fethullah Hoca vasıtasıyla Cemaat’e katılanların bazıları Fethullah Hoca’ya Mehdi, Hz. I·sa, Kahtani gibi manevi sıfatlar yakıs¸tırıyorlardı.* *AHMET ŞIK’ın İmamın Ordusu başlıklı kitabından alıntılardır. (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2017) HHH FETÖ lideri Fethullah Gülen’in Nur Cemaati’nin içinden devşirdiği “Işık”; camiası, evleri ve dershaneleriyle iyice parlamaya başladığında, ne tesadüf ABD’den çıkıp geldiği Türkiye’de Said Nursi’nin izini süren bir de değerli sosyolog vardı: Prof. Dr. Şerif Mardin. Şerif Mardin 1973’ten öteye B.Ü.’de ders verirken 13 yıl süreyle gide gele, Washington’daki İslam Araştırmaları Merkez Başkanlığı da yapıyordu. Bediüzzaman Said Nursi Olayı incelemesi, ABD’de 1989’da yayımlandı. Üç yıl sonra Fethullah Gülen de ABD’ye ilk kez avdet etti ve Turgut Özal’ı Houston’daki hasta yatağında ziyaretinden sonra, devletten resmi kabul görmeye başladı! Fethullah Gülen, 1994, ’96, ’97’de de ziyaret ettiği ABD’ye 1999’da gitti ve bir daha dönmedi. Şerif Mardin ise 1991’den öteye ikamet ettiği ABD’den 1999’da tekrar Türkiye’ye, Sabancı Üniversitesi’ne döndü. Ve 2010 yılında Ruşen Çakır ile Mirgün Cabas’a verdiği bir röportajda: “Bu Gülen Cemaati ile ilgili olarak ben Amerika’daki Türk öğrencilerin yüzde 80’inin Gülen Cemaati’ne bağlı olduğu bir yerde kaldım 4 ay kadar. İç teşkilatlanmasını hiç çözemedim. Bu iç teşkilatlanma aslında tutkal şekli bizim tanıdığımız bir tutkal şekli değil. Onun ben esrarını çözemedim” dedi. Said Nursi’nin ilmini “bediüzzaman”, yani benzersiz olmasına rağmen çözmüş, Nur Cemaati tutkalının formülünü bulup çıkarmış sosyolog için ne kadar tuhaf bir yanıt değil mi? Devleti FETÖ’ye teslim edenlerin Şerif Mardin’in öğrencisi ve takipçisi olmakla övündüğü bugünlerde; ben FETÖ’yü şakır şakır çözen Ahmet Şık, karşısında duran Kadri Gürsel ve Murat Sabuncu ile aynı gazetede çalışmakla övünüyorum. FETÖ’cü kumpasın Cumhuriyetçi mağdurları yönetici Av. Akın Atalay ve çalışanı Yusuf Emre İper’le de dayanışma içindeyim. Eğer FETÖ’yle gerçekten mücadele ediliyorsa, hepsinin özgür olması gerekir! “Bu Erdoğan ne yapmak istiyor? Gidişatın sonu ghaütnipaholakruınluaaftwçfaı[email protected] yecek. nereye?” Ders kitaplarından Yatıyoruz, kalkıyoruz aynı Atatürk’ü çıkartıyorsun. soru. Son da başlangıç da Ilkokul çocukları bile bu 2019 yılıdır. işin farkında ki kendine Elbette AKP’nin geçen yer açıyorsun. yılki broşürlerinde sayfa Ağzından “yerli ve mil aralarına gizlenen ifade ile: li” sözü düşmüyor. Bize, “Eğer bir erken seçim kararı alınmaz ise...” Kemal Bey’eBinlerce, on binlerce pro fesörümüz, bilim insanımız, kıdemli siyasetçimiz var. konuşma notuHarıl harıl araştırma, ça lışma ve hazırlık gerekiyor. Herkes bir yerinden tutmalı. Bendeniz de naçizane bunun “Ödlek Değilsen Çık Karşıma Yöntemi” ile gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Seviye yerçekimine biraz fazla yenik denebilir... Ama O’nun ancak kendi yöntemi ve söylemi ile yenilebileceği kanısındayım. HHH Bu yöntem gözü kara iki sürücünün dar bir köprüde birbirlerinin üstüne araçlarını son hızla sürmeleri üzerine kurulu. Kazanmak için kafa kafaya çırpışmayı göze almak şart. Ama sonunda oyunu cesur olan değil, ödlek olan kazanıyor. Oyunun şartı, en baştan iki tarafın da çok cesur olduğunu birbirine inandırmalarıdır. Ödleklik oyununda aslolan korku ve gerilimi tırmandırmak. Bu işi Tayyip Bey söylemleriyle fazlasıyla gerçekleştiriyor. Ke CHP liderinden, inayet ise Yüce Yaradan’dan!.. Ya Allah bismillah!.. HHH Ey Tayyip... Ey adından başka, hiçbir ak yeri kalmayan partinin gözü kara, yönü yöntemi kara lideri... Bu milletin yüzde 99’u, Elhamdülillah Müslüman. Ama sen, yeni nüfus kâğıtlarından din hanesini bile sildirdin. AB böyle istiyormuş. Istesin. AB’nin her istediğini yaptın da o mu eksik kaldı. Türk Ceza Kanunu’ndan da “zina”yı suç sayan maddeyi de kaldırdın! Haşa Kuranıkerim’den de kaldırsan ya!! Yaa bu nasıl şey ya? Allah’ın yasakladığı şeyi sen nasıl serbest bırakırsın ya!? Zinayı hangi ulemaya danıştın ise git bir de Islamı kimliklerden yerli ve milli olan bir tek icraatını göster. Dolara bağlanmamış, yabancı eli ayağı değmemiş tek bir yatırım söyle! Ki gidip önünde tekbir getirelim!. Okullara “İslami cihat” dersi koyuyorsun. Ama bu milletin kimliğinden “Müslümanlığı” çıkartıyorsun. Ne adına cihat yapacak bu çocuklar ha? “Ümmetin önderi” diye bezleri astırdın. Bu nasıl ümmet ki, adı kimliklerin “çip”inde gizleniyor. Devlet Bey ile halvet halindesin. Onun hatırına titremeli ve kendine gelmelisin. Ki her fırsatta ustaca yerden yere çaldığın Atatürk ve İsmet Paşa’lı CHP iktidarında ve hatta hatta en büyük bela dediğin koalisyonlar döneminde bile kimliklerimizde hem din hanesi vardı, hem de mezhep. Bu nasıl iz’andır, imandır, ferasettir? Koalisyonlar için de “en büyük beladır!” dedin. Tarihin en kirli, en tehlikeli koalisyonunu şimdi çok pişman da olsan Fethullah ile kurdun. mal Bey ise şimdilik daha çok silmeyi sorsana. eylemi tercih ediyor. (Adalet Yü Bu milletin, bu ümmetin kim Ki, bakanların S. Soylu’nun DP’siyle, Kurtulmuş Numan rüyüşü ve Kurultayı gibi.) liğinden İslamiyeti silebilirsin. Bey’in HAS Parti’siyle kurduğun Ama söylem ve nutuk şart! Ama ve fakat kalbinden asla koalisyonları, hadi terörle müca Çünkü AKP lideri bugüne dek, ve kat’a silemezsin. Çarpılırsın, dele aşkına görmezden gelelim. ne yaptı ne kazandı ise hep öfke zaten çarpılacaksın da. 2019’a Artık ne kadar tövbe orucu sanatını konuşturarak, beş vakit inşaallah!! tutman, kaç vakit tövbe namazı nutuk atarak yaptı. Laikliği zaten ezdin yok ettin! kılman gerektiğini önümüzdeki Kılıçdaroğlu’na milletvekili Ama asıl İslamiyetin suyunu günlerde atayacağın, çay top olduğum dönemde yaptığım çıkardınız. “Yolsuzluk hırsızlık lamaya gitmeyecek bir Diyanet gibi, bir konuşma “demo”su değildir!” diyen dandik ulemaları Işleri Başkanı’na sorarsın. hazırladım... Ormanı kesecek yemlemek ve baştacı etmek Allah seni ıslah etsin... Ve baltanın sapı ormandan alınır. neyin nesidir, ha söyle! yanlış hesaplarını ayağına dola Üslup Tayyip Bey’den gayret Artık her köşeye bir imam sın inşallah. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK [email protected] ÇİZGİLİK KAMİL MASARACI [email protected] Voyager uzayda, ya biz? Her yer toz toprak. Blues’un efsane isimlerinden Blind Willie Johnson yolun kenarında gitar çalıyor. Ekmek parası, ne yapsın? Muhtemelen 30’lu yıllar. Yaşamı yoksulluk içinde geçen müzisyenin yaşamından siyahbeyaz kesitler var ekranda. Birden görüntü değişiyor. Tarihsel bir ana tanıklık ediyoruz. Voyager 1’in uzaya fırlatılışı... Voyager 1, sonsuz bir yolculuğa uğurlanıyor. Dönüşü olmayan bir yolculuğa. Jüpiter ve Satürn’e uğrayıp fotoğraflar çekecek, ardından Güneş sisteminin dışına çıkacak ve uzayın derinliklerine dalacak. Geri dönmemek üzere. İlk anda şaşırıyor insan. Bir Amerikan kasabasının tozlu sokaklarından uzaya fırlatılmak tuhaf bir etki yaratıyor. Voyager ile Blind Willie Johnson arasında nasıl bir ilişki olabilir diye düşünürken, “Blind Willie”nin sesi geliyor kulağımıza: “Biliyor musunuz, benim müziğim de o uzay aracının içinde sonsuz yolculuğa çıktı.” HHH Wim Wenders’in o müthiş blues belgeseli  “The Soul of a Man” böyle başlıyor. Şöyle diyor belgeselde bir müzisyen: “Blues, beyaz adamın, siyahların elinden alamadığı tek şeydir.” İzlerken, “İşte bir başka Wim Wenders harikası daha” diye düşünmüştüm. Yıllar önce seyrettiğim “Buena Vista Social Club” belgeseli hâlâ hafızamdaydı. Geçen salı, Voyager 1’in uzaya fırlatılışının 40. yılıydı. 5 Eylül 1977’de uzaya fırlatılırken, bilim insanları uzay aracına bir de “Altın Plak” koymuşlardı. Hani olur ya, Voyager bu yolculuğu sırasında uzaylılarla karşılaşır diye. Özel yapım bir plak. Dünya, insanlar, kültürler, canlılar hakkında bilgiler ve fotoğraflar içeriyor. Plakta dünya müziği de tanıtılmış. 27 parça seçmişler. Mozart, Bach, Beethoven var. Bunun yanı sıra, Louis Armstrong’un “Melancholy Blues”u, Chuck Berry’nin “Johnny B. Goode”u ve Blind Willie Johnson’un “Dark Was the Night – Cold Was the Ground” parçası. NASA tarafından yapılan açıklama ilginç: “Bu altın plak, insanoğlundan geriye kalan tek kayıt olabilir.” HHH Voyager’in 40. yılı nedeniyle Spotify, Apple Music ya da Deezer’a “Voyager Golden Record” yazıp uzaya yollanan müziklerin tümünü bedava dinleyebilirsiniz. Blind Willie’yi dinlerken, neden dünya müziğini temsilen hazırlanan bu plakta Türk müziği yok diye düşünmeye başladım. Aklıma Âşık Veysel geldi. “Uzun İnce Bir Yoldayım” bu altın plağa yakışmaz mıydı? “Altın Plak”ta Java’nın “Gamelan”ı var ama bizim sanat müziğimizden bir parça yok. Oysa Dede Efendi, Itri ya da Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar yakışmaz mıydı altın plağa? Elbette Japonların efsanevi “Shakuhachi” flütünün sesi çok etkileyici. Fakat bizim ney’in sesi de en az shakuhachi kadar etkileyici değil mi? HHH Bir kez soru sormaya başladınız mı gerisi geliyor. Voyager uzaya gönderileli 40 yıl oldu. Aradan geçen 40 yılda Türkiye bilim ve teknolojide ne kadar mesafe kat edebildi? Güney Kore’ye bakınca çok yol almış gibi görünmüyoruz. Neden bilimsel yayınlarda İran’ın gerisine düştük? Liseden mezun olan gencecik çocuklarımız neden okumak için yurtdışına gitmek istiyorlar? İran’da okullarda evrim kuramı okutulurken, bizler evrim kuramını ders kitaplarımızdan çıkararak, bilim ve teknolojide nasıl ilerleyeceğiz? Yıllarca Avrupa medeniyetinin bir parçası olmak için çaba gösteren Türkiye, bugün neden giderek bir Ortadoğu ülkesine dönüşüyor? Sahi, 180 gazeteci neden hapiste? Cumhuriyetçiler neden hapiste? Fikir özgürlüğünün, sanatın, bilim ve teknolojinin, felsefenin olmadığı bir Türkiye orta gelir tuzağından kurtulabilir mi? Yarın Silivri’deyiz. Arkadaşlarımızın tahliye edileceğini umuyoruz. Adalet istiyoruz. C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle