10 Mayıs 2026 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 11 KASIM 2009 ÇARŞAMBA 16 KÜLTÜR DEFNE GÖLGESİ TURGAY FİŞEKÇİ Açıklama 28 Ekim 2009 günü bu köşede yayımlanan “Şeftali Merkezi” adlı yazıma ilişkin Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’dan bir açıklama aldım. Benim bir edebiyatçı bakışıyla örülmüş yaklaşımıma karşın konunun uzmanı bir bilim insanının görüşlerini yansıtmayı görev bilerek okurlarla paylaşıyorum: “Anlatılan yatırım ilk bakışta birçok olumluluğu çağrıştırıyor. Topraklarımız değerlendirilecek, istihdama katkıda bulunulacak ve de yurdumuza döviz kazandıracak gibi. Ancak işin başka yönleri de var. Birincisi şu; Şeftali üretimi, bir başka deyişle meyve üretimi ile tarımsal üretimde atağa kalkmak olası değil. Ülkelerin tarımsal üretiminde, başta enerji (tahıllar ve yağ bitkileri gibi) ve protein gereksinmesini karşılayacak ürünler (et, süt, yumurta ve baklagiller gibi) olmak üzere, giyinme gereksinmesini karşılayacak ürünler (pamuk, yapağı gibi) yaşamsal öneme sahiptir. Türkiye, 1980’li yılların başından beri izlenen yeni-liberal politikalarıyla, anılan ürünlerin üretiminde kendine yeterliliği yitirmiş bulunuyor. Sebze ve meyve üretimi elbette önemlidir. Ancak bunları üreterek ve yurtdışına satarak zenginleşen herhangi bir ülke yoktur. Öte yandan dev tarımsal işletmelerle gerçekleştirilen tarımsal üretimin birçok sakıncaları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz; * Dev tarımsal işletmeler doğal kaynakları, başta toprağı ve suyu, yeniden üretebileceğinden daha hızlı bir şekilde tüketiyor, girdiler ve atıklar (kimyasal ilaç, sanayi gübresi, genetiği değiştirilmiş tohum gibi) çevreyi hızla kirletiyor. * Dev tarımsal işletmelerde, aynı çeşit tohum, fide ve hayvan ırkları kullanıldığı için biyoçeşitlilik yok oluyor, bu durum aynı zamanda hastalıklara karşı duyarlılığı arttırıyor. * Çiftçilerin kazanımlarının çoğunun endüstriyel girdi üreten şirketlere aktarılmasına neden oluyor. Konuyu, sağlık açısından derinleştirdiğimizde ise şunlar gözüküyor; * Kimyasal girdilerin ağırlıklı olarak kullanıldığı dev işletmelerde ürünler, genellikle daha kalitesiz ve sağlıksız olmaktadır. Örneğin, sebze ve meyveler ilaç kalıntıları içerir. * Endüstriyel tarım için çokuluslu şirketlerce üretilen genetik materyal (tohum, damızlık gibi) dünyanın her yanında kullandırılmaya çalışılır. Oysa insan sağlığına en uygun gıda, kendi ekosisteminde yetiştirilen tohum ve damızlıklardan elde edilir. * Özellikle sebze ve meyvelerin yakın çevre içinde üretilmesi ve tüketilmesi zorunludur. Endüstriyel tarımda, sebze ve meyveler henüz olgunlaşmadan toplanır ve pazara sevk edilir. Bu durumda vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri yerelde üretilen ve tüketilenden daha düşüktür. Üstelik yoğunlaştırılmış sebze ve meyve ürünlerine koruyucu kimi maddelerin katılması da söz konusudur. Enerji açısından da durum önemlidir. Besinlerin ülkeler, hatta kıtalar arasında taşınması, büyük bir enerji gereksinimi ortaya çıkartır. Bir çalışmada, tüketilen enerji toplamının yüzde 17’sinin gıda taşımacılığına harcandığı belirlenmiştir. Bu durum, küresel ısınmayı tetiklediği gibi, üreticinin malını ucuza kapatmasına ve de tüketicinin daha pahalı bir şekilde gıdaya ulaşmasına neden oluyor. Bu nedenlerle tarımsal üretimin, dev tarımsal işletmeler yerine, tarımın küçük ve orta ölçekli işletmelerinde yapılması gereği vardır. Ancak anılan işletmelerin pazara çıkabilmesi için teknik ve ekonomik anlamda örgütlenmesi şarttır. Özetle, dışa bağımlı dev tarımsal işletmelerle gerçekleştirilecek tarımsal üretim birçok sorunları ve sakıncaları içermektedir.” turgay@fisekci.com kultur@cumhuriyet.com.tr CMYB C M Y B Yeni ‘Atatürk’ biyografisinin yazarõ İtalyan tarihçi Fabio L. Grassi: ‘Atatürkbüyükbirdevrimciydi’ERDEM ÖZTOP İ talyan tarihçi Fabio L. Grassi tarafõndan yazõlan kapsamlõ “Atatürk” biyografi- si, geçen yõl İtalyancada yayõmlandõğõnda ülkesinde büyük ses getirmişti. Şimdi kitap Turkuvaz Kitap tarafõndan, Eren Cendey Yücesan çevirisiyle 29 Ekim haftasõnda ya- yõmlandõ. Türkçe baskõsõna Prof. Zafer Top- rak önsöz yazdõ. Bu kapsamlõ biyografik ça- lõşma, İtalyan arşivlerinden yararlanõlarak ya- zõlmasõnõn yanõ sõra, Toprak’õn da sözünü et- tiği gibi, Osmanlõ’dan Cumhuriyet’e, Türki- ye’nin tarihini çok yönlü bir biçimde kapsa- yan, yepyeni açõlõmlar getiren önemli bir kat- kõ. Şu sõralar Yõldõz Teknik Üniversitesi’nde ders veren Grassi’yle kitabõ ve Atatürk üzeri- ne konuştuk. - Sayın Grassi, bir Atatürk biyografisi yaz- ma ihtiyacı nereden doğdu, anlatır mısınız? - Türk-İtalyan ilişkileri birçok alanda hõzla gelişirken İtalyan tarihçiler, gözlemciler, dü- şünürler çağdaş Türkiye’ye yeterince yoğun- laşmadõ. Yaklaşõk 20 yõl önce Cumhuriyet ta- rihi hakkõnda profesyonel olarak çalõşmaya baş- ladõğõmda epey yalnõzdõm. - İtalyanca baskıya önsöz yazan Prof. Ste- fano Trinchese, büyük bir ihtiyaç oldu- ğundan söz ediyor. İtalya tarihinde bugü- ne kadar bu denli kapsamlı bir Atatürk araştırması yapılmamış mıydı? - Ne bir İtalyan tarihçisi bir Atatürk biyo- grafisini yazmõş, ne de Andrew Mango’nunki gibi yabancõ tarihçilerin eserleri çevrilmişti. Ya- ni, büyük bir boşluk vardõ. - Bu kitabı diğer Atatürk biyografilerin- den ayıran en temel öğeler neler? - Karşõlaştõrmalõ bir perspektifi seçip Ata- türk’ün yaşam ve eserinin genel anlamõnõ, “kıs- sadan hisseyi” çõkarmaya çalõştõm. Kaldõ ki Atatürk’ün psikolojisini ve onun hayatõnõn Tür- kiye’nin gerçeğini simgeleyen yönleri üzerinde durdum. - İtalya’da yayımlandığında nasıl karşı- landı çalışmanız? - Biraz önce sözünü ettiğim boşluk duyarlõ bilim adamlarõ tarafõndan hissediliyordu. Bu nedenle kitabõm sevinçle karşõlandõ. Okumuş olanlar da olumlu yorumladõlar. Ciddi, taraf- sõz ve zevkle okunur bir kitap olduğu kabul edildi. Bazõ okurlarõn “Şimdi Türkiye’yi daha fazla seviyoruz!” demiş olduklarõnõ öğ- rendim. Yani, “düşünsel öğeler” aşõlamõşõm... - Peki, Türkiye’de yaşıyor olmanız bu ki- tabı yazmanızda etkili oldu mu? - Kuşkusuz oldu. Türkçe bilmeyenlerden de, Türkiye’de yaşamayanlardan da çok ilginç ve yararlõ düşünce katkõlarõ gelebilir, geliyor da… Bununla birlikte Türkiye’de günlük ha- yatõ sürdürmek, örneğin internette şu sõra ne- yin gezdiğine tanõk olmak, kuşbakõşõ analiz- lerin yakalayamadõğõ unsurlarõ, derin gerçek- leri anlamayõ kolaylaştõrõyor. Bir örnek: Fik- rimce “Plevne Marşı”nõ bilmeyen daha son- ra olup bitenleri tamamen anlayamaz... - Son dönemdeki Atatürk karalamaları, yaratılan Atatürk karşıtlığı karşısındaki fik- rinizi merak ediyorum… - Son dönemde değil, Cumhuriyet’in ilk gü- nünden, hatta saltanatõn kaldõrõlmasõndan be- ri Atatürk’ün eserini karalayan çevreler var. Bu çok normal. Fransõz Devrimi karşõtlarõna gö- re Fransõz Devrimi şeytan işiydi. Tarihte, bü- tün büyük devrimler sert tepkilere neden olu- yor. Daha ilginci, Türkiye’nin Batõ, Avrupa kimliğini benimseyen çevrenin içindeki tar- tõşmadõr. Bazõlarõ her tür eleştiriyi, hatta Ata- türk’ün “zaafları”nõn anlatõmõnõ otomatik olarak karalama, hakaret olarak görüyor. Hal böyle olursa ciddi bilimsel araştõrma ve ana- liz yapõlamaz. Bazõ liberallerse, Atatürk’ün ya- şadõğõ dönemin koşullarõnõ yeterince değer- lendirmeyerek Atatürk’e, kanõmca genellikle anakronistik eleştiriler yöneltiyor. Bu da yan- lõş! Zamanla Atatürk, başka uluslarõn esaslõ, ku- rucu figürleri gibi, hem ortak ulusal gurur kay- nağõ, hem de dengeli, tarihsel, sosyolojik vs. ko- nusu olacaktõr. Kitabõmõ bu dilekle sonuçlan- dõrdõm. - Dün 10 Kasım’dı. Ulu önderin aramızdan ayrılışının 71. yılı. Neler söylemek istersiniz son olarak? - Atatürk büyük bir devrimci ve devlet ada- mõydõ. Türk ulusu haklõ olarak ona karşõ min- net ve borçluluk hissediyor. Dilerim ulu önde- rin anõsõ hiçbir zaman zayõflatõlmasõn. Aynõ za- manda tarihsel perspektif kazansõn ve Türki- ye’nin demokratik gelişmesinin olumlu etkeni olsun. Onun ilkelerine daima ihtiyacõmõz var. Fabio L. Grassi tarafõndan yazõlan kapsamlõ “Atatürk” biyografisi, geçen yõl İtalyancada yayõmlandõğõnda ülkesinde büyük ses getirmişti. Şimdi kitap Turkuvaz Kitap tarafõndan, Eren Cendey Yücesan çevirisiyle 29 Ekim haftasõnda yayõmlandõ. Kültür Servisi - Türkiye’nin ilk belgesel film festivali, ‘1001 Belgesel Film Festiva- li’, bu yõl 4-11 Aralõk tarihleri arasõnda yapõlõyor. Yaklaşõk 80 belgeselin göste- rileceği festival programõ son iki yõlda üretilmiş dünya belgeselleri, 2010’da İs- tanbul’da yapõlacak olan Avrupa Sosyal Forumu açõsõndan önem teşkil eden filmler, daha önce İstanbul’da gösteril- memiş bazõ arşivlerden filmler, müzik- le ilgili belgeseller, Küba belgesel sine- masõnõn tanõtõldõğõ yapõmlar ve Türki- ye’den belgesellerden oluşuyor. Film gös- terimlerinin yanõ sõra panel, söyleşi, us- talõk dersi ve ‘geceyarısı belgeselleri’ gi- bi etkinliklerin de yapõlacağõ festival, ‘Bir Sanat Formu Olarak Belgesel Sinema’ başlõklõ ‘Uluslararası Belgesel Sine- macılar Konferansı’na da ev sahipliği yapõyor. (www.1001belgesel.net) Küba’dan Türkiye dünya belgeselleri 1001 BELGESEL FİLM FESTİVALİ Stefano Missio’nun ‘Trompet Cumhuriyeti’ filmi Sırbistan’da trompetin hayatın her alanına nasıl dahil olduğu üzerine eğlenceli bir belgesel. GÜNER YÜREKLİK BERLİN - İstanbul ile Berlin arasõnda imzalanan “kardeş şehir” anlaşmasõnõn 20. yõldönümü kapsamõnda İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, Berlin Güzel Sanatlar Akademisi (Akademie der Künste) ve Berlin Senatosu işbirliğiy- le bugün Berlin’de “İstanbul Next Wave” başlõğõ altõnda üç bü- yük sergi açõlõ- yor. Türki- ye’den 88 sa- n a t ç õ n õ n 250’den fazla yapõtõnõn yer alacağõ sergiler, 17 Ocak 2010’a kadar Berlin’in önemli sanat mekânlarõndan Martin Gropi- us-Bau başta ol- mak üzere Pari- ser Platz ile H a n s e a t e n - weg’deki Güzel Sanatlar Aka- demisi salonla- rõnda sergilene- cek. Sergilerin alt başlõğõ ise “Eşza- manlık - Koşutluk - Zıtlık”. İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin ye- nilenen koleksiyonundan derlenen, kü- ratörlüğünü İstanbul Modern Şef Kü- ratörü Levent Çalıkoğlu ve “Next Wave” projesinin şef küratörü Çetin Güzelhan’õn üstlendiği Martin Gropi- us Bau’daki ‘İstanbul Modern Berlin’ sergisi, Türk sanatõnõn modernleşmenin ilk evrelerinden çağdaş sanatõn en önemli temsilcilerine uzanan seçme yapõtlarõnõ bir araya getiriyor. Sergide İbrahim Çallı’dan Sarkis’e, Zeki Ko- camemi’den Hale Tenger’e, Nejad Melih Devrim’den Gülsün Kara- mustafa’ya kadar 57 sanatçõnõn 61 eseri yer alõyor. Beral Madra ve Johannes Odenthal küratörlüğünde hazõrlanan Praiser Platz’daki ‘Ayağımın Altındaki Gök Değil, Yer’ (Ground Beneath My Feet, Not the Sky) başlõklõ sergi ise 1980’lerden günümüze İstanbul sanat or- tamõndaki hareketliliği, gelişimi kadõn sanatçõlar aracõlõğõyla örnekliyor. Sergide Gül Ilgaz, Canan Şenol, Handan Bö- rüteçene, Nalan Yırtmaç, Neriman Polat, Nancy Atakan’õn da aralarõnda olduğu 17 kadõn sanatçõnõn işleri yer alõ- yor. Hanseatenweg’deki diğer sergi ise İstanbul’un çok kimlikli yapõsõnõ mer- kez alarak Bedri Baykam, Halil Al- tındere, Altan Gürman, Balkan Na- ci İslimyeli, Şükran Moral ve İrfan Önürmen’in yapõtlarõ üzerinden kentin sanatsal çeşitliliğine ve kültürel zen- ginliğine vurgu yapõyor. Türkiye’den 88 sanatçõnõn 250’den fazla yapõtõ Berlin’in önde gelen sanat mekânlarõnda sergileniyor İstanbul-Berlinkardeşşehir NEW YORK (AA) - Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, ABD’de yeni basõlan romanõ ‘Masumiyet Müzesi’ ile New York’taki okurlarõyla bir araya geldi. Pamuk’un kitabõndan bölümler okuduğu gecede, kitaptaki baş karakter ‘Kemal’in kendisinden bir şeyler taşõsa da ‘Orhan Pamuk’ olmadõğõnõ söyleyen yazar, “Günümüzde roman öldü mü” sorusu üzerine, “Tabii ki ölmedi” dedi ve ekledi: “Romancının işi, yargıya yer vermeden hikâyeyi anlatmaktır. Bazı düşünceleri aşılamak ya da ahlak dersi vermek gibi bir kaygı olmamalı.” Tolstoy’dan örnek veren Pamuk, ‘Anna Karenina’, ‘Savaş ve Barış’ gibi büyük romanlar yazan Rus yazar Tolstoy’un ‘Diriliş’ romanõnõn iyi bir roman olmadõğõnõ, çünkü yazarõn okuyucuya belli mesajlar verme düşüncesinin romanõn ötesine geçtiğini belirtti. PAMUK OKURLARIYLA BULUŞTU OrhanPamuk’tan Tolstoy eleştirisi GülIlgaz’ın‘Mücadele’adlıyapıtı. Galbraith’ten ‘8 Telli Gitar Resitali’ Kültür Servisi - Kendi tasarõmõ 8 telli Brahms Gitarõ ile yaptõğõ kayõtlarõ kimi müzisyenlerce “devrim” olarak nitelenen İngiliz gitarist Paul Galbraith, 18 Kasõm’da Mustafa Kemal Merkezi’nde (MKM) müzikseverlerle buluşacak. Galbraith’in “8 Telli Gitar Resitali” saat 20.00’de başlayacak. Gitarõnõ, çello gibi dik tutarak çalan Galbraith, resitalinde Bach’õn 6 numaralõ çello süiti ve Haydn’õn Do Diyez Minör piyano sonatõnõn gitar transkripsiyonlarõnõn yanõ sõra Berkeley ve Ponce’nin eserlerini seslendirecek. SEVDİĞİMİZ DOSTLARIMIZ BİRSİN ÇOLAKOĞLU GANDOLFİ İLE SEVGİLİ EŞİ JACOPO MARİO GANDOLFİ’nin bir kız çocukları oldu. MAVİ adlı bebeğe uzun ömürler dileriz. MERAL - HÜSEYİN KIVANÇ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MEZUNLARI DERNEĞİ DEMOKRATİK DAYANIŞMA DERNEĞİ AYDINLANMA SÖYLEŞİLERİ Yıl: 11 No: 1 K o n u CUMHURİYET, ATATÜRK VE ÇAĞDAŞ YANSIMALAR Y ö n e t m e n Prof. Dr. BÜLENT BERKARDA K o n u ş m a c ı Dr. ALEV COŞKUN Tarih: 14 Kasõm 2009 Cumartesi saat 11.00 - 13.00 arasõ. İletişim: İ.Ü. Mezunlarõ Derneği (Fatoş Taştan) 0212 238 03 21 Aydınlık Yarınlar Özlemi İçindeki Tüm Yurttaşlarımız Davetlidir. Giriş Serbest ve Ücretsizdir. Yer: Levent Kültür Merkezi. Levent Çarşı içi, Çalıkuşu Sok. No: 2 1. Levent-İstanbul 9005İE018 numaralı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi kimliğimi kaybettim. Hükümsüzdür. Fatma Alev Baysal Eken
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle