10 Mayıs 2026 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CMYB C M Y B PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Bir Tuhaf Demokrat: İskender Pala İskender Pala sağ cenahın önde gelen vitrin fi- gürlerinden biri; Prof. unvanlı bir bilim ve kültür ada- mı, çok sayıda kitap yazmış bir yazar. Uzaktan ba- kıldığında uygar bir fotoğraf veriyor. Geçenlerde Zaman’daki köşesinde dokuz önem- li yanlış içeren bir eleştiri kaleme almış, sağ’ın ede- biyatçılarının solcular tarafından haklarının yenildiğine ilişkin, üzerinde durmaya değmeyen, fakat ürkünç bir yanı da bulunan bir yazı. Ürkünçlüğü, olduğu gibi alın- tıladığım şu cümleden geliyor: “Ama artık çok iyi bi- liyorum ve defalarca tecrübe ettim ki bu eski tüfek 68 kuşağı dünyadan çekilip gitmeden o öteleyici anla- yış da ülkemizin semalarından gitmiş olmayacak.” Söz konusu eleştirisinin muhataplarından biri ola- rak bu nasıl bir kötücül duygu birikimidir diye dü- şünmeden edemedim. Hayatın kendince güllük gü- listan olabilmesi için buna engel olduğunu düşündüğü birilerinin, bütün bir “eski tüfek 68 kuşağının” bir an evvel bu dünyadan çekilip gitmesini, somut bir de- yişle topunun ölmesini arzulamak nasıl bir duygudur? Bir insan böyle bir kötücül duyguyu nasıl taşıya- bilir? Diyeceksiniz ki, o da taşıyamamış zaten, kus- muş içindekileri. Ama insan yine de onun bu nok- taya gelene kadar hangi duygusal süreçlerden geçtiğini, kendisini o cümleyi yazacak noktaya ge- tiren duygu birikiminin hangi olumsuz koşullardan kaynaklanıp beslendiğini merak ediyor. Pala, Za- man’daki yazısında birtakım ipuçları veriyor, fakat bunlar bir insanın kişilik yırtılmasının “ölüm isteye- cek” şiddete varmasını anlamaya yeterli değil. Neyse, kendimizi zorlamayıp o beddualı cümle- den çıkarabildiğimiz kadarının üzerinde duralım. Doğ- rudur, kültür tarihimizin son altmış yılına baktığımızda edebiyat, resim, heykel, müzik, tiyatro, sinema, gra- fik, karikatür, arkeoloji ve daha birçok dalda öne çı- kanların ezici çoğunluğu ya solcu ya da sağdan çok sola yakın kişiliklerdir. Bu gerçeğin, sağ kesimde, özellikle de bu kesimin sözcülüğünü üstlenmiş ve üst- lendiği işlevden kendine “maddi-manevi” rant sağ- layan “kültür rantiyelerinde” birtakım iç huzursuz- luklarına yol açması anlaşılabilir bir durumdur. Kimileri gıpta, kıskançlık, haset gibi duygularını gemleye- bilmekte, kimilerindeyse bu duygular öfkeye dönü- şerek dışa vurmaktadır. Anlaşılması zor olan, bu has- talıklı durumun tedavisinden solcuların sorumlu tu- tulmasıdır. Solculara dönüp,“Bize de değer verin”, “Bizi de övün” diye bağırıp çağırmak, beddua etmek kişiyi belki bir anlığına rahatlatır, fakat onu boğazına ka- dar gömüldüğü eziklik duygusundan çekip çıkarmaz. Yanlış bir yoldur. Sağ, neo-liberal rüzgârların güçlüce estiği yıllar- da “eski tüfek 68 kuşağından” azımsanmayacak sa- yıda “kalem” devşirmeyi başarmıştır, fakat aynı başarıyı kültür, sanat ve edebiyat kesimlerinde gösterememiştir. Sözcülerinin öfkesi sanırım bir ya- nıyla bu nedenledir. İskender Pala, sol’a öfkelenirken bir gerçeği göz ardı etmektedir. Son altmış yılda Türkiye’de “sol” ola- rak tanımlanabilecek iktidarların toplam yönetim sü- resi on yılı bile bulmamaktadır. O yıllar da dahil ol- mak üzere 1925-1991 arasında kalan yıllar sol için baskı ve zulüm yıllarıdır. Sağ, kendisine yakın ikti- darların koruyuculuğunda semirip gürbüzleşirken, karşıt konumdaki sol, yerelden evrensele uzanan önemli edebiyat ve sanat yapıtları üretmiştir. Bir ya- zarı ya da sanatçıyı yaratıcı ve üretken kılan onun ya- şadığı koşullardır. İskender Pala, içini döker, rahatlarken sağ kesi- me ait kabul edilen kimi değerli kişilere de haksız- lık ediyor. Bir Rasim Özdenören’in, bir Sezai Ka- rakoç’un sol’a, solculara Pala’nın baktığı pencere- den bakabilecekleri olasılığı doğrusu aklıma bile gel- miyor. Kültürü, edebiyatı, sanatı “iyi” ya da “iyi ol- mayan” diye değerlendirecek yerde ille de ideolo- jik pencereden görmek istemek, karşıt gördükleri- nin ölümlerini dileyecek ölçüde “insani” sınırları zor- lamak herhalde kültür üzerinden kendilerine rant sağ- layanlara özgü bir durum olmalı. dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com “Genetiği Değiştirilmiş Or- ganizmalar” (GDO) için söy- lenmeyen kalmadõ. Tüm sivil toplum örgütleri; meslek ku- ruluşlarõ; “konuşma cesareti” olan kamu uzmanlarõ; ABD’nin “sömürgeci bilim”ine teslim olmayan akademisyenler; “hü- kümeti üzmeme” derdi olma- yan yazarlar; demokrasiyi “sandık”tan ibaret görmeyen aydõnlar ve hatta iktidar parti- sinden kimi “vicdan sahibi” si- yasetçiler... 26 Ekim’de ya- yõmlanan yönetmelikten yüksek düzeyde “kaygı”lõlar... Dahasõ, yönetmeliği hazõrla- tan Tarõm ve Köyişleri Bakanõ Mehdi Eker bile dedi ki; “Ben GDO’lu ürün yemem. Islah, doğal yollarla olmalı. Baş- bakanımız da buna inanı- yor.” (07 Kasõm 2007-gazete- ler) Yine sormayan kal- madõ; “Nasıl fark ede- ceksiniz? Ambalajlara GDO’lu olduklarının yazılmasını engelleyen siz değil misiniz?” Herhalde en gaddar re- jimde bile, “halkın kan- dırılması”nõ bu denli açõkça “sağlayan” yasal düzenleme yoktur... ‘Yasasız’ demokrasi Kaldõ ki bu yönetmelik hu- kuken “yasal düzenleme” bi- le sayõlmaz; çünkü “yasası yok”! TMMOB ve meslek oda- larõ günlerdir haykõrõyor: “Ulu- sal Biyogüvenlik Yasası ol- madan GDO ticareti için yö- netmelik çıkarmak skandal- dır. Sağlıkla ilgili düzenle- menin milletin vekillerince tartışılarak, herkese açık or- tamda yapılması yerine, TBMM’den bile kaçırılması, millet egemenliğinin ihlali- dir.” Hani şu “demokratik açı- lım” süreci, Başbakan’õn de- yişiyle “her alanda”ydõ? Ha- ni artõk her konuda öncelikle “milli irade” geçerliydi? “GDO’cu firmalar”õn ağõr- lamasõyla ABD’de “inceleme” yapan milletvekillerinin “ya- sasız yönetmeliğe” sessiz kal- malarõ ise demokrasimiz adõna hüzün vericidir... Odalarõn, uz- manlõklarõna dayalõ en “de- mokratik” uyarõlarõna bile “si- yaset yapmayın” diyen Cum- hurbaşkanlõğõ Devlet Denetle- me Kurulu, devleti yönetenle- rin bu gibi açõkgözlülüklerini acaba ne zaman denetleyecek? ‘Haram Yaratık’lar Tarõm Bakanõ yese de ye- mese de, ABD tekelindeki GDO’lu ürünleri “etiketsiz” sattõran; dahasõ “bebeklere ya- sak, annelere serbest”! diye- bilen bir yönetmelik, “sömür- geci siyaset”in insanlõk dõşõ düzeyini de gösteriyor. Ya ay- nõ siyaseti, “inançlarına uygun yaşamanın demokratik gü- vencesi sayanlar”õn “sus”ma- larõna ne demeli? Demokrasi bir yana, “kral”larõn üye olduğu “İs- lam Konferansı Teşkilatı” bi- le 7 Kasõm’daki İstanbul top- lantõsõnda, GDO’lu ürünlerin “helal” olabilmesi için “am- balajında belirtilmesi” koşu- lunu getirdi... Son zamanlarda her konuda “fetva” veren “ulema”nõn ise “haram” yönetmeliği karşõ- sõnda ağzõnõ bõçak açmõyor. “Yaratılanı yaratandan ötü- rü seven”lerimizin; doğal be- sin kaynaklarõ yerine dayatõlan “genetik yaratıklar”a hiç mi itirazlarõ yok? Hele insanlarõn bu den- li “kötü niyet”le kan- dõrõlmasõ, en büyük “günah” değil midir? Hiçbir “inanç”, sö- mürgeciliğe bu denli tutsak olamaz... ‘İtiraf’ belgesi... Küresel açlõğõn nedeni, dün- yamõzdaki besin kaynaklarõ- nõn azlõğõ değil, tarõmsal üre- timdeki “kasıtlı” yetersizlik ile tüketimdeki emperyalist “dengesiz”lik… bunun baş so- rumlusu da ABD. Bu gerçeğe rağmen, “artan dünya nüfu- sunu besleyebilmenin çözü- mü, ABD’nin GDO’larıdır” denmesi nasõl asap bozucuysa, tarõm düşmanõ siyasetçilerimi- zin de “beslenmemiz için GDO…” diye gevelemeleri de bir o kadar yüz kõzartõcõ.. Diyelim ki yönetmelik iptal oldu; GDO’ya karşõ AB ülke- lerinde alõnan önlemleri uygu- lamaya başladõk... Rahatlayacak mõyõz? Hayõr... Örneğin zeytinliklerimizi gözden çõkartan tasarõ TBMM’deyken; en verimli ara- zilere en kirletici tesisler diki- lirken; TOKİ, bağlarõ bahçele- ri bile betonlaştõrõrken; yani “tarımı bitiren” talan politi- kalarõ doruğa çõkarken, GDO dayatmasõ sürecektir... Bu yönetmelik, yõllardõr “zi- raat yerine ticaret”i yeğle- yenlerin, üretim yerine de “rant ekonomisi”ni körükleyenle- rin, ülkeye, ulusa ve insanlõğa karşõ tarihsel suçlarõnõn “itiraf” belgesidir... ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ GDO ve ‘Ulema’... HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com ekinci@cumhuriyet.com.tr KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com HARBİ SEMİH POROY 11 KASIM 2009 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 15 Genetik Yaşar Şengel: “Cumhuriyetin genetiğinin değiştirildiği ülkede, bitkilerin genetiği değişmiş, çok mu!” Albayrak Levent Özübek: “Albayı bırak, Tayyip’in dünürü Albayrak’a bak! Usulsüz ruhsat almış diyorlar; yandaş medyadan Yeni Şafak!” Turnusol Sabri Kızılırmak: “Islak veya kuru kâğıt parçası, sanki turnusol kâğıdı; orduyu sevenle ordudan nefret eden tarafları çok güzel ayırdı!” Fatih Çekirge’den Mümtaz’er Türköne’ye KİMİN arabasına binse onun kornasını çalmaktan büyük zevk alan ve bunu tamamen duygusal nedenlerle yapan mühim gazetecilerden Fatih Çekirge’nin aklına müthiş ve müstesna bir fikir gelmiş. Fatih, Atina’dan dönerken uçakta Avrupa Birliği’ne bakmaktan sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’a “biz ani bir kararla Kıbrıs’taki askerlerimizi çeksek ne olur? Dünyayı şoke etsek. Türkiye militer değil, sivil ve barışçı bir ülkedir desek” demiş. Memlekette fikir adamı olmanın giderek zorlaştığı ve Fatih Sultan Recep’in de bu hususa geçen gün parmak basarak aydınları, ampul ışığının altına çağırdığı düşünülürse Hürriyet yazarı Fatih’in son yıllarda üretilen en iyi fikirlerden birinin altına imzasını attığı söylenebilir. Düşünsenize; bir sabah uyandıklarında Rumlar gözlerine inanamıyor, Kıbrıs’ta bir tek asker kalmamış! En çok sevinen ise herhalde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanına şiddetle karşı çıkan ve tek muhalif oyu kullanan şimdiki başkan Mehmet Ali Talat olacaktır. Ancak bu müthiş ve müstesna fikir, bir başka kornacı apostroflu Mümtaz’er Türköne’nin eşsiz fikriyle eşzamanlı uygulanmalı: Türk Silahlı Kuvvetleri yeniden yapılandırılmak üzere Türkiye’de ortadan kaldırıldığı gün Kıbrıs’ta bir tek asker bırakılmamalı! Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” ADLİ Tıp Kurumu’nun başındaki adam açıkladı ve mealen “nabza göre şerbet yani rapor veriyoruz” dedi. Zaten raporları ortada; aynı kadın donunda isterlerse ıslak sperm buluyorlar isterlerse kuru gül esansı! Ergenekon dalgasının birincil savcısı Fatih Sultan Recep de bu adamlara öyle inanmış ki “ıslak imza raporu”nun gerçeği yansıttığını söylüyor. İnanç meselesi... İşin içine inanç girdi mi bilim ne yazık ki dışarı çıkmak zorundadır. Artık söz ulemanındır! Sultan hazretleri aynı zamanda ulema... 300 bin kişinin katili Sudan’ın yamyam diktatörü Ömer El Beşir’i savunmak için “Bir Müslüman soykırım yapamaz” diyor. Hazreti sultan, ortada bir soykırım varsa bunun Sudan’ın Darfur kentinde değil, Filistin’in Gazze kentinde olduğunu söylüyor; İsrail’i soykırım yapmakla suçluyor. Sultana göre Museviler soykırım yapar Müslümanlar yapmaz! Ulemalık kolay iş değil... Oysa bütün dinler “yalan söyleme” der! İslam peygamberi Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde, kentin yerlisi Musevilerle bir anlaşma yapar. Tarihçilerin “Medine Sözleşmesi” dediği bu anlaşmaya göre herkes kendi kurallarına göre yaşayacak, sorunlarını kendi içinde çözecek, Museviler Müslümanlara, Müslümanlar Musevilere karışmayacaktır. Günümüz yobazlarının “çok hukuklu yaşam” için örnek gösterdiği bir uzlaşma belgesidir bu sözleşme. Fakat yobazlar, çok başarılı bir şekilde uygulanan sözleşmenin nasıl olup da yürürlükten kalktığını ise pek anlatmak istemezler. Mekke’den gelen “müşrikler”in Medine’ye saldıracağı istihbaratı üzerine kentin stratejik yerlerine Musevilerin de yardımıyla hendekler kazılır. Mekkeliler hendekleri aşamaz ve bir aylık kuşatmanın sonunda aralarındaki üçüncü ve son savaşı Müslümanlar kazanır. Savaştan sonra “Medine Sözleşmesi” kendiliğinden yürürlükten kalkar. Çünkü Müslümanlar, Medine’de ne kadar Musevi erkek varsa hepsini toplar ve hendeklerin önünde kafalarını keser; kadınları da savaş ganimeti olarak cariye yapar! Fatih Sultan Recep ne diyor? “Bir Müslüman soykırım yapamaz” diyor... Başka ne diyor? “Adli Tıp Kurumu ıslak imza raporunu verdi, inanacaksın” diyor. Ulema ne diyorsa odur! Ulemaya itiraz eden müşriktir! Müşrik SESSİZ SEDASIZ (!) Hükümet yargıya savaş açtı: Başkomutan Recep! YağmurDeniz HAYVANLAR İSMAİL GÜLGEÇ BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Mardin iline özgü, kadõn-er- kek karşõlõklõ oynanan bir halk oyunu. 2/ Oyunda cezalõ çocuk... Argo- da, bilip bilme- den her konuya atlayan kimse- ye verilen ad. 3/ Karşõlõksõz yarar sağlanan yer ya da kimse... Se- lenyum elementinin simgesi. 4/ Bir no- ta... Eski Türklerde ölmüş atalarõn, tapõ- lan resim ve heykel- leri. 5/ İsyankâr... Bir- birine yakõn adalar topluluğu. 6/ Yinele- nen dize. 7/ Belirti, nişan... Eski bir ağõr- lõk ölçüsü birimi. 8/ Yalnõzca 1’e ve kendisine bö- lünebilen pozitif tamsayõya verilen ad... Tropikal Amerika’da yaşayan bir papağan. 9/ Yanağõn alt kõs- mõ... Yavru yapmaya alõşkõn kümes hayvanlarõ için kullanõlan sözcük. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Arap abecesiyle yazõlan bir yazõ türü. 2/ Nine... Tatlõ sularda yaşayan bir balõk. 3/ Rüşvet... Tavla- da “üç” sayõsõ. 4/ Lantan elementinin simgesi... Arit- metik hesap yapmakta kullanõlan, birçok devingen parça dizisiyle donatõlmõş düzenek. 5/ Hatay ilin- de bir õrmak... Asya’da bir göl. 6/ Usandõracak ka- dar sõk yinelenen söz. 7/ Yeşim Ustaoğlu’nun, 1995 İstanbul Film Festivali’nde birincilik ödülünü ka- zanan filmi... Bir ilimiz. 8/ Başlõca, temel niteliğinde olan... Bir etkinliğin geçici olarak durdurulduğu sü- re. 9/ İğdiş edilmiş hayvan... Kurnaz, tecrübeli. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 R A S A T T E P E U M U T A K İ M M İ M K R O K İ İ N E G Ö L E N N A L K A N T O E L A M T A N A A M A S R A A Y A Z İ N O T K I S I R İ L 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle