Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
- 2026
- 2025
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
CMYB
C M Y B
10 EKİM 2009 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA
17
KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr
ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com
TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN
HARBİ SEMİH POROY
10 Ekim
GÖRÜŞ
Prof. Dr. MUSTAFA AYSAN
IIF Genel Kurulu
Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (Institute of
International Finance - IIF’in) 2009 Yıllık Üyeler
Toplantısı, 2-4 Ekim’de, İstanbul’da toplandı.
Bu enstitü, dünyanın gelişmiş ve gelişmekte
olan 70 ülkesinde, 370’i aşkın büyük ticaret ve ya-
tırım bankasının üye olduğu, ekonomi ve finans
alanında etkili olan bir kuruluştur.
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu
(IMF) yıllık toplantılarının öncesinde planlanan ge-
leneksel IIF konferanslarında, ekonomi ve finans
pazarı uzmanları, bilimsel çalışma sonuçlarını, dün-
ya kamuoyuna açıklamakta ve topluma açık tar-
tışmalarını yapmaktadırlar. 2008-2009 ekonomi
bunalımının ortasına rastlayan bu yılki İstanbul top-
lantısı, dünyanın ve bizim basın/yayın kuruluşla-
rının yakın ilgisini çekmiş ve onların aracılığı ile yo-
ğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır.
Sunulan konferanslardan bir bölümü, dünya ül-
kelerinin ekonomi alanındaki yetkililerini de içine
aldığından, bu toplantılar, aynı zamanda ülkele-
rin gelecek dönemlerde uygulamayı düşündük-
leri ekonomi ve finans alanındaki plan ve prog-
ramlarını da kapsamaktadır. İstanbul toplantısında,
ülkemizin, yeni açıklanan üç yıllık ekonomik
programı ve gelecek günlerde uygulayacağı eko-
nomi politikalarıyla ilgili olarak açıklamalar da ya-
pılmıştır.
Ancak toplantının asıl ilgi çeken konferansları,
dünyanın en büyük ekonomilerinin, ülkemizin
de içinde bulunduğu G-20 ülkelerinin, gelecek
günlerindeki ekonomik ve finansal gelişmeleriy-
le ilgili olanları olmuştur. Toplantılarda, ekonomik
bunalımdan çıkış beklentileri de tartışılmıştır.
IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarıyla üst üs-
te geldiği ve bu toplantıya katılan ünlüler büyük
ilgi çektiği için, IIF’in içinde bulunduğumuz eko-
nomik bunalım ve ondan sonrası için yaptığı ön-
lem önerileri, en yoğun ilgiyi çekmiştir. Bu yazı-
da, toplantılarda ele alınan önerilerin, finansal pa-
zarların denetimiyle ilgili olanlarından bazılarını siz-
lerle paylaşmak istiyorum:
? Konferanslarda verilen bilgilere göre, 2008
ekonomi bunalımından önceki dönemde, finan-
sal pazarlardaki düzenleyici ve denetleyici kuru-
luşların etkinliğinde, uygulanan yaptırımlarda ve
uygulanan kuralların kapsama alanlarında önem-
li eksiklikler olduğu, şimdi artık ortaya çıkmıştır.
Bunalımın ortaya çıkmasında, bunalım öncesin-
de birçok finansal kuruluşun, kuralların kapsamı
dışında kalmış olmasının önemli payı vardır.
? Konferanslar, eksiklikleri gidermek konu-
sunda alınabilecek önlemler üzerinde büyük gö-
rüş farklarının bulunduğunu da göstermiştir. An-
cak konuşmacılar, bunalımdan çıkarken uygula-
maya konulabilecek yeni düzenleyici ve denetleyici
kurallar konusunda, dünya ülkeleri arasında uy-
gulama yakınlıklarına ulaşmanın önemli oldu-
ğunda uzlaşmışlardır.
? Bu standartlarla ilgili tek düzeni sağlamanın
en kolay yolu, son yıllarda, bankacılık ve benze-
ri finansal kuruluşlar için risk yönetimi ve dene-
tim kuralları yaratıp dünyaya yaymakta bulunan
“Basel Komitesi”nin standartlarına tam uyumun
sağlanmasıdır.
Toplantılarda öne sürülen beklentilere göre, 2010
yılında dünya ekonomisi, bunalımdan çıkarak bü-
yümeye başlayacaktır. Son yıllarda olağanüstü
riskli varlık kalemlerinin, bazı güvence yaratıcı ku-
rallarla korunmadan ortaya çıkması, iyi sonuçlar
vermemiştir. Gelecekte yeni ürünler yaratılırken,
denetleyici ve düzenleyici kurallarla, bu yeni fi-
nansal ürünlerin, ortaya çıkabilecek risklere kar-
şı korunma önlemleriyle güvenceye alınması
sağlanmalıdır. Bunalımdan çıkarken, gelecekte ay-
nı yanlışların yapılması önlenmeli, dünya devlet-
leri bu standartların uygulanmasının sağlanma-
sında uluslararası uzlaşmaya varabilmelidirler.
IIF, bu görüşleri dünya uzmanlarının tartışma-
sına yeniden açmış bulunmaktadır. Bunları, önü-
müzdeki günlerde daha çok tartışacağız.
maysan@cumhuriyet.com.tr
maaysan@superonline.com
Yemekten yemeğe fark
Çok şeffaf
demokrasimiz var bizim:
Amerika’ya sığınmış
emekli vaize biat
edenler Abant’ta bir
otelde günlerce toplanıp
ülke sorunlarını
konuşabilirler.
Serbesttir.
Bildik davaya bakan
yargıçlar, savcılar ve
soruşturmayı yürüten
polisler hep birlikte
Boğaz’da gezip İstanbul
Ticaret Odası
tesislerindeki iftar
yemeğinde
buluşabilirler. Olağandır.
Ancak, demokrasi ve
özgürlük dediğinin de
bir sınırı vardır:
Bildik davacılarca
“ulusalcı” diye
niteleniyorsanız, Kent
Otel’de bir araya gelip
güncel konuları
tartışırsanız, suçtur!
Dostlarınızla bir
akşam lokantada
yediğiniz yemek,
polislerce gizlice
izlenip fotoğraflanabilir.
Çünkü, “örgüt
toplantısı”dır!
Anadolu’nun birçok bölgesin-
dekilerle birlikte özelleştirilmek is-
tenen Turhal Şeker Fabrikası’nın
yalnızca ekonomik bir yatırım de-
ğil, küçücük bir ilçeye sağlık, kül-
tür, eğitim hizmeti götürerek, bir
sosyal devlet aracı olduğuna de-
ğindiğimiz yazımıza karşılık Gazi-
antep’ten anılarla bezeli bir mek-
tup geldi.
Turhal Şeker Fabrikası’nın ek-
meği ile büyüyen eğitimci Nilgün
(Alten) Almaç, çocukluğunun Tur-
hal’ını anlatıyor mektubunda:
“Turhal Şeker Fabrikası’nın si-
nema salonunda ve yazları yazlık si-
nemada, o yılların en kaliteli çizgi
filmleriyle büyüdük. Daha sonra
genç kızlığa geçiş döneminde dö-
nemin en kaliteli filmleri ile yetiştik.
Akşamları koruluk içindeki parkta
aile toplantıları, müzikli danslı ge-
celer...
Marakasla oynamak ağır gelirdi
ama, en büyük zevkimdi. Babam
çok güzel dans ederdi. Genç kız-
lığa geçişte kavalyemdi. Pazar
günleri havuzda ailecek yüzerdik.
Gazinoda babamın bilardo oyna-
yışını izlerdim. Bezik oynarlardı. En
büyük zevkim bezik tahtalarında
tuşlarla oynamaktı.
Şeker İlkokulu öğrencisi idim.
Feryadi Abimiz vardı. Fabrikada iş-
çi kadrosunda idi, ama işi bizlere
mandolinle başladığımız enstrüman
dersleri vermekti. Keman çalmayı
da ondan öğrendim. Biz, Şeker
mensubu çocukları, öğrendikleri-
mizi sergilemek için sinemada,
salonda konserler verirdik.
23 Nisan çocuk baloları en gü-
zel anılarım arasında. Annemler
Cumhuriyet balolarına giderdi. Ge-
celeri yapılan fener alayları ne gü-
zeldi. Ya 19 Mayıs’lardaki coşku-
lu kutlamalar. Eski resimlere bakı-
yorum da, ne kadar çağdaşmış.
Evet, fabrikaTurhal’a, bizim nes-
limize okul olmuş.
Şu anda 55 yaşındayım. Gazi-
antep’te bir özel okulun müdürü-
yüm. Müzik dersliğine inip öğren-
cilerimle birlikte kemanı elime alı-
yorum. Hepsi, yaşım gereği şaşı-
rıyor. Ama, onlara verdiğim ve
vereceğim o kadar çok mesajım
var ki. Biz Cumhuriyet çocuğu
olarak yetiştik. Onları da o doğrul-
tuda yetiştirmeye çalışıyorum. Ço-
cukluğumu düşününce, yıllar ön-
ce şu andaki özel okul şartları ile ye-
tişmiş olduğumu düşünmeden
edemiyorum. Biz şanslıymışız o yıl-
larda. Tabii bunu sizin ifadenizle
‘küçücük bir Anadolu kasabasın-
da’ kurulmuş olan ve bizlere kültür
olan fabrikaya, onun getirdiği hiz-
metlere borçlu olduğumu biliyo-
rum.”
Mektuba sinmiş olan içtenlik
ve sevgi, okuyanın algı dünyasın-
da tek tortu bırakıyor:
Yurttaşlık, ancak kucaklayan
Cumhuriyet ile ışır.
Özelleştirilme ile bitirilen ise iş-
te o Cumhuriyet kuşağı ve kuca-
ğıdır.
Kucaklayan Cumhuriyet
Geleneksel Beslenme
Üzerine...
SADIK ÇELİK
Her toplumda, o toplumun
tarihinin süzgecinden süzülerek
günümüze ulaşan ve yaşam
koşullarını, tarzını belirleyen, şe-
killendiren önemli öğeler vardır.
Bunlar o toplumun kültür kö-
kenlerini oluşturan yapıtaşları-
dır. Bugün yerel kültürlerin var
olan mirasları meteorolojik
olaylardan tutun, içine doğulan
coğrafyadan, iklimlerden, eko-
nomik, sosyal, siyasal, inanç-
sal, tarihsel pek çok etkilerle
yoğrularak bize ulaşmıştır. Bes-
lenme alışkanlıkları bu kültürel
mirasın yapıtaşlarından sade-
ce biridir. Yüzyılların tecrübe-
siyle oluşan beslenme alış-
kanlıkları o toplumların var olan
koşullarına, bireylerinin biyo-
lojilerine ve fizyolojilerine en uy-
gun olan beslenme tarzını ve
biçimini oluşturur.
Küreselleşme, internet dün-
yamızın birbirine uzak coğraf-
yalarının adeta iç içe geçerek
küçük bir köy haline gelmesi-
ne sebep oldu. Bunun sonu-
cunda da en başta geleneksel,
yerel beslenme alışkanlıkları
uluslararası fast food’cu gıda
tröstlerinin saldırısına uğraya-
rak darbe yedi. McDo-
nald’s’ların hatta daha yakın
zamanda Starbucks’ların ül-
kemize ilk girdiği dönemleri
hatırlayın, neredeyse Ameri-
kan yaşam tarzının bir parça-
sı sayılan bu dükkânların önün-
de halkımız kuyruklar oluştur-
muştu.
Tarihe bakarsak, bu yüzyılın,
yeme alışkanlıklarının en hızlı
değiştiği dönem olduğunu gö-
rebiliriz. İnsanın ilk ortaya çık-
tığı günden bu güne geçen
4.5 milyon yılın neredeyse yüz-
de 99’unda insanoğlu avcılık-
toplayıcılık ile geçindi ve dola-
yısı ile sadece çiğ et, meyve,
sebze gibi doğal besinlerle
karnını doyurdu.
Tarımın başlaması ve geliş-
mesi ile tahıl, bakliyat, et, süt
tüketimi arttı, Sanayi Devri-
mi’nden sonra ise rafine ve iş-
lenmiş gıdaların (tuz, şeker)
kullanımında artış oldu. Oy-
saki insanın biyolojisi, meta-
bolizması bu tür rafine gıdala-
rı sindirmeye pek de uygun de-
ğildi. Tarım Devrimi ve arka-
sından Sanayi Devrimi sıra-
sında kronik hastalıkların baş-
göstermesini insanoğlunun bu
yeni beslenme alışkanlıkları-
na bağlayan birçok uzman bu-
lunmaktadır.
Geleneksel beslenme alış-
kanlıkları ile işlenmiş, hazır,
endüstriyel gıdalarla beslenme
alışkanlıkları karşılaştırıldığında
bu durum kolayca ispatlana-
bilmektedir. Geleneksel bes-
lenme biçimleri glisemik en-
deksi düşük ancak vitamin,
mineral bakımından zengin gı-
dalardır; doğal tarımla elde
edilmiş meyve ve sebzeler-
den, özgürce dolaşan hay-
vanlardan elde edilen, sakatat
ağırlıklı, etin daha az tüketildi-
ği bir rejimden oluşmaktadır.
Oysaki modern insan, glisemik
endeksi yüksek, vitamin, mi-
neral yönünden fakir; üreti-
minde kimyasal gübrelerin,
ilaçların hormonların, katkı
maddelerinin kullanıldığı yiye-
cekleri tüketmekte; atalarına
göre daha fazla et daha az sa-
katat yemektedir.
Atalarımız işlenmemiş süt,
süt ürünleri, rafine edilmemiş
tuz kullanırken bizler ise katkı-
lı, koruyuculu süt, yoğurt, rafi-
ne tuz ve şeker kullanmaktayız.
İnsanoğlunun beslenme reji-
mindeki bu değişim ile kanser,
kalp ve damar hastalıkları,
obezite gibi hastalıklar ile diğer
kronik hastalıkların çığ gibi art-
masının aynı döneme denk
gelmesi sadece bir rastlantı
mıdır, yoksa milyonlarca yıldır
alıştığımız beslenme düzeni
değişince biyolojimiz bu yeni
sisteme uyum sağlamakta zor-
luk mu çekmektedir? Bu du-
rumun sadece bir rastlantı ol-
madığını, beslenme biçimleri-
nin genetik bozukluklara,
uyumsuzluklara yol açtığını ve
insanların endüstrileşme ve
kentleşmenin getirdiği beslen-
me biçimlerine insan doğasının
uyum sağlayamadığını, doğal-
lıktan vazgeçemediğini bilim
adamları burada açıklayama-
yacağımız kadar çok sayıda
araştırma yaparak ortaya koy-
muşlardır.
Geleneksel beslenme alış-
kanlıklarımızın sürdürülmesi
hem sağlığımız açısından hem
de gıda çeşitliliğinin ve ulusal
kültürümüzün korunması açı-
sından elzemdir. Bunun için ye-
rel tatlarımıza özel olarak önem
gösterilmesi gerekmektedir.
Bu konuda ülkemizde aktif ol-
maya başlayan ve geleneksel
gıdaların, yerel üreticilerin ko-
runmasını amaç edinmiş olu-
şumlara üye olarak katkıda
bulunabileceğiniz gibi, kendi
beslenmenizi de gelenekseli
koruyacak şekilde düzenle-
meniz, alışveriş yaparken yereli
ve geleneksel üretim biçimle-
rini tercih etmeniz hatta özel-
likle talep etmeniz, geleceğiniz,
geleceğimiz açısından önem-
lidir. Ama belki de hepsinden
önemlisi çocuklarımızı bu ko-
nuda eğitmemiz, bilinçlendir-
memizdir; Batı tipi beslenme
alışkanlığına reklamların ve di-
ğer iletişim unsurlarının da et-
kisi ile en çok kapılan çocuk-
larımızdır.
Obezite ve diğer sağlık risk-
leri de yine en çok onları teh-
dit etmektedir. Beslenme alış-
kanlıkları çocukluktan başladığı
için çocuklarımıza geleneksel
yemek yeme biçimimiz ile ör-
nek olmamız, hem sağlıkları
açısından hem de yemek kül-
türümüzün bir kuşak sonra
kaybolup gitmemesi açısın-
dan çok önemlidir.
sadik.celik@keyveni.com
BULMACA SEDAT YAŞAYAN
SOLDAN SAĞA:
1/ Cinsel istek
uyandõran fi-
ziksel güzellik.
2/ “Hazanbel”
de denilen ve
kökü hekimlik-
te kullanõlan ot-
su bir bitki...
Suda yaşayan
tek hücreli bir
canlõ. 3/ Çok
yeni olan şey...
Kabadayõ. 4/
Beddua. 5/ Orhan
Asena’nõn bir oyu-
nu... Elektrik enerji-
sini kimyasal enerji
olarak depo eden ay-
gõt... Tavlada “üç” sa-
yõsõ. 6/ Gedik, yarõk...
Dingil. 7/ Uzun süre
dayanabilmesi için
kurutulmuş ekmek. 8/
Hindistan’da hüküm-
darlara ve prenslere verilen san... Büyük tepsi. 9/ Baş
çoban... Hititlerle Mõsõrlõlar arasõnda yapõlan bir sa-
vaş ve bunun sonucunda yapõlan dünyanõn ilk yazõlõ
barõş antlaşmasõ.
YUKARIDAN AŞAĞIYA:
1/ Ortaçağ Avrupasõ’nda toprak sahibi derebeylere
verilen san... Bir nota. 2/ Madenleri yontmada kul-
lanõlan çelik araç... Tatlõ sularda yaşayan ve “cib-
re” de denilen bir balõk. 3/ Kabuğu kahverengi ve
eti yeşil olan, C vitaminince zengin bir meyve... Bir
solukta çõkarõlan ses ya da ses birliği. 4/ Asya’da bir
ülke. 5/ Elisõkõ, cimri. 6/ Panama’nõn plaka imi... Çõp-
lak vücut resmi... Bir peygamber. 7/ Yosunlarõn kö-
kü andõran tutunma organõ... Diyarbakõr’õn eski adõ.
8/ Doku teli... Antik Yunan tiyatrosunda sahneye ve-
rilen ad.
1 2 3 4 5 6 7 8 9
1
2
3
4
5
6
7
8
9
K A N G A L F A
O M Ö Z E M E K
K O N Ç Y A R A
E R İ K E T E M
R O E R K E T E
F A N T A İ T
K O M E D İ K
E B E R E F O R
P İ R A N H A E
1 2 3 4 5 6 7 8 9
1
2
3
4
5
6
7
8
9
Stratejik ortağımız
ABD’nin bizi ne kadar
çok sevdiği bir kez
daha kanıtlandı. Daha
önce bu köşeden
duyurmuştuk:
İnsani Hukuk Projesi
adlı bir örgüt,
Kaliforniya’da, PKK ve
Tamil Kaplanları terör
örgütlerinin “şiddet
içermeyen yasal
faaliyetleri”ni
desteklemek amacıyla,
11 Eylül 2001’den
sonra çıkarılan
Vatanseverlik
Yasası’nın değiştirilmesi
için dava açmıştı.
Kaliforniya eyaletindeki
yerel mahkeme, örgüt
lehine karar vermiş,
Temyiz Mahkemesi ise
PKK lehindeki kararı
“terör örgütlerine
uzman tavsiyesi ve
yardım sağlama
ifadelerinin Amerikan
Anayasası’nda açıklıkla
tanımlanmış olduğu”
gerekçesiyle 2007’de
bozmuştu.
İşte tam bu aşamada,
ABD’nin Adalet ve
Dışişleri bakanları Eric
Holder ile Hillary
Clinton, Yüksek
Mahkeme’ye
başvurarak ABD
yönetiminin “terör
örgütü” ilan ettiği PKK
ve Tamil Kaplanları gibi
örgütlere “eğitim ve
danışmanlık hizmeti
sağlanmasını
yasaklayan maddenin
anayasada açık olup
olmadığı”nı
sormuşlardı.
Gazeteci dostumuz
Yılmaz Polat, davada
yeni bir gelişmeyi içeren
haberini iletti bize:
“ABD’li bakanların
başvurusu üzerine
Yüksek Mahkeme, PKK
ve Tamil Kaplanları gibi
terörist gruplara, hizmet
eğitimi ya da uzmanlık
hizmeti verilmesini
yasaklayan maddenin
anayasadaki durumunu
incelemeyi kabul etti.
Konuyu 2010’da
görüşecek olan
Yüksek Mahkeme’nin
gelecek hazirana kadar
karar vermesi
bekleniyor.
Davanın açılmasına
neden olan İnsani
Hukuk Projesi örgütü,
PKK ile yürüttükleri
barışçı faaliyetlerin
engellendiğini öne
sürerek, PKK örgütüne
masa başında barış
pazarlığı eğitimi
verdiğini söylüyor.
Aynı örgüt, amaçlarının,
insani ve uluslararası
yasaların kullanımı için
eğitim sağlamak,
Türkiye’de yaşayan
Kürtler adına siyasi
destek vermek ve
PKK terör örgütüne
Birleşmiş Milletler gibi
kuruluşlara yardım
başvurusunda
bulunmayı öğretmek
olduğunu iddia ediyor.”
Yılmaz Polat’ın
haberinin tek yorumu
var:
Açılın beyler, arkadan
stratejik ortağımız
geliyor.
Bakan
Bizim
bakanı,
İsviçre Deniz
Bakanı ile
tanıştırmışlar.
Bizimki, “Çok
ilginç,
İsviçre’de
deniz yok,
ama bakanı
var” demiş.
İsviçreli
bakan altta
kalır mı?
“Sizde de
Adalet
Bakanlığı
var” demiş.
Açılın beyler
UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com

