10 Mayıs 2026 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CMYB C M Y B 10 EKİM 2009 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN HARBİ SEMİH POROY 10 Ekim GÖRÜŞ Prof. Dr. MUSTAFA AYSAN IIF Genel Kurulu Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (Institute of International Finance - IIF’in) 2009 Yıllık Üyeler Toplantısı, 2-4 Ekim’de, İstanbul’da toplandı. Bu enstitü, dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan 70 ülkesinde, 370’i aşkın büyük ticaret ve ya- tırım bankasının üye olduğu, ekonomi ve finans alanında etkili olan bir kuruluştur. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantılarının öncesinde planlanan ge- leneksel IIF konferanslarında, ekonomi ve finans pazarı uzmanları, bilimsel çalışma sonuçlarını, dün- ya kamuoyuna açıklamakta ve topluma açık tar- tışmalarını yapmaktadırlar. 2008-2009 ekonomi bunalımının ortasına rastlayan bu yılki İstanbul top- lantısı, dünyanın ve bizim basın/yayın kuruluşla- rının yakın ilgisini çekmiş ve onların aracılığı ile yo- ğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Sunulan konferanslardan bir bölümü, dünya ül- kelerinin ekonomi alanındaki yetkililerini de içine aldığından, bu toplantılar, aynı zamanda ülkele- rin gelecek dönemlerde uygulamayı düşündük- leri ekonomi ve finans alanındaki plan ve prog- ramlarını da kapsamaktadır. İstanbul toplantısında, ülkemizin, yeni açıklanan üç yıllık ekonomik programı ve gelecek günlerde uygulayacağı eko- nomi politikalarıyla ilgili olarak açıklamalar da ya- pılmıştır. Ancak toplantının asıl ilgi çeken konferansları, dünyanın en büyük ekonomilerinin, ülkemizin de içinde bulunduğu G-20 ülkelerinin, gelecek günlerindeki ekonomik ve finansal gelişmeleriy- le ilgili olanları olmuştur. Toplantılarda, ekonomik bunalımdan çıkış beklentileri de tartışılmıştır. IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarıyla üst üs- te geldiği ve bu toplantıya katılan ünlüler büyük ilgi çektiği için, IIF’in içinde bulunduğumuz eko- nomik bunalım ve ondan sonrası için yaptığı ön- lem önerileri, en yoğun ilgiyi çekmiştir. Bu yazı- da, toplantılarda ele alınan önerilerin, finansal pa- zarların denetimiyle ilgili olanlarından bazılarını siz- lerle paylaşmak istiyorum: ? Konferanslarda verilen bilgilere göre, 2008 ekonomi bunalımından önceki dönemde, finan- sal pazarlardaki düzenleyici ve denetleyici kuru- luşların etkinliğinde, uygulanan yaptırımlarda ve uygulanan kuralların kapsama alanlarında önem- li eksiklikler olduğu, şimdi artık ortaya çıkmıştır. Bunalımın ortaya çıkmasında, bunalım öncesin- de birçok finansal kuruluşun, kuralların kapsamı dışında kalmış olmasının önemli payı vardır. ? Konferanslar, eksiklikleri gidermek konu- sunda alınabilecek önlemler üzerinde büyük gö- rüş farklarının bulunduğunu da göstermiştir. An- cak konuşmacılar, bunalımdan çıkarken uygula- maya konulabilecek yeni düzenleyici ve denetleyici kurallar konusunda, dünya ülkeleri arasında uy- gulama yakınlıklarına ulaşmanın önemli oldu- ğunda uzlaşmışlardır. ? Bu standartlarla ilgili tek düzeni sağlamanın en kolay yolu, son yıllarda, bankacılık ve benze- ri finansal kuruluşlar için risk yönetimi ve dene- tim kuralları yaratıp dünyaya yaymakta bulunan “Basel Komitesi”nin standartlarına tam uyumun sağlanmasıdır. Toplantılarda öne sürülen beklentilere göre, 2010 yılında dünya ekonomisi, bunalımdan çıkarak bü- yümeye başlayacaktır. Son yıllarda olağanüstü riskli varlık kalemlerinin, bazı güvence yaratıcı ku- rallarla korunmadan ortaya çıkması, iyi sonuçlar vermemiştir. Gelecekte yeni ürünler yaratılırken, denetleyici ve düzenleyici kurallarla, bu yeni fi- nansal ürünlerin, ortaya çıkabilecek risklere kar- şı korunma önlemleriyle güvenceye alınması sağlanmalıdır. Bunalımdan çıkarken, gelecekte ay- nı yanlışların yapılması önlenmeli, dünya devlet- leri bu standartların uygulanmasının sağlanma- sında uluslararası uzlaşmaya varabilmelidirler. IIF, bu görüşleri dünya uzmanlarının tartışma- sına yeniden açmış bulunmaktadır. Bunları, önü- müzdeki günlerde daha çok tartışacağız. maysan@cumhuriyet.com.tr maaysan@superonline.com Yemekten yemeğe fark Çok şeffaf demokrasimiz var bizim: Amerika’ya sığınmış emekli vaize biat edenler Abant’ta bir otelde günlerce toplanıp ülke sorunlarını konuşabilirler. Serbesttir. Bildik davaya bakan yargıçlar, savcılar ve soruşturmayı yürüten polisler hep birlikte Boğaz’da gezip İstanbul Ticaret Odası tesislerindeki iftar yemeğinde buluşabilirler. Olağandır. Ancak, demokrasi ve özgürlük dediğinin de bir sınırı vardır: Bildik davacılarca “ulusalcı” diye niteleniyorsanız, Kent Otel’de bir araya gelip güncel konuları tartışırsanız, suçtur! Dostlarınızla bir akşam lokantada yediğiniz yemek, polislerce gizlice izlenip fotoğraflanabilir. Çünkü, “örgüt toplantısı”dır! Anadolu’nun birçok bölgesin- dekilerle birlikte özelleştirilmek is- tenen Turhal Şeker Fabrikası’nın yalnızca ekonomik bir yatırım de- ğil, küçücük bir ilçeye sağlık, kül- tür, eğitim hizmeti götürerek, bir sosyal devlet aracı olduğuna de- ğindiğimiz yazımıza karşılık Gazi- antep’ten anılarla bezeli bir mek- tup geldi. Turhal Şeker Fabrikası’nın ek- meği ile büyüyen eğitimci Nilgün (Alten) Almaç, çocukluğunun Tur- hal’ını anlatıyor mektubunda: “Turhal Şeker Fabrikası’nın si- nema salonunda ve yazları yazlık si- nemada, o yılların en kaliteli çizgi filmleriyle büyüdük. Daha sonra genç kızlığa geçiş döneminde dö- nemin en kaliteli filmleri ile yetiştik. Akşamları koruluk içindeki parkta aile toplantıları, müzikli danslı ge- celer... Marakasla oynamak ağır gelirdi ama, en büyük zevkimdi. Babam çok güzel dans ederdi. Genç kız- lığa geçişte kavalyemdi. Pazar günleri havuzda ailecek yüzerdik. Gazinoda babamın bilardo oyna- yışını izlerdim. Bezik oynarlardı. En büyük zevkim bezik tahtalarında tuşlarla oynamaktı. Şeker İlkokulu öğrencisi idim. Feryadi Abimiz vardı. Fabrikada iş- çi kadrosunda idi, ama işi bizlere mandolinle başladığımız enstrüman dersleri vermekti. Keman çalmayı da ondan öğrendim. Biz, Şeker mensubu çocukları, öğrendikleri- mizi sergilemek için sinemada, salonda konserler verirdik. 23 Nisan çocuk baloları en gü- zel anılarım arasında. Annemler Cumhuriyet balolarına giderdi. Ge- celeri yapılan fener alayları ne gü- zeldi. Ya 19 Mayıs’lardaki coşku- lu kutlamalar. Eski resimlere bakı- yorum da, ne kadar çağdaşmış. Evet, fabrikaTurhal’a, bizim nes- limize okul olmuş. Şu anda 55 yaşındayım. Gazi- antep’te bir özel okulun müdürü- yüm. Müzik dersliğine inip öğren- cilerimle birlikte kemanı elime alı- yorum. Hepsi, yaşım gereği şaşı- rıyor. Ama, onlara verdiğim ve vereceğim o kadar çok mesajım var ki. Biz Cumhuriyet çocuğu olarak yetiştik. Onları da o doğrul- tuda yetiştirmeye çalışıyorum. Ço- cukluğumu düşününce, yıllar ön- ce şu andaki özel okul şartları ile ye- tişmiş olduğumu düşünmeden edemiyorum. Biz şanslıymışız o yıl- larda. Tabii bunu sizin ifadenizle ‘küçücük bir Anadolu kasabasın- da’ kurulmuş olan ve bizlere kültür olan fabrikaya, onun getirdiği hiz- metlere borçlu olduğumu biliyo- rum.” Mektuba sinmiş olan içtenlik ve sevgi, okuyanın algı dünyasın- da tek tortu bırakıyor: Yurttaşlık, ancak kucaklayan Cumhuriyet ile ışır. Özelleştirilme ile bitirilen ise iş- te o Cumhuriyet kuşağı ve kuca- ğıdır. Kucaklayan Cumhuriyet Geleneksel Beslenme Üzerine... SADIK ÇELİK Her toplumda, o toplumun tarihinin süzgecinden süzülerek günümüze ulaşan ve yaşam koşullarını, tarzını belirleyen, şe- killendiren önemli öğeler vardır. Bunlar o toplumun kültür kö- kenlerini oluşturan yapıtaşları- dır. Bugün yerel kültürlerin var olan mirasları meteorolojik olaylardan tutun, içine doğulan coğrafyadan, iklimlerden, eko- nomik, sosyal, siyasal, inanç- sal, tarihsel pek çok etkilerle yoğrularak bize ulaşmıştır. Bes- lenme alışkanlıkları bu kültürel mirasın yapıtaşlarından sade- ce biridir. Yüzyılların tecrübe- siyle oluşan beslenme alış- kanlıkları o toplumların var olan koşullarına, bireylerinin biyo- lojilerine ve fizyolojilerine en uy- gun olan beslenme tarzını ve biçimini oluşturur. Küreselleşme, internet dün- yamızın birbirine uzak coğraf- yalarının adeta iç içe geçerek küçük bir köy haline gelmesi- ne sebep oldu. Bunun sonu- cunda da en başta geleneksel, yerel beslenme alışkanlıkları uluslararası fast food’cu gıda tröstlerinin saldırısına uğraya- rak darbe yedi. McDo- nald’s’ların hatta daha yakın zamanda Starbucks’ların ül- kemize ilk girdiği dönemleri hatırlayın, neredeyse Ameri- kan yaşam tarzının bir parça- sı sayılan bu dükkânların önün- de halkımız kuyruklar oluştur- muştu. Tarihe bakarsak, bu yüzyılın, yeme alışkanlıklarının en hızlı değiştiği dönem olduğunu gö- rebiliriz. İnsanın ilk ortaya çık- tığı günden bu güne geçen 4.5 milyon yılın neredeyse yüz- de 99’unda insanoğlu avcılık- toplayıcılık ile geçindi ve dola- yısı ile sadece çiğ et, meyve, sebze gibi doğal besinlerle karnını doyurdu. Tarımın başlaması ve geliş- mesi ile tahıl, bakliyat, et, süt tüketimi arttı, Sanayi Devri- mi’nden sonra ise rafine ve iş- lenmiş gıdaların (tuz, şeker) kullanımında artış oldu. Oy- saki insanın biyolojisi, meta- bolizması bu tür rafine gıdala- rı sindirmeye pek de uygun de- ğildi. Tarım Devrimi ve arka- sından Sanayi Devrimi sıra- sında kronik hastalıkların baş- göstermesini insanoğlunun bu yeni beslenme alışkanlıkları- na bağlayan birçok uzman bu- lunmaktadır. Geleneksel beslenme alış- kanlıkları ile işlenmiş, hazır, endüstriyel gıdalarla beslenme alışkanlıkları karşılaştırıldığında bu durum kolayca ispatlana- bilmektedir. Geleneksel bes- lenme biçimleri glisemik en- deksi düşük ancak vitamin, mineral bakımından zengin gı- dalardır; doğal tarımla elde edilmiş meyve ve sebzeler- den, özgürce dolaşan hay- vanlardan elde edilen, sakatat ağırlıklı, etin daha az tüketildi- ği bir rejimden oluşmaktadır. Oysaki modern insan, glisemik endeksi yüksek, vitamin, mi- neral yönünden fakir; üreti- minde kimyasal gübrelerin, ilaçların hormonların, katkı maddelerinin kullanıldığı yiye- cekleri tüketmekte; atalarına göre daha fazla et daha az sa- katat yemektedir. Atalarımız işlenmemiş süt, süt ürünleri, rafine edilmemiş tuz kullanırken bizler ise katkı- lı, koruyuculu süt, yoğurt, rafi- ne tuz ve şeker kullanmaktayız. İnsanoğlunun beslenme reji- mindeki bu değişim ile kanser, kalp ve damar hastalıkları, obezite gibi hastalıklar ile diğer kronik hastalıkların çığ gibi art- masının aynı döneme denk gelmesi sadece bir rastlantı mıdır, yoksa milyonlarca yıldır alıştığımız beslenme düzeni değişince biyolojimiz bu yeni sisteme uyum sağlamakta zor- luk mu çekmektedir? Bu du- rumun sadece bir rastlantı ol- madığını, beslenme biçimleri- nin genetik bozukluklara, uyumsuzluklara yol açtığını ve insanların endüstrileşme ve kentleşmenin getirdiği beslen- me biçimlerine insan doğasının uyum sağlayamadığını, doğal- lıktan vazgeçemediğini bilim adamları burada açıklayama- yacağımız kadar çok sayıda araştırma yaparak ortaya koy- muşlardır. Geleneksel beslenme alış- kanlıklarımızın sürdürülmesi hem sağlığımız açısından hem de gıda çeşitliliğinin ve ulusal kültürümüzün korunması açı- sından elzemdir. Bunun için ye- rel tatlarımıza özel olarak önem gösterilmesi gerekmektedir. Bu konuda ülkemizde aktif ol- maya başlayan ve geleneksel gıdaların, yerel üreticilerin ko- runmasını amaç edinmiş olu- şumlara üye olarak katkıda bulunabileceğiniz gibi, kendi beslenmenizi de gelenekseli koruyacak şekilde düzenle- meniz, alışveriş yaparken yereli ve geleneksel üretim biçimle- rini tercih etmeniz hatta özel- likle talep etmeniz, geleceğiniz, geleceğimiz açısından önem- lidir. Ama belki de hepsinden önemlisi çocuklarımızı bu ko- nuda eğitmemiz, bilinçlendir- memizdir; Batı tipi beslenme alışkanlığına reklamların ve di- ğer iletişim unsurlarının da et- kisi ile en çok kapılan çocuk- larımızdır. Obezite ve diğer sağlık risk- leri de yine en çok onları teh- dit etmektedir. Beslenme alış- kanlıkları çocukluktan başladığı için çocuklarımıza geleneksel yemek yeme biçimimiz ile ör- nek olmamız, hem sağlıkları açısından hem de yemek kül- türümüzün bir kuşak sonra kaybolup gitmemesi açısın- dan çok önemlidir. sadik.celik@keyveni.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Cinsel istek uyandõran fi- ziksel güzellik. 2/ “Hazanbel” de denilen ve kökü hekimlik- te kullanõlan ot- su bir bitki... Suda yaşayan tek hücreli bir canlõ. 3/ Çok yeni olan şey... Kabadayõ. 4/ Beddua. 5/ Orhan Asena’nõn bir oyu- nu... Elektrik enerji- sini kimyasal enerji olarak depo eden ay- gõt... Tavlada “üç” sa- yõsõ. 6/ Gedik, yarõk... Dingil. 7/ Uzun süre dayanabilmesi için kurutulmuş ekmek. 8/ Hindistan’da hüküm- darlara ve prenslere verilen san... Büyük tepsi. 9/ Baş çoban... Hititlerle Mõsõrlõlar arasõnda yapõlan bir sa- vaş ve bunun sonucunda yapõlan dünyanõn ilk yazõlõ barõş antlaşmasõ. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Ortaçağ Avrupasõ’nda toprak sahibi derebeylere verilen san... Bir nota. 2/ Madenleri yontmada kul- lanõlan çelik araç... Tatlõ sularda yaşayan ve “cib- re” de denilen bir balõk. 3/ Kabuğu kahverengi ve eti yeşil olan, C vitaminince zengin bir meyve... Bir solukta çõkarõlan ses ya da ses birliği. 4/ Asya’da bir ülke. 5/ Elisõkõ, cimri. 6/ Panama’nõn plaka imi... Çõp- lak vücut resmi... Bir peygamber. 7/ Yosunlarõn kö- kü andõran tutunma organõ... Diyarbakõr’õn eski adõ. 8/ Doku teli... Antik Yunan tiyatrosunda sahneye ve- rilen ad. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 K A N G A L F A O M Ö Z E M E K K O N Ç Y A R A E R İ K E T E M R O E R K E T E F A N T A İ T K O M E D İ K E B E R E F O R P İ R A N H A E 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Stratejik ortağımız ABD’nin bizi ne kadar çok sevdiği bir kez daha kanıtlandı. Daha önce bu köşeden duyurmuştuk: İnsani Hukuk Projesi adlı bir örgüt, Kaliforniya’da, PKK ve Tamil Kaplanları terör örgütlerinin “şiddet içermeyen yasal faaliyetleri”ni desteklemek amacıyla, 11 Eylül 2001’den sonra çıkarılan Vatanseverlik Yasası’nın değiştirilmesi için dava açmıştı. Kaliforniya eyaletindeki yerel mahkeme, örgüt lehine karar vermiş, Temyiz Mahkemesi ise PKK lehindeki kararı “terör örgütlerine uzman tavsiyesi ve yardım sağlama ifadelerinin Amerikan Anayasası’nda açıklıkla tanımlanmış olduğu” gerekçesiyle 2007’de bozmuştu. İşte tam bu aşamada, ABD’nin Adalet ve Dışişleri bakanları Eric Holder ile Hillary Clinton, Yüksek Mahkeme’ye başvurarak ABD yönetiminin “terör örgütü” ilan ettiği PKK ve Tamil Kaplanları gibi örgütlere “eğitim ve danışmanlık hizmeti sağlanmasını yasaklayan maddenin anayasada açık olup olmadığı”nı sormuşlardı. Gazeteci dostumuz Yılmaz Polat, davada yeni bir gelişmeyi içeren haberini iletti bize: “ABD’li bakanların başvurusu üzerine Yüksek Mahkeme, PKK ve Tamil Kaplanları gibi terörist gruplara, hizmet eğitimi ya da uzmanlık hizmeti verilmesini yasaklayan maddenin anayasadaki durumunu incelemeyi kabul etti. Konuyu 2010’da görüşecek olan Yüksek Mahkeme’nin gelecek hazirana kadar karar vermesi bekleniyor. Davanın açılmasına neden olan İnsani Hukuk Projesi örgütü, PKK ile yürüttükleri barışçı faaliyetlerin engellendiğini öne sürerek, PKK örgütüne masa başında barış pazarlığı eğitimi verdiğini söylüyor. Aynı örgüt, amaçlarının, insani ve uluslararası yasaların kullanımı için eğitim sağlamak, Türkiye’de yaşayan Kürtler adına siyasi destek vermek ve PKK terör örgütüne Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlara yardım başvurusunda bulunmayı öğretmek olduğunu iddia ediyor.” Yılmaz Polat’ın haberinin tek yorumu var: Açılın beyler, arkadan stratejik ortağımız geliyor. Bakan Bizim bakanı, İsviçre Deniz Bakanı ile tanıştırmışlar. Bizimki, “Çok ilginç, İsviçre’de deniz yok, ama bakanı var” demiş. İsviçreli bakan altta kalır mı? “Sizde de Adalet Bakanlığı var” demiş. Açılın beyler UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle