09 Ağustos 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
3 Mart 1937 CUMHURİYET TERBİYE BAHiSLERİ Fransıztedrisrejimi niçin tam semere vermiyor? Yazan: Selim Sırrı Tarcan Ressamlara nasıl yardım edilecek? Vekâlet, profesyonel ressamların tablolarını satm alacak Çocuk kitabevleri nasıl idare edilir? Mütevaziane bir şekilde çalışmıya başlıyabilecek olan bu müesseselerin çocukların terbiyesi hususunda büyük faideleri vardır Kelle hazinesi azetemızin dünkü nüshasmda bir kuru kafa hikâyesi vardı. Hikâye deyişimden hayalî veya temsilî birşey sanılmasın. Siyasî komedi nev'inin en canlı orneklerinden biri sayılacak kadar mühim ve hakikî bir vâkıa!.. Versaille muahedesinin bir maddesine sokulan bu kuru kafa, Afrikalı zenci bir hükümdarın kellesi olup vaktile Berline götürülmüş imiş!.. Hikâyeyi merak edenler gazetemizin dünkü sayısını gözden geçirebilirler. Ben bu münasebetle hatırıma gelen birkaç tarihî kelleyi okuyucularıma tanıtmak ve o meyanda tarih garibelerinin en ileri gelenlerinden biri olan kelle hazinesini anmak isterim: Islâm tarihinde diyar diyar dolaştırılan ilk kelle, Halife Osmanın katillerinden Ömerin başıdır. Birinci Halife Ebubekirin oğlu Muhammedin başı da gene ayni hâdise yüzünden kesilerek Medine çarşısında teşhir olunmuştu. Emevî Halifelerine ilk takdim olunan kelle Hazreti Peygamberin torunu Hüseyinle elbirliği yapan Hanî'nindir. Ondan sonra, Umeyye oğulları Arab, Türk ve Acem ırklanna mensub on binlerce kimsenin başlannı kestirmişler ve bir de kelle hazinesi tesis etmişlerdir. Bu hazineye konulan kuru kafalar, taalluk ettikleri mazlumun içtimaî seviyesine göre tasnif ve birer sepet içinde muhafaza olunurdu. Tarih, bu kellelerden bahsederken ibrete değer bir fıkra kaydediyor: Arab şairlerinden biri Halife Abdülmelikin yanmda otururken meşhur ihtilâlcilerden Mıs'abın kellesi getirilir. Halife, bir zafer tepşir eden kelleyi güle güle seyre daldığı sırada şairin sarardığmı sezerek sebebini sorunca şu cevabı alır: Ben gene şu divanda bir gün Emir Ubeydullaha Hüseynin kafasının sunulduğunu gördüm. Biraz sonra gene burada Emır Muhtar oturuyordu, önünde Ubeydullahın kellesi duruyordu. Üç yıl geçmedi, Muhtarın yerinde Mıs'abın oturduğuna ve onun önüne Muhtarın kafasmin konulduğuna şahid oldum. Şimdi de Mıs'abın yerinde siz oturuyorsunuz ve önünüzde onun kafası bulunuyor!... Zincirleme bir kesiliş, değil mi?.. Geçelim. Çünkü daha acı kelle hikâyeleri var. Meselâ (1510) da garb komşusuna mağlub olan Özbekler Hanı Şeybekin kafası!.. Galib bu kafanin derisini yüzdürüp içine yetmiş iki çeşid kokulu madde doldurduktan sonra muattar bir çanta gibi îstanbula yollamış ve derisiz kalan kafatasmı da elmaslarla süsliyerek şarab kadehi yapmıştı. Tamışvar Kontlarmdan Kiniş adlı bin, kuru kafalan tas yapıp kullanmakta şarklı ve garblı bütün benzerlerini geçmişti. O, pusuya düşürdüğü akıncı Türklerin cesedleri üzerinde sofra kurdurmaktan ve şarabına yaralılardan sızan kanı kanşhrmaktan çıldırasıya hazalırdı. Bir gün de, yarıölü bir Türkün cesedini dişIeri arasma alarak dansa kalkmışh!.. Örnekler çok. Fakat kalem, tarihin yüzünü kızartan bu çirkin vakıaları kaydetmekten hem iğreniyor, hem utanıyor. i Bugünkü yazımda ötedenberi bilinen harçgüzan olan bütün Fransız gencliği Güzel San'atlar Akademisi müdürü bazı hakikatler üzerine güzel düşünen en anormal ve en gayrisıhhî şerait için Bürhan Toprakla profesör ressam M lerimizin bir kere daha dikkatini çek de yetişiyor, diyor. Leopold Levy'nin, ressamlanmız lehine Yurda okul kadar hizmeti dokunacak mek istiyorum. 1 Çocuk sevgisi taşıması, M. (Roger) eyalet geceyatısı lisele Ankarada yaptıkları teklifler Maarif müesseselerden biri de kitab evleridir Bundan üç ay kadar evvel gene rinde sabahın saat altı buçuğunda ya 2 Dikkatli ve temiz olması, Vekâletinde alâka ile tetkik edilmekte cCumhuriyet» te(Edmond Demolins) in taktan kaldırılan talebenin günde tam Bu alanda ilk adımı atan İstanbulu tebrik 3 Kültürii oldukça geniş bir insan dir. Yalnız Akademi müdürü ile profesöbundan kırk yıl önce ortaya attığı fi on buçuk daatlik ders ve müzakere etmekle beraber bu güzel beldenin kü * olması, klrleri iki makaleme esas aîmıştım. Ne yapmak gibi nazarî bir rejime tâbi ol rün Maarif Vekâletine yaptıklan teklif şadını yaptığı Çocuk Kitabevinden ne 4 Kütübhanedeki kitablan okumuş yazık ki Fransa gibi bir ilim diyarındı duklarını kaydediyor. Perşembelerin ler bazı gazeteler tarafından yanlış tef ler beklendiğini bilmek isterdik. Sinesinbulunması, tam adam yetiştirmek sistemi henüz serbest mesaiye tahsis edilmesi lâzım sir edilmiştir. de büyük amaclan taşıması gerek Çocuk 5 Kendi şehrinde, kasabasında çıkan tatbika başlanmış değildir. Talim ve geldiği halde, o gün de çocuklar ekseriAlâkadarlardan oğrendiğimize gore Kitabevi hakkında düşündüklerimizi biçocuk kitablannın her ay bir listesini haterbiye rejimi bundan kırk sene evvel ya sınıflara hapsediliyor. Şöyle böyle ressamlara her ay verilecek 60 lira, maaş rer birer aşağıya yazıyoruz: zırlamış olması ve kitabevinde çocuklann kinden pek farkh değildir. Hâlâ bugün bu mektebli gencler haftada elli iki bu veya ücret şeklinde olmıyacaktır. Her üç A Çocuk Kitabevlerinin gayesi şu görebileceği bir yerde asması ve bu ki Fransız mekteblerinde kafalar vücu çuk saat fikrî mesai ile meşgul oluyor ayda bir açılması düşünülen resim scrgidur: tablan kitabevinde bulundurmağa çalışdün zararına işletiliyor. Hayatta tatbik lar. lerinde muvaffak olacak ressamların tab~ 1 Çocukları küçük yaşta okumağa ması, sahası pek az olan nazarî ilimlerle süsGaribdir, tezgâhlarda işliyen amele lolanrtdan, Maarif Vekâleti adam ba lemek istenilen körpe dimağlar yorgun nin günde sekiz, haftada kırk saatten alıştırmak, 6 Şehrin veya kasabanın çocuk kişına 180 liralık tablo satın alacaktır ki bitkin bir hale sokuluyor. Her sene fazla çalışmaması kanunla tahdid edil2 İyi ve kendilerine faydalı kitab tablan yazanlarile sıkı temasta bulunmamekteblerin açılma sırasmda bazı iyi diği halde, talebenin bu fazla mesaisi 60 lira meselesi bundan galâttır. Yalnız, ları okutmak, sı ve bunlardan kütübhanesine armağan düşünen başlar yevmî gazetelerde mü düşünülmüyor. Anlamıyorum neden a Vekâlet tarafından eserleri satın alına 3 Çocuklara küçük yaşta kitabev edilmiş ve müelliflerin imzalannı taşıyan him makaleler nesrederler, fakat bun mele talebeden daha imtiyazh tutulu cak ressamlarda aranacak vasıf, profesyonel yani geçimlerini ancak resimlerin lerinin ehemmiyetini bilfiil göstermek ve kitablan bulundurması. îmzalı kitabı yor? lar hiçbir tarafta bir aksi tesir uyan öğretmek; komak, çocuklann üzerinde daha derin dırmaz. Paristeki neharî liseler talebelerinin den, tablolarından temin eden kimseler4 Kitablara ve kitabevlerine karşı bir tesir yapar. Zaten insan bir îngiltere ve Alman vaziyeti eyalet lise talebelerinden fark dir. Haricde vazifeleri olan ressamlar 7 Bu müellifleri kitabevleri müda yadaki mektebleri, bir de Pransadakıle lı değildir. Bir liseli kadim Yunan, Lâ bu mubayaattan istifade edemiyecekler çocukların svgilerini ve muhabbetlerini ri görünce aradaki farkı derhal anlıyor. tin ve ana dilinden başka bir ecnebı di dir. vimlerine tanıtmak çok faydalı olur. Müartırmak, Bir tarafta kafaya verilen ehemmiye li öğrenmekle mükellef olduğu gibi ta5 Kitablara karşı sevgi ve muhab elhflere kitablannı yazmalanna aid seGüzel San'atlar Akademisinin yaptr tin ayni derecede vücude verildiği gö rih, coğrafya. riyaziye, kimya, fizikbebleri ve tesirleri izah eden konferans beti artırmakla çocuk kitablannın yazıl rülüyor, diğer tarafta ise vücud terbi derslerine de (ki bu mesaide resim. mu ğı teklif te Fransada, Almanyada, Rus" masını teşçi etmek, lar verdirmeli. Müellifle temas etmiş yesi âdet yerini bulsun kabilinden siki, jimnastik dahil değildir) haftada yada olduğu gibi devletin ressamları hiçocuklar kitablan daha büyük bir istek 6 Her türlü bilgi ve san'ata karşı programlarda haftada bir, nihayet iki 26 saat zaman verecek, evde de ders maye dolayısile satın alacağı tablolar ve zevkle okurlar. leri hazırlamak zaruretile lâakal üç sa işini bir sisteme bağlamak düşüncesidir. çocukta merak ve sevgi uyandırmak, saatlik bir zamana münhasır kalır. 7 Mesleğini küçük yaşında intihab 8 Kitabevi memuru kendi kitabatlik vakit ayıracaktır! Tabiî böyle o Çünkü gaye kafaya çok şey doldur lunca çocuk akşam yemeğini alelâcele etmesine azçok yardım etmek. evine devam eden çocuklann sevdikleri maktır (!) Kırklareli Belediyesinin bir ve sevmedikleri kitablan ve konulan bilGeçen ders yıh başlangıcında (Fi yiyecek, geç yatarak uykusundan da B Çocuk kitabevlerinin idaresi: tavzihi garo) gazetesi lise programları hakkın kaybedecektir. Bütün bu fikir yorgun1 Çocukların kolaylıkla girip çıka melidirler ve hatta buna dair notlan bile Kırklareli Belediye reisliğinden şu cakları Halkevleri veya bunlara benzi olmalıdır, da münevverlerin ne düşündüklenni luğuna bedel, vücud mevzuubahs bile değildir. mektubu aldık: anlamak için bir anket açmıştı. Prog 9 Çocuklara verilecek ve okutula yen müesseselerin ilk kat odalarından biBu yıl da teşrinievveldenberi başlı ramların ıslaha muhtac olduğunu (An<18 şubat 1937 tarih ve 4587 sayılı ga risini bu işe, çocuk tibaevlerine tahsis et cak resimli ve resimsiz kitablarla çocuk dre Maurois), (Gaston Rageot), (Mau yan bu yorucu, takat tüketici fikrî me zatenizin altıncı sahifesinde Kırklareli lan fena huylardan kurtarmağa çalışmamek; riâc), (Georges Duhamel) ve şimdi pek sai sağlam ve gürbüz görmek istediği hakkmdaki yazıda Belediyeyi alâkadar 2 Paraca, idarece ve sairece şu sı, hatırıma gelmiyen mütefekkirler yana miz çocukların benizlerini sarartacak, eden mevaddm gazetenin ayni sütu 10 Kendi kitabevinden kitab alan nun bunun gözünü korkutmamak için bu yakıla yazmışlardı. Hiçbir şey çıkmadı. renklerini solduracaktır. nunda tavzih edilmesini rica ederim. çocuklann ruhî durumlanm inceliyerek Hangi muallime bu halden şikâyet Bu sene mektebler açılırken Fransa A İstasyondan otomobil ücretleri: işe küçük mikyasta başlamak, Terbiye Nazırı M. (Mario Roustan) etseniz onu da sizinle ayni fikirde gö3 Çocuk kitabevinde kitab okuya anlamaya çalışması gerektir, Belediyenin gördüğü lüzum üzerine Son noktayı şu yolda yapabilir: mekteblere gönderdiği bir tamimde rürsünüz Ve ne yapalım programlar Encümeni Daiminin verdiği kararla bir cak veya kitabevininden evine kitab ala«terbiyecilerin işi genclerin yalnız fik çok yüklü! cevabmı alırsmız. Âlâ! Fa liradır. Otomobilcilerin 75 kuruştan al cak çocukların kitabevi memuru veya A Çocuğun annesi, babası veya vere ve ahlâka aid vasıflarım tenmiye et kat bu programlan yapan kim? maları haklanndan feragattir. yardımcısı tarafından gayet iyi karşılan lisile ve devam ettiği okulla münasebat Talim ve Terbiye Yüksek Meclisi! O mekten ibaret değildir, onların bedenî tesis etmek; B Kırklareli şehrinin yolları: malan, kabiliyetlerini de inkişaf ettirmek lâ • meclis bunu bir takım esaslara bağlarB Bu temaslar bizzat veya mek Beş senenin programında taleb ettiği 4 Kitablarn masal, hikâye, resinv zımdır!» demişti. Pariste çıkan (La ken muallimlerin dileklerini soruyor. bu seneye aid yollar için bütçede mu li, resimsiz, bilgi, san'at, tayyare, maki tubla yapabilir, ve yahud anneler ve baMedecine Scolaire) mecmuasında pro O zaman her muallim kendi dersinin e(guya!) hassas para mahallerine sarfedilmiş, ne, kahramanlar, Türk inkılâbı v. s. diye balan küçücük kitabevine odasına dafesör (Doktor Dufestel) Beden terbiye hemmiyetini dikkate alarak r asgarî bir zaman ayrılmasım istiyor. programm ihtiva ettiği yollar yapıl üç, dört, beş ve daha fazla rafa ayn ayn vet ederek bu büyük işte teşriki mesailerisi ve mekteb programları serle\ halı bir ni rica eder, başyazısında (programlar nazarî ders Neticede bugünkü vaziyet meydana ge mıştır. Belediye müsbet bütçe esası ü konması ve tasnif edilmesi. lerle o kadar yüklüdür ki beden terbi iyor ve sonra kabahat programlarda o zerine vazife yapar. 11 Zamanla kitabevi memurlan bu C Kitablan çocuklara verme tarzı: yesine ayrılacak zaman yoktur. Mek luyor! C Ruha sıkıntı veren elektrik lâmişte ihtısas peyda etmiş veya ileri memleÇocuklar şu şartlar altında evlerine Makalenin sahibi daha birçok acı acı baları: teb müdürleri ve müfettişler bu lüzu ketlerin birinde bu işi tetkik etmiş tecrübe krtab alabilirler: mu hissettikleri halde nedense ses çı sızlandıktan sonra sözlerini şöyle biti Sokak tenviratı 25 er mumluk ampul1 Tutulacak defterde her çocuk sahibi bir kimsenin nezareti altında çocuk karmıyorlar. Terbiye Nazırımız mek riyor: lerle yapılmaktadır. Daha fazla kuvvetkitabevlerinin teşkilâtı, idareleri, masraf «Devlet liselerinde tahsil eden genc te ampul kullanmağa fabrikanın elek çin bir sahife açılır, teblerde jimnastik derslerini faydalı bir 2 Bu safihede çocuğun adı ve soy lan ve varidatlan, kitabların tasnifi, meşekle sokmak istiyorsa, önce bir kere ler için düşüncemiz şudur: İçine tıkaba trik istihsal kudreti, bütçedeki tenvirat murların yetiştirilmesi, kitablann çocukprogramlardaki fikir derslerini hafif sa ilim doldurulmuş kafa istemiyoruz. tahsisatı müsaade etmiyor. adı; lara verilmesi ve alınması, dış memleketletmenin çaresine baksın > diyordu. Hayır, hayır hazmedemiyecekleri gıda3 Babasının adı ve işi, D Sinemada sigara içilmez levha arla çocukları serseme çevirmesinler lerdeki kitabevlerile münasebatın tesısi İşte masamın üstünde 9 ikinciteşrin ları: 4 Babasının tam adresi, 1936 tarihli (Temps) gazetesi duruyor. ve herşeyden evvel biraz onlann sıh ve kitablann teati edilmesi sahalarında 5 Mektebin adı, sınıfı ve numarası, Mevcud sinemayı yaptıranlar büyük Birinci sahifesinin üçüncü sütununda hatini düşünsünler.» muayyen bir müddet için ders verilir ve himmetle bu işi başarmışlar, terakki 6 Hoşlandığı kitablar ve mevzular, (Yorgun çocuklar!) serlevhalı bir ma SEUM S1RR1 TARCAN yatı göstererek memlekete hizmet etderslerin tecrübesi yapılır. 7 Okuduğu kitabların isimleri, sakale var. Memleketin irfanile alâkadar mişlerdir. Sinemada sigara içilmez; nsı, Müesseselerin kuruluşları ve muvaf olanlar için bu yazıdan almacak çok Bursa mıntakasının tütünleri kavanini mevzuaya hürmetle itaat edi8 Evinde, mekteb kitablanndan fakiyetle idameleri işi ferdlere ve ferdibret dersleri vardır sanırım. Bursa Vılâyeti Ziraat Odası azasın lir. < Yorgun çocuklar! Artık bu hakikat dan Ahmed Fikri Bozkayadan bir mekaşka kitablan var mıdır? ve bu kitabla lerin başarmak istedikleri işlere çok t>enE Kırklarelinde sözünü geçiremi nn evinde hıfzolunduğu yerler kaydolu zer. Mütevaziane işe atılmış, çalışmış ve tub aldık. Bu mektubda deniliyor ki: söylenmeliydi ve bunu bir profesör muvaffak olmuş namuslu bir ferdin ko«Geçen nüshalarınızın birinde mın yen Belediye: dilinden işitmeliydik. Liselerimizde nur, Belediye kanunlarımn verdiği salâ talebenin gayribeşerî bir dimagî ta'ba akamızın bu seneki tütün rekoltesi ay kolay yıkılamıyacağı gibi küçük ölçü" 9 Çocuga verilecek kitab 710 günmaruz kaldığını (Goncourt) mükâfatmı hakkında verdiğiniz malumata malm hiyeti tatbika, sözünü kanunun kahir de, fakat sağlam ve bilgili esaslar üzerinkazanan ve bir lise müdürü olan (M. ins ve nefaseti hakkmda birkaç şey sa kudretile geçiren, gören, işiten, fenayı den fazla çocukta kalmamalıdır, de kurulmuş bir müessesenin de yıkılma10 Bu zaman içinde gelmiyen ki sma imkân yoktur. Bu gibi müesseselerin Roger Vercel) söylüyor. Bu kıymetli yacağım. ıslah eden Cumhuriyet hükumeti devBu seneki tütünlerimiz cidden nefis rinde yaşadığını bilen, her yaptığının ab için çocuga bir kart yazılır. Kart cepedagokun yazdığı mühim bir makaleilerisi muvaffakiyetle, kazanclarla, yeni yi çocuklarmm dimağ ve sıhhatile alâ ir. Demirtaş ve Gündoğdü gibi mınta hesabmı vermeğe kadir olan bir Bele rabsız kaldığı takdirde ana babaya yazıve müspet hamlelerle doludur. kadar olan babalann okumalannı tav kalarımız mahsulünde hiç damar olma diye vardır.» ır ve kitabın iade edilmesi rica olunur. Yeniden kurulmuş ve muvaffak olmuş dığı gibi son ve gözleme de yoktur. Yalsiye ederim. CUMHURÎYET Belediye reisinin 11 Kitabın yırtılması veya kaybol birçok inkılâb müesseselerimiz gibi HalkM. (Roger) genclere karşı hakikî bir nız birinci ve ikinci analarda çıfıt yani az çok maddeye taalluk eder görünen ması halinde kitabın bedeli çocuga veya evlerinde, okullanmızda kurulacak her suikasd mahiyetinde olduğunu bildiği alaca vardır ki bunlar da görmez kısmıve kendisinin de tatbik etmek mecbu na ayrılmıştır. Üçüncü ana, kovalama, cevabları haricindeki sözleri, muharri babasına ödetilir. Ödenmeyince, ayni ço cîhetce faydalı çocuk kitabevlerinin et riyetinde olduğu bu programlardan pek uçaltı, uç son derece nefistir. Köylümü re tariz teşkil ettiğinden matbuat ka :uga ikinci bir kitab verilmez. raflıca düşünülerek yapılması kültür işi, zün yüksek işçiliği mahsulün kıymetini nununa da muhaliftir, binaenaleyh tayacı bir lisanla şikâyet ediyor. D Kitabevleri memurlarında ara yurd ve ulus ödevidir. yedilmiştir. Şurası sabittir ki orta tedrisatın jüsbütün artırmaktadır.> acak vasıf lar şunlardır: Hilmi Malik Ervenot I I M. TURHAN TAN Okudunuz mu? M. Turhan Tanın (Akmdan Akına) sını okudunuz mu? Okumadınızsa fırsat elde iken bir tane almız. yal inkisarlarile dolu, sinirli olduğunu bir bakışta hissettiren, kırkını geçkin bir kadm, Samiye Hanım: «Ne oldu çocuğuma? Yüzünü gözünü kim parçaladı? Siz muallim misiniz, mubassır mı? Bu ne rezalettir!» gibi birşeyler soylüyordu. Orhan ayağa kalkarak ve sükunetle juna benzer bir cevab vermişti: «Şayanı teessüf bir hâdise... Cemil bahçede oynarken başka bir çocuga eşek Türk!demiş. Bu sözü krmden Öğrendiği ayn meseledir. Fakat çocuk ta ona bir taş atarak yanağmı delmiş. İlk sınıflann muallimi benim. Hâdiseden ben mes'ulüm. Dersten çıkınca tesbihimi sınıfta, kürsüde unutmuştum. Almak için bahçeden aynldığım sırada bu hâdise olmuş. Çocuğu yakınımızdaki askerî mektebe götürerek yanağmı doktora diktirdim ve buraya kendisıni bizzat ben getirdim.» Kadm haykırıyordu: «Eşek Türk! Eşek Türk ya!.. Doğru söylemiş. Eşek olmasa bunu yapar mı? Kimden öğrenecek? Bu lâkırdıyı benden öğrendi. Eşek Türk ya, bu rezalet çocuğumun başına Türk mektebinde geldi!» Kadınm bir anda sırık gibi uzanan, başka bir anda parmak kadar nfalan boyu etrafında bir takım uğultularla beraber sesi de yaklaşıp uzâklArkası var~\ Cumlıuriyetin edebî tefrikası: 6 BİZ İNSANLAR Yazan: Peyami Safa Ne yapalım? diyor sertabib, ikin ~ diye yetiştiririz. Cenazeye ben de geli rim, yoldan da katılan bulunur inşallah. Orhan ve Necati merdivene doğru yürüdüler. Doktor da ağır ağır geliyordu. Buyurun, dedi, hayrola? Bizim hasta hiç iyi değil. Asistan Şevket Bey beni biraz korkuttu. Bir menenjit tüberkülözden bahsediyor. Dahiliyeci parmaklarım yelek ceble rfnden çıkardı ve ellerini pantolonunun ceblerine sokarak başını önüne iğdi. Kaşlan çaiüraış ve alnında bir damar kabar mıştı. Pek öyle kolay tüberkülöz teşbisi konamaz, dedi, bir «mayii dimagı şevkî» nıuajrenesi ister. Haydi, beraber çıkalım. Şapkasını aldı. Herkes ayağa kalk mıştı. S M > Z bir selâmlaşmadan sonra doktor koridora çıkınca iki kişi yolunu kesti. Kulağına birşey söylemek istiyor lardı. Orhan ve Necati çıktıklan oda ka" pısma doğru iki adım geri çekildiler. Içeriden sertabibin sesi geliyordu: Cenazeyi kaldırmazsmız ha?.. Pekî... Hastane kaldırsın... Daym da gelemez öyle mi?.. Vah yavrum... Yalnız sen mi bulunacaksın? Başka kimsen yok mu? Bir sessizlik. D Necati mektebe gitmek için yolda Orhandan aynldı. Doktor da bir «mayii dimağı şevkî» muayenesi yapılmadan yeni bir teşhir konamıyacağmı ve hastayı ancak saat üç buçukta görebileceğini söyliyerek onu otomobilile Tünele kadar götürüp bırakmiştı. Orhan yalnız kalınca Beyoğlu lokantalanndan birinde bir çorba içtikten sonra Vedianın yattığı hastaneye gitti. Merdivenbaşında onun hastabakıcısile karşılaşmıştı. Kız hastada iniltilerin kesildiğini, belki de başağrıları dindiği için Vedia Hanımın uykuya benzer bir dalgmlık içinde gözlerini kapadığını ve odasma gitmemek daha doğru olacağını söyledi. Orhan, koridorla müdiriyet odası arasında, hava cereyanına maruz olduğu için, her zaman bekleme salonundan daha serin duran altkat sofanın bir koltuğuna çöktü. Penceresi olmadığı için burası karanlıktı. Yalnız, bahçeye giden koridorun ve müdiriyet odasının kapılanndan giren ve ayni hizada birleşen ışıklar, bu sofanın ortasında aydınlık bir yol yapıyordu; merdiveni boydan boya kaplıyan camlı bölmelerin ve duvarların dibi daha karanlıktı. Orhan koltuğa iyice yaslandı ve başını duvara dayadı. Ayaklarını uzatarak iki kolunu da yanlara sahvermişti. Gözlerini kapasa hemen uykuya dalacakmış gibi yorgundu: Sırtı ve kalçaları iyice koltuğa yerleşerek ayakları yere bastığı halde, sanki her tarafı istinad noktalanndan mahrum, boşlukta kalmış gibi garib bir muvazene hasreti içinde sallanıyor, bütün vücudünde, sert cisimlerin erimesine ve ilmiklerin çozülmesine benzer bir gevşeyiş, uzun çalgılann birdenbire kopan ve gerginliği derhal kaybolan kirişleri gibi kollannda ve bacaklarmda ansızın bir bollaşma ve bütün adalelerinde, içinden ılık bir hava sızdığı hissini veren balonlar peyda oluyordu. Fakat bu yorgunluğun bir uykuya istihale etmeden evvel, başmın içinde, kendiliklerinden ayaklanan bir düşünce kalabahğının mukavemetine uğrıyacağını şu son iki günün yakın tecrübelerile daha iyi biliyordu. İki gündür ve iki gecedir, vücudü hep böyle uykuda olduğu zamanlardan fazla rahavet, fakat zihni uyanık olduğu za manlardan fazla hareket içinde idi. Bir takım hayaller, en uzak bir benzeyiş münasebetini kâfi bularak birbirlerinin pefine takılıyorlar ve aralarmda hiçbir pren«ip iştiraki olmadan, uyanık zamanlardakinden daha kuvvetli bir tecessüm kabiliyetile belirip kayboluyorlardı. Adeta bunlar, zihnin uzviyetle beraber gevşemiş disiplininden yakayı sıyıran şuur kaçaklanydı; bir darhktan yeni kurtulanlann ilk serbestî anlanndaki azgınhk ve şaşkınlıklarile canlanarak öteye beriye koşu«uyorlardı; bazılan en önde ve renklerile, biçimlerüe, hatta bir his dalâletile gibi kulağa dışarıdan vuran seslerile pek barizdiler, sonu sislere kanşan muntazam cümleler söyledikleri olmuyordu; bazılan saf saf arkalarda ve uzaklaştıkça şekilden mahrum kalarak, yalnız mana gölgeleri halinde şuurun gerilerini sıymp geçiyorlardı; fakat bazan da halin tesirlerile dağılan ve muhtelif alâkalarla birbirine bağlı, ayn ayn, tam hatıra parçaları zuhur ediyordu. Orhanın gözkapakları kendiliğinden düşüyor ve gözleri bir an süren körlükler içinde karanlığa batıp çıkıyordu. Kendini bıraktı, karşısmdaki merdivenin iki ba§ındaki yaylı kapılann gıcırtısı ona tıpkı biri yukanda, biri aşağıda iki küçük çocuğun yeknesak, fasılasız ve bitip tükenmez ağlamalan gibi geliyordu. Koridor kapısından içeriye giren koyu mavi elbiseli gene bir kız, ona yaldıda Vediayı tanıdığı ilk günü bir daha hatırlatmıştı. OAan dündenberi sık sık o çünü ve onu tanıdığı ilk anı düşünüyordu. Uç buçuk senedenberi hayatının bütün vak'alannı idare eden o ana aid hassasiyeti iki gündenberi artmıştı. İki gündenberi ayni noktadan başlıyarak ayni devri yaptıktan sonra kaybolan bu hatıra, uyanması için en küçük tenbihi kâfi bularak gene canlanıyor, gene, o <gün, yalıdaki odanın merdiven tarafına düşen kapısı birdenbire açılıyor, içeriye giren gene bir kız, acele iki adım attıktan sonra Orhanı görünce şaşırarak duruyor, bir an, ona, nefes alırken büyüyen ve nefesini bırakırkeri süzülen, iri, canlı, yeşilimsi gri gözlerini kırpmadan bakıyordu. Bir dizini kırarak, lâciverd elbisesinin kumaşı kadar hafif ve gevşek duruşu, sonra parmaklannm ucile beyaz kemerinin arkasını düzelterek odadan çıkışı ve nefretten mi, utancdan mı geldiği şüphesini bırakan anî bir süratle kayboluşu Orhanın bir türlü gözünün önünden gitmiyordu. Arkasından yengesi odaya gir laşıyordu. mişti. Uzunboylu, yüzü öfkelerle ve ha J
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle