Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Months
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
Jön Türklere, İkinci Meşrutiyet’e, İslamcılık ve Batıcılık “Biraz daha dikkatle bakınca alt satırdaki şu müthiş cümle 1992), Tarık Zafer Tunaya’nın Anısına / Yadigâr-ı Meşrutiyet
(Mehmet Ö. Alkan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., 2010),
akımlarına, Cumhuriyete, Atatürk dönemine düşünce beni dondurdu: ‘İnsan derisiyle kaplanmıştır’.
Türkiye’de Siyaset Biliminin Gelişimi ve Tarık Zafer Tunaya
akımlarını, siyasal ve toplumsal olaylarını, kuruluşlarını ele Bu küçücük, rengi sararmış kitap karşısında hürriyet
(Ali Kuyaksil, Orion, 2014) adlı kitaplarla esenlendi.
aldığı yazılarını aktardı. savaşlarının derinliğini, uzunluğunu, özgürlük denilen şeyin
Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük’te (1964, son bedava olmadığını insan bir kez daha anlıyor. Sanki her
TUNAYA: ‘MIZRAĞIMI GELECEĞİN
basım Kronik , 2023) Atatürk’ün yaşamı, liderliği, düşünceleri, anayasa insan derisiyle kaplı…”
SONSUZ UFUKLARINA FIRLATIYORUM’
devrimleri ve Türk toplumuna yaptığı katkıları anlattı. Fransa’nın ilk yazılı anayasası olan bu kitaptan yola çıkarak
Tarık Zafer Tunaya, ömrünü “dünü bugüne bağlama”ya adadı:
Belgelerle Osmanlı İmparatorluğu’ndan TBMM Hükümeti İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa (Çağdaş, 1979; Arba, 1988), adını
“Yeni bir devlet kurulurken insanlar ‘II. Meşrutiyet laboratuvarı’
rejimine geçişi, Cumhuriyet tarihinin dönüm noktalarını verdiği kitabında anayasa ve özgürlük düşüncelerini sıraladı:
içindeki deneylerden çok ama pek çok yararlanmışlardır. Ben bu
yorumlarken çağın toplumsal sorunları, tarihsel gelişme yolları “Özgürlük mücadelesinin amacı; İnsanın insan olmak
dönemi incelemeye kendimi adamış sayabilirim.”
ve koşulları içinde baktığı Atatürkçülüğün Türk toplumu onuruyla, birtakım haklara ve hürriyetlere sahip bulunduğu
Görevinin laboratuvar olan siyasal yaşamın dinamiklerini,
üzerindeki etkilerini inceledi: kabul ettirmekti. Hürriyetsiz yaşamaktansa, Londra
olaylarını bilimsel açıdan incelemek olduğunu söyledi.
“Atatürk, geçmişle gelecek arasında, değiştirilmesi Kalesi’nin bir kişinin zor sığabileceği hücrelerinde, zalimlerin
Siyasal olaylarla düşünceler arasında ilişki kurmaya
gerekenle değişik düzen arasındaki geçişi başarı ile temsil dünyasından nefret ederek, kalın duvarlara tırnakları ile
çalıştı ve düşüncelerle olayların zamanın akışı içinde nasıl
edebilmiştir. Atatürk’e ‘Büyük’ sıfatını vermemiz bu tarihsel siyasal vasiyetlerini yazanların savaşıdır bu.”
geliştiklerini, özlerini korudukları halde nasıl değişik biçimlere
davranışının anlamıdır. Yıldırım hızı ile değişen olaylar ve Medeniyetin Bekleme Odasında (Bağlam, 1989) kitabındaki
büründüklerini ya da biçimler aynı kaldığı halde özlerinin nasıl
gelişen akımlar ortasında, o her sözü ve tutumu ile her zaman makalelerinde, millet, milliyet, kavmiyet, ırk, dil, tarih, uygar
değiştiğini araştırdı.
devrimci ve gerçekçi kalmasını bilmiştir. Atatürkçülüğün temel toplum gibi kavramların girip tartışıldığı, yurtseverliğin
Yaşamı boyunca bu yöntemle “Mızrağımı geleceğin sonsuz
ve değişmez çizgileri de bu suretle ortaya çıkar.” yüceltildiği, ümmetten millete, tebaadan yurttaşa geçişin en ufuklarına fırlatıyorum” diyerek sunduğu yapıtlarıyla tarihle
Tunaya, Paris’teki bir müzede Fransız İhtilali’ne ilişkin yoğun yaşandığı dönem olan İkinci Meşrutiyet aydınlarının bütünleştirdiği siyaset bilimine büyük katkılarda bulunan
eşyalara ve belgelere bakarken altındaki etikette “1791 bakışları, düşünsel, siyasal çalışmaları yer aldı. Cumhuriyet ve laiklik savunucusu anayasa hukukçusu Tarık
Anayasası” yazan küçük bir kitabı görür: Tarık Zafer Tunaya’ya Armağan / Tarih ve Demokrasi (Cem, Zafer Tunaya hocamızı saygı ve şükranla anıyorum.
n
BİLSAY KURUÇ’TAN
‘Şostakoviç, Elli Yıl Sonra’
Kısaca, Bilsay Kuruç’a göre
CENGİZ KILÇER
Kaptan Lebyadkin, Dostoyevski’nin
mükemmel bir grotesk örneğidir.
KURUÇ’UN ŞOSTAKOVİÇ’İN MÜZİĞİYLE KENDİ
YAŞAMI ARASINDA KURDUĞU UZUN DİYALOG! ŞOSTAKOVİÇ’İN ‘GİZLİ
Bilsay Kuruç’un derinlikli ve içten dille kaleme aldığı Şosta-
MUHALİF’ EFSANESİ!
koviç, Elli Yıl Sonra (Kırmızı Kedi Yayınevi) adlı kitabı dilimiz-
Bir başka uzun ve sert bölüm, So-
de bugüne dek yazılmış en derinlikli, en içten ve en kapsamlı
lomon Volkov’un, Testimony kitabı-
Şostakoviç çalışmasıdır.
nın nasıl bir Soğuk Savaş propagan-
Dmitri Şostakoviç’in ölümünün ellinci yılına denk gelen 2025’te
da aracı haline getirildiğini belgeliyor.
yayımlanan bu deneme, bir biyografi ya da teknik yapıt analizi de-
Irina Şostakoviç’in, Boris
ğil, altmış yılı aşkın bir dinleyicilik birikiminin damıtılmış halidir.
Tişçenko’nun, Laurel Fay’in, Ric-
Kuruç, Şostakoviç’i müzikologların değil, sıradan müzikse-
hard Taruskin’in tanıklıklarını satır
verlerin, özellikle de genç kuşakların bestecisi olarak görüyor
satır aktararak Şostakoviç’in “gizli
ve kitabı doğrudan onlara, yani bize yazıyor.
muhalif” efsanesini yerle bir ediyor.
Yazar, Şostakoviç’in 1935’te David Oistrakh’la birlikte
“Şostakoviç’i dissident diye din-
Türkiye’ye gelişini anımsatarak başlıyor kitabına. Bir ay sü-
lerseniz müziği değil, Soğuk Savaş’ı
ren turnede konserler veren genç besteci, ülkesine döndüğünde
dinlersiniz” cümlesi kitabın en net
Türk müzikseverler hakkında şu cümleleri kurmuştu:
özetlerinden biri. Kuruç, besteciyi ne resmi ideolojinin sözcüsü
“Gezimizden önce Türk müzikseverler klasik Rus
ne de rejim düşmanı olarak görüyor; onun çok daha karmaşık,
bestecilerini tanıyorlardı. Şimdi Sovyet ustalarımızın en iyi
çok daha insan bir yerde durduğunu savunuyor.
şekilde seslendirildiği birkaç besteyi dinlediler. Bu ustalar Türk
Levon Agopyan’ın uzun alıntılarıyla Sovyet entelektüel ortamının
dinleyiciler arasında çok duyarlı, algı gücü yüksek hayranlar
ne Batı tipi özgürlük ne de totaliter karanlık olduğunu, kendine
buldu. Artık bu dost ülkede bu bestecilerimiz sevilecekler.”
özgü bir “kolektif bilinçaltı” taşıdığını anlatıyor.
Kuruç, bu öngörünün tam doksan yıl sonra, özellikle genç
Öte yandan, Stalin döneminde hiçbir önemli besteci Gulak’ta
kuşaklarda gerçekleştiğini düşünüyor ve kitabı onların adına bir
ölmemiştir, Brejnev döneminde çok azı ülkeyi terk etmiştir ve
teşekkür, bir davet, bir köprü olarak kaleme alıyor.
herhangi bir genel sekreter döneminde Besteciler Birliği’nden
besteci gözüyle baktıklarını, ancak senfoninin canlı, devrimci
Kitap boyunca Kuruç’un Şostakoviç’in yaşamını kronolojik
neredeyse kimse zorla ihraç edilmemiştir.
imgelerini dinledikten sonra besteci hakkındaki düşüncelerinin
olarak izlerken asıl yaptığı bestecinin müziğiyle kendi yaşamı
tamamen değiştiğini söylediğini aktarıyor.
RICHARD TARUSKIN: ‘20. YÜZYILIN BÜTÜN
arasında kurduğu uzun diyaloğu paylaşmak.
BARBARLIĞINA KARŞIN İNSANIN İÇİNDEKİ
BİLSAY KURUÇ: ‘KAPTAN LEBYADKİN,
1920’lerde sinema piyanistliği yaparak geçimini sağlayan,
İNSANI KORUMAYI BAŞARMIŞ TEK BESTECİ!’
“Birinci Senfoni”yle bir anda parlayan, “Burun” operasıyla DOSTOYEVSKİ’NİN MÜKEMMEL BİR
Kitap, Taruskin’in şu cümlesiyle kapanıyor: “21. yüzyılda
absürdü müziğe taşıyan o hiperaktif gencin 1930’larda
GROTESK ÖRNEĞİDİR!’
Şostakoviç, Schönberg’i ve Stravinski’yi kesinlikle geride
“Leydi Makbet” ve “Dördüncü Senfoni” ile nasıl
Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri, Şostakoviç’in müzi-
bırakacak. Çünkü Şostakoviç, 20. yüzyılın bütün barbarlığına,
“haykırdığını”, 1936’da Pravda’da “Müzik Yerine Çamur”
ğinde “grotesk”in izini sürmesi.
hızına, karmaşasına karşın insanın içindeki ‘insan’ı korumayı
başlığıyla linç edildiğini, savaş yıllarında Leningrad
Kuruç, Şostakoviç’in son yapıtı olan bas ve piyano için “Kap-
başarmış tek besteci. Sovyetler Birliği sahneyi terk ederken
Kuşatması’nı “Yedinci Senfoni”yle dünyaya duyurduğunu,
tan Lebyadkin’in Dört Beyiti”nin (Op. 146) Dostoyevski’nin Ecin-
geride bıraktığı en kalıcı miras, işte bu ses.”
1960’tan sonra ise hastalıklar içinde yazdığı dokuz yaylı
niler romanından geldiğini, bestecinin bu yapıtla Shakespeare’in
çalgılar dörtlüsü ve son senfonilerle bambaşka bir derinliğe Şostakoviç, Elli Yıl Sonra kitabını okurken elinizde bir
Makbet’indeki groteskten Dostoyevski’nin Lebyadkin karakterin-
ulaştığını adım adım anlatıyor. Şostakoviç kaydı bulundurmanız önemle tavsiye edilir; çünkü
deki groteske geçiş yaptığını söylüyor.
yazar size bilgi değil, dinleme rehberi sunuyor.
Kaptan Lebyadkin’in romanda ikinci derecede bir rolü
20. YÜZYIL İNSANININ ‘İÇ SESİ’: ŞOSTAKOVİÇ!
Sekizinci Senfoni’nin o korkunç geçidini, On Dördüncü
olmasına karşın, Dostoyevski’nin dünyasında şiirin çok özel ve
Kuruç, Şostakoviç’i 20. yüzyıl insanının “iç sesi” olarak
Dörtlü’nün sonundaki sessiz çöküşü, On Beşinci Senfoni’nin
müstesna bir yeri olduğunu çok iyi bilen Şostakoviç’in özellikle
okuyor ve Mihail Bahtin’den ödünç aldığı fikirle büyük yapıt-
tuhaf neşesini bir daha aynı kulakla dinleyemeyeceksiniz.
bu karaktere odaklandığını, yazarın “en karmaşık ve vurucu”
ların ölümden sonra yeni anlamlar kazandığını vurguluyor.
Şostakoviç, Elli Yıl Sonra, müzik yazınımıza değerli bir
yapıtı Ecinniler’in içinden Lebyadkin’i çekip çıkardığını ve
Bugün dinlediğimiz Şostakoviç’in ne 1930’ların ne de
armağan. Bir dinleyicinin, başka dinleyicilere yazdığı uzun,
müziğini tamamen bu karakter üzerine kurduğunu belirtiyor.
1950’lerin Şostakoviç’i olduğunu, onun 21. yüzyılın ağır yükü-
samimi, derin bir mektup. Şostakoviç’i elli yıl sonra yeniden
Şostakoviç’in kendi sözleriyle Lebyadkin’in bir soytarı oldu-
nü taşıyan insanın aynası olduğunu söylüyor.
keşfetmek isteyen herkesin başucunda durması gereken bir
ğunu ama aynı zamanda her çeşit kötülüğü taşıyan “melun” bir
Ayrıca, “On İkinci Senfoni”nin (1917) 1961 Ekim’inden
kitap. Okuyun, sonra kulaklığınızı takın ve bir senfoni açın.
tip olduğunu; hırsız, sarhoş, düzenbaz, tatsız tuzsuz bir karakter
sonra ülkenin hemen her yerinde işçilere, çiftçilere, öğrencilere
Bambaşka duyacaksınız.
n
olduğunu, buna karşın pervasızlığıyla kendini şair sandığını, beş
çalındığını ve senfoniyi yöneten şeflerden Ştaseviç’in, bir
konser sonunda bir maden işçisinin yanına gelerek kendi para etmez berbat dizeler yazdığını, bunları kimseyi umursama- Şostakoviç, Elli Yıl Sonra / Bilsay Kuruç / Kırmızı
çevresindekilerin daha önce Şostakoviç’e “anlaşılmaz” bir dan çevresine okuduğunu vurguluyor. Kedi Yayınevi / 144 s. / 2025.
6 22 Ocak 2026

