Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
SAYFA CUMHURİYET 3KASIM1995CUMA
10 DIZIYAZI
Korsan yaym ve TV rekabeti
Y
aym sektörünün sorun-
lannı sergilemeye çalı-
şan bu dizi içın görüştü-
ğümüz hemen herkes.
sektörün en önemli so-
runlarından bırinin.
okur sayısındaki daralma ve korsan ya-
yıncılık olduğunu söyledi. Ama bu İco-
nularda da farklı görüşler \e farklı çö-
züm önerileri atbaşı gıdiyor. Önce okur
sayısındaki daralmayla ılgili olarak tele-
vizyon kanallannın vaygınlaşmasının bir
etkisi olup olmadığını sorduk.
- Televizvon okur çalıyor mu?
Adalet Ağaoğlu - Zaten okumayan in-
sanlariçin televızyon büsbütün birkolay-
hk. En kestirme, komprime biçimde bıl-
gilenme. farklı yerlere. farklı insanlar.
hayatlar içine göçme yolu. ama afyonlu
bir yol bu. Bu
vayınlarla ye-
tinenlerin sa-
hicıbirerkıtap
okuru olmala-
nnı beklemek
de ayn bir ap-
tallık olur ta-
bii. Amabuda
tepkisinı geti-
riyor. Bakıyo-
rum, beri yan-
da da az ve öz,
arayışı seven. farklıy ı arayan bir okur çı-
kıyor ortaya. Yüzeysel olmanın dışında
bir şey. Daha sahici bir okur. En azından
ben böyle bir okurum olduğunu hissede-
biliyorum. Hem zaten, iddialı olacak a-
ma. ben okurumu med>a desteğiyle
edinmedim. Ben ve benim kuşağımdan
pek çok yazar. geldigımiz yere igneyle
kuyu kaza kaza geldik. Hayır, hayır tele-
vizyona okur kaptîrdıgımı filan sanmı-
yorum Zaten bir oyana, bir buyanako-
lan atan okur da istemem. Çabuk gelen.
çabuk gider.
AtılÂııt(Afa)-Doğrudeğil bu. Bizim
televızyon kanallan ne sunuyorlar ki ki-
tap okuyucusunu çekebilsinler? Ne sey-
redecek kitap okuru o kanallarda? Biz-
de TV kanallan seyırciyi "hıyar'*sayı-
yor.
Miige Sökmen (Metis)-Televizyonlar,
bızim tarzımızdaki yayınevlerinin oku-
runu etkılemiyorlar bence. Olsa olsa best
seller kitapların yaygınlaşmasını engel-
liyorlar. Çünkü tele\ izyon yayınlan ge-
nelde çok kıtlesel. çok yavgın bir zevkı
ve merakı kapsamak üzere hazırlanıyor.
Kitap ise daha incelmiş, derinleşmış me-
rak \e zevklere seslenme şansına sahip.
• Adalet Ağaoğlu: Okumayan insanlar için televizyon büsbütün bir
kolaylık. En kestirme, komprime biçimde bilgilenme, farklı yerlere,
farklı insanlar, hayatlar içine göçme yolu, ama afyonlu bir yol bu. Bu
yayınlarla yetinenlerin sahici birer kitap okuru olmalarını beklemek de
ayrı bir aptallık olur tabii.
• Hüseyin Sönmez: Sergici kayıtdışı ekonominin bütün olanaklarından
yararlanıyor. Kira ödemiyor, personel çalıştırmıyor, vergi vermiyor,
okura sunduğu kitaplar, genellikle ünlü ve çok satan kitaplardan
ibaret.
• Bülent Ermiş: Ben korsan yayıncılığı teşvik ettiğimize inanmıyorum.
Biz, kayıt dışı ekonomi yapıyoruz ama bizim alışverişimiz dağıtımcılarla
oluyor. Kitabevleri ise direk yayın evinden alışveriş yapıyorlar.
Hatta hiç bölüşmüyor
AOİ Ant(Afa)-Bakın, kitabevi neyi sa-
tacağını bilmiyor. Ne dağıtımcı sunuyor
buna bu olanağı, ne yayınevi. Katalog
yok, liste yok, tanıtım yok, O zaman ti-
cari çekiciliğini de yitiriyor kitapçılık
mesleği. Çocukluğumuzun kitapçı dük-
kânlan 7O'li yıllarda solculuk merkezle-
rine dönüştü. 7O'li yıllarda klasık kitap-
çı ortadan kalktı. Varolanlan da 12 Ey-
lül düzeni sildi süpürdü. Şimdi kitapçı,
sansürü kendı yapıyor ve bunu cahilce
yapıyor. En çok satan kitabı ögreniyor ve
ondan ötesiyle ilgilenmiyor bile. Ama
şimdi yayınlanan kitaplann Anadolu
okuru için fazla entelektüel olduğunu da
söylemeliyim.
- Gene okura dönersek... Bir zanıan-
lar kitap satın alan ve okuyan bir kuşak
>ardı bu ülkede._
Anl Ant - Sözünü ettiğiniz kuşak ben-
ce artık kitap okuru değil. Pek çoğunun
kıtaplıgı 70'lerden kalmış. 1980 sonra-
sında bu kitap-
lıklara giren ki-
tap sayısı bir
elin parmakla-
rı bulmuyor.
Oysa bu ente-
lektüel kitle,
salt okur olarak
değil, kitabın
daha genış kat-
manlara. ke-
simlere yayıl-
ması için köp-
rü, halka işlevi de görüyordu. Kitap tar-
tışıldıkça ilgi artıyordu. Bu kitle okur nı-
teliğinı terk edince halka koptu. Bu ku-
şak baskılardan. yaşamın zorluklanndan
>ıldı ve para kazanmayı da ögrendi. So-
nunda da o artık okur değil tüketki oldu.
Okurun niceliği ve niteliği Korsan yayıncılık deyince
Anlaşılan televizyon okuru etkilemi-
yqr. En azından okur sayısının azalma-
sı»da bınncil etken televızyon değil. Ki-
tap fiyatlannın pahalı olduğu tezi de sek-
törde pek yüz bulmuyor. Ama buna kar-
şılık kitaplann baskısı 2 binlere kadar da
ındi. Üstelik bu 2 bin kitabın eritılmesi
çoğu kezbıryılı buluyor. Bu durumda ni-
cel ve nitel olarak kitap okuruna ne ol-
du? Buvrun yanıtlan:
Ömer Faruk (Aynnü Yayınevi) - 1980
öncesinde kitaplar 5 bin basılıyordu.
Sonra 3 bıne ındi. Şimdilerde 2 bin. Ve
yavaş yavaş
1500"e indik.
Yani 1500ba-
san yayınevle-
ri de belirme-
ye başladı.
Ayrıntı olarak
biz genellikle
2 bin basıyo-
ruz. Ama
3000 bin bas-
tığımız kitap-
lar da oluyor.
Oysa aynı zaman dilimleri içinde okur
sayısı ya da üniversite mezunlannın sa-
yısı artıyor, kitap baskılan azalıyor. Sor-
duğunuz bunalımın bir yanı. önemli bir
göstergesi bu. Ikınci yanı da okur bak-
nıaya icoşullandı: okumaya değil bakma-
ya. Kitaptan beslenen yazılı kültür, bir alt
külrüre dönüştü. Yazı bir tanımlamaya
göreanlamın yoğunlaşmış ifadesidır. Iş-
te okurlarda bu "anlam"'ın peşinde olan-
lar azaldi, azalıyor. Bunun kanıtlan var.
Okunduğu söylenen, örneğin satılan ki-
taplann yol açtığı bir tartışmaya, bir dü-
şünce akımtna tanık olamıyoruz Türki-
ye"de. Bugünün tartışma iklimi, basılan,
yayılan kitaplann içeriklerinin çok geri-
sınde. çok öncesinde bir iklimden ibaret.
Müge Sökmen (Metis) - Bu dediğiniz
geçiş dönemınin. 12 Evlül'ün ızlerinin
silinmesı döneminin ürünüydü. Kanım-
ca artık tersine
bir süreç baş-
ladı. Çok iyi
okuy an. me-
raklı, ilgili bir
kuşak geliyor;
çok kaliteli,
genç bir okur
kesımi. Batıda
okur hızla uz-
manlaşıyan.
kendi dalı dı-
şındaki kitap-
larla ılgilenmeyebiliyor. Bızdeyse daha
geniş bir ilgi alanı sözkonusu, dinamik
bir okur bızimki.
Satışlarda bir düşme olduğuna da ka-
tılmıyorum. E\et kitap sektörü 1986-
1987 arasında bir krız yaşadı. Ama bu
aşıldı. Örneğin biz Körfez Krizıni bile
pek hıssetmedik. Kaldı ki düşük denen
satışlar bizim tarz bir yayınevi için Ba-
tı'dan. Avrupa'dakinden pek farklı degil.
Biz Tarıh-Toplum-Felsefe dızimızi 2 bin
basıvoruz. Aynı tıp kitaplar Avrupa'da
da bu kadar basılıyor. Aynca pek çok ki-
tap da yeni baskı yapıyor. Bu tabloyu ya-
yıncılığa gererken de bilivorduk. Esas
sorun, Batı 'da yüz binlerce tiraja ulaşan,
genel okura seslenen best seller tarzı ki-
tapların Türkiye'de yine aynı dartiraja sı-
kışıp kalması.
Metis Yayınevi'nin yönetıcisi Müge
Sökmen'in iyimserliğini Yayıncılar Bir-
liği Başkanı Atıl Ant pek bölüşmüyor.
Yayınevlerinin ve kitabevlerinin üze-
rinde tam olarak anlaştığı ender konular-
dan biri korsan yayıncılık. Korsan mitıng
gibi devnmci terminolojiye (yoksa dev-
rimci argoya mı demeli?) girmiş bu te-
rim, 80'li yıllarda iyi satan kitapian of-
set tekniğinin sağladığı olanaklarla giz-
lice basıp. düşük fıyatla pazarlayan ya-
yıncılar için kullanılıyor. Sektörde kor-
san yayın yapanlann çoğu adıyta, adre-
siyle, bastığı kitaplarla fılan biliniyor. A-
ma kanıtlamak çok zor. Kimse de çıkıp
"Ben korsan yayıncıyım" demiyor.
Bu dizı için görüştüklerimiz korsan
yayın konusunda konuşmaya başladıkla-
nnda çoğu kez susturmakta güçlük çek-
tik. Yerimizin elverdiğince bu yanıtlan
aktanyoruz:
Hüseyin Sönmez (Pandora Kitabevi) -
Bakın korsan yayıncılığı salt sergicılerin
değil, kitapçılann da özendirdiği. besle-
diği söylenegeliyor. Bunubiliyorum. llk
bakışta dogru da. Korsan yayınlar kitap-
çının işine geliyor gibi. Ne bileyim, kor-
san kitabın fiyatı ucuz. Çok yüksek in-
dirimle almak mümkün filan. Ama
özünde korsan kitap sektörü bir bütün
olarak sakatlıyor, zayıflatıyor. Uzun
erimde korsan kitap bu sektörün zaran-
nadır. Kesınlikle önüne geçmeliyiz.
Adalet Ağaoğlu - Evet, sık sık bir de a-
mafısıltıylabazı yayınevlerinin kendile-
rinin korsan olduklanndan dem vurulu-
yor ama Yayıncılar Birliği bu konuda he-
nüz biraçıklama yapmadı.
Cahit Kıhç (Beyoğlu'nda sergici)- Bü-
tün vayıncılar, kimlerin korsan bastığını
biliyorlar. Çıkıp dolaşsınlar, teşhiretsin-
ler. Sergicilerde korsan basılmış kitap sa-
tılmıyordemiyorum. bazılan satıvor. A-
ma yalnız sergicilerde mi? Hiç ummadı-
ğınız kitap dükkânlan da korsan kitap
satmaktan yakalandı. Bunun sorumlusu
ise yine yayıncılardır.
Sergici eşittir korsan mı ?
Kestirmeden "Sergiciler için ne düşü-
nü>orsunuz" dıye sormadım. yanıtlan
pek kestiremedim. O yüzden soruyu be-
cerebıldiğimce provokatif düzenledim.
Şöyle sordum: "INe güzel değil mi? Kent-
lerin anacaddelerinde, hele hele Beyoğ-
lu'nda adım başı kitap sergileri. Cıvil cı-
vıL Sokaklar kitaba kesiyor. Sokaklar çi-
çek açryor. Sonra yaan Ege ve Akdeniz
kıyılan. Her yerde kitap sergileri. Ne hoş
değil mi?"
Provokasyon galiba hedefıni buldu.
Yanıtlara bakın:
Asuman Oktay ve Banş Türün (tleti-
şim)- Biz. ılke olarak da uygulamada da
indirimli kitap satan sergilere karşıyız.
"Ne güzel kent sokaklarmda cml cıvd ki-
tap sergileri'* kulağa hoş geliyor. ama so-
nuçlanna bak-
tığımızda sek-
törün bütünü
açısından za-
rarlan yararla-
rından fazla.
Sergicilerin
sırtında yu-
murta küfesi
yok. Personel
giderleri yok.
Kira, yazar
ka»a zorunlu-
luğu, fatura
zorunluluğu
filan yok. Ka-
y ıt dışı ekono-
minin bütün
olanaklann-
dan yararlanı-
yorlar. Büyük
indirim yapa-
bilmelennin
nedeni bu ve
bu yolla ciddi
kitabevleriyle
„ _ haksız bir re-
Banşlutun k a b e t j | ? i n d e .
ler. İlk bakışta yayınevlerinin sergiciler-
den çıkan var gibi geliyor. Oysa bu is-
tikrarsız kitap satış kanallan genellikle
sektöre zarar veriyor aslında. Tahsilatı-
nız güvenceye alınmamıştır. Kaldı ki ser-
gicih'k salt kitabevlerinin sorunu olarak
Asuman Oktav»
242 yayınevi ve sivil toplum örgütünün katıldığı 14. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı bugün halka açılıyor.
Korsan yayıncı
anlatıyorYayın dünyasında
kimse kalkıp "Ben
korsan yayıncı-
yım" demiyor.
Ama korsan ya-
yıncısız da bu
dizi eksık ola-
cak. Aldığı-
mız birkaç
sabıkalı ad-
dan yola çı-
kıp iz peşine
düştük. So-
nunda eski
bir mapus-
hane arkada-
şımız konuş-
maya razı ol-
du'l 980 kışın-
da Davutpaşa'da
aynı koğuşta kal-
mıştık. Adını açık-
lamayacağıma söz
verdim. O da bana korsan
yayıncılığın hemen tüm dü-
menlerini anlattı. Işte birkaç
seçme.
Şimdi abi, bu korsanlık rae-
selesi fazla abartılıyor. En çok
satan kitap kaç satıyor ki, onun
korsanını basan köse>i dönsün.
Bizimkine bu sofradan birkaç
ekmek kınntısı kapnıak için
çabalamak denmelî... Yaptım
abi. korsan yayıncılık dedikle-
rinden bir ara ben de >aptım.
Ama benimki ummanda bir
damla.. Ben ne yapmışım? Es-
rar mı sattım? Çek senet işine
mi bulaştım? Kitap \erdik biz
insanımıza... Bak abi, bu \eni
açılan lüks kitapçılar var. Bi-
zim insanımızdaha onun kapı-
suıdan girerken tedirgin oluyor.
Hani var ya... Paşam Disko, sen
ona gidebilirmisin? Git-
sek bile kaşınıtı basar
bizi. Okitapçılar da
öyle.
_. Evet abi, biz
daha çok sergi-
cilerle çalışınz.
Çoğu da arka-
daşımızdır..
Bak ben bu işi
sırf para ka-
zannıak için
>apsa>dım
porno kitap-
lar var. onlan.
korsanlardım.
... Abi. bu iş-
te esas tezgâh.
öyle korsan bas-
tırmakta değil.
Tezgâh altı denir.
Diyelim sen yayınevi-
sin. Siatbaada 3000 ki-
tap bastırdın. 3000 bin de
kapak \ar değil mi? Peki şimdi
matbaada 3 bin 300 basılsa, 3
bin 300 de kapak. Matbaa. ya-
\ ınevine kitaplannı teslinı eder.
Kalanı korsandır artık... Sonra
ciltçide de olur bu iş. Ciltçi
"200 kitap bozuk çıktı'" dese
ne olur? Yahut dağıtım kam-
yonundan iki üç paket düşse.
Vani diveceğim korsan bas-
mak. zahmetine bile değmez...
... Zorluklan var tabii. Mese-
la sergiciye veriyorsun. Anado-
lu'da bazı kitapçılar sırf korsan
çalışır, onlara veriyorsun.
Adam bilivor korsan olduğu-
nu. Nevapıvor.ödeme günii ge-
lince aksatıyor. "Korsanda na-
kıt para çalışır" derlervajnan-
ma. Nakit parası olan niye bu
ise girsin ki?
Korsan avcısı
anlatıyorYayınevlerı. genellik-
le korsan yayıncıdan
yakınıyor ama pek
de bir şey yapmı-
yor. Buna karşı-
lık kitap sektö-
ründe korsan
avcılığını bir
tür "yan
meslek"
edinmiş ya-
yıncılar var.
Örneğin Ar-
kadaş Yayın-
lan ndan
Cumhur Öz-
demir.
AFA'dan Atıl
Ant, Ileti-
şim'den Tuğrul
Paşaoğlugıbı Biz
Tuğrul Paşaoğlu ile
konuştuk. O anlatıyor:
- Adamı yakaladık. Bak-
tı pabuç pahalı. "Tamam ben
basrını kitaplan"" da diyemiyor.
Birbaşka korsan yavıncıyı ih-
bar etti. Gidip ona baskın yap-
maya karar verdik. Ben ara-
bamla. muhbir korsan dağıtım
işlerinde kullandığı kırmızı
kamyonetiyle arkada baskına
gıdi>oruz. Acele ediyorum ki
basacağımız korsan kaçmasın.
Ama muhbır korsan volda
"'Abi bir dakka be, bir şuraya
uğravalım. bir paket bırakaca-
ğrnı"1
deyip kımi kitapçılarda
kısa molalar vermemıze yol
açıvor. Sonunda vardık ama
kuş çoktan uçmuş. Nereden ha-
ber aldığını önce anlamadık.
Sonra fark cttik Muhbir korsa-
nın cep telefonu vardı ve daha
biz yola çıkarken işlemişti.
"Bu düzevde donanımlı
korsanîara karşı ne
yapabiliriz" derken
bir haber daha gel-
di Bizim muhbir
korsan yol boyu
uğradığı kitap-
çılara hem de
bizim yayıne-
vinin korsan
kitap paketle-
nni bırakmış.
"Bunlar kor-
san kitap ol-
masın" diye
soran kitabevi
sahiplerine de
'Ne korsanı abi,
görmüyor mu-
sun yavınevinin
sahibi de burada"
diye beni kanıt dıye
göstenniş... Ama bun-
lan sakın yazma. "ava gi-
derken avlanan korsan avcısı"
diye makaraya alırlar beni.
Ankara'da korsanı yakala-
dık. Adam ezilip büzülecek. dil
dökecek. inkâr edecek diye
bekliyoruz. Oysa herif bir açtı
mübarek ağzmı başladı döktür-
meye:
- Ne korsanından söz edivor-
sun sen arkadaş! İsmail Beşik-
çi içeride yatarken. siz kalkmış-
sınız burada ricaretc dalmışsı-
nız. 8. maddeye karşı çıkacağı-
nıza, tutuyorsunuz korsan ki-
tap, korsan yavıncı dive dev-
rimci demokratlarla ugraşn or-
sunuz. Millet aç yoksul. kitap
alacak para ne. ckmek alamı-
yor kardeşim'*.
Adam galiba kendisınden
özür dilememizi beklıvordu
kavranınca sektörün uzun erimli çıkarla-
nnı göz ardı ediyorsunuz demektir.
Hüseyin Sönmez (Pandora Kitabevi) -
Sergici kitabevlerinin korkulu rüyasıdır
deniyor. Sormak gerek salt kitabevleri-
nin mi? Bir kere şunu açık seçik sapta-
yalım: Sergici eşittir korsan yayın. Yüz-
de 99 bu böyledir. Ama kuşkusuz sergı-
ciliğin zaran salt korsan yayını özendir-
mesinden ibaret değil. Sergici kayıtdışı
ekonominin bütün olanaklanndan yarar-
lanıyor. Kira ödemiyor, personel çalıştır-
mıyor. vergi vermiyor, okura sunduğu
kitaplar. genellikle ünlü ve çok satan kı-
taplardan ibaret. Sonuçta çok dar bir ki-
tap paleti sunabiliyor ve okurun sığlaş,-
masına dolaysız katkıda bulunuyor.
Bülent Ermiş (Sergici) - Ben Beyoğ-
lu'nun en eski sergicisiyim. Biz korsan
yayın satmayız. Kimse satmaz. Çünkü
satamazlar. Ellerinde kalır. Getirirler a-
ma aimayız.
Ben korsan
yayıncılığı
teşvik ettiği-
mize inanmı-
vorum. Böyle
bir iddiada
bulunuluvor-
sa, saptansın.
Biz, kayıt dışı
ekonomi ya-
pıyoruz ama
bizim alış\e-
rişimizdağıtımcılarlaoluvor. Kitabevle-
ri ise direk yayın evinden alışveriş yapı-
yorlar. Dolayısıyla bizim kâr marjımız
da onlara göre daha düşük. Biz buna rag-
men vüzde20 indirim yapabiliyoruz. Bu
durumda bizi haksız rekabetle suçlaya-
mazlar. Biz. kitabı okuyuculann gözü
önüne seriyoruz. Kitabı düşünmedikleri
anda bile görmelerini saglıyoruz. Oku-
yucunun arayıp da bulamadığı kitabı. ki-
tapçılar zahmet edip bulmaz ama biz sa-
haf sahafdolaşı^rbuluruz. Birde şunu da
söyleyeyim: TUYAP kitap fuan yaklaş-
tığı zaman yayıncılar kitap
etiketlenni bırden arttınyor-
lar. Dağıtımcıya 60 bin lira-
ya verdiği kitaba 120 bin li-
ra etiket yapıştınyorlar. Ki-
tap fuannda ise bu fiyatın
yüzde yirmisini indiriyorlar.
Cahit Kıhç (Beyoğlu'nda
sergici) - Bize esas olarak ka-
yıt dışı ekonomi dıyerek sal-
dmyorlar. O zaman simitçi-
lerle kestaneciler de vergi
versinler. Kayıt dışı ekono-
miyi ülkenin başbakanı bile
yapıyor. Yine de yayıncılar
okuyucuya ucuz kitap sağla-
dıklan zaman kitap sergici-
Ninden ucuz kitap alma ihti-
\ acı duyulmayacak. Çok çe-
*ıtli kitap bulundurmayı biz-
de istenz. Ama burada belir-
leyıci olan medya.. Yazan ta-
nınmış degilse, medyada rek-
lamı yapılmamışsa okur al-
mıyor. Bunu yayıncılar da bi-
liyor.
Ömer Faruk (Aynnn Yayı-
nevi) - Sergicılik kuşkusuz
öncelikle kitapçıyı, kitabev-
lerini zayıflattı. lyı bir kitap-
çı salt "in" olmuş kitapian
satmaz. Beş yıl sonra da. az
da olsa birtalebi karşılayabi-
len bir yerdir kitabevi. Oysa
sergici. salt "in" yayınlarla
ilgili. Bu uzun erimde de kı-
sa erimde de sektörü sakatlı-
yor.
Adalet Ağaoğlu - Benim
açımdan, daha çok okura de-
ğil. okuyan okura ulaşmak;
kitabın dızgi. baskı, kapak gi-
bi kalitesiyle, estetiğiyle de
bir bütün olduğunu bilen
okura ulaşmak önemli. Eski-
den sergileri kanştırarak,
unutulmuş. artık bulunma-
yan ama içimizi cız ettiren ki-
taplara kav uşurduk. Ben,
okuru az olan bir toplamda
bir kitabım diyelim bir mil-
yon satsa. okunduğumdan
kuşku duyanm. O yüzden
furya sergiciliğinden hoşlan-
dığımı söyleyemem. Hani di-
limizde "işportaya düşmek"
diye bir söz vardır. Sergicılik
bana biraz bunu çağnştmyor.
Hopanlörlü ber kitapçının
önünde kıtaplanmı yere yı-
ğılmış görsem mutlu olacağı-
mı hiç sanmıyorum. Kitabın
kendini aşan öne çıkarmalar-
dan da aynı derecede rahat-
sızlık duyduğumu söyleyebi-
lirim.
Yayıncılar, kitapçılar, da-
ğıtımcılar böyle diyor. Peki
sergici ne diyor? Beyoğlu'da
iki kitap sergicısıyle arkada-
şımız Filiz Gümfişkonuştu.
Sergiciler suçlamalan kabul-
lenmek bir yana oldukça
farklı biraçıdan ilginç yanıt-
larveriyorlar:
Yarın: Dağıtım
ve pazarlama
ANKARA... ANKA...
MÜŞERREF HEKİVIOĞLU
Anjantinli Tarihçi ve Atatürk
Arjantinli tarihçi Vlllalta ile bu kez bir öğle yemeğin-
de karşılaştık. Galiba 92 yaşında, ama öncekı buluşma-
larımızı anımsadı, kucakladı, öptü beni. Büyükelçi Er-
gün Pelit'ın verdiği öğle yemeğinde, yardımcısı Füsun
Çetintaş ile Arjantin Büyükelçisi ve ilgili genel mudür-
lükten genç diplomatlar var. Türkiye'ye ilk gelişinde Vll-
lalta da genç bir diplomat, 1930'larda. 1969'da ilk kar-
şılaşmamızda. Mustafa Kemal'ı nasıl tanıdığını anlattı
bana. Istanbul'da, Park Otel'de bir akşam orkestra ça-
lıyor, herkes dans ediyor; tangolar, çarlistonlar... Arjan-
tinli genç de hayran, seyrediyor. Dans eden kadınian,
kadın devriminin, laıkliğin sonucu diyeyorumluyor. Son-
ra o da dansa kalkıyor. Arjantin türü bir tangoyla ilgi top-
luyor. Atatürk de izliyor onu, masasına çağırıyor sonra.
Vıllalta da tangoyu anlatıyor ona. Turklerin yanlış dans
ettiğinı; tangonun bir aşk, coşku ve gerilim dansı oldu-
ğunu, Turklerin hayli yumuşak çizgilerle dans ederek
tangoya ters düştüğünü anlatıyor. Atatürk dinliyor, son-
ra kalkıp Arjantin türü bir tango yapıyor. Ankara'daki ilk
karşılaşmada Arjantinlı tarihçi, "Türklertangoyu öğren-
öi mi" diye sordu bana. Ikimiz de kahkahayı bastk.
Dans etmeyi unuttuk son yıllarda. Düğünlerde, balo-
larda, gece kulüplerinde, tüm ekranlarda göbek hava-
sı ağır basıyor! Ama dansa çağrı da var, Cumhuriyet ba-
loları düzenlenıyor. Bu kez Cumhurbaşkanı da, Başba-
kan da katılmadı. ama Genelkurmay Başkanı Orgene-
ral Karadayı da dans edenler arasında yer aldı Ankara
Palas'ta. Bu sabah da Istanbul'dan bir okurumuz ara-
dı, ünlü bir otelin halkla ilişkiler yönetmeni; 1933 yılın-
daki baloda ne yendiğinı öğrenmek istiyor. Belki de hiç-
bir şey yenmedi ya da çok sade bir büfede ağırlandı ko-
nuklar. O ilk balolann havası, coşkusu içinde ne yenmiş,
ne içilmiş, kim negiymiş, önemli değil elbet. Bisan Sa-
vut'tan, Nevin Menernencioğlu'dan dınlediklerim çın-
lıyor kulağımda. O ilk balolara Sümerbank basmasın-
dan giysilerle geliyor başkentlı kadınlar. Coşkuyla dans
edıyoriar. Cumhuriyet kızları olarak onurduyuyorlar. Oy-
sa bugun bir de tesettür modası var değil mi? O moda-
yı taşıyanlar dans etmiyor elbet. Erkekle yan yana, eşit
düzeyde değil; kapalı yaşamda, tutsaklığın eşiğinde bir
konumda...
Ankara Palas'taki öğle yemeğinde Arjantinli tarihçi,
Atatürk devrımlerini hayran anlatırken neler canlanıyor
gözümde! 1970'lerde CHP-MSP koalisyonu dönemın-
de Ankara Palas'a yerteşen MSP'liler neler yaptı bu sa-
lonlarda! Balo salonunda, Atatürk'un locası önünde ib-
rikler ve naimlar; aptes alıyor, namaz kılıyorlar. Gece ku-
lübünü de mescide dönüştürdüler! Ankara Palas, dev-
let konukevi konumuna geldi. Korunması güvenceye
alındı neyse... Cumhuriyet balolannın yeniden başla-
masını da, tesettür modasına tepki diye yorumluyorurr.
ben. İlk balolarına başörtülerini çıkararak gelen kadın-
ların torunları yeteri kadar bilınçlendi sanınm. Tesettür
modası bir politikanın sımgesi, şeriat özleminin göster-
gesi değil mi? Kadını kapalı yaşama, politikanın dışına
iterek demokrasiden söz edilır mi? iyi çalışıyoriar, iyi ör-
gütlenmişler, bılgisayar ağı kurmuşJar, ama amacı iyi
bilmek gerekır. Yerimizi, yöntemımizi de iyi bilmek, sap-
tamak zorunluluğu var.
Yazıma Vıllalta ile başladım. ama telefonlar çaldı dur-
madan. Kadın bakanlığına CHP'li Abdülkadir Ateş'in
gelmesinı yadırgayanlar anyor. Aysel Baykal'ın iyi bir
bakanlık sergilediğini anımsatıyorlar. Birgen Keleş'in
bakan olmamasını yadırgıyorlar. Önay Alpago'nun tep-
kisini destekleyenler de var. Ben de bu telefonları ya-
dırgıyorum doğrusu. Kadın bakanlığı koltuğuna bir ka-
dının değil bir erkeğin otunması, CHP'de partı içi den-
gelerden kaynaklanmıyormu acaba? Partı yönetimi ka-
dınlar arasında bir seçim yapamıyor, bir erkeği görev-
lendirtyor. O koltuğa oturan politikaanın kadın olması
değil; kadına, ınsana. dünyaya bakışı önemli bence. ln-
san hak ve özgürlüklerine bakışı, demokrasiye geçiş sü-
recınde kadının yerini, etkinliğini bilmesi, yolunu açma-
sı önemli. Bir seçim hükümetinde bu gerçekleşir mi bil-
mem. Başbakanımız da kadın, ama bu yolda başanlı de-
ğil doğrusu. Çağdaş görüntüsüne, şıklığına karşın çağ-
daş bir politikacı izlenımi veremiyor. Tersine, çağın dışı-
na yönelık eğilimlere ödün veriyor. Seçim olur mu olmaz
mı bilmem, ancak herkesın seçımini yapması gerekiyor
artık. Karanlığa mı saplanacak, aydınlığa mı yönelecek?
Olumsuz gelişmelere bakarak umutsuzluğa düşersek
karanlığa saptanırız. Ama karanlığı delerek aydınlığa
yönelirız. Çankaya Koşkü'ndeki toplantıda yeni Milli Eği-
tim Bakanı Turhan Tayan ile konuştum bir aralık. Ko-
lay gelsin dedim. "Ben Atatürk kuşağından bırpolitika-
cıyım" diye yanıt verdi. Kapsamlı bir yanıt, ama sözter
değil davranışlar önemli her zaman. Seçim hükümeti,
kısa bir süre bakanlık, ama bir şeyler yapabilir, en azın-
dan bakanlığın çağdışı yapısını değiştirmek yolunu aça-
bilir. Eğitım dalında aylar değil günler, anlar önemli ar-
tık. Mengü Ertel'in programında Cevat Dursunoğ-
lu'nu ızlediniz mi? Cumhuriyete kanat gerenlerden bi-
ri, Atatürk devrimlerini yaşama geçiren eğitimci. Onu,
1961 Anayasası öncesinde yakından tanıdım. Kurucu
Meclis'in yaşlı bir üyesi, ama en genç, en yürekli sesiy-
di. Eğıtim Bakanlığı'nda güzel bir bahar oluşturuyor. O
bahan solduranlar Cumhunyet'e kanat gerebilir mi? On-
lar kanatlan koparmayı amaçlıyor, şeriata soluk veriyor
ancak. Giderek yoğunlaşan bir çaba, bize de somut bir
uyarı kuşkusuz; duyarsız kalabihr miyiz? Duyarsız kala-
râk 10 Kasım'da saygıyla selamlayabilir miyiz Atatürk'ü?
Başımız dik gidebilir miyiz Anıtkabir'e. Arjantinli tarihçi
Vıllalta 92 yaşında, ama Atatürk'ü anlatırken gençleşi-
yor, gözleri parlıyor. Bir yabancı da olsa iyi tanıyor Türk
devrimcıyi. Soyut değil, somut çizgileriyle. Oysa ülke-
mizde Atatürk soyutlaşıyor giderek. Herkes seviyor, a-
ma nasıl? Ikı ay sonra yapılacak seçimde oy kullanacak
gençler Atatürk'ü tanıyor mu gerçekten? Devrimlerini,
dünyaya bakışını, barışçı politikasını biliyorlar mı? Se-
çimden söz edilirken bu sorular da kafamı tırmalıyor
doğrusu. Sonra düşünüyorum, kimi zaman yanlışlann
faturası haylı acı oluyor, ama o acı faturalan ödemeden
doğrulara vanlamıyor.
BULMACA SEDAT YAŞAYAN
1 2 3
SOLDAN SAĞA:
1/ Tek bir kişınin
mutlak bir biçim-
de iktıdan elinde
tuttuğu siyasal
sistem. 2/ Halat
gibi örülmüş iplik
çilesı... lstan-
bul'un bir semti.
3/ Yumurtalık. 4/
Bir nota... Burul-
muş erkek dana.
5/ Ispanyollann
sevınç ünlemi...
Altın. 6/ Japon
kökenlı bir dövüş
sporu... Kesin. 7/Anadolu"da
kurulmuş eski uygarlık...
Köpek \e ineklere yedırıl-
mek ıçın un ve kepekle hazır-
lanan yiyecek. 8/Şık. lüksve
göstenşli giyım tarzı... Bir
soru eki. 9/Bazı spor dalla-
rında şampıyonluk düzeyin-
de olmayan yanşmalara veri-
len ad.
YUKARIDAN AŞAĞIYA:
1/Anatomı. fızyolojı ve pa-
tolojının kulakla ilgili bölü-
mü. 2/ Pasifik Okyanusu'nda bir ülke... Bir yüzey ölçüsü
binmı. 3/ "O yer" anlamında kullanılan sözcük... S'azınsal.
4/Gençliğı \e körpeliğıkalmamışolan... Kulakiltıhabı. 5/
Soysuz. dejenere... Sahip. 6/ Bezekçilikte kullanılan yeşıl
ve pembe dalgalı bir çeşıt sedef... Rütbesız asker. 7/Bir de-
rebeyın hizmetındekı Japon savaşçısı. 8/tşaret... Cehennem.
9/ tlkel benlık... "Bıçak dövüyor bıçak Bursa'da bıçak-
çılarbır — güneş gibi Bursa bıçaklan" (Attılâ llhan).