Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
- 2026
- 2025
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER de böyle modeller kullanmak gerekmektedir. Kimi yazarlar, Türkiye'nin tümüyle "yeni bir ideolojik" döneme girdiğini, yönetimde bunun yenilikçi ve atıhmcı bir "mühendislik nıhu" ile belirlendiğini, halk arasında ise bir "zihniyet değişikliğinin" ortaya çıktığını savunuyorlar. Hiç kuşkusuz, kısa dönem açısmdan doğru bir tanıdır (teşhistir) bu. Üstelik çevremizde neler olup bittiğini anlamamız açısmdan bize yardııncı da olur. Fakat acaba, toplumun temel ve genel değişme eğilimleri açısmdan böyle bir "ruh", "ideoloji" ve "zihniyet" değişikliği modeli tarihsel gerçeği yakalamamıza yardımcı olabilir mi? Aslında "ideolojik dönemlere dayalı bir değişme modelini" ben de kitaplanmda geliştirdim vt 12 Eyiül'ü açıklamakta bu modeli kullaruyorum (*). Fakat benim modelim, bugün kullanılan kavramlara göre çok daha "uzun dönemli" dönemleri kapsayabilmek amacıyla kurulmuştur. Konuya "ideolojik dönemler" açısmdan yaklaşmadan önce, genel ve temel evrim çizgisini belirlemek gereklidir: Türkiye endüstrileşme, kenıleşme ve kapitalistleşme yolundaki evrimini sürdürmektedir. Endüstrileşme, kentleşme ve kapitalistleşme süreci cumhuriyetten önce başlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk Ue müthiş bir devrimci atılım yaşamıştır. 27 Mayıs 1960 askeri eylemiyle "kurumlaşmış"tır. Şimdi de "ivmesini biraz yitirmiş olmakla birlikte" oluşumunu sürdürmektedir. Bizim, "darbeler" ve "bunalımlar" biçiminde algıladığımız olaylar, bu genel ve temel süreç içindeki "siyasal yapı oluşumlarının" yani "demokrasinin" bu üçlüye ayak uydurma savaşıdır, İç dinamik ile dış dinamik, yani Türkiye ile dış dünyanın ilişkileri de bütün bu oluşumlar çerçevesinde aksıyor: Kapitalist Batının bir müttefiki ve bir parçası olan Türkiye, kimi zaman bu dünyaya ayak uyduramıyor ve hem onun çıkarlarıyla hem de onun hızıyla ters düşüyor. Ortaya Kıbns sorunu, dış ödemeler dengesi sorunu gibi sorunlar çıkıyor. Bütün bu oluşumların sonunda, adeta tek bireşim (sentez) olarak beliren demokrasi anzaya uğruyor: Askeri darbeler ortaya çıkıyor. 12 ARALIK 1987 Askeri Darbeler ve Seçimler Türkiye endüstrileşme, kentleşme ve kapitalistleşme yolundaki evrimini sürdürmektedir. Endüstrileşme, kentleşme ve kapitalistleşme süreci, cumhuriyetten öncebaşlamıştır. MustafaKemalAtatürkilemüthişbir devrimci atılım yaşamıştır. 27Mayıs 1960askerieylemiyle "kurumlaşmış"tır. Şimdide "ivmesinibirazyitirmiş olmakla birlikte" oluşumunu sürdürmektedir. Bizim, "darbeler" ve "bunalımlar"biçimindealgıladığımızolaylar, bugenel vetemelsüreçiçindeki "siyasalyapıoluşumlannın"yani "demokrasinin" bu üçlüye ayak uydurma savaşıdır. Prof. Dr. EMRE KONGAR Türkiye hem değişiyor hem değişmiyor. Türkiye'nin "çağ atladığını" ya da bir "zihniyet ihtilali" yaşadığını öne sürenler, "ağaçların güncelliğinde" "tarihsel sürecin ormanım" zaman zaman gözden kaçırabilirler. Buna karşıhk, Türkiye'de her şeyin "eski tas eski hamam" olduğunu düşünenler de, "tarihsel sürecin ormanı"na kuş bakışı bakmaktan, "ağaçların güncelliğini" göremeyebilirler. Türkiye; örgütler, örgütlenme biçimleri, hukuk yapısı, halk katıhmı, sloganlar, kentsel büyüklükler, teknolojik gelişmeler ve ilerlemeler açısından değişiyor. Türkiye, temel yapısal özellikler açısmdan, yani üretim ilişkileri, sınıfsai ilişkiler ve bunlann siyasete yansıması açısmdan ise değişmiyor. Bu üç partiye ve üç slogana dikkatle bakıldığında, her üçünün de içerik açısmdan aynı mesajlan taşıdığı hemen anlaşılır: "Türkiye'nin kabuğu çatlamışür. Eski ilişkiler yılulmakta, eski değerler önemini yitirmektedir. Türkiye'nin önünde yepyeni ufuklar açümıştır. Artık iç politika da, dış politika da, yepyeni bir dinamizm kazanacakür. Eski, ufuksuz dar kalıplı, dar göriişlü tüm politikalar terk edilecektir. Herkes bu yeni oluşuma ayak uydurmalıdır. Bu yeni oluşuma ayak uydurmayanlar ya aptallardır ya da çıkartan bozulanlardır. Bilim ve sanat adamlan da bu yeni oluşum içinde iktidarla işbiriiği yaptıklan oranda serpilip gelişirler. Yoksa onlar da (Gerici Çağ gerisi) olurlar." Görüldüğü gibi, yukanda siyah ile dizilmiş olan satırlar, 1950yıllannda "Nuriu ufuklar", 1965 yılından itibaren "Büyük Türkiye" ve 1987 yılından itibaren de "Çağ atlayan Türkiye" sloganı ile dile getirilen görüşleri kapsar. Her üç dönemde de "yepyeni bir sıçrama" ola.rak takdim edilmiştir bu sloganlar. PENCERE Uzayın derinliklerinde, yıldız bulutlarının ta ötesinde, Samanuğrusu'nun ardından dönenen bir gezegende bizden daha uygar bir yaratık yaşıyorsa, yaptıklarımıza bakıyor, hem acınıyor hem kıs kıs gülüyor: Zavallı ilkel insan, diyor, önce nukleer silahlar üretmek için çırpınıyor; sonra ortadan kaldırmak için anlaşıyor, sevinçle törenler düzenliyor, şarkılar söylüyor. Teknolojiyi canavarlaştıran, korkuyu türeten bu kafaya ne demelü.. insanoğlu şimdi yok edeceği binlerce füzeye yaptığı harcamayla Dünya gezegenindeki açlığı ortadan kaldırabilirdi; memede ölen, beşikte can veren bebekieri, besinsizlikten bir deri bir kemik çocukian kurtarabilirdi. Televizyon "20'nci Yüzyılın Antlaşması"nöa düzenlenen törenleri, atılan nutukları, söylenen şarkıları evimize aktardı; hepimiz sevindik, geleceğimize bakışımız değişti, umutlandık. Peki, nasıl oldu da bu noktaya ulasıldı? Gökten iki melek yeryüzüne mi indi? Biri Gorbaçov'un sağ omzuna, öteki Reagan'ın sol omzuna mı kondu? Melekler iki liderin kulaklarına birşeyler mi fısıldadılar? Hayır, Amerikan pragramatizmi ile Sovyet gerçekçiliği bir noktada buluştu; INF diye anılan tarihsel antlaşma böyle imzalandı; iki taraf, üç yıl içinde, karşılıklı denetim sürecinde, 500 ile 5000 kilometre erimli füzeleri yok edecektir. Ancak bu başlangıç dünyadaki nükleer gücün çok küçük bir bölümünü kapsıyor; asıl amaç 21'inci yüzyıla 'nükleer silahsız bir dünya" ile girmek... * Tarihsel antlaşma neyi kanıtlıyor? Günümüz dünyasında kapitalizmsosyalizm çelişkisi Washington'da başköşede ağırtanıyor; yoksa Beyaz Sara/tia "Moskova Geceleri" şarkısı söylenemezdi. Eğer Sovyetler, Amerika'ya karşı etkin füzeler üretemeseydi, süper kapitalizm, karşısındaki gücün defterini çoktan dürerdi. Değişimin kökeninde Amerikan pragmatizminin göreneksel mantığını saptamak çok güç değil... 1950lerde Amerika, bir atom savaşında "Toptan Karşılık Stratejisi"ni benimsemiş, NATO'ya onaylatmıştı. Çünkü Sovyetler atom silahını yeni bulmuşlardı; ABD'yi doğrudan tehdit edecek menzile ulaşamamışlardı. Moskova, kıtalararası nükleer füzeler üretip Amerika'yı doğrudan silah erimine sokunca, Washington'da telaş başladı; Batı savunmasında "Esnek Karşılık Stratejisi" ortaya atıldı. Neydi bu? Nükleer savaşın ilk aşamasında, VVashington, başta Türkiye olmak üzere NATO'lu müttefiklerini topun ağzına sürüyor, kendisini güvenceye almaya çalışıyordu. "Esnek Karşılık Stratejisi"ne göre bir DoğuBatı savaşı aşama aşama tırmanacaktı. Önce konvansiyonel silahlar, sonra kısa ve orta menzilli füzeler denenecek, savaşın durdurulması umudu korunacaktı. Amerikalı, ilk nükleer füzelerin Sovyetler'e en yakın NATO ülkelerine yağması için kendince önlemler almıştı. Canım koruma güdüsü, en ağır basan dürtüdür. Bugün Amerikalı "Yıldız Savaşlan" tasarımı altında kendine özgü bir koruma şemsiyesi oluşturmak istemiyor mu? • INF'nin imzalanmasıyla üç yıl içinde Avrupa'daki orta menzilli füzeler yok edilecek... Avrupa'nın nükleer savaşın ilk yıkımına karşı bir ölçüde korunması demek olan bu antlaşmadan sonra NATO'daki savaş doktrin ve stratejilerinın al baştan gözden geçirilmesi gerekiyor. İşte bu noktada f ürkiye'nin konumu gündeme giriyor. Eğer VVashingtonMoskova arasındaki antlaşma yeni bir yumuşama yaratacaksa, Türkiye'yi bu gelişmenin dışına düşürecek her adım, tehlikeyi kendi elimizle ülkemize buyur etmektir. Ortalıkta söylentiler dolaşıyor... "Avrupa'da doğacak boşluğu Türkiye'de doldurmak" gibi ilk bakışta saçma sapan gelen; ama, sinsi iştahları da kabartan söylentilerin atılamı nedir? Bir düşünelim: Türk'ün canı, Amerikalı ya da Avrupalının canından daha mı değersiz? INPden Sonra... Seçimlerin anlamı Bütün bu toz duman arasında, askeri darbeler, siyasal yaşamı sürekli kesintiye uğratıyor. Siyasal tarih de sürekli kesintiye uğruyor. Bu nedenle "temel ve genel değişme çizgisi" iie "güncel değişmeler" birbirine karıştınlıyor. Konuya soğukkaniı bir açıdan baktığımızda, Türkiye'de "doğal oluşumlar" açısmdan, herhangi bir değişim yaşanmadığını görüyomz: Oyların sol ve sağ olarak temel dağılımı 1987 seçimlerinde de hemen hemen aynı kalmıştır. Solda, ancak 1983'e göre bir ilerleme gözlenmektedir. Öte yandan, partiler, yeni örgütler ve yeni yasal düzenlemeler açısmdan pek çok yenilik var 1987 seçimlerinde: Artık yüzde 36 oy ile yüzde 65 sandalye kazanıhyor. (Aslında bu bile bir yenilik değil. Adnan Menderes, 1957 seçimlerinde yüzde 47.9 oy ile sandalyelerin yüzde 69.5'ini kazanmıştı.) Sol ve sağ kavramlarmın anlamlan ve içerikleri artık tartışma konusu. "Hangi parti nasıl soi" ve "hangi parti nasıl sağ" tartışmaları bile bâşladı. . • Kimi yazarlar, siyasal rekabetin "eskiler" ile "yeniler" arasında olduğunu ileri sürecek kadar güncelleşebiliyor. Kendisini güncelde hapsettiği kadar da, tarihsel ve yapısal olgular gözden kaçıyor tabii. Aynen "tarihsel tutkunlan"nın, günceli gözden kaçırdıklan gibi... İşte bütün bu tartışmaları, hemen hemen her on yılda bir yapılan askeri darbelerin "tarihi yeniden yorumlamasına" borçluyuz galiba. 1980 müdahalesi en genel ve en etkili olanıydı. Günümüzü ve bugünden sonrasını bile yönlendirme başansını sürdürüyor. * Bkz: 12 Eylul ve Sonnat, Say Yaymlan, Istanbul, 1987. Yeni sloganlar ve eski kalıplar Her yeni parti bir umut, her seçim bir yeniliktir. "Çağ atlayan Türkiye" yeni bir slogandır. Tutmuştur da. "Nurlu ufuklar" da yeni bir slogandı. O da tutmuştu. "Büyük Türkiye" de yeni bir slogandı. O da tutmuştu. "Nurlu ufuklar" sloganı, Menderes'in ve Demokrat Parti'nin "devrimini" simgeliyordu. "Büyük Türkiye", Demirel'in ve Adalet Partisi'nindevrimini simgeliyordu. "Çağ atlayan Türkiye" ise Özal'ın ve Anavatan Partisi'nin devrimini simgeliyor. Askeri darbelerin nedenleri Endüstrileşme, kentleşme ve kapitalistleşme süreçleri, her zaman kendi aralannda uyumlu olmuyor. Örneğin Türkiye'de hiç uyumlu değil. Endüstrileşmeyle uyumlu olması gereken kentleşme, zaman zaman onun önüne geçiyor. Ortaya "gecekondu" sorunu çıkıyor. Endüstrileşme ve kentleşmeyle aynı hızla gelişmesi gereken kapitalistleşme süreci ise kimi sektörlerde ve kimi coğrafi alanlarda ileri gidiyor, kimi sektörler ve coğrafi bölgelerde ise geri kalıyor. Bu kez ortaya "Doğu ve Güneydoğu sorunu" çıkıyor. Bilimsel modeller ve değişme Çevremizde olup bitenleri daha iyi anlamak için belli modeller kullanınz. örneğin, "demokrasi" bir modeldir. Kapitalizm bir modeldir. Sosyalizm bir modeldir. Bu modellerle düşünmek çok daha kolaydır. Insanlar birbirleriyle çok daha kolay anlaşırlar. Işte Türkiye'de neler olup bittiğini anlamak için EVET/HAYIR OKTff AKBAL "Düşünceter ortaya atanlar, keşifleri yapanlar, devrimleryapanlar, savaşları çıkaranlar, zorbaları öldürenler belirli kişilerdir. Bu belirli kişiler nasıl insanlardır. Bizden daha mı zeki daha mı dirençli daha mı bilgili daha mı girişken? Ya da bizim gibi kişiler mi? Yoksa ne daha iyi ne daha kötu, öfkemize, hayranlıgımıza, kıskançlığımıza değmeyecek sıradan kişiler mi?" Geçmişin 'büyük' sayılan adamları konusunda böyle söylüyor Oriana Fallaci... Hep düşünmüşümdür, tarihte önemli etkinlikler yaratmış insanların nerden, nasıl ortaya çıktığını! Onlar için söytenenler, yazılanlar sonraki kuşakların düşünceleri, yorumlandır yalnızca... O kişilerin yaşadıkları, egemenlik sürdükleri günlerde, yaptıkları ettikleri bizlere bir masal gibi sunulmuştur. Acaba doğru mudur bunlar, gerçekle ilgisi var mıdır? Yoksa birer yakıştırma, uydurma mıdır? Bu yüzden tarihi bilim saymayan Valery gibi düşünürleri pek de haksız sayamayız. Fallaci bu konuda şöyle yazıyor: "Bize okulda her şeyin doğrusunu öğrettiklerini kim söyleyebilir? Serhas'ın, Sezar'ın ya da Spartaküs'ün iyi niyetli kişiler olduğunu kim kanıtlayabUir? Onlann savaşlanyla ilgili her şeyi biliyoruz, fakat insancıl boyutianna, güçsüz yönlerine, yalanlarma, entelektuel ve moral açıdan kapıldıkları bocalamalara ilişkm hiçbir bilgimiz yok. Vercingetoriks'in aşağılık bir yaratık olduğunu gösterecek hiçbir kanıta sahip değiliz. Isa, uzun boyiu muydu, kısa boylu muydu, bilmiyoruz. Sanşm mıydı, esmer miydi, eğitim görmüş muydü, yoksa basit bir kişi miydi? Maria Magdelana ile yattı mı? Keşke Isa'nın sesini, düşunceterini, sözcüklerini banda almak için biri onunla söyleşebilseydi. Keşke biri Jan Dark'ın ölüme gitmeden önceki duruşmasında söylediklerini steno ile yazabilseydi. Keşke biri Gromwell ve Napotyon'a fUm kamerası önünde sorular sorabilseydi? Ağızdan ağıza dolaşan haberiere ve iş işten geçtikten sonra yaztlan ve doğruluğu kanıttanamayan belgelere güvenim yoktur. Benim için dünün tarihi, benim denetleyemeyeceğim olaylaria, savasamayacağım yargılaha dolu bir roman." Bu sözlere katılmamak zordur. Ben de öteden beri böyle düşünmüşümdür. Bizim okullarda okuduğumuz tarihte büyük adamlar yalnız başanlı yönleriyie gosterilmiştir. O kişilerin gündelik yaşamlarının bir yansıması yoktur. Sanki o kişi yalnızca büyük işler yaptığı sürelerde yaşamış! Bir bakıma eski zamanların kişileri talihliymiş, zamanlarında ses alma araçları yokmuş! Gizli yönlerini, gerçek görüş ve düşüncelerini gelecek kuşaklardan saklayabilmişler. Bugünlere yalnızca başanlı anıları kalmış... Oysa çağımızın büyük adamlan, daha doğrusu önemli görevlere geldikleri için 'büyük' diye kabul edilen kişileri, çırılçıplak kamuoyunun, doğallıkla gelecekteki kuşakların gözleri önündedir. Fallaci gibi gazeteciler, belgesel nitelikte ürün veren gözlemciler, gerçekleri saptayıcılar, yarının tarihçilerine böyle kitaplarla en sağlam gerçekleri vermekteler. Oriana Fallaci'nin "Tarihle SöyteşHer"in\ okurken bizim Hasan Cemal'in "Tarihi Yaşarken Yakalamak" adlı kitabındaki yazılan anımsadım. Hasan Cemal, son birkaç yıl içinde günügününe saptadığı gerçekleri bir kitap haJinde bize surtdu. Başka yazarlarımız da var, "tarihi yaşarken" saptamak, geleceğe hiç değilse kendi açılarından bırakmak çabasında olan... Fallaci'nin kitabında çağımızın ünlü siyasa adamlarıyla yapılmış ikjinç konuşmaları, ardından da Italyan gazetecisinin yorumlannı buluyoruz. Kissinger, Van Thieu, Giap, Meir, Arafat, Kral Hüseyin, Gandhi, Brandt, Rıza Pehlevi, Halder Camara, Makarios, Panagolis'le Fallaci'nin bir çeşit savcı gibi yaptığı konuşmaJan, tartışmaları önemle izliyoruz. örneğin Kissinger için şunları yazıyor, ama önceden bu kişi konusunda edindiği olumsuz yargı o kişiyle tartışmasına, o kişinin görüşlerini yansızca yansıtmasına engel olmuyor. "Kissinger Şili otayı denilen o korkunç lekeyi üstünde taşıyor. Şili'deki demokratik rejimin kaJdınlmasını, demokratik seçimlene başa gelen hukümetin sona erdirilmesini isteyenin de Kissinger oiduğunu, Amerikan basmmda çıkan beigeler her turlü yalanlama otasriığını ortadan kaldırmıştır. Bu beigeler Kissinger'in, Allende üstüne CIA'yı saJdırttığını, darbeyi hazıriayanlara parasal yardımda bulunduğunu kanıtlar. Pek çok kişi Kissinger'm Allende'nin hayaletinden rahatsız olup olmadığını merak edert" Fallaci'nin kitabını okurken insanın aklına önsözde ileri sürdüğü goruşler geliyor, çağın önemli kişilerini yarınki kuşaklar gereği gibi tanımak olanağına sahipler, ama bizler dünün, önceki günün "büyük"leri konusunda basmakalıp bilgilerin elinde tutsağız... Fallaci'nin gazeteci ustalığı, önce bilgi dağarcığının yuklü oluşuna, zekâ yeteneğine, en önemlisi de soru sorma gücüne dayanıyor. Yanıt kadar soru da önemlidir, hatta soru sormayı bilmek, yanıt vermekten daha da güçtür. İçinde yasadığımız dünyanın gizli kalmış yönlerini, tarihi "yaptıklarını" sanan insanların ağzından duymak ilginç oluyor. pondo toufs YUNANİSTAN H o t ^ t STANLEY Tarihle Söyleşmek RUHI SU DİNLETİSİ ATİNA OTOBÜSLE UÇAKLA 2912 O2'O1 (5 gun) 11 Ruhi Su'nun yeni albümü çıktı Türkulerle yaşayan, türküleri yaşatan büyük ustanın 1976 Kadıköy Dinlentisi'nin tamamı, 2 plaktan oluşan yeni albümde. Albümün tam kaydı, 2 yeni kasette. Bütün plakçılarda. 195$ ve 15O.OOO.Tt. ATİNASELANİK 215$ ve 65.OOO.TL. A M l M t Hotel STANLY 2812 03'0T.(7gun) l « l M n Hote! OLİMPİA FÎyaHar: Uçakla ve Otobusle gıdışdonuş. varımpansfyon konaklama, şehır turları. ö z e l Ydboşı Bcrfem» renberlık ve surprızler dahıldır. thjmei: Coa Sak» S» K/tumicu Hon No36Kat4* y s r Utt 148 06 06JW> 52 59132 48 ı GAZETECİLER CEMİYETİ'mn TELEFON DEĞİŞİKLİĞİ olan telefonlan 14 Aralık 1987 tariNmJen İtibaren AÇIK TEŞEKKÜR Çok değer verdiğimiz Babamız HÜSEYtN ÇİRAY'ın Kırklareli SSK Hastahanesi'nde ameliyatını gerçekleştiren ve sıhhaıe kavuşmasına vesile olan değerli insan; Bevliye Mütehassısı Op. Dr. MUSTAFA OYMAN'a, ameliyat sonrası tedavisinde hiçbir yardımı esirgemeyen galerımız re*im »ergiteri ve antlka *tya, halı. Mltan reyonu ile hizmetinizdedir hüseyin bilgin resim sergisi 11 aralık 6 ocak 513 83 00 (PBX 3 hat) olacaktır. Dr. UFUK GENÇALP'e, Dr. ERTUĞRUL KÜÇÜKTÜRK'e, hastanenin değerli yöneticisi tLANEN TEBLİGAT EYÜP 2. İCRA MEMURLUĞU'NDAN GAYRİ MENKULÜN KIYMET TAKDİR RAPORU 1986/2080 Alacakb: ömer Özbay vekili Av. Muhammet Kaya Macar Kardeşler cad. Mesut han, No: 1214, Kat: 3 Fatihlstanbul. Borçlu: Ihsabet Ozantaş Kumburgaz Erdem sitesi C2 Blok, No: 57 Kumburgaztstanbul. Borç: 1.072.500 TL. masraflar faiz hariç. Yukanda açık adı ve adresi yaalı alacaklı tarafından aleyhinize girişılen icra takibinde: Kumburgaz köyü 7 pafta, 155 parsel, asfaltı deniz kenarı mevkiinde \3ki mesken niteliğinde 144/3000 arsa payb C. Blok 57 nahı gayrimenkulün tapu kaydına haciz şerhi konulmuş olup, bilirkişi ile kıymet takdiri yapılarak adresi meçhul olduğundan bilirkişi raporunun ilanen tebliğine karar verilmiş olup, yukanda ada parsel numarası yazılı gayri menkule Çatalca İcra Memurluğu'nca bilirkişi marifetiyle toplam arsa payı da dahil olmak üzere 21.050.000 TL. değer takdir edilmiş olup iş bu kıymet takdir raporunun borçluya tebliği yerine kaim olmak üzere gazetede ilan tarihinden itibaren 15 gün içinde memurluğumuzun dosyasında mevcut bilirkişi raporunu bir itirazınız vaki olduğunda tcra Tetkik Mercii'ne bilirkişi raponına karşı itiraz etmeniz, tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde rapora itiraz vaki olmadığında gayrimenkulün satışı cihetine gidüebileceginin bilinmesi ilanen tebliğ olunur. 30.11.1987. Basın: 12191 Baştabip Op. Dr. A. TEVFİK AKENCIOĞLU'na ve tüm hastane personeline teşekkurü bir borç biliriz. ÇİRAY AtLESt GALERİGRİFOJ TEŞEKKÜR Annemiz AYŞE ERÜŞ'ün çok zor ve rizikolu ameliyatını büyük bir başarı ile gerçekleştiren Haydarpaşa Numune Hastanesi 2. Cerrahı Klinik Şefî GAliRI CRİFON İLAN FATİH 3. SULH HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN 1986/16 tereke Davacı Zekiye Öztürk vekili tarafından muris Canzak Öztürk'ün terekesinin tespiti istenmiş olup, yapılan duruşmasında verilen ara karan gereğince; 26.7.1986 yıhnda vefat eden Zekiye Öztürk oglu Canzak Öztürk'ün ölmeden evvel Fatih ilçesi, Uzunyusuf mahallesi, Yaylak Sok. No: 15 adresinde ikâmet ettiği, Canzak Öztürk'ün terekesi üzerinde hak iddia edenlerin 3 ay içinde alacak iddia edenlerin ise 1 ay içinde mahkememize başvurmalan bu süreler içinde hâkimliğimize başvuru olmadığı takdirde daha sonra alacak iddia edemeyecekleri ilanen duyurulur. 13.10.1987 Basın: 12149 s^.n op. Dr. TAN JL AKMANLAR S«yiB Anested Uzmam A L İ KTVANÇ Saym Op. Dr. R Ü Ş T İ KURT Sayın Asistan Dr. SACİT T Ü R Ü D Ü Sayın Asisun Dr. A L İ M A H M U T ve Servis Hemşiresi Saym GÜLSEREN hanım ve diğer görevlilere içten teşekkürlerimizi sunanz. MİHRİBAN ŞAHAP AKTARI Datça'da satılık tapulu 12 dönüm arsa, denize 200 m. mesafede, asfalt üzerinde. Tel.: 361 15 62 Nüfus cüzdanımı kaybettim, hükümsüzdür. ÎHSAN KARAKUŞ VEFATLAR İÇİN j BernaTaremen ıyın Vatandaş i TekeT Ürünlerini Etiketi Üzerinde Yazılı Olan ı Fiattan Alıııız • •S 8 g | SULUBOYA YAĞUBOYA VE PORSELEN SERGİSl I tatt 1W7 S Oa* 1««1 Gözyaşlarına çiçek açtıran insanlık onuru, hiçbir gün "YORGUN" olmayacaktır. GÜLHAN GALERİ MİGE Mine Özman Hritoiçl:U.I»19.30C.Mİ: 11.0019.30 Cmnah C«d «2(2 Ç»*uy« Ant» Yurtiçi, yurtdışı cenaze nakledilir, cenaze ilaçlama, malzeme, tabut, bütün işlemler hassasiyetle, süratle yapılır. işletmede ayrıca 18 ambulans mevcuttur. Cenaze ilanlarında hizmet bedeli alınmaz. İSLAM CENAZE İŞLERİ 147 20 06140 68 86 Yeni kaseti yakında plakçınızda GENÇLER (12 15 Yaş) Ortaokul ve lise çağı gençlere yönelik, resirri, sanat ve kültür çalışmalan, tstasyon sanat evi Maçka cad. Teşvikiyeİstanbul 140 56 50 ÇOCUKLARLA SANAT İlkokul öncesi ve ilkokul çağı için güzel sanatlarla dolu koca bir gün Resim, Seramik ve Heykelle başlayacak, çizgi fılm, tiyatro çalışmalanyla bütünleşecek... istasyon sanat evı reggsfn Maçka cad. Teşvikiyeİstanbul 140 56 50 Y1LDIZ DİNÇER (ÖZEVİN) AYDIN ÖZEVtN evlendiler. Mutluluklar dileriz. 11.12.1987 Fatih AKDAĞ AİLESJ Şllugeılerlnlz İçlı: Ankara : 324 42 38 İstanbul : 522 18 80 Diger İlleı: Malulll Tckel Ttskllacı Saygılarımızla 1

