20 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Cumartesi 30 Eylül 2017 6 Adalete yine rötar haber EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: SERPİL ÜNAY Başbakan Binali Yıldırım, OHAL KHK’si ile kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İncele me Komisyonu’nun kararlarını kasım ayından itibaren almaya başlayacağını açıkladı. Son mağduriyet başvurusunu 14 Eylül’de alan, ilk ka rarını ekim ayında alma sı beklenen komisyonda ki son rötarın “ihraç eden kurumlardan yanıt bek SİNAN TARTANOĞLU lenmesi” nedeniyle yaşandığı belirtildi. KHK ile Cumhurbaşkanı’na bağ lanan MİT’in de KHK ile Başbakan’a bağlı olarak kurulan OHAL komisyo nuna bilgi ve belge sağlamak zorunda olduğuna işaret edildi. OHAL Komisyonu 23 Ocak’ta çıkarı lan OHAL KHK’si ile kuruldu. Ancak 4 ay sonra, 23 Mayıs’ta çalışmalarına başladı. Bu 4 aylık ilk rötarda, komis yonun üyeleri ve üyelere yardımcı ola cak personel belirlendi. Komisyon ilk başvurularını da 17 Temmuz’da aldı. İki aylık ikinci rötarda da komisyona tahsis edilen binanın eksikleri tamam OHAL Komisyonu, KHK’lerle oluşan mağduriyet iddialarını, mağduriyeti yarattığı iddia edilen kurumdan teyit etme kararı aldı. Kurumlardan yanıt bekleyen komisyonun ilk kararını ancak kasım ayında alması bekleniyor landı. 14 Eylül itibarıyla komisyon tarafından oluşturulan bilgi işlem sistemi üzerinden 101 bin 243 kişi mağduriyet başvurusu yaptı. Başvurular 23 Ekim’e kadar sürecek. İlk etap başvuruların tamamlanmasının ardından komisyonun incelemelerini ekim ayında tamamlayabileceği, ilk kararların da ekim ayı içinde verilebileceği ifade edilmişti. Ancak Başbakan Yıldırım, “Zannediyorum kasım ayından itibaren dosyaları ele alıp değerlendirecek” dedi. Yanıtlar gelmedi Bir buçuk ay sürecek son rötarın ise başvuru dosyalarının tamamlanmamasından kaynaklandığı öğrenildi. Son başvurunun alınmasının ardından daha önce Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na yazılan yazı gereği, baş vurucular hakkındaki açılan adli dosyalar beklendi. Başvuru süresi içinde başvurucular zaten ihraçlarına neden olduklarını düşündükleri iddiaları çürüten savcılık veya mahkeme kararlarını zaten dosyalarına eklemişti. Ancak komisyonun mahkeme dosyalarının kendisine de ihtiyaç duyduğu ifade edildi. Komisyonun, OHAL KHK’leri ile oluşan mağduriyet iddialarını, mağduriyeti yarattığı iddia edilen kurumdan teyit etme kararı aldığı aktarıldı. Kasım ayına kadar kurumlardan, kişilerin hangi gerekçeler ile ihraç edildiğine dair yazıların gelmesinin bekleneceği ifade edildi. Buna göre kurumlardan gelen yanıtlar ve adli sürece ilişkin evrakında başvuru dosyalarına ekleneceği, bunun da zaman alacağı ifade edildi. l ANKARA MİT BİLMECESİ OHAL KHK’leriyle Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) içinden kaç kişinin ihraç edildiğine dair net bir bilgi yok. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan ilk bilgilendirmede FETÖ ile ilişkisi bulunduğu belirlenen ve açığa alınan 141 MİT personelinden 87’si ihraç edildi. OHAL komisyonunun KHK ile Başbakan’a bağlı olarak kurulmasının ardından, MİT de yine KHK ile Cumhurbaşkanı’na bağlandı. KHK ile tüm kamu kurum ve kuruluşları elindeki bilgi ve belgeleri komisyon ile paylaşmak zorunda. Edinilen bilgiye göre MİT de bu zorunluluk kapsamında. Annemin emeğini çaldılar Öğretmen Polat, ihraç edilince en çok kendisini tek başına büyüten annesine üzüldüğünü anlatıyor. Müziğe yoğunlaşan Özgür Polat, yaşamına anlam katmaya çalıştığını söylüyor Özgür Polat, 37 yaşında. Rehber öğret örüldüğünü yavaş yavaş fark ettim. Artık bol vak men. Erzincan’ın en iyi tim vardı. Üniversitede liselerinden birinde fark aldığım eğitimi tekrar et yaratan çalışmalarıyla se tim. Uzun bir süre psiko vilen 11 yıllık eğitimci. 6 HİLAL yaşındaki Toprak’ın ba KÖSE loji ve yeni kuramlar üzerine okuma yaptım. Da bası. Şubat ayında KHK nışma süreçleriyle ilgili ile ihraç edildi. Hiçbir gerekçe litaretürü taradım...” sunulmasa da EğitimSen’li olarak sendikal faaliyetlere katıl 2. devlet darbesi dığı için ihraç edildiğini düşü Polat’ın yaşamındaki ikinci nüyor. OHAL komisyonuna baş devlet darbesi bu. Babası 22 ya vurdu. ‘Bu sürecin de geçeceği şındayken 1884 yılında Adana ne inanmak istiyor ve inanıyor.’ Pozantı’da madende göçük al İhraç kararı Polat’ın, hayatının tında kalıyor. 20 yaşındaki an ikinci dönüm noktası. 3.5 yaşın ne erkek kardeşine hamile. Ne dayken, Adana’da madende gö tazminat ödeniyor ne de başka çük altında kalan babasını kay bir yardım. Bir maaş bağlanıyor bediyor. Babasızlık kapanma anneye yalnızca. Anne hiç ev yan yarası. “Devlet bana aslın lenmiyor ve iki oğlunu tek ba da bir baba borçlu. O zaman da şına büyütüyor. Polat 12 yaşın bizi sahipsiz ortada bırakmış, dayken, Erzincan’daki köylerin şimdi de öyle oldu... Beni ihraç den Aydın’a taşınıyorlar. Anne ederek, annemin emeğini çaldı tarlalarda çalışarak okutuyor ço lar. Ben en çok onun için üzül cuklarını. İki çocuk uyurken, sa düm. Biri karnında, iki çocukla bahın dördünde, beşinde tarla yalnız kalmış ve bizleri tek başı ya doğru yola çıkıyor. İkisini de na yetiştirmiş...” diyor. öğretmen yapıyor. Polat şimdi, Tel örgüyle çevrildik kendisinden çok emeğinin boşa gittiğini düşünen annesine Mesleğinin elinden alındığını, üzülüyor. “Devlet bana bir baba gece yarısına doğru, Aydın’da borçlu. Güvencesiz çalıştırdı bir yaşayan kardeşinden gelen tele madende, babamızı kaybettirdi. fonla öğrenmiş. Kardeşinin se Göremedik, onsuz büyüdük. Ona si o kadar kötüymüş ki; bir ölüm dair bir anım yok. Tek bir fo haberi beklerken, KHK’yi du toğrafımız var. Kardeşimin o da yunca rahatladığını söylüyor: yok. Hukuk o zaman da yokmuş, “Kardeşim, ölümü gösterip sıt bizi sahipsiz ortada bırakmış maya razı etti beni... Anneme bir lar. Düşünüyorum da devlet hem şey oldu zannetmiştim. ” İlk baş bizim babamızı öldürmüş hem ta çok olumsuzluğa kapılmadığı de bize sahip çıkmamış. Biz bu nı, bir şekilde bu sürecin döne na rağmen ayaklarımız üzerin ceğini düşündüğünü anlatarak, de durmuşuz, annemizin gücüy şöyle devam ediyor: “İlerde oğlu le... Annem bizi hiçbir zaman ça ma açıklayabileceğim, güzel bir lıştırmadı. Uyandırmazmış bizi bedelim vardı artık. Oğlum be giderken, kıyamazmış bize. Bir nimle gurur duyacak duygusu kaç kez gitmişizdir tarlaya. İhra na kapıldım. Bir şekilde ayakta cımdan onun adına üzülüyorum. dururum dedim. Sonuçta şunu Bu emek onun emeğiydi... Güç gördük; her tarafımızı kuşatmış lü bir kadın. Bunun da üstesin lar, çalışabilecek alan bırakma den geldi. Hemen yanıma geldi mışlar. Dershanelerde çalışamı kararı duyunca, bana destek ol yorsunuz, özel bir yer açmanız du. Yanımda güçlü kadınlar var, zor... Çevremizin bir tel örgüyle eşim de güçlü” diyor. TEŞEKKÜR Doğru tanı, doğru tedaviyle beni sağlığıma kavuşturan, özveri ile tıbbi bilgisini ve insani ilgisini esirgemeyen Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Erdem Yaka’ya Acil Servis’in özverili, çalışkan ekibi Yard. Doç. Dr. Başak Bayram, Asistan Dr. Süleyman Kara, İntern Dr. Zana Deniz ve Nöroloji servisinden Asistan Dr. Ela Simay Zengin’e Nöroloji Yoğun (inme) Bakım’ın fedakar hemşirelerine, sağlık çalışanlarına, yönlendirici dost yardımlarıyla bizim doğru insanlar ve doğru tedaviyle buluşmamıza katkı sağlayan kardeşlerimiz Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Dr. Serdar Pedükcoşkun Dr. Nazan Pedükçoşkun’a, Hastalığımdan haberdar oldukları andan itibaren arayan, soran, gelen, ilgi ve şefkatlerini biran olsun eksik etmeyen tüm dost ve arkadaşlarımıza, yakınlarımıza... Minnet ve şükranla teşekkür ediyorum. CEMAL SOYOĞUL Anne Yazgülü Polat, sanatçı Erdal Erzincan, oğlu ve torunu ile birlikte. Bütün zorluklara karşın oğlunu okutan ve öğretmen olmasını sağlayan Yazgülü Polat, ihraç edilince de Özgür Polat’ın en büyük destekçisi olmuş. Polat, sanatçı Erdal Erzincan’la birlikte müzik üzerine çalışmalar yapıyor. Deyişlere Bu sürecin geçeceğine inanıyorum Polat’ın bir de okuma önerisi var: Viktor E. Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabı. Polat, “Psikiyatr Frankl, Yahudi toplama kampından sağ çıkmasını tek bir şeye bağlıyor. ‘Buradan çıkacağım ve yaşadıklarımı yazacağım’ diye düşünmesine... Sonra da anlam terapisini keşfediyor. Ben de yaşamıma anlam katmaya çalışıyorum. Bu sürecin de geçeceğine inanmak istiyorum ve inanıyorum. İyi olma halini bu düşünce bana sağlıyor” diyor. tutundu Polat, şimdi, diğer yarım dediği müziğe yoğunlaştı. Alevi köylerine gidip, Alevi deyişleri, masalları derliyordu. Erdal Erzincan, o derlemelerden bazılarını albümüne almıştı. Eğitim Sen Erzincan Şubesi olarak, gelirinin dayanışma için sendikaya aktarılacağı bir albüm projesi var. Bu süreçte Erdal Erzincan’la daha da yakınlaşmışlar. Projesine Metin Kemal Kahraman ve Ahmet Aslan gibi isimler de destek veriyor. Polat, albümde, sanatçıların farklı inançların ezgilerini seslendireceklerini söylüyor. Dayanışma şart “Sanat önemli bir güç” diyor ve ekliyor: “En üretken olduğunuz dönemde tırnaklarınızla kazıdığınız hayatı pat diye kaybetmek ciddi psikolojik sorunlara neden olabiliyor. Ben de o ruh halinden henüz kurtuldum dersem yalan olur. Derle me çalışmalarımdan arta kalan zamanda eşime ve çocuğuma çeşit çeşit yemekler yapıyorum. Bağlama çalıyorum. İnsanları dinliyorum... Sabretmeye ve müziğimde eksik bıraktığım şeyleri tamamlamak istiyorum. Dayanışma albümünü yapabilirsem bu sürece anlamlı bir yanıt olur diye düşünüyorum. Yarın, ‘Birileri de çaba harcamış’ desinler yeter. Sonra kendi albümü düşünüyorum. Bu arada öğrencilerimle ilişkim devam etti. Tercih sürecinde yanlarında oldum. Okul idarecilerinden tutun öğretmen arkadaşlarımın önemli bir kısmı hepsi arayıp soruyorlar... Bu sürecin üstesinden gelmenin yöntemi bence dayanışma. Özellikle de manevi dayanışma. Ben, okulumdan ve sendikamdan ciddi bir destek aldım. Bence bu süreçte bir arada olmak, güçlü olmak kilit önem taşıyor.” Meral Akşener gerçeği Sahnede pırıl pırıl, apaydınlık bir kadın konuşuyor… Samimi, bilgili, açık sözlü, zarif. Slogandan uzak, cesur, esprili. Zaman zaman izleyiciler arasında tanıdığı birine seslenerek, diyaloglar kurarak, (kimileri ayakta ya da komşu salonlarda) 1500 kişi olduğu tahmin edilen bir izleyici topluluğu karşısında, gösterişten uzak, alçakgönüllü, fakat gerçek bir yıldız gibi parlıyor… 27 Eylül Çarşamba akşamı Avcılar’daki Mira Palas Düğün Salonu’ndaki yemekte konuşan sayın Meral Akşener’den söz ediyorum. Az önce komşu salonlardan birinden, büyük salondaki ekranlardan da biraz gecikmeyle ve kesintilerle de olsa izlenebilen basın toplantısından geldi… Konular doğal olarak aynı. Ülkenin durumu. Yapılması gerekenler. Aşılan ve aşılması gereken zorluklar. Beklenen parti henüz kurulmadı, fakat Meral Hanım şimdiden “genel başkan” olarak takdim ediliyor ve kuşkusuz bunu hak ediyor. Konuşmasında, bu buluşmanın daha az sayıda bir arkadaş çevresi için planlandığı, fakat salonu coşkuyla dolduran kalabalığın kendisini bile şaşırttığını söylüyor. Ve haklı olarak, bunun gururunu ve mutluluğunu yaşıyor. HHH Basın toplantısı ve yemek salonunda yapılan konuşmaların bilgilerine, verildiği kadarıyla, medyadan ulaşmış olmalısınız. Verildiği kadarıyla, çünkü iktidar Akşener hareketinden korkuyor. Bu hareketin onlar için korkulu bir rüya olduğundan, uykularını kaçırdığından kuşku yok. Sahibinin sesi medyadan söz etmeye değmez. Ortada sayılabilecek medya ise temkinli, korkak. Kala kala birkaç bağımsız medya kanalı, birkaç cesur kalem kalıyor… Fakat Akşener hareketi, başkaca yazar ve gazeteci arkadaşlar gibi davetli olarak katıldığım bu yemekli toplantıda da görülebileceği gibi, görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmakta olan bir gerçek. İktidar korkmakta haklı. Açıkça ya da kapalı kapılar ardındaki planlarla engeller çıkarmak için ellerinden geleni yaptıklarında ve yapmayı sürdüreceklerinde kuşku yok. Asıl önemli olan bütün kanatlarıyla “sol”un bu hareketi nasıl görüp değerlendirdiği. Hiç kimse bu soldan kendi hedeflerinden vazgeçerek Akşener hareketinin kuyruğuna takılmasını istemiyor ve beklemiyor. Bunu Akşener’in kendisi de istemez ve beklemez. Fakat iktidarı gasp etmiş olan despotik gücü, en zayıf yanından vurarak alt etmek için bu hareketi desteklemek, yanında yer almak gerektiğini görmemek için de siyaseten kör olmak gerekiyor… HHH Sayın Akşener’in konuşmasında altını önemle çizdiğim cümlelerden biri şu oldu: “Türkiye’nin bilgiye, görgüye dayalı dış politika aklına ihtiyacı var”… Sevgili Meral Hanım, konuşmanızın pek çok başka yerinde sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye’nin her alanda böyle bir akla ihtiyacı var. Bu ihtiyacın bir başka adı da, normalleşmedir. Ülkenin sağıyla, soluyla, ortasıyla normalleşmesinde çok önemli bir işlev üstlendiğinizi, işinizin çok güç olduğunu görüyorum ve biliyorum. Yıllar önce bir hanım siyasetçi başbakan olduğunda, az kalsın bir övgü ve sevinç yazısı yazarak hayatımın sonradan çok pişman olacağım en büyük hatalarından birini yapmış olacaktım… Çok şükür yapmadım böyle bir hata. Fakat şimdi sizin için büyük bir güvenle bunları yazıyorum… Devlet yönetiminde önemli görev üstlendiğiniz bir dönemin payınıza düşen sorumluluğunu üstlenmedeki açık yürekliliğiniz de bunda etken olmuştur. Solda bir arkadaşınız olarak karşılaşacağınız bütün güçlüklerde yanınızda olmakta tereddüt etmeyeceğim. Yurdumuza olan ortak sevgimiz, saygılarım ve alkışlarımla. Gülmen ve Özakça’nın avukatı yeniden gözaltında Açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın 14 Eylül’deki duruşmasından 2 gün önce gözaltına alınan 16 avukattan 14’u tutuklanmış, 2’si serbest bırakılmıştı. Serbest bırakılan avukatlardan Ahmet Devrim Mandacı dün yine gözaltına alındı. Mandacı’nın gözaltına alınmasını gazetemize değerlendiren Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gökmen Yeşil, “Mandacı ile ilgili hiçbir delil yoktu. Mahkeme bunu değerlendirerek onu serbest bırakmıştı. Serbest bırakılmasının üzerinden 10 gün geçti. Savcının tutukluluğa itiraz etmediğini de biliyorduk. Şimdi tekrar gözaltı kararı vermiş. Savcının bu konuda hırs yaptığını, kanuna karşı da hile yaparak avukat arkadaşımızı gözaltına aldığını düşünüyoruz” diye konuştu. l İSTANBUL / Cumhuriyet C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle