17 Mayıs 2024 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
22 KASIM 2013 CUMA CUMHURİYET SAYFA DİZİ 9 Diyarbakır’da barış dansı 1995 yılında Kültür Bakanlığı, Diyarbakır’da bir Sanat ve Kültür Şenliği düzenlemişti. Statta Bülent Ersoy konser verecekti. Biz de davetliydik. Konser öncesi görkemli bir havai fişek gösterisi planlanmıştı, ancak daha ilk fişekte seyirciler kendilerini korkuyla yere attı. Diyarbakır’da patlama olduğunda kimsenin aklına havai fişek gelmezdi çünkü... ‘Bal’ Gibi Demokrasi! AKP’de son dönemde parti politikalarına eleştirel çıkışıyla dikkat çeken Kütahya Milletvekili İdris Bal’ın ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmesi, birkaç açıdan üzerinde durulması gereken bir konudur. Her şeyden önce iktidar partisinin her fırsatta övündüğü ‘demokrasi’ anlayışının 12 yılda nereye geldiğini göstermesi açısından önem taşıyor. Partisinin ve onun liderinin bazı konulardaki görüşlerine eleştirel düşüncelerini açıklayan bir milletvekilinin partiden ihraç edilmek istenmesi, ifade özgürlüğü ve farklı görüşlere saygı gibi çağdaş demokrasilerin en temel ilkelerinin ihlali niteliğindedir. Bu, hükümetin ‘muhalefet lideri ve üyelerini savcıya şikâyet etme’, ‘çözüm sürecinde farklı konuşan BDP’lileri İmralı’ya göndermemekle cazalandırma’ ve ‘icraatları eleştiren gazetecileri patronlarına şikâyet etme’ gibi uygulamalarıyla paralellik arz eden bir ‘demokrasi’ sorunudur. Ayrıca bu ihraç girişimi Başbakan Erdoğan’ın o dilinden hiç düşürmediği ‘millet iradesi’ kavramıyla da taban tabana zıtlık arz etmekte. Kütahya seçmenleri Bal’ı kendilerinin sözcüsü olması için milletvekili seçerek AKP sıralarından Meclis’e gönderdi. Bal da eleştirel davrandığı birçok konu, sadece kendisini değil seçmen tabanını da rahatsız ettiği için bu eleştirilerini kamuoyu ile paylaşmayı tercih etmiş gözüküyor. Eleştirileri nedeniyle onu ihraç etme arayışı, yaptıkları her icraatı ‘millet iradesi’ kılıfına sokan bu hükümetin kendi kendisiyle çelişmesi anlamına gelir. Başbakan ve kurmaylarının girişiminin hedefinde Bal kadar, eleştirilerini onun gibi kamuoyu ile paylaşmaya hazırlanan milletvekilleri de yer alıyor. Dünkü çıkış, bu aykırı görüşteki vekillerin gözünün korkutulması ve susturulması anlamını taşıyor. Son dönemde AKP’den gelen ve bizzat Başbakan’ın öznesi olduğu üç önemli çıkışı, AKP grubu içinde sindirmekte güçlük çekenlerin sayısı giderek artıyor. Üç konu sırasıyla ‘kızlı erkekli evlere denetim’, ‘dershanelerin kapatılması’ ve ‘Erdoğan’ın Diyarbakır ve Ankara’da Kürt sorunu konusunda yaptığı açıklamalar’ oldu. Öyle anlaşılıyor ki parti yönetimi giderek yükselen eleştirilerin önünü kesmek için AKP grubunu Bal üzerinden ‘hizaya getirme’ kararı almış durumda. Tabii konunun bir de ‘milletvekillerinin sesini duyurmasının zorluğu’na ilişkin bir boyutu var. Türkiye’de öteden beri siyasi partiler yasası ve bunun uygulamaları hep lider odaklı olageldi. Özellikle sağdaki partilerde milletvekillerinin partilerine yönelik eleştirilerine pek sık rastlanmaz. Rastlansa bile medyanın genel merkeze ve yöneticilere odaklı bakış açısı nedeniyle eleştirilerini duyuracak platform bulmakta güçlük çekerler. İşte şimdi, bu tür sıkıntıların yayılmasında sosyal medya fevkalade etkin bir platform haline dönüşmüş durumda. Ama görüyoruz ki AKP, sosyal medyaya yapılacak açıklamaları da disipline sokmak için devreye girmiş durumda. Milletvekilleri adeta birer ‘kurşun asker’ konumuna sokulmak isteniyor... HHH Başbakan Erdoğan hafta sonu Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, muhaliflerini “Farklılıklara tahammül edemeyenler”, “Kendileri gibi düşünmeyenlere kastedenler” diye başlayan cümlelerle eleştiriyordu. Bal’ın ihracına yönelik dün atılan adım, şimdi kendisini aynı eleştirilerin hedefine koyacaktır. Çöp, uzaydan mı geliyor? Bugün öyle değil. Şehir, eskisi gibi bir açık hava hapishanesine benzemiyor. Artık yollarda fazla asker, panzer de görünmüyor. Eski kent kültürüne bağlı olanların tepkisine yol açan müthiş bir kentsel dönüşüm, şehrin çeperlerinde uçsuz bucaksız uzanan, çok katlı modern konutlarla yeni bir Diyarbakır yaratıyor. Kirli olması nedeniyle eleştirilen kent, her tarafa asılan yaratıcı afişlerle Diyarbakırlılara “Çöpü atan sizsiniz”i kibarca hatırlatıyor. Afişlerde, “Çöp uzaydan mı geliyor”, “Şehri robotlar mı kirletiyor” diye yazıyor. Diyarbakır Rönesansı l Silah sesleri sustu, artık müziğin, dansın ve halayın sesi duyuluyor 4 Göz korkutmak için Halay ve yoga Geceleri şehir merkezindeki türkü barlardan dışarı, müzik sesleri yayılıyor. Viva Bar’da İlhan Kızılboğa ve Dilaver Yıldız, Kürtçe “Çav Bella” söylüyor. Davetli olduğumuz bir kına gecesinde “Gerilla” marşıyla halay çekenleri izliyoruz. Hâkim duygu öfke değil, neşe... On Gözlü Köprü’nün başında Kocaeli Yoga Akademisi’nden yoga antrenörü Saim Haholu ile karşılaşıyoruz. Gönüllü çalışmaya gelmiş Diyarbakır’a... 20 kişilik bir gruba ücretsiz yoga dersi veriyor. İlgiden mutlu olduğunu söylüyor. Buenos Aires’ten Diyarbakır’a Diyarbakır’da beni tango kursuna götüren delikanlı anlattı: Tango hocaları, eve ödev veriyormuş. Ayna karşısında bazı figürleri çalışmaları gerekiyormuş. Bizimki gece, özel tango pabuçlarıyla ayna karşısında çalışırken babasına “yakalanmış”. “Ne yapıyorsun sen burada” diye sertçe sormuş babası... Delikanlı, “Tango çalışıyorum” demeye utanmış. “Bizim takımın maçı var da şut çalışıyorum” yalanını sallamış. Maço kültür için, tango, futbola göre bir hayli “hafif” bir hobi... O yüzden hâlâ kimileri gizli saklı dans ediyor. Ama her şeye rağmen ve ilk kez dans ediyor. getirmeyi hayal etmiş. Malum koşullar elvermemiş. Şimdi zamanı geldiğini düşünmüş. 4 yıl önce yerel yönetimlerin ve bazı işadamlarının katkısıyla burayı açmış. Sevgi Almış ile birlikte bale, modern dans, çaça, tango öğretiyorlar. 100 öğrencileri var. Diyarbakırlı öğretmenler, mühendisler, eczacılar, gençler... Bir kısmı da çocuk dans topluluğunda dans etmeye gelen çocuklar... Geçen 8 Mart’ta büyük bir tango gecesinde maharetlerini sergilemişler. Kurşun asker isteniyor Kürtçe tango Bir ara benim de dahil olduğum kurslarda klasik tangolar çalıyor. Ama Kurmançi dilinde söylenmiş eserler de varmış. Kemal Işık, “Kürt şarkıcılara, Kürtçe tango bestelemeleri için baskı yapıyorum. La Comparsita’yla Kürtçe dans ettiğimizi hayal ediyorum. Bu konuda çalışmalarımız var” diyor. Bir başka düşü de Buenos Aires’le Diyarbakır arasında bir sanat köprüsü kurmakmış. Tango daveti Ünlü bir alışveriş merkezinin altındaki Tangomed Dans ve Sanat Merkezi’ni işleten Adıyamanlı Kemal Işık, bu işe nasıl kalkıştığını anlatıyor. Tangoyu Arjantin’de öğrenmiş. Hep bu topraklara Güzellik başa bela Tabii bu dış görüntüden, her şey güllük gülistanlık anlamı çıkarmamak gerek. Suriyeli dilenciler, bölgede yaşanan dramın canlı kanıtları olarak çoluk çocuk sokaklarda... Sosyal hayata fışkırdığı yerde müdahale eden muhafazakâr zihniyet de, değişime ayak diriyor. Geçen nisanda Diyarbakır’da düzenlenmek istenen “Dünya Medeniyetler Kraliçesi Güzellik Yarışması”, Hizbullah’ın başını çektiği bir grup örgüt ve kuruluşun ortak tepkisiyle iptal edildi. 21 ülkeden gelen güzeller, şehri şöyle bir gezip bolca fotoğraf çektirdikten sonra geri döndü. “Güzellik başa bela” derler ya, medeniyetlerin kesiştiği Diyarbakır, bereketinin bedelini, paylaşılamayarak ödüyor belki de... Ama bazıları görmek, inanmak istemese de, yeni olan, eskinin içinden engellenemez bir enerjiyle yükseliyor. Kıpır kıpır bir coğrafyanın yıpranmış örtüsünün altından yepyeni bir yaşam umudu doğuyor. Hamzaçebi: Anayasa masasında haklı çıktık Kürdoloji Enstitüsü ilk mezunlarını verdi. Ermeni cemaati dönüyor Ortadoğu’nun en büyük Ermeni kilisesi Diyarbakır’da... Kapısında “1376” yazan Sur Gragos Kilisesi’nin restorasyonu tamamlandı, ayine açıldı. Ancak ne yazık ki, Diyarbakır’da Ermeni cemaati kalmadı. Halen şehirde sadece 15 Ermeni ailesi olduğu biliniyor. 500 kadar da “gizli aile” olduğu söyleniyor. 1915 öncesi Diyarbakır’da 35 bin Ermeni yaşarmış. 1927’de bu sayı 3000’e inmiş. 70’lerden itibaren o da azalmış. 1980’lerin başında cemaatsiz, ayinsiz, ibadetsiz kalan kilise harabeye dönüşmüş. Cemaat de baskılara dayanamayıp İstanbul’a ve yurtdışına kaçmış. 30 yıllık kargaşa döneminin sonunda, 2009’da Kültür Bakanlığı’nın izni ve cemaatin desteğiyle 3 bin kişilik yaşlı kilisede restorasyon başlamış. Geçen sene de açılış yapılmış. Çan kulesi bir yıldır faal... Ancak artık cemaatten çok turist geliyor. “Barış gelirse döneriz” diyenler çokmuş. Kiliseyi gezerken konuştuğumuz bir Ermeni, “Biz göçmeyi düşünüyorduk, şimdi dışardakiler buraya gelmeye hazırlanıyor” diyor. Kilisenin emektarı Aram Sayan, gelişmelerden memnun. Çocuklar, Cegerxwîn Kültür Merkezi’nin kurslarında 60 talebeyle birlikte Ermenice öğreniyormuş. “Eskiden adımı soranlara ‘Behçet’ derdim, artık ‘Aram’ diyorum. Yakında mahkemeye başvurup gerçek adımı alacağım” diyor. Bu dizinin en başında söylediğim gibi, Diyarbakır’ın yaşadığı inanılmaz değişim, ilkin isimlerden anlaşılıyor. İlk Kürtçe üniversite geliyor 2009’da Diyarbakır’da tarihin ilk Kürtçe Tıp Kongresi toplandı. Bölge tabip odalarının işbirliği içinde düzenlediği kongreye dünyadan 524 hekim katıldı. Kürtçe bildiriler sunuldu. Sonra aynı kongre Dohuk’ta tekrarlandı. Açılışı Mesud Barzani yaptı. Süleymaniye’deki kongrede, Halepçe’nin 25. yıldönümünde kimyasal savaşın etkileri tartışıldı. Sıra Mardin’e geldi. Geçen yaz, Kürdoloji Enstitüsü’nün ilk mezunlarını veren Mardin Artuklu Üniversitesi, kongrenin yeni ev sahipliğini üstlendi. Kongrelere katılanlar, “Niye Kürtçe eğitim veren bir tıp fakültesi yok. ODTÜ’de İngilizce eğitim verilebiliyor da, Dicle’de neden Kürtçe tıp eğitimi verilemesin” diye tartışmaya başladı. Bir vakıf üniversitesi fikri ortaya çıktı. Geçen mayısta vakfın kuruluş senedi Resmi Gazete’de tescil edildi ve üniversite kuruldu. Hükümet zorlaştırıcı olmadı. Veni Vidi Hastanesi’nde görev yapan Siverekli Genel Cerrah Selçuk Mızraklı, “3 yıl sonrası için Diyarbakır’da Kürtçe eğitim veren bir üniversite kampusu ve periferide yerleşkelerinin düşünü kuruyoruz” diyor. Sağlıkta anadili kullanımının hastadoktor ilişkisi için ne kadar elzem olduğunu anlatıyor. Siyasetin sosyal alandaki izdüşümleri bunlar... Ve Diyarbakır’ın her köşesinde, ayan beyan ortadalar... Bitti Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve AKP’nin çekilmesiyle başarısızlıkla sonuçlandı. Görüşmeler boyunca CHP ‘Neden masadan kakmıyorsunuz’ eleştirileri altındaydı. Dün konuştuğumuz CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi’nin yaklaşımı şöyle: “Toplumun önemli bir kesimi AKP’ye güvensizlikleri yüzünden bu sürece şüphe ile baktı. Biz ise AKP’nin özgürlükçü bir anayasa istemeyeceğinden emindik. Onlar daha ilk günden ‘Nasıl olsa bunlar masadan kalkar’ mantığıyla masaya oturdular. Bizim kalkmadığımızı ve kalkmayacağımızı görünce de komisyonu kilitlemek için başkanlık sistemini önümüze getirdiler ve son ana kadar da çekmeyerek uzlaşma istemediklerini ortaya koydular. Son yaptıkları ‘60 maddeyi çıkaralım’ önerisinde de niyet yine komisyonun dağılmasını sağlamaktı. Biz tüm bu süreçte Cumhuriyetin temel ilkeleri ve niteliklerinden vazgeçmeyeceğimizi gösteren bir tutum içinde olduk ve sonunda AKP masadan kalkmak zorunda kaldı. Süreç bizi haklı çıkardı.” ÇGD’den Acun Ilıcalı’ya kınama İstanbul Haber Servisi Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Başkanı Ahmet Abakay, TV 8’i aldıktan sonra 40 gazeteciyi işten çıkarttığı belirtilen Acun Ilıcalı’yı kınadı. Abakay, “TV 8’de 40 çalışanın işine son verilmesi bu sektörde çalışan gazetecilerin ne kadar zor ve baskıcı koşullarda görev yaptıklarının yeni ve acı bir örneğidir” dedi. Süper Loto devretti 21 ülkeden güzeller Diyarbakır sokaklarında ilgi görmüştü. ANKARA (AA) Süper Loto oyununun bu haftaki çekilişinde kazanan numaralar “12, 15, 19, 26, 50, 52” olarak belirlenirken 6 bilen çıkmayınca 12 milyon 131 bin 540 TL devretti. Çekilişte 5 bilenler 6 bin 492 TL, 4 bilenler 100 TL, 3 bilenler ise 7 TL 90’ar kuruş kazandı.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle