Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
SAYFA CUMHURİYET 1 ŞUBAT 2000 SAU
14 kultur@cumhuriyet.com.tr
SAHNEDEN AYŞEGÜL YÜKSEL
Türk oyıııüanııTürk oyunlannın tiyatrolanmızda sah-
nelenmesine ilişkin tartışmalar 1960'h yıl-
lann sonlanndan bu yana süregelir. O dö-
nemde aralannda Haldun Taner'in de bu-
lunduğu bir grup yazann, sahnelemedeki
özensizlik nedeniyle Devlet Tiyatrolan'na
oyun vermeme karan aldıklan Türk tari-
hine geçmiştir.
1960'larda Türk oyunlannı parlak yapım-
larla seyirci karşısına çıkaran özel tiyarro-
lar vardı. Birbinnden güzel yerli oyunla-
nn art arda yazıldığı bir patlama dönemi
yaşanıyordu. 70'li yıllann ortalanndan bu
yana ise yasal ekonomik.. zaman zatnan da
politik sorunlarsonucunda varlıklannı sür-
dürmekte zorlanan özel topluluklar, paha-
Iı yapımlardan gitgide uzaklaşarak, yer-
li/yabancı tek/iki kişilik oyunlara, çoğun-
lukla da gişeyaptnaolanağı daha güçlü ya-
bancı yapıtlara ya da kendi oluşturdukla-
n yerli uyarlamalara yöneldiler. Türktiyat-
ro metinlerine sahip çıkma görevi Devlet
ve lstanbul Şehir Tiyatrolan'na kalmıştı.
Geçen kırk yıl icinde, bu iki kurumun
sahnelerinde çoğu özlenen düzeye ulaş-
mayan bir doiu Türk oyunu yanında, za-
man zaman Türk tiyatro yapıtlannın başa-
nlı yapımlannı da izledik. Tartışmalar sür-
dü gitti. Yazarlara göre yerli oyur.lann ya-
pımlanna yeterince özen gösterilmiyordu.
Zaman zaman çok haklı olduklanna tanı-
ğız. Tiyatro yönetmenleri ve sanatçılan ise
kimi yerli oyunlardan tat almadıklarından
ve yalnızca görevlerini yaptıklanndan ya-
kınadurdular. Kımı zaman onlara da hak
verme durumunda olduk. Eh şimdi okur-
lar. "Bu ne biçim iş_ hem o haklı hem de
öteki" derse, bize de "Sayın okur, sen de
tuüdBm" demek düşecek ve olayı Nasret-
tin Hoca fıkrasına döndüreceğiz.
Sorun çok boyutlu. Her şeyden önce
Türk tiyatro yazısında 6O'lı yıllardaki pat-
lama yaşanmadığı için topluluklann oyun
seçimi yapma şansı kısıtlanmıştır. 70'li,
8O'li, 9O'lı yıllarda yazılmış oyunlann ço-
ğunda sunulan öze ve biçime ilişkin özel-
Hkler, 6O'lı yıllarda yapılan yeniliklerin
büyük oranda yinelendiğini gösterir. Gös-
termeci tiyatroya, absürd tiyatroya, dra-
matık tahhsel ya da mitolojik oyunlara ya
da köy gerçekçiliği akımına ilişkin yerli
ürünlerde sergilenmiş ve yıllarönce başa-
nh sayılmış oyunculuk ve sahneleme bi-
çemleri de yınelene yinelene klişeleşmiş-
tir. Tam ödenekli tiyatrolarda "dramarur-
jj" olgusuna yeterince ağırlık verilmeme-
si, geçmişin başanlı oyunlannın bugüne ye-
terli biçimde ulaştınlmasını da önemli öl-
çüde engellemiştir.
Dolayısıyla 60'larda sunulan "yenfluVle-
ri "yineleıne'' yanlısı Türk oyunlannı ge-
rek metin gerekse sahne olayı düzeyinde
bir "tavsama" noktasına getirmiştir. Bu yan-
lışa düşmemiş yapıtlar ise yanlış zaman-
lama, yanlış yorum, yanlış oyunculuk, yan-
lış tasanm, yanlış tiyatro uzamı gibi Türk
tiyatrosunda olağan tatsızlıklar nedeniyle
başanmn gerisinde kalmışnr. Öte yandan.
bir doiu yerli oyun yapımı, sözgelimi Işd
Kasapoğhı'nun Tiyatro Stüdyosu için sah-
ALnkara Devlet
Tiyatrosu'nun
Altındağ Sahnesi'nde
yazılışı üstünden
epeyce zaman geçmiş
iki yerli oyun
sürüyor. Cahit
Atay'ın "Sultan
Gelin"i ve Adem
Atar'ın 150'denfazla
sergilenen "Özgürlük
Oyunu".
nelediği Turgay Nar'ın "ÇöpJûk" oyunu,
Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda sahneye
koyduğu Orhan Asena'nın eski bir oyunu
olan "Korku",ErolKeskin'in İstanbul Şe-
hir Tiyatrolan için sahnelediği MeKhCev-
det Anday'dan "Mikado'nun Çöpleri",
Yücd Erten'tn Ankara Devlet Tıyatrosu içm
Aziz Nesin'den uyarladığı ve sahnelediği
"Azizname1
", Mustafa Avkıran'ın sahne
yorumuyla sunulan Murathan Mungan'ın
"Geyikler Lanetier"ı, Rutkay Aziz'ın
AST'ta sahnelediği Eşber Yağmurdere-
B'nin "Akrep"! son yıllarda pek çok yaban-
cı oyun yapımmın önüne geçmiştir. "Şans-
hyazar"lar ve "şanshoyun"Iaroldugu ger-
çeğıni göz ardı edemeyiz. Işi "şansa bırak-
mamak" ise. doğrudan doğruya Türk tı-
yatrosunun yazarlanyla ve uygulamacıla-
nyla toplu bir atılım yapmasına bağlıdır.
Böyle bir atılımı yıllardır beklemekteyiz.
Bugüne gelince... Ankara Devlet Tiyat-
rosu'nun Altındağ Sahnesi'nde, yazılışı
üstünden epeyce zaman geçmiş iki yerli
oyun sürüyor. Cahit Atay'ın "Sultan Ge-
Bn"i ve Adem Atar'ın "Özgürtük Oyu-
nu''. Yerli oyunlann sahnelenmesine iliş-
kin doğrulan ve yanhşlan yansıtan bu iki
çalışma yukanda dile getirdiklerimizi bir
oranda örnekleme olanağı sağlıyor.
"Sultan Gelin". CahitAtay'm 1960'lar-
da "köv gerçekçiligi" akımı dorultusunda
tiyatromuza armağan ettiği biryapıt. tlk kez
AsafÇiyiltepe'nın rejisiyle, 1964-65 döne-
minde, genç AST'ın beşinci oyunu olarak
sunulan oyun o günden bugünepekçok kez
sergilendiği gibi sinemaya da uyarlanmış-
0. Sultan'ı Türkân Şoray'ın oynadığı ve te-
levizyonda sık sık gösterilen film nedeniy-
le Devlet Tiyatrolarfnın CahitAta> oyun-
lan arasında "Sultan Gefin"ı seçmesinde •
bir "zamanlama" yanlışı görülüyor. An-
cak yönetmen İsmet Hürmüzlü. daha ön-
ceki "SuhanGetin" yapımlannı ya da fil-
mi aşma yönünde bir proje oluşturmuş.
Yazann da iznıni alarak oyunu, kendi yaz-
dıği ve "köy gerçekçiligi" akımının bütü-
nüyle dışında kalan yenı bölümlerle iç içe
kurgulamış. Böylece kendisi için verilen
başlık parası yitirilmesin diye gerdeğe gi-
remeden ölen ilk kocasının yerine onun
küçük kardeşini "gekcekteki kocası" ola-
rak büyütmek durumunda katan, ikinci
kardeş de başkasını sevip kaçmca, üçün-
cü oğlana tutsak edilerek yıllar boyu el
evinde emeği sömürülen Sultan'ın dramı
daha "geniş, spektrumlu" bir "kadın oyu-
nu" oluşturma yolunda kullanılmış. Ni-
yet ıyi de sonuç kötü... Diyalog dukusu
iyıce cılızlatılmış olan özgün metinden pa-
yına düşen replikleri söyleyen oyun kişi-
len ıyice tip düzeyine indirgenmiş. Dola-
yısıyla oyunun köy ortamında geçen bö-
lümleri, (nedense) çoğunlukta "komik"
olanı yakalamaya çalışan tiplemeler yo-
luyla oynanıyor. Bu arada metin gereği gü-
lecek güldürecek durumda olmayan Sul-
tan ister istemez dramatik gerçekçi bir
oyunculuklasunuluyor. Bir başka deyışle,
oyununa yürekten sanlan Alev Buharab
(Sultan) akıntıya kürek çekme zorunda bı-
'' rakıItyor. ÇönJttitHryandanözgüffOyun kı-
şilerinı canlandıranlar. öte yandan da yö-
netmenin oyuna kattığı bölümlerdekı tıp-
len ve kalabalığı grotesk ve göstermeci
bir biçem aracılığıyla oluşturan oyııncular
grubu tarafından çapraz ateşe tutuluyor.
Sultan. özgün metinden oluşturulmuş tab-
locuklann yeraldığı sahnenın sağ köşesın-
deki dar uzam ıçinde zaten sıkışıp kalmış.
Sahnenin öteki alanlannı ise oyunu *gü-
nümüz Türkivesi bojutu'*na getirmeyı
amaçlavan Hürmüzlü ürünü toplumsal po-
litik ekonomik iletili tablolar kaplıyor. Ay-
nca seyirciye doğrudan doğruya seslenen
bir anlatıcı yorumcu var. Bu da yetmiyor,
araya bir de televizyon muhabin hanım
kız giriyor. Oyunu güncelleştirme düşün-
cesı doğru belki, ama kullanılan araçlar
amaca hizmet edemeyecek düzeyde dü-
zensiz, dramaturji yetersiz. Yalnız Sul-
tan'ın değil, sanatçılann da emeği boşa gi-
diyor.
'Ozgürlük Oyunu'ndan
seyirciye kalan
Adem Atar'ın 80'li yıllann başında yaz-
dığı "ÖzgürlükOjTuıu" Devlet Tiyatrola-
n'nda ilk kezgeçen yıl sahnelendi. Yıl bo-
yu Ankara dı şında turneye de giden yapım
150'den çok sergilendi, sergilenmekte.
Atar'ın yapıtı Türkiye'deki en önemli ör-
neği Orhan Kemal'in ünlü "72. Koğuş"u
olan, dünya ve Türk tiyatro yazınında pek
çok kez yer almış "hapishane oyunu" tü-
ründen bir ürün. Atar'ın metni önce kadın-
lar ve erkekler koğuşunda geçen olaylar üs-
tüne kurulmuş. Daha sonra ise yalnızca
kadınlar koğuşunda geçen bir "kadınoyu-
nu"na dönüştürülmüş. Bu yeni biçimiyle
ilk kez sahneye çıkanlıyor. Yönetmen Ser-
hat Nalbantoğiu,metındeki değişiklik ne-
deniyle oluşabilecek boşluklan doldur-
mak amacıyla, dramaturg Mine Acar'la
sıkı birdramaturji çalışması yapmış. Oyu-
na bırkaç geçiş, birkaç yeni bölüm eklen-
miş. Izlediğimiz onlarca "hapishane oyu-
nu" ve yirmilerce Hollyvvood fılmi ya da
TV dizisinden biliyoruz ki, bu tür yapıt-
larda hareket kısıtlı, bireylerin psikolojisi
derinlikli olup, hükümlülerin genellikle
toplumsal sorunlann ürünü olan konum-
lan ve ilişkileri irdelenmektedir. Tipler
renkli ve çeşitlidir. Aynı anda pek çok öy-
kü iç içe geçer. Geçmişten şimdiye ve ge-
leceğe düğümler atılır.
Içeriğini beş aşağı beş yukan bilebıldi-
ğimiz bu tür oyunlann yine de ılginç bir
çekıcıliği vardır. "Dışarda" olanlann "icer-
dekiler"in zor yaşamına "anahtar deli-
g"nden bakabıldıği bu süreç içınde özgür
olduğunu bilmenin kıvancı. tutsak olanla-
nn hüznüyle sannaş dolaş olup dolar be-
vınlere. Yönetmen Nalbantoğlu, bu çeşit
„<*•. .
çok bilinen bir sahne olayına imza atarken,
oyunun genel türsel çekiciliğine yaslan-
mış. Ozgün metindeki gerçekçi anlanmı ko-
rumuş. ("YeniHkçi'' bir sahne anlatımı ta-
sarlamamış.) Dahası, 20 yıl önce yazılmış
bir oyunu bugün sahnelerken, "günceikş-
tirme" peşine düşmemiş. (Çünkü kadm
mahkûmlann "içeri gÜTne"lerine neden
olan koşullarda 20 yıldır bir değişiklik ol-
mamış.) Sonuç olarak da ortaya yeri gögü
sarsmayacak, ama sanınm yazannı mutlu
kılacak, Altındağ Tiyatrosu'nda ve Ana-
dolu'da tutulduğuna göre de tiyatroyla ta-
nışmasını yürekten istediğimiz insanlan-
mızın ilgisini kazanabilmiş, derli toplu bir
yapım çıkmış. JCısacası, alçakgönüllü bir
oyuna, alçakgönüllülükle yaklaşmış yö-
netmen. Bu yaklaşım içinde kullandıği
araçlarda amaca ulaşmasını sağlamış. "Öz-
gürlükOyunu"nun kadm kişileri-oyuncu-
lan birön oyundan sonra *^azgı kurbanı"
olmalanna neden olan, bildik öykülerle
çıkıyorlar seyirci karşısına. Sertel Çeti-
ner'in tutsaklık olgusunu vurgulayan iki bo-
yutlu gerçekçi tasanmı içinde acılargülüş-
lerle -bildik biçimde- buluşuyor, yer yer ses-
sizlikle kesilen aşama noktalannda. Son aşa-
mada ise "oyun çıkarma" düzenine geçi-
liyor. Hükümlü kadınlar, eğer bir gün öz-
gür olurlarsa nasıl bir yaşama başlayacak-
lannı aralannda rol dağılımı yaparak yan-
sıtıyorlar. Yazann metni bu aşamada daha
tiyatrosal birvuruculuk içerebilseydi, oyun
ve yapım jok daha öne fırlayabılirdi. Yi-
ne de IdalCfeeı^ün,ŞefBa Ümit Tohm, İinât
Sergen, Emel Keleş. İpek Çeken, Fatma
Öney, Füsun Akaj, Veşjm Şaşmaz, Betül
Gökcer, Nihal Terean uyumlu ve düzeyli
bir toplu oyunculuk sergileyerek yönet-
menin çalışmasını pekiştiriyorlar. Adem
Atar bu yapımla "şansh" yazarlar arasına
giriyor.
Nalbantoğtu'nun işine son verikii
Gevşek dokusu gereği, temponun düş-
me tehlikesi, yaşayan oyunun yeniden ra-
yına oturtulabilmesi için arada birprovaalın-
ması gerekli. Oyunu bir ay önce izledi-
ğimde tempo düşüklüğünden rahatsız ol-
muştum. Şimdi ise yönetmen Serhat Nal-
bantoğlu'nun Devlet Tiyatrosu'ndaki işi-
ne son venldığini ve istemesine karşm, ar-
tık "yeniden prova afana" olanağının kal-
madığını öğreniyoruz.
Önemli başrollerde başan kazanarak
ödülleralmış, dahası DevletTiyatrolan'nın
sahnelediği kimi yerli oyunlarda (anımsa-
dıklanm "Azizname", ReTık Erduran'ın
tr
T*nird"si, NezüıeAra*'ın "tmparatonm
tidOğtu" oyunu) oynadığı başrollerle ya-
pımlann düzeyine önemli katkısı olmuş.
Devlet Tiyatrolan'na 18 yıldır birinci el-
den hizmet etmiş bir sanatçının işine son
verilmesi akıl alacak gibi değil. Üstelik bu
sanatçı, kurumdan çıkanldıği dönem için-
de hem oyuncu ("Azizname") hem de
yönetmen ("Özgürlük Oyunu") olarak
görev yaparken.
Devlet Tiyatrolan bağlamında şaşırtıcı
ve ürkütücü bir gelişme...
Televizyoncular
da devlet
sanatcısı olacak
BAHARTANRISEVER
ANKARA-Cumhurbaşkanı Sûley-
man Demirerin istemi üzerine, dev-
let sanatcısı olacakların niteliklen, se-
çimleri ve görevleri hakkındayeni bir
yönetmelik taslağı hazırlandı. Tasla-
ğın, büyük tepki gören 89 sanatçıya
"DevletSanatçıkğı'' unvanı verilme-
si işleminin Danıştay'ca iptal edilme-
si olasıhğına karşı hızla hazırlanma-
sı dikkat çekti. Taslağın yasalaşması
durumunda televizyon ve mimarlık
dailanndaçahşanlann da devlet sanat-
cısı olma yolu açılacak.
K-ültür Bakanhğı'nca hazırlanan
"Devlet Sanatçıa Oiacak ve Bu Hak-
tan Yararfamacakbr fle Bunlann Ni-
teükteri ve Seçimleri Hakkında V ö-
netmetikTaslagı'' Basbakanlığagön-
derildi. Taslakta, devtet sanatçılan-
nın tiyatro. opera, bale. halk dansla-
n, çoksesli müzik, Türk müziği. re-
sim, heykel. seramik, süsleme sanat-
lan, fotoğraf, karikatür, grafik, sine-
ma. televizyon, edebiyat ve mimarhk
alanlanndan seçilecekleri hükme bağ-
landı.
1998 yıiında çıkartılan ve 89 kişi-
ye devlet sanatcısı unvanı veriünesi-
ne da> anak olan yasal degişiklikle ge-
tıriien "ulusal dûzeyde yeteneğini ka-
nıüamış*' sanatçılarada buunvanın ve-
rilmesi maddesı, bu taslakta da korun-
du. Taslakta, deviet sanatçılannda,
alanlanna göre aranacak özellikler
aynaynsıralandı. 1998'deki yasal de-
ğişikükle kaldıntan seçki kurul tek-
rar konulurken eski düzenlemelere
oranla kurulun üye sayıa azaltıldı.
Kurulun 5 üyesinden 4'ünün ba-
kanlık yetkilileri oltnasmm öngörül-
mesi dikkat çekti. Taslağa göre, seçi-
ci kurul şu üyclerden oluşacak:
"Köftûr Bakanhgı Müsteşarı, sa-
nat dab Oe ilgili müstesar yartlırocıs,
Güzel Sanatlar Genel Vlüdürü, sanat
dalı Se ilgfligenel müdür yada herhan-
gi birgenel müdürlükkapsamında ot-
nıavan sanatdallan için bakanlıkça se-
çilecek birtemsild, Kültûr Bakanı ta-
rafiadan ilgili sanatdaimdao seçflecek
bir sanatçı temsilcL''
Devkt sanatçıhği unvanının, seçi-
ci kurul üyelerinin salt çoğunluğu-
nun oyuyla verilebilecegi hükme bağ-
landı. Taslak. eski düzenlemelerin ter-
sine seçici kuru] üyelerinin de devlet
sanatcısı adayı olmalan yoiunuaçıyor.
Ancak adayolan kurul üyeleri, ken-
dileri ile ilgili otunıma ve seçime ka-
nlamayacaklar. Taslakla Danıştay'm
yasaya aykın bulduğu 1998'deki yö-
netmelik değiştkliği ve daha önceki
yasal düzenlemelere dayanılarak ve-
rilen devlet sanatcısı unvanı ve hak-
lannın da korunarak devam edeceği
hükme bağlanıyor.
Devlet Sanatcısı Olacak ve Bu Hak-
tan Yararlanacaklar ile Bunlann Ni-
teliklen ve Seçimleri Yönetmeligi'nde
7 Kasım 1998'de yapılan değîşikliğe
karşı açılan dava üzerine Danıştay
"Yönermeliğin Bakanlar Kurulu ye-
rine Kültür Bakanhğı'nca yürûriüğe
*' yasaya aykın buJarakyü-
d k ii
y y y y
rûtmeyi durdurma karan vennişti.
Kültür Bakanlıgı'nm itirazı da Da-
nıştay Idari Dava Daireleri Kurulu'nca
reddedilmişti.
Küratörüne göre, sanatıyla kendini ifade eden Semiha Berksoy, bütün sanatlan bir araya getiriyor
Masıımîyet ve erotizm iç içe geçiyor
DtETER RONTE
Semiha Berksoy sevgi üzerine sorulan çok açık
ve dolaysız yanıtlıyor. Bonn kenti ile Beetho-
ven'in opera kahramanı Fiddk) arasında bağlan-
tı kuruyor. Çünkü Semiha Berksoy bir opera sa-
natcısı ve tüm büyük partileri söylemış. Berlin'de
eğitim görmüş, otuzlu yıllann Berlin'inde sahne
almış olan Semiha Berksoy, bugün Türk sahne-
lerinin en önemli sanatçılanndan biri. O aynca
resim egitimi de almış ve bir ressamın da kızı.
Yaratıcılığı, bedensellik ile resim sanatı, birik-
tirme ile baglama arasında ayırt edilemeyen öz-
gün bir güç. Berksoy Odası onun "art brut" tar-
zına iyi bir ömek. Sanatçı olağanüstü naif, Brüc-
ke-Manifestosu ressamlannın tanımladığı gibi
hilesiz ve dolaysız. Bu naiflik kişisel, otobiyog-
rafık, cinsel birçok deneyimi yansıtıyor. Bu da on-
da biriktirme, istifleme, çevresini degiştirme, her
tür hesabı reddetme, minimalizmin ifade biçim-
lerinden kaçınıp ekspressif olmayı deneme zorun-
luluğunu ortaya çıkanyor. Sadece tek bir odadan
oluşan evinde sanatçı kendisini yaşayabiliyor.
Burası onun gerçek yaşam alanı, çalıştığı, uyu-
dugu, hissettiği ve düşündüğü mekân.
Semiha Berksoy, figüratif resim yapıyor. Insan
yaşamıyla ilgili düşündüklerini resmediyor. Eğer
"art bnıt" tarzında demeyecek olursak, figürle-
rinde çocuksu bir defoımasyon göze çarpıyor.
Buradaki sembolik varlık hep tuzak içinde, çün-
kü iç ve dış baskılara maruz kalıyor. Ikonografi-
si oldukça erotik ve büyüleyici olan resmi yaşam-
• Kuntsmuseum
Bonn'da açılan
Millenium
sergisinde 'Semiha
Berksoy Odası' yer
aldı. Müzenin
küratörü Prof. Dr.
Dieter Ronte'nin
Semiha Berksoy'un
çalışmalanyla ilgili
görüşleri
Zeitwenden müze
kataloğunda
yayımlandı.
daki değişimleri yansıtıyor.
Berksoy zıtlıklan formüle ediyor. Bir bütünlük
oluştuımak adına sadece sanatla bir araya getiri-
lebilecek olan karşıtlıkları. Zira bu noktada me-
kânın tümü gibi tek tek resimler de çok inandırı-
cı. Neredeyse çocuksu bir merak ve masumiyet
bir yetişkinin erotizmi ile iç içe geçiyor ve bir-
likte etkili resimler ortaya çıkaran bir bütünlük
oluşturuyor. Bu bütünlük mekâna yayılıyor ve
sanatçının ünlü Türk şairi Nâzım Hikmct ile ya-
şadığı ilişkiyi, onun özgün ve sanatsal prodüksi-
yonlara, örneğin son olarak müzik alanında Ro-
bert VVüson'a duyduğu yakınlığı da içine alıyor.
Semiha Berksoy, bütün sanatlan bir araya getir-
meyi başanyor. sanatçıyı yapıttan ayırmadan, öz
var oluşunun odağı olarak. Eğer, bütün sanatlan
bir araya getirme çabası bugün yeniden rol oy-
nayacaksa. o zaman Semiha Berksoy bu sanat
anlayışının en dâhiyane temsilcisidir.
Ancak uzmanların kendi alanlannda üzerleri-
ne düşeni yaptıklannda başanlı olan ekip çalış-
masının geçerli olduğu birdönemde bütün sanat-
lan bir araya getirmek ancak generalistlerin dü-
şü olabilir. Semiha Berksoy sanat alanında ger-
çek bir generalist. Genel geçer düşüncelere, ge-
lenek ve göreneklere aldırmıyor. Sanatıyla ken-
disini ifade ediyor. Onun her girişimi bireysel
mitoloji anlamında kendi kendini aramak, araş-
tırmaktır. Bu kavram bile başlı başına bir karşıt-
lıktır. tnsan mitiktir, çünkü genele aittir; kişi bi-
reydir. çünkü genele ait değildir. Ama 20. yüz-
yılda TakıntılarMüzesi'nde bu tip bireysel mito-
lojilerin yeniden mümkün olabileceğini Harold
Szeemann bir dizi sergiyle göstermiş oldu:
Semiha Berksoy bu nedenle gittikçe tekdüze-
leşen dünyada bir Berkerser* gibi davranıyor.
Kurallan kabul etmiyor; programlanmış, olağan
günlük yaşamda başka güçlerin de etkili olabile-
ceğini göstermek amacıyla tüm kurallan çiğni-
yor.
Bu nedenle Semiha Berksoy hiçbir şeyden kork-
mayan bir sanatçı. Ölüm ve aşk, gençlik ve yaş-
lılıİc, başan ve başansızlık, var olma ve unutul-
ma. gerçekleşme vegerçekleşmeme.. hepsi bir
arada. Günlük yaşamın ve toplumun gücünün
karşısına o bilinmeyenin gücünü çıkanyor. O bu
konuda çok güçlü, neredeyse kutsal biri.. hiçbir
ok onu hedef alamıyor, ona ulaşamıyor. Hemen
hemen arkaik özelliİderiyle modern birtartışma-
nın odağına yerleşiyor.
* Eski Kuzev Mitolojisi 'nde olağanüstü güç-
leri olan ve çılgınlık amnda silahsız savaşan bir
adam.
YAZI ODASI
SELİM İLERİ
Üykücünün Kitabı'
Öykücünün kitabı olur mu? Feridun Andaç olur
diyor. öykücünün Kitabı (Vartık Yayınları), arka ka-
pak yazısında şöyle tanıtılıyor:
"Değerlendirme yazılan, söyleşiler ve öyküler-
den oluşan bu kitap, öyküyü seven, öykü yazmak
isteyen, hattayazan öykü tutkunlan için birbaşu-
cu kitabı niteliğinde. Okura, öykücülerin dünyafa-
nna, yazarlık/öykücülük serüvenlerine girme ola-
nağını tanıyor."
Bazı krtaplar bizi bütün bir sanata çekebilir. Or-
taokul yıllanmda Cevdet Kudret'in -o zaman- iki
ciltlik hikâye-roman antolojisi gerçekten başucu ki-
tabımdı.
Modern Türk edebiyatının öncü hikâyecilerini, ro-
mancılannı bu eserde 'yaşadım'. Onların emekle-
rini bu eser olmasaydı belki de kavrayamayacak-
tım.
Cevdet Kudret eleştirel yargılannı da dile getir-
miştir. Feridun Andaç ise, neredeyse aradan çe-
kiterek, okuru, öykü-öykücü-öykü sanatryia baş ba-
şa bırakıyor. Bu açıdan farklı bir çalışma Andaç'ın-
ki.
Memet Fuat, oldum bittim, romandan uzakdu-
rur, öyküyü, çok sevdiği şiire daha yakın bulur.
Evet, yıllar öncesi, Vllâyet Han'da Yeni Dergi'nin
yönetim yerindeyiz. Yönetim yeri dediğim, büyü-
cek bir oda. Memet Ağbi'yi dinliyoruz. Ne güzel,
ne çok ülkülü, hayalli günlerdi...
Ben öyküden basbayağı çekinirim. öyküyü bir
oturuşta yazmalıyım. Hiç olmazsa ilk taslağı. öy-
lesine yorulurum ki, uzun zamanlar uzak durdum
öyküye.
Ama Yeni Dergi yıllannda öykü yazmaya bayılır-
dım. Yeni Dergi'nin bir öykücüsü olmaktan kıvanç
duyardım. Benim serüvenime güvenilecek olunur-
sa, öykü biraz da edebiyat dergileri için yazılır. Ye-
ni Dergi'yi çok severdim.
öykücünün Kitabı, Feridun Andaç'm da betirt-
tiği gibi, kimi yazarlanmızdan ve verimlerden yola
çıkılarak kotanlmış "özne/"lik yanı yadsınamaya-
cak bir kitap. Hemen ekleyeyim, beni yeniden Öy-
kü coşkularına sürükledi.
Andaç öneriyor
"Sizin de, kendi kitabınızı yazmak için, yazının
labirentierinde dolaşmaya öyküden başlamantz di-
lerim. öykücünün Kitabı, birbakıma da bu türse-
rüvenlere, yolculuklara bir çağn kitabıdır."
Hem öneri, hem çağrı. Keşke gerçeklesse. öy-
kü sanatımızı irdeleyen nice yapıt yayımlansa.
"Medyatik" üç beş yazarla doldurulmasına ade-
ta karar verilmiş bir ortamda öykü, öykü sanatı ki-
min umuaı?!
öykücünün Kitabı'nı okudukça, yazarlanmıztn
özellikle son yirmi-yirmi beş yılda öykü için biıt>i-
rinden önemli yazılar kaleme getirdiklerini sapta-
dım. Bu değerii yazılar, Feridun Andaç'm bütün-
leştirmesiyle öykü sanatını gerçekten aydınlatıyor.
Bir başka kitap daha okuyorum bu sıralar. Tom-
ris Uyar'ın Yüzleşmeler'ini (Can Yayınlan). Türk-
çe'nin ve öykünün uştası, yine eşsiz 'gündâküm-
/erJ'yâzmış. •"•-' -' '-•'- •- • . - w i
Bir gündökümü şu medyatik olma sorununa egt-
liyor
"Gösteriye dayalı dallana edebiyat amsındaki ay-
nma 'ün' kavramıyla yaklaşabiliriz. Edebiyatta ün,
daha çok tanınmak, akılda kalmak, yıllar sonra
yazdıklanyla anımsanmak anlamına geliyor. Sa-
tışla doğrudan bir ilgisiyok. Bir edebiyatçı için ne-
yi 'verdiği', neyi 'sattığından' çok daha önemli of-
sa gerek; kitabını alanlann sayısından çok, kendi
iç-dünyasına buyur etmeyi başardığı okurfann ni-
teliği."
Anlamı üzerinde durulması çok gerekli, bugünün
hastalıklı satış yarışına deva olabilecek bir yorum.
Ne var ki "gösteriye dayalı dallar" günümüzde
bütün uğraş alanlanna kılavuz. Herkes sahneye çık-
mış gibi. Herkes bir piyasa şarkısı tutturmuş...
Öysa öykü sanatı kuliste kalmayı tercih ediyor.
Takvimde tz Bırakan:
"Şu arka sokakta bir izbe evde,/ Eşya mahnı-
mu odalar vardır./ Gezinir durur bir kadm, ağlar;/
Elleri boşlukta sabaha kadar." Coşkun Çokyiğtt,
Gitmesen Olmazmı?, llay - Çağn Yayınlan, 1997.
Mustafa Balbay'm dia gösterlsi
Gezginler Kulübü'nde
• Kültür Servisi - Gazetemiz yazan Mustafa ' ••*-
Balbay, yann saat 19.00-21.00 arasında Gezginler
Kulübü'nde bir dia gösterisi gerçekleştirecek. "Orta
Asya'dan Balkanlar'a. Orta Amerika'dan Yemen"e
başlıklı gösterinin ardından, keman sanatcısı Cihat
Aşkın'ın konseri ve Atalay Köseoğlu'nun resim
sergisinin açılışı yer alacak. Gezginler Kulubü'nün
etkinliklerine katılmak isteyenler 518 54 09
numaralı telefonu arayabilirler.
İMKB'de Lale Belkıs'tan konser
ve resim sergisi
• Kültür Servisi - Lale Belkıs, bugün, saat r ,
18.00'de, İMKB Sanat Galerisi'ndeki resim
sergisinin açılışında, bir konser verecek.
Konser programı. 'Söylediklerim ve
söyleyemediklerim', 'Şansonlar' ve 'Oynadığım
Müzikaller' başlıklanndan oluşuyor. Nâzım
Hikmet'in ' Yaşamaya Dair' şiirinin de yer aldığı
ilk bölümde, sözü ve müziği Bora Ayanoğlu ve
kendisine ait şarkılar seslendiren Lale Belkıs,
ikinci bölümde Brel, Mountand ve Piaf 'ın ^ '
şansonlanndan, üçüncü bölümde ise piyanoda
Önder Bali eşliğinde, Haldun Dormen'in
'Şensazın Bülbülleri' müzikalinden ömekler
sunacak. Belkıs'ın resim sergisi, 19 Şubat'a dek
izlenebilir.
Aykrı Sanat Şiir Yarışması
• ADANA (Cumhuriyet Güney İlleri Bürosu) -
Aykın Sanat dergisinin düzenlediği şiir
yanşmasının koşullan açıklandı. Düzenleme
komitesinin verdiği bilgiye göre şiirler, çağcıl ve
demokratik verilere uygun olacak, herhangi bir
yanşmadan ödül almış olmayacak, an
Türkçeyle yazılmış olacak. Konu ve ölçüde '
serbest bırâkılan yanşmaya en fazla 3 şiirle T
katılacak olan yanşmacılar, eserlerini daktilo veya
bilgisayar çıkışlı ve 5 adet olarak Aykın Sanat
Şiir Yanşması P. K. 774, 01324 Çarşı-Adana
adresine gönderebilecekler. M. Demirel
Babacanoğlu, Arslan Bayır, Adnan Gül,
Bayram Uğur ve Nagehan Yalçın'ın seçici
kurulunu oluşturduğu yanşmada ilk
3 derecenin yanı sıra mansiyon ödülleri ve
çeşitli armağanlar verilecegi öğrenildi.