11 Ağustos 2022 Perşembe English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
11 Mavıs 1937 CUMHURtYET Edirne için çok çalışan bir ilim adamımız •• Halid Ziya için Yapılan anketin uydurma olduğu tahakkuk etti Üniversite talebeleri mütemadiyen tekzib gönderiyorlar Büyük edib Halid Ziyanın 55 inci sanat hayatı kutlulanırken bir sabah gazetesi büyük edibimiz için Üniversite talebesi arasında bir anket yaptığını ileri sürerek sadece her Üniversiteliyi değil, fakat her münevver Türkü de hakkile müteessir eden cevablar neşretti. Bunların arasında «Halid Ziyayı okumadım, anlamadım, okumağa vakit bulamadım» gibi garib cevablar pek tabiî olarak Üniversite gencliği tarafından şiddetle protesto edilmiş ve bu cevabların hakikî olmaktan uzak ve musanna oldukları anlaşılmıştır. Anlaşılmıyan bir maksadla Türk gencliğini lekelemek istiyen bu anket ten sonra birçok Üniversiteli genclerden mektublar adık. Bunları neşrediyoruz: «Tan gazetesinin 6/5/937 tarih ve 730 numaralı nüshasmm 5 inci sahifesinde (Büyük Edıb Halid Ziya için bir anket) başlığı altmda (Üniversite gencliği ne diyor?) yazısmda bana atfen yazılmış olan ve <Halid Ziyayı okumağa vakit bulamadım» gibi fikirleri hayretle oku dum. Halbuki ben, üstadın edebiyat tari hindeki kıymet ve ehemmiyetinden, san'at ve lisanda yaptığı yeniliklerden bahsetmiştim, Fakat söylediklerimin yazılmayıp ta, yerine yanlış olan fikirle rin konulmuş olduğunu hayret ve esefle gördüm. Ne zümre talebesi olduğumu muharrir sorduğu zaman <Romanologie» den dedim. Roman lisanlarına çalışmak, o talebenin Türk edebiyatile meşgul olmamasmı zarurî mi kılar? Böyle bir netice nasıl ve nereden çıkarılıyor? Hatta, üstadın vaktile garb edebiyatları tarihi de okutmuş olduğu her halde unutuluyor. Tanda çıkan bu fikirlerin kat'iyyen bana aid olmadığmı gazetenizde neşretmenizi saygılarımla duerim.> Edebiyat Fakültesinden Sıdıka Külür Tıb Fakültesi talebesinden Sami Doğu da ayni teessürle bize yazdığı bir mektubda şöyle demektedir: «Halid Ziyamn 55 senelik san'at hayatı kutlulanırken sonsuz bir sevinc duymuştuk ve bunu tertib edenlere minnettar kalmıştık. Halkevinin küçük salonunda kutlulanan bu gece için davetiye bulamadığımıza nekadar çok üzülmüştük. Ah ne olurdu. o gece, yarım asır bu millete feyz veren, büyük üstadın ya nında bulunsaydık ve ona bütün kal bimizin hararetini duyurabilseydik. Fakat ne yazık! Bu temiz duygularımız, Tan gazetesindeki bir yazıcı tarafından lekelenmek istenildi. Üniversite gencliğinin düşüncelerine atfolunan bu yanlış düşünceleri çok şükür Edebiyat Fakültesi arkadaşlarımız nefretle tekzib ettiler ve onlar da bizim duyduğumuz teessürü beyan ettiler. Halid Ziyayı bilmiyen ve anlamıyan hiç bir Üniversiteli tasavvur edilemez. Türk edebiyatma hakikî roman ve hikâye nümunelerini kim verdi? Servetifünun edebiyatını Fikretle kuran kim oldu? Hep Halid Ziya değil mi? Bugün bile büyük üstadın yazılarım Cumhuriyet sütunlarmda zevkle okurken, onun fikir hayatımıza ettiği hiz metleri nasıl unutabiliriz? Bunları bilmiyen ve idrak edemiyen bir zavallı, Üniversite gencliğini kendi gibi nankör zannetmiş ve bazı kimselerin ağzından bir takım uydurma hezeyanlar savurmuş. Onun gibilerine bu rada şunları hatırlatmak isterim: Türk gencliği büyüklerini hiçbir zaman unutmıyacaktır. Atatürk bizi ye tiştirirken bir nutkunda şunlan demişti: «Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfanla, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıy metli timsali olacaksımz.> İşte bizler, Büyük Başbuğun bu terbiyesile yetiştik. Bunun için bu mukaddes varlığa herkesin elini sürmesine tahammül edemeyiz. Büyük Üstad; sana karşı yapılan bu tecavüzden bize karşı kırılmışsan bizi affet. Senin temiz varlığını lekelemek istiyen eller bizden uzanamaz. Rahat ol. Türk gencliğinin kalbinde eserlerinle beraber ilelebed yaşıyacaksın.> Tıb Fakültesinden Sami Doğu "Hindenburg,, faciası Resmî tahkikat devam ediyor Balonun parlamasını müteakib şahid olunan feci ve hazin sahnelere dair son tafsilât 5 |J Bugün dördüncü ölüm yıh olan merhum Dr. Rifat Osman, uzun yıllar uğraşarak Edirnemize dair kıymetli kitablar yazmıştı Edirne Kuledibindeki sokağa sapınca soldaki gri boyah ve iki katlı evi, tarif edildiği gibi, buldum. Kapıyı çaldım. Merhum doktor Rifat Osmanın evi burası mıdır? Kapıyı açan siyah başörtülü, orta yaşlı ve mahçub bir bayan: Evet efendim, burasıdır, buyurunuz, dedi. Geniş bir taşlık, sağda solda odalar. Biraz loşça olan evin havasmda, o bizim Türk evlerine mahsus mahrem, sakin bir koku var. Kadıncağızı rahatsız ettiğim için sıkılarak sordum: Merhuma dair görüşmek istiyorum, acaba sizi biraz... Bayan, çok büyük bir tevazula iğildi: Estağfirullah, memnun olurum.. Buyurunuz. Sağdaki merdivenlerden yukan kata çıkıyoruz. Büyükçe bir sofa, yanlarda odalar görünüyor. Her taraf tertemiz.. Duvarda levhalar var. Dört oda da ve sofa da merhumun elinden çıkmış, hepsi birbirinden güzel ve hepsi de Edirn«ye aid nefîs levhalar. Bunları takdirle, zevkle ve doya doya seyrediyorum. Bu gün ortada bir tek eşi bulunmıyan o canım Türk evlerinin orijinal güzelliklerini hiç olmazsa böyle bir levha halinde büe görmekte de ayrı bir heyecan duyuyorum. Doktorun asil duygularla, yıllarca üzerinde çalışmış olduğu bu eserlerin daha güzelleri şimdi bir odada kilidli duruyor. Bir tek kızı Mıhrinaz 18 yaşını bitirecek ve sonra bütün bu değerli mirasa tamamile temellük edecekmiş. ^'\md\ Muallim mektebinde okuyan Mihrinaz herhalde bahtiyar bir kız, diye düşünüyorum. Ailesinin anlattıklarına ve mevcud eserlerine bakınca, Tıbbiye mektebinden 1315 te doktor yüzbaşılığile çıktıktan sonra Gülhane hastanesinde ve Selânik, Manastır, Edirne hastanelerinde uzun müddet röntgen mütehassıslığı yapan Rifat Osmana, bir artist demek daha uy gundur. 1291 de Üsküdarda doğan merhum, öldüğü 1933 senesi 10 mayıs tarihine ka Etmek ki büyük somunu yakalamış, bir altm külçe taşırcasına heyecanlanmıştı, evine doğru koşuyordu. Karşıladım: Çocuğum ne bu telâş, biraz yavaş yürüsene. Saf bir tebessümle cevab verdi: Ekmek ucuzlamış ta anneme haber vermeğe koşuyorum. Koş, Nekadar ucuzlamış? Yirmi para! Hakkm var oğlum, müjdeye değer. öyleyse. Teîsizîe alınan resimlerden: «Hindenburgı, yanıyor [Baştarafı 1 inci sahifede] Facianın filimlerini Avrupaya getiren tayyare Nevyork 10 (A.A.) Dick Merill ve Jack Laubie isimlerindeki tayyareciler dün Floyd Bennett tayyare meydanından Ingiltereye müteveccihen havalanmışlar dır. Londraya saat 19 da varacaklarını ümid etmektedirler. Lakehurst faciasına aid filimleri hâmil bulunan tayyareciler gene hava yolile avdet edecekler ve tac giyme merasimine aid filimler getireceklerdir. Londra 10 (A.A.) Dick Merrill. saat 11,15 te trlanda sahillerine 100 kilometro mesafede bulunmakta ve saat 14 e doğru Croydon'da karaya ineceğini ümid etmekte bulunduğunu teîsizîe bildirmiştir. *** Merhum doktor Rifat Osman da yaptıpı tetkikler sırasında bulduğu Sinanın torununa aid mezar taşlarile sarsmıştır. Edirne müzesinin kuruluşunda da değerli hizmetleri olmuştur. Birçok Avrupalı alim ve san'atkâr larla münasebeti olan doktor devamlı surette onlarla muhabere eder ve maluınatmı genişletmeğe çalısırdı. 1932 de Bükreşte toplanan beynelmilel Dokuzuncu Tıb Tarihi kongresine, Türkiyede çiçek aşısı tarihi hakkında bir etüdünü göndermiştir. Hayatından kısaca bahsettiğim mer hum Edirnede Kız Muallim mektebinin doktoru ve muallimiymiş. Birçok ta talebesi var. Kendisini her tanıyan saygı ve sevgi ile ondan bahsediyor. Fakat, ne de olsa, herkesten çok onun hasretini, acısını çeken eşidir. Muhterem kadm onun herşeyini o kadar büyük bir dikkat ve sevgi ile muhafaza ediyor ki.. İçini çeke ceke kocasından öyle bir bahsedişi var ki.. Ben, bu kısa ziyaret sırasında, bir yandan bir insanın hayatında neler yapabileceğini düsünürken bir yandan da gözlerimi duvardaki enfes levhalardan ayıramı yordum. Bir aralık merhumun mezarının nerede olduğunu sordum ve sorduğuma da pişman oldum. Muhatabım içini bir kere daha çekti ve yavaşça söyledi: O da bir baska derd yavrum. Mezarı İstanbul yolundadır.. Fakat hâlâ ona bir mezar yaptıramadım. Ve her gün, her saat ona lâyık olduğu derecede saygı gösterememiş olduğum için azab çekiyorum. Düşündüm. Biraz önce onun Edirne Rehnüması kitabının bir yerinde rasladığım şu cümle hatırıma geldi: (Edirnenin fethindenberi geçen beş buçuk asırlık bir zaman zarfında burada zuhur ve irtihal eden büyükler pek çoksa da mekabirimizin metrukiyeti ekserisinin kabir taşlarının ziyaını mucib olmuştur. Kabristanlarımızın halihazın mütemettin milletlerın mezarlıklan karşısmda her türlü teessüfe seza bir haldir.) Hatta bir gün, şimdiki Izmir Evkaf Müdürü Esad Serezliye de şöyle demiş: « Öldükten sonra bu kabristanlara gömüleceğim diye şimdiden ıstırab çekiyorum.» Hakikaten, Edirnenin kabristanlan bakımsız ve perişandır. Fakat, bu hal Bayan Rifatin elemini azaltmıyor, bilâkis çogaltıyor. Ve yalnız onun mu bakalım? Içimde bir sızı, başımda bir ağrı olduğu halde eve geldim. Bu satırları yazar ken, doktor gibi daha nice nice unutul muş veya unutulmak derecesine gelmiş değerleri düşündüm. Ve, ne yalan söyliyeyim, kendim de dahil olduğum halde Edirnenin bütün münevver zümresine, ve Edırnelilere içimden gücendim. Tarih ve san'at merakhları için başlıbaşına bir etüd sahası olan Edirne üzerinde bütün ömrünü tüketmiş bu asil insana lâyık olduğu saygıyı göstermek yalnız Edirnelilerin değil, bütün münevverlerin borcu dur, sanıyorum. Iktısad bakımından şu yirmi para derecesindeki ucuzluğun kıymeti ve diğer eşya fiatı üzerinde yapacağı tesir itibarile de ehemmiyeti pek büyük olmakla beraber minimini komşumla yaptığım küçük muhaverede dikkatimi çeken «ekmek» kelimesi oldu, aslı od ile alâkalı olan ve ateşe gösterilerek pişirmek manasını taşır bir kelimeden çıkmış bulunan ekmeğin dilimize ekmek şeklinde girmesi neden?. Bir işi savsaklamak, bir adamı baştan savmak gibi haletleri de ekmek kelimesile ifham edenlerimiz varsa da bu ekiş, îstanbul argosu lugatlerindendir, Rumeli ve Anadolu lehçelerinde yoktur. Hele etmeğin ekmek oluşile bu argo kelimesi arasında münasebet aramak büsbütün saçmadır. Kendi kendime bu küçük mevzu üzerinde kafa yorarken hatınma etmekle ilgili bir sürü darbımesel geldi: «Etmeğini kendi yiyen yükünü kendi kaldırır. Etmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur. Etmeğini katığma denk eden aç kalmaz. Etmekten kaşık olur amma her yoğurdun hakkına değil. Et nekadar ank olsa etmek üstünde yaraşır. Etmek çiğnenmeyince yutulmaz. Etmek etmeğin mayası, gelin kaynananın dayası. Peynir etmek, hazır yemek» gibi. Sonra gözümün önünden etmeklerin çeşidleri geçti: Baston, yank, kiloluk, pide, galeta, gevrek, peksimet, boğaça, lokum, halka, tayın ve saire!.. Daha sonra etmeğin cinslerini hatırladım: Çavdar etmeği, arpa etmeği, yulaf etmeği, mısır etmeği, Selânik etmeği, Şam etmeği, İngiliz etmeği, ev etmeği, Nemse etmeği gibi. Mubarek o kadar geniş mevzu ki hatırlamanın ardı arası kesilmiyor. Şimdi de paparanın, tiridin, etmekkadayıfının ve kayısıh, şeftalili, vişneli etmeklerin tadı damağımda ve dimağımda dönüp dolaşmağa başladı. Bu kadarla kalsa gene iyi, arkasmdan etmeğin tarihi zihnimde ayaklanıverdi. Önceleri kızgın taşlar üzerinde pişirilen galetalarm sonralan yanmış komür üzerine konulan izgaralarda, soba larda, daha sonra kerpiçten, topraktan yapılma konar, göçer fmnlarda pişirilmeğe başlanışmı, yavaş yavaş çeşidleşmişini düşünüyorum: Bununla beraber herkesin etmeğini evinde pişirmesi yakm denilecek bir zamana kadar sürüp giden âdetlerdendi, Romada Milâdın ilk yıllarında üç yüz kadar etmek satıcısı vardı, Fransada ise bu san'at ancak Şarlman devrinde başIamıştı. Nebatattan ve hayvanattan anlamadığım için etmek ağacı, etmek mantası, etmekçi böceği gibi şeyler zihnimde tutunamadılar, gelip geçtiler. Fakat şükran ve küfran mevzularında etmek kelimesinin oynadığı rolü, vazife ve mes'uliyet kay gularını kösteklemekte eskilerin kullandıkları «etmeğinden etmek ve etmemek» sözünü, koca ninelerin «etmeğim dizinde dursun» şeklindeki beddualarını, tuz etmek hakkını ve o hakka aid tarihî rivayetleri hatırlamamak elimden gelmedi. Bu gidişle kimbilir daha neler hatırlıyacaktım. Bereket versin, demin gördüğüm çocuk imdadıma yetişti. Şimdi o, koca bir ağ omuzlamıştı, balık tutmak için denize gidiyordu. Hatırıma (Sami) nin: «Er olan etmeği taştan çıkarır dedi o yar» sözü geldi. Lâkin okuyamadım. Çünkü bana bu fıkrayı ilham eden çocuk taştan değil, sudan etmek çıkarmağa gidiyordu. Balonun süvarüerlnden Pruss Kazadan sonra sahanın manzarast Bana, tarif edilemiyecek kadar M&tıumun tablolarından birisi: Edirnede bir Türk evi dar derin bir ilim ve san'at heyecanile yaşamış, bilhassa Edirnede 20 seneyi geçen ikameti esnasında burasımn tarihile, mimarî eserlerile uğraşmış, ortaya ölmez denebilecek değerli san'at ve tarih vesikalan bırakmıştır. Edirnenin tarihile uğraşarak elde ettiği malumatı (Edirne Rehnüması) adlı eserile neşretti. 1920 senesinde Edirne Vilâyet matbaasında basılan ve bugün mevcud nüshası tükenmiş olan bu eserin mukaddemesinde doktor şöyle diyor: «Ecdadımdan Tavişli Osman Efen dinin dört buçuk asır mukaddem feyizyab olduğu bu şehre 1320 tarihinde memuren geldiğim vakit vezaifi resmiyemden ishhlâs ettiğim evkatı Edirne hakkında ma lumatı tarihiye cem'ine hasrile iki eser viicude getirdim. Biri (Edirne Tarihi), diğeri (Edirne Sarayi Hümayunu» dur. (Edirne Rehnüması) ise birinci eserin muhtasandır. Edirneyi ziyaret eden zev van ecnebiyeye başlıca abidatımız hakkmda mugayiri hakikat malumat veril mekte olduğundan selâtin cevamii şerifeden bahis fransızca bir kısmın zeylen ilâvesine mecbur oldum.» Merhum güzel fransızca ve almanca biliyormuş. Kuvvetli lisan bilen ve miralay ressam Seyyidle Üsküdarlı Ali Rızadan resim dersi almış olan Rifat Osman, bilhassa tarama ve karakalem işlerinde çok muvaffak olmuştur. Zaten daha Tıbbiyede iken arkadaşlan kendisine ressam Rifat derlermiş. Edirnede tarihî araştırmalarla meşgul ken birçok değerli vesikalar elde etmiş tir. Mimar Sinanın iki defa evlendiği halde, çocuğu olmadığı hakkındaki tarihî kanaati lstanbul yolundaki mezarlıkla» Salâhaddin Kandemir Haricden limon getiriliyor Uzun müddettenberi limon ithalâtı için kontenjan verilmiyor ve yerli li monlar piyasada satılıyordu. Yerli li monlar azalmış olduğundan haricden limon gelmesine müsaade verilmeğe başlanmıştır. 18 îngiliz mühendisi geldi Karabük demir ve çelik fabrikaları inşaatında vazife görmek üzere sekiz kişiden mürekkeb İngiliz mühendis heyeti dün sabah ekspresle Londradan şehrimize gelmiştir. İngiliz mühendis leri akşam Ankaraya hareket etmişlerdir. Finlandiya elçiliğinin ticaret şubesi Finlandiya elçiliğinden tebliğ edil miştir: Finlandiya hükumeti İstanbulda Finlandiya elçiliğinin bir ticaret şubesini tesis ve adresi Taksim, Güngör Apt. (Tel. N. 49492) olan bu şubenin mü dürlüğüne elçilik müşaviri M. Asko İvalo'yu tayin etmiştir. meyus Paris Soir gazetesinin Nevyorktaki bir ifade ile: hususî muhabiri, Hindenburg balonu faci Hindenburg'daki posta çantalan asından sonra, kazanm vuku bulduğu tamamen yandı, kül oldu, dedi. tayyare meydanını gezmiş ve intıbalannı Yesini haklı gördüm. Hakikaten, posta gazetesine şu şekilde bildirmiştir. çantalarının ziyaı çok büyük bir ziyadı. Kazadan yarım saat sonra Lakehurst Fakat, bu kadar insan hayatmın mahvolyolu üzerinde idim. Bundan iki sene ev duğu bir sırada, mektubların yanıp kül olvel, hemen hemen ayni günde bu yol ü masına acıyarak yese düşen bir adam zerinde yaptığım son seferi hatırlıyorum. görmek garib oluyor. Bu yol, o tarihte, Birleşik Amerikaya ilk Hindenburg balonunun enkazına yirmi seyahatini yapan Hindenburgu karşıla metro yaklaştım. Gündüz ışığından daha mağa giden seyyah otomobillerile doluy kuvvetli ziyalarla aydınlatılan bu enkazı du. bir polis kordonu çevirmiş. Alevlerin sönBu akşam yol gayet tenha. Yıldınm müş olmasına ve aradan beş saat geçmiş süratile geçen polis ve hastane otomobil bulunmasma rağmen, enkaz, yirmi metrodan fazla yaklaşmağa imkân bırakmıya lerinden başka birşey görülmüyor. Otomobilimdeki radyo makinesi de bu cak kadar sıcaktı. Hindenburg faciası, insan dehasının akşam, Nevyork polis müdürünün, arasıyarattığı en büyük eserlerden birini bir ra, «Lakehurst'a gitmeyiniz... Yolu, im dad kuvvetlerine serbest bırakmız» diye kaç saniye içinde yoketmiştir. Balon, alevler içinde yere inerken, yalvaran sesile haykınyor. yolcularını karşılamağa gelmiş akraba, Nihayet Lakehurst'a geldim. Tayyare eş dost, sevdikleri insanlarm alevler arameydanı askerî bir meydan olduğu için, sında kavruluşlannı, acziçinde seyredi kazanm akabinde, milis efradı ovayı abyordu. ^ ^ ^ ^ ^ ^ luka altına almışlardı. İçeri girmeğe im kân yoktu. Cıvar şehirler belediye reis lerinin bile meydana girmesine izin verilmiyordu. Istasyonun etrafı binlerce me raklı ile dolmuştu. IBaştarap 1 inci sahifede] Berliner Zeıtung, İtalya ile Alman Her dakika, Nevyorktan tayyareler geliyor, karaya iniyor, oraya polis efradı, yanın fevkalâde bir sabır göstermiş olduklarını fakat bu sabırlarımn tüken doktor, cerrah, hastabakıcı taşıyordu. miş bulunduğunu yazmaktadır. Bu gaSaha, kuvvetli projektörlerin ışıkları al zete diyor ki: tmda pırıl pınldı. Uzaktan bakınca, kaza <Biz, İngiliz gazetelerinin «sulhu bomahalli ve balonun enkazı hayal meyal zar» tahrikâtı karşısında zarurî müdagörülüyordu. faa tedbirleri almadan seyirci kalamaSahaya girebilmek için sağa sola baş yız. Morgenpost, diyor ki: «Eğer işler bu yolda devam edecek vurup çare aramakla meşgul olduğum sıolursa Almanya, şimdiye kadar ittihaz rada, Zeppelin kumpanyasınm Amerika etmiş olduğu müdafaa tedbirlerinden mümessili von Meister'e tesadüf ettim. îki büsbütün başka tedbirlere müracaat sene evvel tanıdığım bu çok kibar adam, edecektir. Italyanm hattı hareketi. sabo akşam lâkırdı edemiyecek kadar me rm da bir haddi olduğunu göstermek yus bir haldeydi. O gün, bizzat bir ölüm tedir.» tehlikesi atlatmıştı. Kaza esnasında sahada bulunduğu için, kazazedeleri kurtar mak üzere alevlerin ortasına kadar gir miş ve tutuşmasma ramak kalmıştır. [Baştarafı 1 inci sahijedei Onun sayesinde, saha direktörü Ro Firarilerin sorgusu bittikten sonra sendahl ile tanıştım. Bu zat benimle ko kaçma hâdisesi tam olarak tesbit olu nuşamıyacak kadar meşguldü. Maiyetin nacak ve bu hâdisede ihmali olanlar andeki beş memura mütemadiyen emirler laşılacaktır. Bazı gazeteler firarilerin veriyor, durmadan işliyen telefonlara, guya «biz pencereden değil, kapıdan Almanyadan telefonla sorulan suallere kaçtık» şeklinde ifade verdiklerini yazdurmadan cevab yetiştirmeğe çalışıyor mışlardır. Dün bu hususta İstanbul Müddeiumumisi Hikmet Onat şunları du. söylemiştir: Orada hiç kimseden malumat alamıya« Kaçmak hâdisesi ta bidayetten cağımı anlayınca, yarahlardan ekserisinin söylediğimiz gibi pencereden ve demiri kesmek suretile yapılmıştır. Bazı gazenakledildiği hastaneye gittim. Hastanede fevkalâde bir faaliyet var telerin «kapıdan kaçtılar> şeklindeki dı. Hindenburg'un eski süvarisi Leh yazılan doğru değildir. Esasen firariler de hiçbir yerde böyle birşey söylemiş mann'm odasına girdiğim zaman, onu, değillerdir.» yüzü tamamile sargılar içinde kaybolmuş, Tahkikat bugün bitecek ve firar hâ yatakta yatıyor buldum. Müthiş surette disesi aydınlanmış olacaktır. yanmıştı, fakat bütün melekâtına sahibdi, Sulh hukuk mahkemeleri lâkırdı edebiliyordu. Söylediği söz ise, kâh ingilizce, kâh almanca olarak, hep taşındı ayni şeydi: «Hiç mana veremiyorum... Şimdiye kadar Eminönü kaymakam Hiç mana veremiyorum...» lık binasında daracık odalarda çalış Yaralılan, can çekişenleri kısaca ziya makta olan Sultanahmed birinci, üçünret ettikten sonra tekrar Lakehurst'a gel cü ve beşinci sulh hukuk mahkemeleri cumartesi ve pazar günleri Dıvanyolundim ve bu sefer sahaya girmeğe muvaffak da eski Türk Kadmları Biçki Yurdu bioldum. Tayyare istasyonu binasmın için nasma taşınmışlar ve dünden itibaren deki odalardan biri, bir masa başında, bir burada faaliyete geçmişlerdır. Bu mü adam oturmuş, şaşkın şaşkın düşünüyor nasebetle bina tamir edilmiş ve boyanriıı. Bu adam, Lakehurst posta âmiri idi mıştır. Yeni usul politika manevrası Firariler dün sorguya çekildiler M. TURHAN TAN Galatasaraylıların pilâvı Galatasaraylılar her sene mayıs nihayetinde Galatasaray lisesinde toplana rak mektebin meşhur pilâvmı yerler, güzel bir gün geçirirler ve eski günlerin hatıralarını yadederler. Galatasaraylılar bu sene de 30 mayıs pazar günü Galatasaray lisesinde top lanacaklardır. Yapılan programa göre o gün saat 11 de mektebde toplanılacak ve 11,30 da mektebin konferans salo nunda en gene mezun ve en ihtiyar Galatasaraylı tarafından birkaç söz söylenecek ve mekteb hatıralan anlatılacaktır. Saat 12.30 da meşhur pilâv yenile cek, 14,30 da Galatasaraylılar tarafın dan Beyoğlu caddesinde bir geçid resmi yapılarak abideye çelenk konulacaktır.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle