09 Ağustos 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
O 8 Birincikânun 1937 CUMHURİYET Dün, Rumen Veliahdi Prens Michel'in Pireye gitmek üzere limanımızdan geç mesi beklenilmekte idi. Fakat Prensin bindiği Rumen muhribınin geç vakte ka* IBaştarafi 1 ınct satıuedet tuvan'ı resmî tercüman olarak tayin et dar limanımızdan geçtiği hakkında hiçbir Bu muahede 926 senesi 30 mayısında miştir. 5/1 1/937 de heyet, Hacılar mm haber ahnamamıştır. Muhribin bu sabah Ankarada Tevfik Rüştü Arasla o zaman takasına giderken halk, Ahmed Reşid limanımızdan geçmesi muhtemeldir. ki Fransız büyük elçisi M. Albert Sarreau isminde bir muallimi tercüman seçmişti. Nahlin yatı limanımızdan geçti tarafından imzalanmıştı. 20 teşrinievvel Türk muallimin tercümanlığını muvafık 1936 yazında, sabık İngiliz Kralı Se1921 tarîhli Ankara itilâfnamesi esaslar bulmıyan Garreau heyetin yanına bir kizinci Edward\ İstanbula getiren ve bidairesinde her iki tarafın da arzusile OsTürk düşmanını tercüman olarak vermiş lâhare Romanya Kralı S. M. Karol'a manlı İmparatorluğundan ayrılarak Frantir. îsin garibi, bu adam, türkçe de bil satılan Nahlin yatı dün öğle üzeri limanısa Cumhuriyeti nüfuzu aitına geçen memmemekteydi. •mızdan geçerek Pireye gitmiştir. leketlerle iyi komşuluk tesisi gayesile yaMilletler Cemiyeti heyeti Süveydiye Nahlin'de Rumen hanedanı Kralisin p:lmı§ olan mukavelenamenin birinci madde Garreau'nun talimatile hareket eden den bazı şahsıyetlerın bulunduğu zanne desi aynen şöyle idi: ortodokslardan Corci, müslümanlardan diliyor. Bu yatta bulunanlar Pirede Ro«Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Mehmed ve Alevilerden Mahruf Hate manya Veliahdi Prens Michel'e intizar imparatorluğundan aynlan ve Fransa mi ile görüşmüşlerdir. Fakat haîkla edeceklerdir. Cumhuriyeti tahtı vekâletinde bulunan temas imkânını bulamamışlardır. Heyet, *** memleketler her zaman münasebatı dos Süveydiyede Garreau'nun emrile her ye Romanya Ana Kraliçesinin siyasi tane ve hüsnü hemcivari idame edecek re taktırılan Ermeni ve Fransız bayrak vaziyete dair sözleri lerdir. İşbu mukavelenarne ile tesbit edilen larile karşılanmıştır. Garreau, heyet azaRomanya Kraliçesi Marie, yedi ayı müşterek hududlarını tecavüze ne teşebsına cevab vermek üzere tayin ettiği a mütecaviz bir zamandanberi hasta buîubüs ve ne de müsaade edeceklerdir. Bu damlara bir takım saçmasapan şeyler nuyor. Hastalandığı gündenberı sıyasetle hususta merbut protokolda derpiş edilen tedabiri ittihaz edeceklerdir. BitarafLk söyletmis, hatta Kılıbıklı Mehmed ismin meşgul olmıyan Kralıçe, kendi memlekekavaidini miitekabilen tatbika azmettik de bir adam Garreau'nun emrile bu yol tinin siyasî vaziyetini ve beynelmilel si lerinden yekdiğerine karşı tevcih edilecek da hereket ettiğinden dolayı halk tara yaset faaliyetlerini gene çok yakından taHçbir guna taarruzu tesvık ve ne de bu fından taşa tutulmuştur. Heyet, Hatay kib etmektedir. köylerinin isimlerini deftere kaydederken Bir Fransız gazetesinin Bükreşe gönna muzaheret etmiyeceklerdir.» nahiye müdürleri bililtizam Türk köyle derdığı hususî muhabırını, hastalığına 4 üncü maddesinde ise; «Osmanlı îmrinin adlarını kaydettirmemişlerdir. rağmen kabul eden Kraliçe, muhabire paratorluğundan ayrılıp Fransa Cumhu Sancaktaki askeri kuvvet verdigi beyanatta ezcümle şu sözleri söyriyeti tahtı idaresinde bulunan arazideki artırılıyor lemiştir: Türk tebaası ve işbu arazide ihdas olunan İskenderun 7 (Hususî) Sancak po« Memleketimizin, beynelmilel mühiikumetlerin Türkiyede mütemekkin tebaaları ikamet hukuk ve şeraiti hususunda lis kadrosu genişleu'lıyor. Yeniden 100 nasebat bakımından olan rolü gitgide daen ziyade mazharı müsaade millet mua süvari ve 60 polis kaydedildi. İskenderun ha fazla ehemmiyet kesbetmektedir. Bız, melesinden müstefid olacaklardır.» denil jandarma kumandanı Kürd Münir de tabiî servetlerini, çok fazla süratle işlet Fransızlar tarafından binbaşılığa terfi et meğe teşebbüs eden bazı memleketler gimekte idi. tirildi ve Sancak umum jandarma ku bi hareket etmedik. Nüfusumuzun yüzde Muahedeye bağlı bir numarah proto mandanlığına tayin olundu. seksenini, toprağa bağlı kalan çiftçiler kol, Türkiye Suriye hududunun denizArtık mevhum adamları da teşkil eder ve asıl kuvvetimiz de bu nokden ve Payas çayı munsabının bir kilo nüfusa yazıyorlar tadadır. metro cenubunda kâin bir noktadan başlıKırıkhan 7 (Hususî) Kırıkhanda yacağını tesbit etmekte ve bir hudud çizYalnız Romanyaya değil, alelumum Haremli Bermede zadelerın bir çiftliği o Balkan devletlerine karşı çok büyük bir mektedir. lan Sıçanlı köyünde ancak on hane var Ancak mukavelenin bu hudud kaydı ken köy muhtarı Kırıkhan nüfus memu itimadım vardır. Onlar, bugün, Avrupamüstesna olmak üzere (5) sene mer'iyet runa müracaatle 300 kadar mektum nü nın diğer kısımlarından daha akilâne hate kalması ve altı ay sonra feshi ihbar e fus bulunduğunu söyliyerek nüfus sicilli •eket ediyorlar. Bazı büyük devletlerin dilmediği takdirde müteakıb sene için kayıdlarını istemiştir. Türk nüfus memu faaliyeti münhasıran harbi istihdaf ettiği muteber olması da kabul edilmişti. Hü ru meselenin tahkikini jandarma dairesine halde, küçük Balkan milletleri, bugünkü kumetimiz, muahedeyi feshettiğini müd havale etmiş, fakat kaymakamlığın emrile nazik vaziyette şayanı takdir bir metanet detinden 6 ay evvel ihbar eylediği cihetle bu 300 mevhum isim nüfusa kaydedilmiş ve realist bir elbirliği emeli gösteriyorlar. Vaktile bir şuriş membaı telâkki edilen otomatikman uzamasına mâni olmuştur. tir. b". Avrupa köşesit bugün. bütün dünyaya Mejfcu^ jaukavele, lâhikalaaitt birlıkte ^ şkSfeGözübuTütfiPBfie iulh\yol^nu gpş.t(priyprs.jd ,HıW;i£*>]. 7 iîarçadaftibaret bir kül halindeydî. îmkî ' 1 ! hanenin nüfusu 150 kişi olarak kay za protokolunda Suriyede alıggg^gğ^ırî Harb, dünyanın en korkunc birşeyidİT| letboJmişte^f38î*eîyc^str HBMB8 tedbirler ve teskilâtı esasiye ne olursa olve onu görehlerin hepsi benim gibi dü Ramazan bayramını da halkın sun, Ankara itilâfnamesinin 7 nci maddeşünmelidir. Yaşadığımız devirde başlıca burnundan getirmeğe çalıştılar sinin îskenderun mıntakası üzerinde tesis vazife, sağlam sulh temelleri kurmak olAnkara 7 (Telefonla) Buraya ge malıdır. Fennî terakkilerin, imha emelleettiği hususî idarenin daima nazarı itibaen haberlere göre, ramazan bayramı rine alet edilmesine her ne pahasına olurra alınacağı da tasrih edilmişti. günleri Hatayda yeni rejim bayramı se sa olsun mâni olmalıdır. Tatbikatta ihtilâflara vesile olan bu vinclerinin heyecanla izharına vesile ol Bugün, maddeyi, beşeriyete manevî mukavelenin Hatayın yeni rejimi dolayı muştur. Fakat mahallî idare, bermutad sile de yeni hükümlerle takviyesi ve za bu sevinclere tazyikle karşılık vermek te kıymetleri unutturacak kadar fazla yükmanın icablarma uydurulması zarureti sebbüsüne geçmiştir. Antakyada Mustafa seltmiş bulunuyoruz. Endişe içinde yaşıkarşısında hükumetimiz, feshe mecburi isminde bir şekerci de tevkif edilmiştir. yoruz. Bugünkü kadar ıstırab dolu bir yet hissetmiştir. Şekerci Mustafa, sattığı bayram şekerle dünyada, neslimizin saadete erebileceğinBeynelmilel komisyona kandırmak rini küçük Hatay bayraklarile süslemişti. den bazan şüphelendiğim oluyor. Kanunların fevkinde manevî bir prenPolis müdahale etmiş ve delege Garreauiçin çevrilen dolablar Haleb 7 (Hususî) Hatayda in nun emrile yakalanan Mustafa hapse atıl sip vardır ki, bunu hiç kimse unutmamalıdır. Unutanlara pahalıya mal olan bu tihabat hakkında tetkikatta bulunan Mil mıştır. Hatayda intisara başlıyan Vahdet ga prensip hürriyete hürmettir. letler Cemiyeti komisyonu, Beyrut yolile Cenevreye dönmüştür. Garreau'nun, heyeti yanlış hükümlere sevketmek için birçok acayib çarelere başvurduğu herkesin bildıği bir hakikattir. Garreau, murah hasları vazifelerinden alıkoymak için elinden geleni yapmıştır. 2/11/937 tarihinde Türk köylerine gitmelerine mâni ol muştur. Garreau, heyetin gideceği köy lere daha evvel çiderek heyetle temas edecek adamları bizzat tayin etmekteydi. Nitekim, Fransız istihbarat tercümanı Anzetesi de bir Türk gazetesinin başmakalesini iktıbas ve Hatay heyeti temsiliye listesini neşrettiğinden gene Garreau'nun emrile bir hafta müddetle kaDatılmıstır. «Yeni Gün» gazetesi esasen kapalı bulunmaktadır. Suriye dostluk Trakyada sıtma mücadelesi genişliyor Hataya dair müzakereler Rumen Veliahdi Türkiye ve iyi komşuluk sabah limanımızdan muahedesinin feshi ayın 14ünde başlıyor Bu Bu sere mühim bir kaç geçerek Pireye gidecek Türk Fransız Erkânıharbiyelerinin bataklık kurutuldu konuşmaları bir hafta devam edecek IBaşmakaleden devam] Şemdinantaraflan için Ramsay Makdonald'ın Başvekılliğmdeki İngiliz hükumetinin bize adeta ültimatom vermiş olduğunu hatırlatalım. Bütün siddetlerine rağmen bu meseleler makul ve âdil şekillerinde hallolundular. Sıra artık emniyet ve iyi komşuluk münasebetlerinin tesisine gelmişti. Bunlar da tesis olundu. O gün bugün Irak hududumuzda çıt yoktur. İngi'tere ile samimî surette dostuz. Müstaki! Irakla ise dostluktan daha ileri olarak kardeşlik münasebetlerimizin hayırlı inkişaflarını görrrifckten mes'uduz. Sırası gelmişken istitraden kaydedelim ki mandater devlet olan İngiltere Iraktaki hâkim vaziyetinden silinerek yerini müstakil Irak varlığına bıraktı, ve kendisi Hind yolu bakımından daima mahfuz ve emin kalmasını istediği bu kıt'anın göze görünmiyecek bir yerinde bir tayyare karargâhına çekildi. Geçerken bunu vaziyetlerin vuzuhu namına bilhassa gözönüne koyuyoruz. Kurutulan yerler ziraate elverişli bir hale getiriliyor ve halk sıtmadan kurtuluyor Baskdlarının işlerine kanşmaktan sakınmakla beraber sırf müsahedelerimizi tebarüz ettirmiş olmak için Suriyedeki vaziyetin bu vuzuh ve sarahati haiz olmaktan uzak kaldığını söylemeğe mecburuz. Mandater devlet Suriyenin şimalindeki komşu ile bir türlü kendi vaziyet ve münasebetine vuzuh ve sarahat veremedi, ve mandası altındaki halkın haklarına vuzuh ve sarahat veremedi. Bir halde ki hâlâ bugün Suriye meselesinin dahilî haricî Liçbir noktası hallolunamamıştır denilse hata olmaz. Fransa ile muhtelif ve müteaddid anlaşmalarımıza rağmen cenub hududumuzla ilerisi bizim için müz'ic bir huzursuzluk ocağı olmaktan çıkamadı. Orada bizim adlanna Fransız müstemleke memurları dedığimiz adeta nevileri şahıslarına münhasır bir zümre peyda oldu. Bunlar Suriyede ve Suriyenin münasebetlerinde metropol Fransasını hiçe sayan bir serkeşlıkle hususî bir siyaset takib ediyor görünüyorlardı. Pek çok şikâyet mevzuumuz olan bu hareketler birçok defa Fransa tarafından da haklı bulundu, ve Fransayı da kendi küçük memurlarının münasebetsiz hareketlerinden şikâyet eder halde gördük. Fransa mandası altındaki sahaya isfifelât'vermeğe lıazırlandı, ve bunun için Irakta Ingilterenin yaptığını örnek tutarak. "Tamamen dah'ılî olan bu kısım üzerinde mütalea serdine lüzum görmüyoruz. Derken ortaya Hatay meselesi çıktı. Fransadan bize hayretli bir hitab: Ne Hatay meselesi? Öyle bir m c sele mi var? Kendisine böyle bir meselenin var olduğunu ve kendi imzasını taşıdığını ortaya koyduğumuz muahede ile hatırlattık. Başını kaşıyarak istemiye istemiye cevab verdi: Meşhur Çimligöl batakhğı kanala bağlamyor Edirne (Hususî muhabirimizden) Birkaç senedenberi Trakyadaki sağlık hareketlerinde sıtma mücadelesi ön plânda yer almaktadır. Sıtma mücadele teş kilâtının öncülüğü, köylünün ve halkın elbirliği ile bu savaşın her gün biraz daha genişlemekte olduğu ve her hareke tin Trakyanın sıtmadan mustarib bir parçasını bu müthiş belâdan kurtararak halka yeniden yaşama ve çalışma imkânları erdiği sevinc ve memnunivetle görülmektedir. Bu sene içinde kurutulan en mühim batakhklar Kırkgöz, Çimligöl, Sazlıdere, ve Ece gölü batakhklarıdır ki bunlann ortadan kaldırılmasile kilometrolarca arazi hem ziraate elverişli bir hale gelmiş, hem de o havali halkı böyle mühim sıtma kaynaklarından yakasım kurtarmıştır. İ 8 kilometro sahas ndaki Kırkgöz ve pınarlarının doğurduğu bataklık ortadan kaldırılmakla 80,000 dekarlık arazi ziraate elverişli bir hale gelmiştir. Merice dökülmezden önce on beş kilometro bo yunca yatağını kaybetmiş ve oralarda göller meydana getırmış olan Sazlıdere, yedi köyün sağhğmı tehdid eden bir bataklıktı. Hayrebolu kasabasına iki kilometro mesafede ve 2,500,000 metro murabbaında bir sahayı iş£al eden Çimligöl bu havali için daimî bir sıtma kaynağı idi. Bunlardan başka 2,900 dekar araziyi kaplıyan Ece batakhğı Çiftlik köy halkmdan 1620 amelenin ve 150 öküzün çalışmalarile tamamen kurutulmuştur. îzzet Arkan bana vaziyeti şöylece hulâsi etti: « Yalnız bu sene zarfında yeniden açtığımız kanalların heyeti umumiyesj 19,022 metro, arklar ve daha dar kanal» lar 6,395 metro, kurutulan bataklıklar 2 milyon 70,000 metro murabbaında ve bil* hassa doldurulan eski ve yeni kerpiç çu* kurları 13,368 metro mikâbıdır ve bu sene yaptığımız en mühim işlerden biri de derelerin temizliği işidir. Temizlenen derelerin uzunluğu 53,135 metrodur. Bunlardan başka bir köprü ile İpsala ovasma suyun taşmaması için Ergene üzerinde dört tane bend yapılmış ve ayrıca 5 tane su değirmeninin bend * leri de açılmıştır. Bir tarartan bu işler vapılırken diğer taraftan köylerdeki sıtmalılar her hafta köye uğrıyan sıhhat memurları tarafından tedavi edilmekte ve bu suretle köyün sağlığı ve neslin gürbüzlüğü korunmaktadır. Teşkilâtımız yıldan yıla genişlemektedir. Geçen sene Edirne, Çorlu, Hayrebolu ve Keşanda dört şube ile 121 köyde mücadele faaliyetine devam edilmişti. Bu sene Uzunköprü ve Lüleburgazda da şubeler açılmak suretile 6 şube ile 213 köyde mücadeleye devam edilmektedir. Şöyle ki: Bu sene teşrinievvel sonuna kadar 86,916 kişi muayene edilmiş ve bunlardan 25,003 kisi dalaklı bulunmuştur. Gene bu sene 33 492 kişi tedaviye alınmış, bunlara 369 kilo 438 gram kinin verilmis, 842 kinin ampulü şırınga edil miş, 42,252 kan muavenesı yapılmış ve ayrıea çocuklara da 39,917 aded tatlı sulfato verilmiştir.» Bü rakamlar ve bu ksa îzahat, Trakyadaki büyük sosyal ve sağlık hareketi mn ehemmiyetini ve devietin bu yolda katlandığı maddî fedakârlıkların derecesini bilirtmeğe kâfidir. Nitekim bunu tnüdrik olan ve büyük bi; sevinçle karşıLyan halkımız, Trakya Umumî Müfet tişliğine çektikleri telgraflarda Cumhuriyet hükumetimize duydukları minnet ve şükranlarını bildirmekte ve Atatürk rejimine olan bağhhklannı tekrarlamak « • tadır.. KADRt OĞUZ Sıhhat Vekâletile Trakya Umumî Müfettişliğinin bu yolda alâka ve yardım larına ve sıtma mücadele teşkilâtınm başmda bulunan doktor İz/ctle arkadaşlarr nın geceli gündüzlü çahşrr.alarile halkımızm çandan gayretlerlnin de eklenişi, Trakyada, bu mühim sosyal ve sağlık Siz bu işi uzun zaman mevzuu bah işinin çok kısa bir zamanda muvaffakıyetsetmediğiniz için ben onu unutmuş ve ade le başarılmasında âmil oliTtUştur ve olmaktadır. ta hartadan silmiştim! Sıtma mücadele teşkj'âtı reısi doktor Suriyede nümavişler Beyrut (Hususi) Burava gelen haberlere göre, Halayın yeni rejimi dolayısile Şam, Hama ve Humusta protesto mıtıneleri vaoılmıstır. Bu sarih mesele için Fransa nihayet bizi Milletler Cemiyetine sürükMaalesef bu devrin insanları hürriye ledi. Orada da bize hak verildi. Deniletin ne olduğunu fazla unutmuş görünü cek hiçbir söz kalmamıştır artık değil mi? Hayır, vardır. Bunun için son günlerin yorlar.» Romanya Kraliçesi, muhabirin \Vind gürültü patırtılarını hatırlamak kâfidir. Hulâsa ne tarafından bakılacak olursa sor Dükü hakkındaki sualine, Dükün çok olsun netice olarak cenub hududumuzun sevimli bir adam olduğunu, fakat dürüst hareket etmediğini, hükümdarlarm da in bu Suriye kısmı şimdi her zamandan ziyasan olmak itibarile bazı zâfları bulunma de karışık bir hale gelmiş bulunuyor. sı gayet tabiî ise de, temayüllerine mağ Bu şartlar içinde vaziyeti her noktası lub olmak hususunda halk gibi serbest bu çok açık yazılmış yeni bir muahede ile lunmadıklarını söylemiştir. veniden ve adamakıllı tesbit etmekten Delmonte'nin Otello'sunu dinlemek istiyordu. Fakat Metropolıtan operanın bütün koltukları satılmıştı. Nevyork adeta bayram ediyordu. Bütün tiyatrolar, bütün sinemalar, bütün barlar, bütün kulübler doluydu. Doris bir hafta bekledıkten sonra, nihayet matine için bir galeri bileti bulabildi. Delmonte, ellisini geçkin bir adamdı. A'nının üzerine doğru düşen beyaz bir kâkülü, hayret ifade eden, iri siyah gözleri ve dev gibi bir vücudü vardı. Arkasına giydiği paltolar apartıman kadar genisti ve sahne arkadaşları, yüz kiloluk insanlar da olsa, onun yanında çocuk gibi kalıyorlardı. Doris onun sesini hiç işitmemişti. Koltuğunda d'mdık oturmuş, nefes almadan dinliyor, elinds tuttuğu eldivenİerini büke büke iplik haîine getiriyordu. Şimdi o, deri eldiven giymeden sokağa çıkmıyan kibar bir kadın olmuştu. Del monte, birinci perdenin sonunda, şarkısr nın son bestesini okurken, Doris, yeniden nöbet halleri geçirir gibi, sırtında soğuk ürpermeler dolaştığını hissetti. Opera ilerledikçe, onun heyecanı da artıyordu. Tiyatrodan çıktığı zaman, gözleri, ipnotiz malanmış gibi dalgmdı; fakat, çok geçmeden kendine geldi. Doris, Çocukluğunda, doğduğu şehirde bir ip cambazı seyretmiş, ertesi gün evden aşırdığı bir çamaşır ipini bahçedeki ağaçlara gererek üstünde gezinmeğe kalkışmıştı. Bu tehlikeli oyundan sonra ipten düşmüş, birkaç hafta kolu alçı içinde kalmıştı. Şimdi, Delmonte'nin Otello'sunu dinleyince, tıpkı ona benzer bir bir cür'et hissediyordu. Bir insanm bu şekilde te ganni etmesi ve şarkıdan böyle neticeler aiması mümkün olduğuna göre, bu işe teşebbüs etmeği aklına koymuş bulunuyordu. Zıhninde, Desdemone rolünü tasarlamağa başlamıştı. O akşam o rolü yapan Sandrini hiç bir şeyden anlamıyor, rolünü kavrıyamıordu. Doris, sahneye ç'kmak, şarkı söylemek i?tiyordu. İlk defa olarak, aşktan daha kuvvetli birşey ke«fetmiş ve bunu duymuştu. Once, masajcı Borghild'e danıştı. Borghıld, ne de olsa, Doris'ın tanıdığı en normal, en pratik ve aklı başında insandı. Bütün ötekiler, Bazil de dahil olmak üzere, azçok delişmen şeylerdi. Borghild, hele son zamanlarda Doris haftada iki defa masaj yaptırmağa başladığındanberi, ona karşı oldukça samimî bir dostluk besliyordu. Fazla olarak, Doris, vücudünde hatalı taraflar bulunmıyan ve dünyada hiçbir masajcının zayıflatamıyacağı kı sımlarını inceltmeğe kalkmıyan bir kadmdı. Ve Borghild, onun kollarını ve ba caklarını bol yumruklarla yuğururken, bir hayli akilâne nasihat verirdi. Bu nasihatlerin ilk semeresi, Dorisîn, Blanchard otelinde bir oda kiralaması şeklinde tecelli etti. Bu otel, Brodvvay'ın başka çare olamazdı tabiî. îşte zaten paçavraya dönmüş olan eski muahedenin feshi sebeb ve zaruretleri. Her hale rağmen eğer imkânı varsa Fransa ile samimî surette dost olmak fikrinde musırrız. Biz bunun çaresini vaziyetin yeniden tetkikile Bursada lodosun yaptıklarî artık bu defa pürüzsüz olarak tesbitine Bursa 7 (Telefonla) Lodos fırtı teşebbüs etmekle bulduk. Bu samimî tenası devam etmektedir. Fırtına, Ulucamî şebbüsümüzün Fransada iyi bir kabul ile ve Yeşilcamiin kubbelerindeki kurşunlan karşılanacağını kuvvetle umuyoruz. sökmüştür. Birçok telefon hatları bozul muştur. YUNUS NADt oldukça mütevazı bır müessesesi idi. Delmonte'nin, bol kazancına rağmen burada oturması şaşılacak şeydi. Fakat, daha, fakir ve meçhul bir delikanlı iken Nev yorka geldiği zaman ilk defa bu otelde oturmuştu, şimdi de oradan ayrılmıyordu. Blanchard otelinin dar dehlizleri, altından iplıkhri sırıtan, tarçm rengi halılarla süslü idi. Havalandmlmıyan odalarmda, pencere perdelerı, yıllanmış yemek kokularile doru idi. Otel müşterileri arasında pek çok İtalyan, birkaç da Fransız bulunuyordu. Aşağı sınıftan iki gına muallimile ortahalli bir tiyatro acentası, bu otdi mesken edinmişlerdı. Asansörde, roblarınm delığıni deşiğini kapatmak ıçın uzun etekler giyen sarışın kadınlara tasadüf edıliyordu. Eşyaların altında tozlar birikmişti. Her odada bulunan rokoko kanapelerin örtülerinde, evvelki müşterilerin başlarını koydukları yerler, kir lekelerinden belli oluyordu. Yatak çarşaflar', müşterilerin ihtarı üzerine, haftada bir defa değişiyor du. İşte Delmonte, bütün maiyetı erkâ nile, böyle bir yerde yaşıyordu. Onun, asansürden, koskoca paltcsunun eteklerini savura savura çıktığı görülüyor, yemek salonunda, bitmez tükenmez kahkaha sile gürlediği işitiliyordu. Bir temsilden evvel istirahat etmek istediği zaman, bütün otel halkı, gürültü etmemek için, & Vicki BAUM 39 Asıl mühirn şarkısını, Rossiniyi söyliyemedi. Delmonte, sonsuz bir sabır gösteriyor, ve zaman mefhumile hiç alâkadar srörünmüyordu. Uç saat sonra, onu, naz'k ve mültefit teşyî etti. İntizar odasında, iki yüz doları alan kâtib, Dorise, imtihanı kazana"^ 1 " "' t"MiS etti. Doris, eve yaya olarak döndü. Cen tral Park'ta bir sıraya oturdu ve gece cluncıya kadar derin bir düşünceye dal dı. O tarihte, avukat, ona ayda 400 do lar vermeğe başlamış bulunuyordu. Şimdi, Doris iyi giyiniyordu; ne borcu vardı, ne de kimseye karsı herhangi bir mecburiyet veya taahhüdle bağlıydı. Aldığı paranm bir kısmmı Covven'e veriyordu. Bu para, Bazil'in hapisten kurtarılması işine tahsis edilecekti. Bir kısmını da, gizlice ve muntazaman bankaya yatırıyordu. Çünkü, vaziyetinin tamamen düzeldiğine hâlâ inanamıyor, bütün bu rahatın, gü nün birinde, nasıl basladıysa o kadar anî bitivereceâinden korkuyordu. Esasen, Yazan: Hamdi VAROGLU hâlâ Ellialtmcı sokaktaki o evde, Ba zil'in uzun müddet afölye diye kullandığı kapısı camh odada oturuyordu. Parktaki sıranın üstünde, uzun müd det oturup imtihanın kötü neticesini dü şündü. Ortalık kararınca kalktı, parktan çıktı. Yoldan geçen bir taksiyi, yavaş yavaş alışmağa, tabiî bulmağa başladığı bir jestle çağırdı, bindi, eve döndü. O ak şam, Salvatori'ye gözükmedi. Onun kapısmın önünden gürültüsüzce geçti, dör düncü kata çıktı ve lâmbayı yakmadan yattı. Eskiden olsaydı, bugünkü vaziyet karşısında herhalde ağlardı. Bunu dü şündü ve her geçen günün, kendısını bıraz daha pişirdiğini hayretle gördü. Muganniye olmak ve Delmonte ile beraber çalışmak istiyordu. Üstadın o sonsuz sabrını, san'ata karşı olan derin aşkını gördükten sonra şuna kat'iyetle kanaat ge tirmişti: Onun talebesi olacak ve şöhrete erişecekti. Eskiden fazla haris bir kız deŞildi. Şimdiki ihtirası, herhalde Central Park'taki sıran'n iis'iinde d Çevıren: yaklarının ucuna basarak yürüyor ve gına muallimleri derslerini tatil ediyorlardı. Diğer günler, Blanchard otelinin duvar [an, sabahtan akşama kadar şarkı provalarile inler ve bina, otelden ziyade bir konservatuarı andırırdı. Doris, otele yerleştiği zaman tesarla dığı işi yavaş yavaş yapmağa ve Del monte'nin adamlarile birer birer ahbab oimağa başladı. Ustada iiç talebe refakat ediyordu. Hep birlikte, otelin havasız yemek salonunda karınlarını doyuruyorlardı. Doris, bunlardan, ilk malumatı aldı. Ellerini ağızlarına siper ederek biribirlerinden ve hepsi ayrı ayrı, üstaddan ve muavinlerinden şikâyet ed'yorlardı. Ustad, yahud talebenin tabirile ihti yar, hasıs, müstebıd, çocuk tabıatlı ve bir Hınd fakiri kadar müteassıbdı. Uç şeyden korkardı: Sesinin bozulmasından; ihtiyarlığında fakir düşüp, kendisinden evvel şöhret kazanmış birçok tenorlar gibi dilenci haline gelmekten ve kadmlardan. Uç talebeden birisi olan küçük Palfy, onun, karısının vefatından sonra, hiçbir kadınla münasebet tesis etmediğini söy • lüyordu. Küçük Palfy, bunu anlatırken, ağzını büzerek omuzlarını silkiyor ve: «Olabilir, diyordu, alışkanlık meselesi!» Palfy, üstadın yegâne kadın talebe siydi. Kızıl saçlı, güzel cUdli bir kızdi. (Arknst var)
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle