20 Ağustos 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

paraya değer veren biri mi daha vahşidir? Ben bir hikâye ile bu soruyu sormak istedim. Romanın başkarakterleri Gu ve Dam, acımasız re- kabetin ve borçların altında ezilmiş, toplum tarafından dışlanmış insanlar. Yine de onlar, birbirlerini sevdikleri için yaşamak- tan vazgeçmez ve yaşama tutunurlar. Çünkü “umut olmayan bir dünyada yaşayabiliyor- lardı ama birbirlerinin olmadığı bir dünyada yaşa- yamıyorlardı”. Ben, bu dünyada böyle insanların çok fazla olduğuna inanıyorum. ‘İNSANLIK TARİH BOYU SAYISIZ DEĞER YARGISINI BENİMSEDİ VE VAZGEÇTİ!’ UYAR- Metinde sık sık “Bin yıl sonra da insanlık var olur mu?” sorusu ve o zamanki insanların bu- günü nasıl göreceğine ilişkin düşünceler yer alıyor. Karakterlerin bu kadar uzak bir geleceğe sığın- ma ihtiyacı, içinde bulundukları zamanın yaşanı- lamaz oluşuyla nasıl bir bağ kuruyor? JIN-YOUNG- “Bin yıl”, çok uzak bir geleceği ifa- de etmenin başka bir biçimi olarak da görülebilir. İn- sanlık tarih boyunca sayısız değer yargısını benimsedi ve sonra vazgeçti. Köleliğin var olduğu zamanlarda siyah insanlar bir eşya gibi alınıp satılıyordu. Efendiler kölelerini öldür- seler bile ceza almıyorlardı. sürekli hatırlayarak onun varlığını kanıtlamaya çalışır. alınır. Hatta “tek yüzük”ü ele geçiren birisi bütün dün- Farklı bir ırktan oldukları gerekçesiyle insanlara bü- yayı yok edebilir! Ölüleri hatırlamak ve onların adını anmak da bir yas yük katliamlar yapıldı. Bugün cinayet sayılacak şeyler, tutma biçimidir. Ve ben yas tutmanın, hayatta kalan Bizler çocukluğumuzdan itibaren yalnızca hayaller- geçmişte suç sayılmıyordu. İnsanlığın ortak sağduyusu insanların önemli bir görevi olduğunu düşünüyorum. de mümkün olabilecek hikâyeleri dinleyerek ve oku- bu şekilde çağdan çağa değişiyor. Dünyada yaşayıp giden sıradan insanların gündelik ya- yarak büyürüz. Başkarakterin bin yıl sonrasını düşünmesinin nedeni Gerçek dünyada mümkün olamayacak şeyler ro- şamları bir araya gelerek insanlık tarihini oluşturur. Kişi- de budur. “Şimdi insanlar para için birbirini öldürü- manda rahatlıkla yazılabilir. Çünkü bize “hikâyeler” sel tarih ile insanlık tarihi birbirinden ayrı düşünülemez. yor. Peki bin yıl sonra nasıl olacak? Hep böyle mi ka- gerek. Gerçekliğin acısına ancak hayal kurmanın gü- Bence romancının işi; sıradan insanların kendilerine lacak?” Sanırım bunu sorgulamak istiyor. özgü yaşamlarını hikâyeler aracılığıyla anlatmaktır. cüne dayanarak katlanabiliriz. Başkarakter ayrıca “bin yıl” boyunca yaşayarak “in- Ben de Gu, Dam, Noma ve Jinju gibi karakter- SONSUZA DEK HATIRLAMAK İSTEYEN sanlığın hayatta kalan son kişisi” olmak istiyor. ler üzerinden insanın hem ortak hem de kendine özgü Çünkü kendisi bu dünyada sevgilisini hatırlayan tek DERİN BİR SEVGİ HALİ... yanlarını aynı anda anlatmak istedim. kişi. O ölürse sevgilisini hatırlayan son insan da yok İnsanların hayal gücü ile yarattığı kelimeler arasın- olup gitmiş olacak. ‘GERÇEKLİĞİN ACISINA ANCAK HAYAL da “melek”, “cennet”, “ruh”, “öteki dünya” gibi kav- Sevdiği kişiyi hatırlayan biri olarak çok uzun süre KURMANIN GÜCÜNE DAYANARAK ramlar da vardır. Ben bu kelimeleri her gördüğüm- hayatta kalmak istemesi, aşkın başka bir biçimi olduğu KATLANABİLİRİZ!’ de insanın içten ve derin sevgisini hissediyorum. Çün- kadar, derin bir yas duygusudur da aynı zamanda. kü bunlar, yaşayanların ölen kişilere duyduğu sevgiyi UYAR- Anlatıcı, ahlakın veya bilimin karışa- içinde taşıyan kelimelerdir. ‘KİŞİSEL TARİH İLE İNSANLIK TARİHİ mayacağı bir mucizeye, bir “inanca” ihtiyacı oldu- İnsanlar “Ölüm her şeyin sonudur” gibi rasyonel ve BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ’ ğunu söylüyor. Yaşamın tüm acımasızlığına karşı bilimsel bir düşünce ile yetinmez. “Öldü ama cennet- geliştirilen bu inanma hali, karakterlerin hayatta UYAR- Gu ve Dam, birbirlerinin adını bile te beni bekliyor”, “Öldü ama ruhu hâlâ bizimle birlik- kalma mekanizması olarak görülebilir mi? doğru dürüst söyleyemedikleri çocukluk yılların- te”, “Bu yaşamda buluşamazsak da sonraki yaşamda dan sarsıcı bir sona uzanıyorlar. JIN-YOUNG- İncil’de bakire bir kadının hamile yeniden kavuşacağız” diye düşünür. kalması ve ölen bir insanın yeniden dirilmesi gibi an- İsimlerin ve kişisel tarihlerin, bu iki karakterin Bu, ölen kişiyi sonsuza kadar hatırlamak isteyen bir latılar vardır. İnsanlar, Tanrı’ya sığınabilmek için bu- dünyadaki varlıklarını “kanıtlama” (orijinal isme sevginin ifadesidir. Hayal gücü bazen sevme duygusu- atıfla: Gu’nun Kanıtı) çabasındaki rolü nedir? nun gibi hikâyelere inanırlar. nu korur ve ayakta tutar. Tanrı’ya sığınma ihtiyacı duymamızın nedeni, yaşa- JIN-YOUNG- İsmimiz bize doğduğumuz anda ve- İnanç da böyle değil midir? Bakire bir kadının ha- mımıza değer vermemiz ve sevdiğimiz insanların iyili- rilir. Kendi seçmediğimiz bir isimle yaşarız. Elbet- mile kaldığına ya da ölen bir kişinin dirildiğine yadır- ğini istememiz değil midir? te isimleri değiştirmek ya da takma isim kullanmak da gamadan inanabilen insanların; sonsuza kadar hatır- Benzer şekilde okuduğumuz efsanelerde ve masal- olanaklıdır ancak insanların çoğu, bir başkası tarafın- lamak istediği için sevgilisinin cesedini yiyen birinin larda da buna benzer hikâyeler vardır. Bir baba oğlunu dan verilen ismi o haliyle kullanmaya devam eder. davranışını nasıl değerlendireceklerini, kendi bedeni yer, bir tanrı yıldırımlarla insanları vurur. Birine isim vermek ve ismiyle seslenmek, içinde çe- ile bütünleştirip onu sonsuza kadar hatırlama arzusuna Köpüklerin içinden bir tanrıça doğar. Bir heykel can- şitli sevgi biçimlerini barındıran bir eylemdir. nasıl bakacaklarını... İnsan bedeni öldükten sonra doğaya döner; fakat lanır. Tahtadan yapılmış Pinokyo gerçek bir insan olur. Ben bu soruları sormak istedim. n isimler, yazılı kayıtlarda yaşamayı sürdürür. İsim ile Zehirli elmayı yiyip ölen prenses bir öpücükle ye- kişisel tarih birbirinden ayrılamaz. niden yaşama döner. Büyülü sözlerle insanların irade- Açlık / Choi Jin-young / Çeviren: Tayfun Dam, hayatta kalan kişidir. Bu yüzden ölen Gu’yu si kontrol edilir, bazen ateşler püskürtülür. Zaman geri Kartav / İthaki Yayınları / 136 s. / 2026. FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ’DEN ‘ÖLÜ BİR EVDEN HATIRALAR’ “Modern edebiyatta bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım; bu Romanın başkarakteri Aleksandr Petroviç Garyançikov karısını söylediğime Puşkin de dahildir. Dostoyevski’ye ona bayıldığımı öldürmek suçundan girdiği hapiste “iyi” ve “kötü”nün hızla değiş- söyleyin.” Lev Nikolayeviç Tolstoy mesini ve birbirine girmesini izlerken hapishane şartlarında insani- yetin düştüğü elim durumlara tanık olur. rgin Altay’ın çevirisiyle İletişim Yayınları tarafından yayımla- Serbest bir sicimle birbirine tutturulmuş bu anılar aynı zamanda nan Ölü Bir Evden Hatıralar, Dostoyevski’nin Omsk’taki bir ça- Rus hukuk ve ceza sisteminin bir eleştirisi niteliğini taşır. E lışma kampında yaşadığı dört yıllık kürek mahkûmiyetinin bu- İletişim Klasikleri dizisinden yayımlanan Ölü Bir Evden Hatıralar, ruk bir hediyesi! Dostoyevski’nin 1854 sonunda Omsk’tan ayrıldıktan kısa bir süre Ergin Altay çevirisi, Barış Özkul’un önsözü, yazar ve dönem krono- sonra kaleme almaya başladığı ve 1860-1862 yılları arasında Vrem- lojisi ile kitaba ilişkin görsellerle okuyucularla buluşturuluyor. n ya (Zaman) dergisinde tefrika edilen Ölü Bir Evden Hatıralar, büyük Ölü Bir Evden Hatıralar / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski / yazarın hapiste yaşadığı korkunç deneyimler, tanıştığı mahkûmlar ve gardiyanların zalimliğinin kâğıda düşülmüş bir kaydı. Çeviren: Ergin Altay / İletişim Yayınları / 403 s. / 2026. 6 13 Ağustos 2026 KIM SEUNG-BUM
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear