27 Mart 2026 Cuma Türkçe Subscribe Login

Catalog

ESRA KAHYA’DAN ‘BİR İNTİHAR ÇOK ÖLÜM’ ‘İnsanı söylemediklerinde aramak gerek, sustuklarımızdır bizi tam eden!’ Esra Kahya’nın ironik ve akıcı üslupla kaleme aldığı Bir İntihar Çok Alt başlığı aynı kalsa da kısa süre önce Esra Kahya, Ölüm adlı romanı, yaşarken ailesi ve toplum tarafından elbirliğiyle İletişim Yayınları’ndan yayımlanan yeni kitapta Bir İntihar Bir Ölüm yok sayılan “kambur kız Acibe”nin intiharı sonrasında ortaya adını tercih etmiş. saçılan sırlarla sarsılan “acayip” bir ailenin trajikomik hikâyesi. İlk kitaptaki derinlikli anlatıma ek olarak erkek seslerine de 2011 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’ne değer yer veren ikinci baskıda tüm karakterlerin bakış açılarına ışık görülen Kambur romanı ikinci baskısı için uzunca bir süre bekledi. tutuluyor. le güzeldir. Ağzı ab-ı hayattır, goncadır. AHMET ANTMEN Sözü şifadır. Kaşları yay, kirpikleri ok- tur. Boyu servidir. Kokusunu sabâ rüz- KENDİNE BAŞKALAŞMAK! garıyla yollayandır. Romanınız geliştirilmiş bir ilk yapıt olarak kendini sor- n Güzelin dile söylettiği mazmunlar; gulayarak aşıyor gibi. İlk sayfada ruhla bedenin ölüm karşı- iç açan, tazeleyen, şaşırtan birçok sıfat sındaki kararsızlığıyla karşılaşıyoruz. Bir intiharda dahi ya- vardır. Fakat çirkine tek sıfat kâfi. şamakla ölmek arasında sınırların belirsiz olmasını yabancı- “Çirkin”... Oysa çirkinin kendine laşma bağlamında değerlendirebilir miyiz? özgü tonları var. Onu da sıfatlarla ço- ESRA KAHYA - İntihar bir geçiş tercihi. “Ne zaman, nere- ğaltmak, yukarı taşımak olanaklı. Na- de, nasıl geçeceğime ben karar veririm” diklenişi. Fakat bu, ev sıl ki güzelin methi sıfatlarla yüceli- sahibinin kurallarına göre değil. O zaman araf kaçınılmaz. yorsa çirkinin de hakkı budur. Bakışta Bir İntihar Çok Ölüm, intihar ile başlıyor. Okur, Acibe’nin ve dilde denge kurmak olanaklıdır. ruhu bedenini henüz terk etmemişken yaşadıklarına tanık olu- KURSAKTA KALAN yor, ilerleyen sayfalarda bu intiharın gerekçelerini öğreniyor. Acibe’nin görünmezliğinde tam bir yabancılaşmadan bahse- MONOLOGLAR debiliriz. İçine doğduğu eve, yaşamını şekillendiren mahallesi- Bilincin hemen altını, şuramıza n ne, etrafındaki herkese ama en çok kendine. kadar gelip de söyleyemediklerimizi KAHYA - Evet, yansıdığını Kendine başkası olan bir karakterden bahsediyoruz. Etrafın- kazıyıp çıkarıyorsunuz sanki. Acaba düşünüyorum fakat “İlle de şi- daki hiç kimseden değer görmemiş; bir yere, birine ait hisset- insanın kursağında kalan diyalogları irsel bir üslubum olsun” diye memiş, “bir şey” olamamış karakterin bunca görünmezlik için- monoloğa mı tahvil ediyorsunuz? yapmıyorum bunu. Ben yazma- de yabancılaşması kaçınılmazdır. KAHYA - Yazmanın bir yeti oldu- ya şiirle başladım. Kelimelerim Acibe, yabancılaşmanın verdiği varoluş sancılarının yanında ğunu düşünüyorum. Elbette beslen- şiirle yıkandı. Şiirle içime bak- buna neden olan herkesten intikam almayı ister. Ve başarır. mek, körüklenmek, dirildikçe dirilmek tım, içimi gördüm, içime yürü- istenen bir yeti. düm. Hal böyle olunca hangi ‘METNİN SESİNİ DUYMAYI SEVİYORUM’ Bu gücün ortaya çıkma anında ya- toprağa el sürsem şiir bitiyor. Romanın kendi ilk baskısının içinden serpilip geliştiğini n zarın en yakın durduğu yer yine ken- Metnin sesini duymayı sevi- görüyoruz. Erkek seslerini de dahil eden ikinci kitapta karak- di. İçi. Yaşadıkları, biriktirdikleri, ya- yorum. Bazen bağıran, bazen terlerin gerek kendileriyle gerek başkalarıyla diyaloglarının şayamadıkları. Söylediklerinden çok susan; kuduran yahut dizginle- daha yoğun olduğunu söyleyebiliriz. sustukları. İçindeki cevher veya safra. yen, ruhu olan kelimeleri tercih Genel olarak dilsizlerin sohbeti olarak mı, yoksa başka bir Adına ne derseniz deyin, ortaya çıkmayı bekleyen o şey, bi- etme sebebim şiire eğilimimden çok, ruhumu şiirle keşfimden. biçimde mi yorumlamalıyız bu durumu? linçaltının en derini. Diyaloglarda birden fazla ses var. Anlata- İlkokulda güzel yazı defterime Yunus’u yazardım. Güzel yazı KAHYA - “Dilsizlerin sohbeti” hoş bir adlama. Bunu kabul mamanın yanında anlaşılmamak var. Tamamlandı dediğiniz an- yazmayı, güzel yazandan öğrenmiş olmanın küçük bir yürekteki edebilirim. Çünkü romanın ilk bölümünde erkekler konuşama- da bile susulanlardan bahsetmek olanaklı. tesirini yıllar sonra anlamlandırmam da kaderin hoş bir tezahürü. dı, dilsiz kaldılar. Monolog ise bitimsiz bir akış halinde. İnsanın kafasındaki o Şiirin imgeye, metafora müsait dil estetiği, şaire ritmi ayar- Turgut, davanın sırrını saklamak zorundaydı. Meskur bile iste- “kendinden mütevellit ses” biteviye konuşur. Ama yine o sestir lamada konfor alanı yaratıyor. Bir romancı / öykücü bu konfor ye susmayı tercih etti. Rasim, karşısındaki Nazenin duvarını aşa- aslında kişinin yarım kalanlarını tamamlayan. alanına pek tabii erişebilir. Bundan yararlanıyorum. madı. Faruk Nafiz ise üzmekten korktu. Kendilerince haklı se- Romana dönecek olursak evet, kursakta kalan diyalogların im- Acibe için sığınaklaşan şiirler, yazarın da sığındığı alandır, bepleri vardır illa. Fakat susmak da insanı yorar ki yoruldular da. dadına monologlar yetişti. Bilinç akışı; karakterin diyaloglarda diyebiliriz özde. İkinci bölüm bu susuşları merkeze alarak okura, “Bir de bu- sustuklarını, iç sesine söylettiklerini duyurdu bize. İnsanı söy- Romanda sıfatlar biçerek güzeli aşındırmış olabilir mi- n radan bak” dedi. Hikâyenin birden çok gözü var. Hangisinden lemediklerinde aramak gerek, sustuklarımızdır bizi tam eden. yiz? Çirkine de sıfatlar bulma çabanızın nedeniyle ilgili ipu- bakarsan önün sıra olanı görürsün. “Kursakta kalan” dedikleriniz bir yerden sonra kursağı tıka- cu verebilir misiniz? Berisini gerisini tahmin etmek olanaklı olsa bile bu, ihtimal- yan, nefes almayı güçleştiren tortuya dönüşüyor. Taş olsa çat- ler yığını olmaktan öteye geçemez. Karşıdan bakınca göz görür, KAHYA - Güzeli aşındırdık evet. Bir yerden sonra durduk lar, denen yer işte orası. Ben de taşı çatlatmak istemedim. Ora- perde sıyrılır. Bunu istedim. ve düşündük:“Kime göre, neye göre güzel?” Bir şeye güzel de- dan yazdım. n Kitapta şiirlere, hatta Acibe için sığınaklaşan şiirlere de- diğimizde onu bir kalıba sokuyoruz, sahiciliğini törpülüyor; de- n ğiniyorsunuz. Şiirlere ve şairlere yaptığınız vurgu üslubunuza ğerini artırıyoruz. Güzele ağırlıklar yüklüyoruz. Bir İntihar Çok Ölüm / Esra Kahya / İletişim nasıl yansıyor (mu)? Güzel güzellemesiyle dirilen Divan şiirine bakınız. Sevgili il- Yayınları / 255 s. / 2026. HORACIO QUIROGA’DAN ‘ANAKONDA VE DİĞER ÖYKÜLER’ “Quiroga, Latin Amerika edebiyatı tarihinin en saygın ve en çok eden bir tekinsizliğin içinde, insanlar ve hayvanlar hayatta kalma ile okunan yazarlarından biridir ve birçokları onu Jorge Luis Borges ve teslimiyet arasındaki o ince hatta yürümeye başlıyor. Quiroga’nın kurduğu dünyada, orman, öykülerin egzotik bir dekoru Julio Cortázar öncesi dönemin en önde gelen öykü yazarı olarak olmaktan çıkıyor, adeta belleği ve bilinci olan bir canlıya dönüşüyor. görür.” Keith Brower Okur, yavaş yavaş hareket halindeki bu yapının içine çekiliyor; yılanla- atin Amerika edebiyatının en büyük öykücülerinden Horacio rın tıslamasını, suyun akışını, gölgelerin bir görünüp bir kaybolmasını takip Quiroga, Özge Cengiz’in çevirisiyle İletişim Yayınları tarafından ediyor. Doğanın güzelliği ile dehşeti arasındaki sınır ortadan kalkıyor. n L yayımlanan Anakonda ve Diğer Öyküler adlı kitabında, tropikal dünyanın karanlık yanlarını anlatıyor. Nehirler, yılanlar, kaplanlar ve Anakonda ve Diğer Öyküler / Horacio Quiroga / Çeviren: uçsuz bucaksız bir orman... Doğanın tam kalbinde, tüyleri diken diken Özge Cengiz / İletişim Yayınları / 108 s. / 2026. 26 Mart 2026 10
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear