22 Ekim 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

MINYOUNG KANG’DAN ‘ÇİÇEKÇİ KADIN’ Bir bitki dükkânının karanlığı! Güney Koreli yazar Minyoung Kang’ın Çiçekçi Kadın romanında bakımı özen isteyen bitkiler, susturulan kadınlar ve açıklanamayan erkek kayıpları küçük bir dükkânın toprağında buluşuyor. Kara mizahı ve gerilimi ustalıkla harmanlayan Çiçekçi Kadın, son sayfasına kadar gizemini koruyan, sarsıcı bir roman. peşinden geldiğini hissediyor. bir bakım notu, bir telefon numarası DUYGU AYDEMİR Bu kişilerin hiçbiri “mağdur” söz- ya da küçük bir saksı yetiyor. cüğüne indirgenmiyor. Her birinin is- Dayanışma böylece gündelik, sessiz TOPRAĞIN KOKUSU, YAPRAKLARIN mi, gündelik alışkanlıkları, korkusu ve elle tutulur bir biçim kazanıyor. SERİNLİĞİ VE ÖLÇÜLÜ BİR SESSİZLİK! ve karar anı var. Güney Koreli yazar Minyoung Kang, Selen YUHUİ’NİN YÖNTEMİ Demirtaş’ın Korece aslından yaptığı çevirisiyle ERİL DÜNYAYA ELVEDA! KARANLIK, ONU DOĞURAN Timaş Yayınları tarafından yayımlanan Çiçekçi Dükkânda ise alışılmadık bir deği- ŞİDDET İSE TANIDIK! Kadın adlı romanını Dosan’ın sakin bir köşesinde, şim yaşanıyor. Kadınlar toparlanırken Yazarın kitabın sonuna eklediği tabelasında iddialı bir isim bulunmayan Bitki yaşamlarını kuşatan erkekler ortadan not, romanın çıkış noktasını Dükkânı’nda kuruyor. İçeride toprağın kokusu, kaybolmaya başlıyor. belirginleştiriyor. yaprakların serinliği ve ölçülü bir sessizlik Şehir kayıp ilanlarıyla dolarken Bir eleştiri atölyesinde bir erkeğin hüküm sürüyor. Yuhui her sabah kepengi açıyor, ortaya attığı “Erkekler çok sebepsiz Dükkânın sahibi Choi Yuhui, hangi bitkinin ne bitkilerini suluyor, sararan yaprakları yere ölmüyor mu?” sorusu, Kang’a kadar ışık istediğini, kökün neden çürüdüğünü, topluyor. Anlatının ürpertisi, olağanla edebiyatta ve sinemada adı bile kırılmış bir gövdenin nereden budanacağını biliyor. korkunç arasındaki bu sarsılmaz verilmeden öldürülen, hikâyesi İnsanlara karşı temkinli, bitkilere karşı neredeyse düzenden doğuyor. anlatılmayan sayısız kadın karakteri sezgisel. Bir yaprağa hoyratça uzanan eli de Kang, cinayeti gösterişli sahnelerle hatırlatıyor. karşısındaki kadının sesinde saklanan korkuyu da büyütmek yerine sulamak, budamak, parçalamak, Minyoung Kang, Çiçekçi Kadın’da bu alışılmış hemen fark ediyor. gömmek gibi sakin fiillere emanet ediyor. Bahçe anlatım biçimini tersine çeviriyor: Kadınlara Kang, Çiçekçi Kadın’ın gerilimini bu dikkat giderek gürleşiyor, okurun toprağa bakışı değişiyor. adlarını, hikâyelerini ve iyileşme olasılıklarını farkından çıkarıyor. Başlangıçta huzurlu görünen verirken açıklama yapılmadan ortadan kaybolanlar BASTIRILMIŞ BELLEK VE DAYANIŞMA... dükkân, kısa sürede kadınların soluklandığı bir bu kez erkekler oluyor. Romanın ikinci hattında dedektif Cha Dokyeong ara bölgeye dönüşüyor. Avokado çekirdeği, Ne var ki roman, kolay bir zafer sunmuyor. vardır. Shinil Binası’ndaki yangınla başlayan petunya, lithops, biberiye, agave... Her biri yeni bir Yuhui’nin yöntemi karanlık, kurduğu dünya kuşkuları onu Yuhui’ye ve Bitki Dükkanı’na karşılaşmanın işaretini veriyor. kurmaca; onu doğuran şiddet ise tanıdık. yaklaştırıyor. Bitki bakımı fonda kalmıyor, anlatının diline Erkeklerin yokluğu kadınlara nefes alacak yer Dosyalar dağınık, tanıklıklar eksik, güvenlik yerleşiyor. Çürüyeni ayıklamak, zarar gören parçayı açsa da geride kalan suç ortadan kalkmıyor. kameralarının görüşü sınırlıdır. Yine de mesleki kesmek, sağlam kökü korumak, başka bir saksıda Yuhui’nin her şeyi tek başına yüklenişinde içgüdüsü ona aynı şeyi söylüyor: Bu kadar tesadüf, yeniden büyütmek olanaklı. Peki aynı işlemler bir kurtuluşla ağır bir yalnızlık yan yana duruyor. tesadüf olamaz. insan yaşamına uygulanabilir mi? Yazar, böyle bir Yuhui’ye ihtiyaç duyulmayan ve Dokyeong’un yürüttüğü soruşturma metne hiç kimsenin bütün karanlığı tek başına göğüslemek YAŞLARI VE YAŞAMLARI AYRI, polisiye bir hareket kazandırırken Yuhui’nin zorunda kalmadığı bir yaşam diliyor. YARALARI İSE ORTAK KADINLAR! geçmişi de parça parça açılıyor. Okul yıllarından Minyoung Kang romanın finalinde toprağı Yuhui’nin çevresinde beliren kadınların yaşları ve kalma korku, gizlice çekilen bir fotoğraf, alaya yeniden düzlüyor. Yağmur başlıyor, hava serinliyor, yaşamları ayrıdır, yaraları birbirine yabancı değildir. ve söylentiye dönüşen taciz, yıllar sonra karşısına dükkân karanlığa gömülüyor. Hyunjin, telefonuna aralıksız düşen mesajlarla yeniden çıkan Lee Jinho... Yüzeyde her şey sakin. Fakat Çiçekçi Kadın’dan denetlenen, Seongmin’in öfkesini her defasında Yuhui’nin sessizliği boşluk değil, yıllarca çıktıktan sonra iyi bakılmış hiçbir bahçe bütünüyle yatıştırmaya çalışan bir yaşam sürüyor. bastırılmış bir bellektir. masum görünmüyor. Öğrenci Minha, babasının şiddeti kadar evde Kang, Yuhui’yi öfkesini yüksek sesle ilan eden Kang’ın asıl tersine çevirdiği şey ölümden kendisine ait bir alan bulunmamasının ağırlığını bir kahramana çevirmiyor. Onun öfkesi eldiven çok kimin hatırlandığıdır: Erkekler kayboluyor, taşıyor. Myeongha, ilk işyerinde küçümseme, takıyor, kürek tutuyor, toprağı düzeltiyor. Şefkati kadınların isimleri kalıyor. n dışlama ve toplu zorbalıkla baş etmeye çalışırken ile acımasızlığı aynı hareketlerde buluşuyor. giderek dünyadan çekiliyor. Yardım ettiği kadınlarla arasında büyük sözler ya Çiçekçi Kadın / Minyoung Kang / Çeviren: Selen da dramatik anlaşmalar kurulmuyor; kimi zaman Suji ise bir fotoğraf karesine sığmayan dehşetin Demirtaş / Timaş Yayınları / 208 s. / 2026. İhlalin Sınırları: Günümüz ti tartışılırken özgürlük, mülkiyet ve halk egemenli- Romanı Üzerine Yazılar / ği üzerine yükselen fikirler salonlardan Paris sokak- Kolektif / Haz. Jale Özata larına taşmaktadır. Romanın merkezindeki Sylva- Dirlikyapan / Metis Yay. / 288 s. in Fournier, geçmişiyle arasına mesafe koyabilmek için Fransa’nın güneyindeki ücra bir manastıra çeki- VİTRİNDEKİLER “Bu derleme, günümüz romanının lir fakat geçmişinden uzaklaşamaz. Manastırın ses- bu yönelimini, parçalanmış özne- sizliğinde karşılaştığı insanlar, saklı hikâyeler ve gi- lerden tekinsiz mekânlara, tutula- konforsuz bir sahaya davet ediyor. Fatih Altuğ, Melek derek büyüyen siyasal gerilim, Sylvain’i geride bırak- mayan yaslardan aşındırılan kimliklere Aydoğan, Esengül Ayyıldız, Yekbin Balçık, Jale Öza- tığını düşündüğü yaşamla yeniden karşı karşıya geti- uzanan geniş bir spektrumda, tek bir ta Dirlikyapan, Leyla Burcu Dündar, Çimen Günay-Er- rir. Fransa’da toplumsal düzen sorgulanırken Sylvain çatı kavram etrafında okumayı öne- kol, Deniz Gündoğan İbrişim, Koray Kırmızısakal, Erhan ve çevresindeki karakterler de yaşamlarını, bağlılıkları- riyor: İhlal.” Jale Özata Dirlikyapan. Edebiyat, yerleşik Meydan, Göze Orhon, Emre Sünter, Zeynep Uysal ça- nı ve seçimlerini yeniden değerlendirmek zorunda ka- olanın konforunu bozduğunda, yasaklanmış ya da unu- lışmaya katkıda bulunan isimler. lır. Giuseppe Mazzini, Pierre-Joseph Proudhon ve Mi- tulmuş olanın eşiğinden içeri girdiğinde dönüştürücü/yı- Hayat Manastırı / Mehmet Tolga hail Bakunin gibi dönemin düşünsel ve siyasal iklimi- kıcı gücüne kavuşur. Günümüz romanı son yıllarda ko- Görgülü / Vis Kitap / 336 s. ne yön veren isimlerin izlerinin de görüldüğü roman, lektif belleğin, bedensel bütünlüğün ve ontolojik kate- tarihsel gerçekliği karakterlerin kişisel çatışmalarıyla iç gorilerin sınırlarını zorlayan deneyimlere daha çok alan Mehmet Tolga Görgülü, Hayat içe geçiriyor. Mehmet Tolga Görgülü, Périgord’un taş açıyor. Metis Yayınları’nın Bilge Karasu Edebiyat İncele- Manastırı adlı romanında, 1848 malikânelerinden Paris’in hareketlenen sokaklarına, meleri Dizisi’nden yayımlanan, Jale Özata Dirlikyapan’ın Devrimi’nin arifesindeki Fransa’da manastırın kapalı dünyasından yaklaşan devrimin ba- hazırladığı İhlalin Sınırları: Günümüz Romanı Üzerine toplumsal dönüşümle bireysel yüz- rikatlarına uzandığı romanı Hayat Manastırı’nda, Yazılar adlı kolektif çalışmadaki; kapanmış gibi görünen leşmenin kesiştiği bir hikâye anlatı- meseleleri yeniden deşen, üzeri örtülen hafızanın bir dip yor. 1847’nin son günlerinde Fran- özgürlük meselesini hem siyasal hem de bireysel düz- dalgası gibi yüzeye vurduğu ve resmi tarihin monolo- sa siyasal ve toplumsal bir kırılma- lemde ele alarak insanın kendi yaşamı üzerinde ne öl- ğunu çoksesli bir itirazla bölen metinler, okuru kısmen nın eşiğindedir. Monarşinin meşruiye- çüde söz sahibi olabildiğini sorguluyor. 12 8 Ekim 2026
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear