Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
SAYFA CUMHURİYET 17 KASIM 2002 PAZAR
10 PAZAR KONUGU
Adalet Bakanı Aysel Çelikel: 'Türkiye'deyargıbağımsız değil' tespitinin çok ağır bir eleştiri olduğu düşüncesinde
S Ö Y L E Ş İ : LEYLA TAVŞANOCLU
le>[email protected]
Ülkemizde genel seçim kararı alınır alınmaz yasa gereği, seçim
tarihinden üç ay önce Adalet, tçişleri ve Ulaştırma bakanlıklarına
bağımsız kişiler arasmdan atama yapılır. Bu kez 3 Kasım seçimleri
öncesi Başbakan Bülent Ecevit tarafindan Adalet Bakanlığı na bir
kadın, hukukprofesörü Aysel Çelikelatandı. Çelikel Türkiye'nin
ilk kadın Adalet Bakanı oluyordu. Üç ay gibi kısa bir sürede pek
çok işe imzasını attı. F tipi cezae\deri sorununu, acısını içinde
duyarak yaşadı. Görevinin son kalan birkaç gününde kendisini
Ankara da bakanlıktaki odasında ziyaret ettim. tstanbul'a dönme
düşüncesi onu memnun ediyor gibiydi. Sabah sıkı koruma altında
makam otomobiliyle kaldığı yerden bakanlığa gidip akşama kadar
orada kapanmak ve tek başına, özgürce hiçbiryere gidememek,
ahşverişe bile çıkamamak onu rahatsız etmişti. Bana, "lyi ki
Ankara da üç aydanfazla kalmıyorum. Yoksa ben de bu düzene
ahşabilirdim " diyor, bakanlıklardaki şatafat ve tantananın pek çok
insanın gözünü bağlayabileceğinden söz ediyordu. Çelikel 'in,
Ankara da bakanlara tamnan olanaklara ilişkin şu sözleri doğrusu
bana çok çarpıcı geldi: "Onlar kahn duvarlann içinde
yaşamaktadırlar. Bu da halktan kopukluğun bir başka örneğidir."
Çelikel ayrıca infaz sisteminde çok önemli değişiklikler yaptığını
anlattı ve şunun da altını kahn hatlarla çizdi: "Avrupa Işkenceyi
Önleme Komisyonu Başkanı Silvia Casale de bir mektup yazarak
bunun için bana teşekkür etti."
1982 Anayasası'yla yargı
bağımsızlığına gölge düştü- Adalet Bakanı olarak sizce, Türkiye'nin yargı
sistemi içinde en birinci sorunu ya da öncelikli so-
runları nelerdir?
ÇELtKEL-Öncelikli sonın doğal olarak yargının
amacına uygun işlemesi ve adaletin yasalara uygun
olarak ve zamanında sağlanmasıdır. Bu, bir hukuk ve
yargı reformu yapılmasını gerektirmektedir. Hukuk
ve yargı reformunun gerçekleşmesinin ise üç ayağı
var. Demokratik ve insan haklanna ilişkin hukuk dü-
zeninin sağlanması, yani hukuk reformudur. Bir di-
ğeri malı sorunlar. yani bütçeden Adalet Bakanlı-
ğı'na aynlan küçücük payın ciddı şekilde arttınlma-
sıdır. Üçüncü olarak yeni yasalara uygun biçimde
yargıç ve savcılann süratle eğitimıdir. Demokratik hu-
kuk düzeni bağlamında önceki Adalet Bakanı Prof.
Dr. HikmetSamiTürkdöneminde başlatılmış. devam
eden ya da tamamlanmış yasa taslaklan bu konuda
atılan önemli adımlann başlangıcıdır. Istinaf Mahke-
meleri yasa tasansı da Yargıtay öncesi mahkeme ka-
tegorisi olarak yargıyı rahatlatma amacı taşıyor. Önü-
müzdeki dönemde konuya ilişkin yeni gelişmelerin
ve güvencelerin yer alacağını bekliyorum.
- Yargının güçlendirilmesinin yolu sadece yasa
çıkartmak mı olmalı?
- Hayır Yargı hukukuyla, mekânlanyla, uygulayı-
cılanyla bir bütün. Oysa büyük küçük bütün kentle-
rimizde adliye binalan yetersiz; onanm ve bakım ge-
reksiniyorlar. Iç göç son on yılda mahkemelerin yü-
künü birkaç misli çoğalttı. Bugün bakanlığm en yo-
ğun çalışması hâkim ve savcılann eğıtimidir. Bütün
yargıç ve savcılar iki yıl içinde insan haklan hukuku
eğitimine tabı tutulacaklar.
- Kaynak nereden bulunacak?
- Kaynak. Avrupa Konseyi ve AB tarafindan sağ-
lanıyor. Bunun yani sıra cezaevi doktorlan, yönetici-
ler, infaz koruma memurlannın eğitimi de Ankara Eği-
tim Merkezi'nde devam ediyor. Ceza ve tutukevlerin-
de insani kurallara uygun bir yönetimin oluşturula-
bilmesi için böyle bir eğitim çalışmasının kısa süre-
de yaran görülecektir. diye umutlanıyorum.
Yasadaki terörist tanımı hatalı
-Adalet Bakanı olarak Türkiye 'de işkence ve kö-
tü muamelenin önlenmesi konusunda neler söyle-
yebilirsiniz?
- Türkiye'de sistematik işkence olduğu söylenmiş-
tir. Sistematik işkence, devlet politikası haline gelmiş,
ülkenin her yerinde yapılan yaygm işkence demek-
tir. Bu Türkiye'ye yapılmış birhaksızhktır, diyorum.
tşkence vardır. ama sistematik olamaz. tşkence bir in-
sanlık suçudur. Bazı yasa değişiklikleriyle ve eğitim-
le yakın tarihte büyük ölçüde azaltılacaktır, diye dü-
şünüyorum. Böyle olmak zorunda.
Yasalardabazıdeğişikliklergerekli. Önce 1992'de
Bakan Seyfı Oktay zamanında yapılmış olan CMUK
değişikliklerinin DGM'lerin yargılama alanına giren
suçlarda da uygulanması için bir yasa değişikliği ge-
rekli. Böyle bir değişiklik içeren yasa taslağı hazır-
ladım ve Başbakan Ecevit'e de sundum. Ilgiyle kar-
şılandı. Ama TBMM tatildeydi: işleme konulamadı.
Aynca DGM'lerin normal mahkemeler içinde ihtisas
mahkemeleri olarak devlet güvenliğiyle ilgili suçla-
ra bakan mahkemeler haline getirilmeleri gereklidir.
Olağanüstü halin çok yakın tarihte sona erecek olma-
sı ve 430 sayılı KHK'nin de uygulamadan kalkacak
olması bu konudaki şikâyetleri ciddi biçimde azalta-
caktır. insan haklannın korunmasına yönelik olarak
TCK 169. maddesinin uygulanmasındaki somnlan
azaltmak için bu fiillerin terör suçu olmaktan çıka-
nlması yararlı olacaktır, diye düşünüyorum. Tabii ki
bu eylemler TCK'ye göre suç olmaya devam ede-
cektir. Bu eylemlerin terör suçu olmaktan çıkanlma-
lan için Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili mad-
delerinde değişiklik yapmak gerekecektir. Bu deği-
şiklikle. örneğin eline silah almamış. ama yasadışı
afiş yapıştırarak suş işlemiş gençleri terörist olarak
değerlendirmekten kurtulmuş olacağız. Dikkatinizi
çekerim, bu fiiller suç olmaktan çıkanlmayacak, sa-
dece terör suçu kapsamından çıkanlacaklardır. Böy-
le bir değişikliğe toplumun ihtiyacı olduğunu düşü-
nüyorum. Bu durumda olanlann sayısmın da az ol-
madığını biliyorum.
-1982 Anayasası'nm kabuledilmesinden itiba-
ren yirmi yüdır, "'Yargı bağımsızlığına gölge düş-
tü " eleştirileriyapılmasına karşın bu eleştirilerigi-
derecekyasal değişikliklerin yapılmadığını ve böy-
le bir girişim olmadığmı söylediniz. Hatta 20 yüdır
girişimde bulunulmamasımn belki de bir rastlantı
olmadığmı ve siyasi bakanlann, yetkilerini bırak-
mamak için böyle bir çalışmayı içtenlikle isteme-
diklerini ve tarafsız bakanlann ya da tarafsız Ada-
let Bakanı 'nın yararının bu noktada ortaya çıktı-
ğını belirttiniz, Bu sözlerinizdenyola çıkarsak,yar-
gı bağımsızlığından ne anlamalıyız? Hâkim temi-
natı ne demektir?
- Sık sık dile getirildiği gibi, "Türkiye'de yargı ba-
ğımstzdeğir görüşüne katılmıyorum. Çünkü bu çok
ağır bir eleştin. Ama. "1982 Anayasasrndan itibaren
yargı bağımsızlığına gölge düşrü" diyorum. Yargının
bağımsız olmasını gerektiren birtakım kurallar bu
anayasayla ve ona bağlı olarak çıkanlan yasalarla or-
tadan kaldınldı. Yargı bağımsızlığı şu anlamda kul-
lanılıyor: Yargıçlar verdikleri kararlarda herhangi bir
siyasi. dinı, ekonomik gücün etkısi altında kalmama-
lıdırlar. Yargıçlann kararian kesindir. Kesin olunca da
bunlann bağımsız mahkemeler tarafindan verilmesi
gerekir ki belırli etkiler o kararlann üzerinde görül-
mesin. Yargının bağımsLz olması için önce yargıcın
teminat içinde olması gerekmektedir. Buna da hâkim
teminatı dıyoruz. Yargıçlarla ilgili bütün özlük hak-
lanna ilişkin ışlemlerde mutlaka hâkimi güvence al-
tına alacak bir düzenleme olmahdır. Hâkimler ken-
dilerini teminat altında görmezlerse çeşitli etkilenn
altında kalabilirler. tştebucerçevede 1961 Anayasa-
sı bu teminatı sağlamıştı. 1982Anayasası'nda ise bu
konuda bazı sınırlar var.
- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 'na nasıl
bir değişiklikyapümasıgerekir, o zaman?
-Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşan bu kunılun
üyesidirler. Hatta bakan. kurulun başkanıdır. Bu ya-
pı çok eleştinlmıştir. Fakat benim bulunduğum dö-
nem içerisinde bakanın siyasi amaçla kurula etki yap-
madığını. istese de yapamayacağını gördüm.
Bakan yargıyı etklleyeblllr
- lyi de, siyasi eğilimleri çok güçlü bir bakansa
bir şekilde etkili olamaz mı?
- Yapabilir de. etkileyebilir de. Dolayısıyla bu ku-
rulun yenıden oluşması sağlanmalıdır. Bugün için bu
kurul beş kişiden ibaret. Onun için üye sayısının art-
tınlması zorunludur. İdari yargı. adli yargı açısından
ayn gruplar olabilir. Kurulun kendi bütçesi. binası,
personeli. sekretary ası yoktur. Bunlann hepsi Adalet
Bakanlığı tarafindan karşıianır. Hâkim atamalannda
bakanın etkisı bu kanaldan olabilecektir. Ama bu ku-
rul son derece duyarhdır Bu konuda bakanın istek-
lerini geri çevirmeyetkisme de sahiptir. Geçmışte bu
olmuş. .Ama bir siyasi bakan, yıne de isterse. ısrarla
yargı bağımsızlığını, yargıç teminatını zedeleyebilir.
- O nedenle mi tarafsız bakan önem kazamyor?
- Evet. Çünkü orada bu siyasi partınin temsilcisi
de olan bir bakan kendı düşüncesi doğrulrusunda
hâkimlerin. sa\ cılann ya da diğer kişilerin atanma-
smda etkili olabilir. Aynca teftiş kurulu Adalet Ba-
kanlığı'na bağlıdır. Hâkimler ve savcılar hakkında
teftiş yapan. raporlar hazırlayan bir kuruldur. Disip-
lin cezasını da bakanın önerisiyle bu kurul vermek-
tedir. Ama hazırlıklar bakanlıkta yapılıp oraya gön-
derilmektedır. O zaman bu teftiş kurulunun da mut-
laka Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun em-
rinde olması lazımdır.
- lyi de, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
üyeleri de sonuçta insan değil mi?
-Tabii ki öyle. Onlar da hata yapabilirler; çeşitli çı-
karlann etkisi altında kalabilirler. İnsanın zaaflannı
da unutmamamız gerekiycr. Buna rağmen birtakım
kurullara da güvenmek zorundayız. Bu konuda bir ha-
zırlığın yapılması benim göreve geldiğim ilk günler-
den beri hep aklımdaydı. Ama o kadar çok eğitim ça-
lışması yapıyorduk kı komisyonu bir türlü toplaya-
madım. Aynca zaman kaybetmemek için komisyo-
nun da daha önce bu konuda çalışma yapmış kişiler-
denoluşmasını istiyordum. Danıştay'dan, Yargıtay "dan
bu konuda hazırlık yapmış olan arkadaşlanmızı top-
ladık. Bakanlıktaki kişıleri devreye soktuk ve ceza usul
hukuku, medeni usul hukuku \e anayasa hukuku uz-
manlanndan oluşan bir komisyon kurduk. Böyle bir
yasa hazırlığına giriştik. Bu a>Tiı zamanda anayasayı
da içine alacak bir hazırlık. Burada iki tür hazırlık ya-
pılacak. Bırincısı, anayasayla birlikte değişiklik na-
sıl olur? tkincisi de anayasa değıştırilmiyorsa yasa-
lar nasıl değiştirilebılir? Sanıyorum çok kısa sürede
bu çalışma bitirilecek. Bu da çok önemlidir.
- Ama bu çalışmayı bağımsız. tarafsız bir bakan
daha mı rahatyapardı?
- Evet, öyle. Zaten 20 yıldır yapılmaması da bunu
Prof. Dr. AYSEL ÇELİKEL
1933, İstanbul doğumlu. tlkokul
diplomasını dpnemin Milli Eğitim
Bakanı Hasan Âli YüceVin elinden aldu
Ortaöğrenimini ifiihar derecesinde
bitirdikten sonra İÜ Hukuk
Fakültesi'nden mezun oldu. 1957"de
aynıfakülteye Devletler Özel Hukuku
asistam olarak atandı. 1964 'te ABD 'de
Colombia Üniversitesi'nde masteryaptu
1969'da doçent, 1977'de profesör oldu.
1994'te İÜ Hukuk Fakültesi dekanlığını
üstlendL 1999'dayaş haddinden emekli
oldu; Maltepe Üniversitesi Hukuk
Fakültesi öğretim ûyeliğini üstlendL
2000 yılında Cumhurbaşkam tarafindan
YÖK üyeliğine atandu
gösteriyor. Ben bu çalışmayı başlattığım için mutlu-
yum.
- Yamlmıyorsam sizözellikleAdaletBakanı'nın
mutlaka bağımsız ve tarafsız olmasıgerektiğini söy-
lüyorsunuz. Öyle değil mi?
-Parlamenter sistemde dışardan bakan atanabiliyor,
ama burada, "Adalet Bakanı mutlaka bağımsız olma-
hdır'' dersem çok iddıalı konuşmuş olurum.
- Öbür türlü de çok siyasi olmuyor mu ? O neden-
le onlarcayıldır işler kördüğüm halinegelmedi mi?
-Siyasi olabiliyor. olacak da... Ancak, seçim dönem-
lerinde üç dört aylık süreler için bağımsız, siyaset dı-
şından bir bakanın bulunması yararlıdır. diye düsü-
nüyorum. Bir de bakanlıktaki öncelikli sorunlann fo-
toğrafını çekip bir şeyler > apmaya çalışmak. yapama-
dıklannı da yeni bakana devTetmek, siyasetçi gözüy-
le değil de sivil toplum gözüyle bakmak çok önemli.
- Anayasa değişikliği ya da uyumyasalannın ka-
bulünden sonra sizce yargılama ve adalet hizmeti
iyi işliyor mu?
- Bunlar bütün sorunlan çözecek anahtar yasalar
değıller. Ama insan haklannın korunması ve demok-
rasi açısından önemleri vardı. Yine de bunlar münfe-
rit konulardı. Zaten aceleyle de çıkanlmış, bütün ko-
nulan kapsamayan kanunlardı. Yargı ıyi işliyor, der-
sem çok iddialı konuşmuş olurum. Ama bu hüküm-
ler yavaş yavaş yaşama geçiyor. Bu bır süreçtir. In-
sanlann, öncelikle de emnıyet güçlerinin konulan
özümsemesi gerekiyor. Yargıçlann, savcılann kendi-
lennin konuya inanmalan lazım. Daha neler yapılma-
sı gerektiğinin üzerinde düşünmek lazım. Hatta hu-
kuk komisyonlan bütün yasalardaki hükümleri bir ara-
ya getirerek ınceleme yapmalılar. Ama istenılen so-
nuç çıkmadığı zaman, "Yargı ayasaDaşt" dıyorlar. Bun-
dan sonra kapsamlı değişiklik çalışmasının yapılaca-
ğına inanıyorum. Seçimleri kazanan yeni parti de
böyle bir çalışma içinde olacağını zaten vaat etti.
- Bakanlığınız döneminde yaşanan en sıcak so-
runlardan birisi F tipi cezaevlerL Türkiye 'de infaz
rejiminde sıkmtılar bulunduğu, çözüm üretilmesi
bakımından da sıkıntılaryaşandığı biliniyor. Ölüm
oruçlarıya da F tipi cezaevlerinde iyileştirmeler için
neyapılmalı ? Sizce cezaevlerinin sorunlan nasıl çö-
zülebilir?
- Büyük koğuş sisteminde adi suçlular da, terör
suçluları da. çıkar amaçlı örgüt kurmaktan suçlu
olanlann hepsi bir arada bulunuyorlardı. Körü bina-
larda körü infaz koşullannda körü servisler de var-
dı. Hemen hemen hıçbir bakan da böyle sorunlu bir
konuyla çok fazla ilgilenmedı. .Ama bundan önce ce-
zaevleri. özellikle terör örgütü üyesi suçlular tarafin-
dan eğitim amaçlı kullanılmıştır. Bunun böyle oldu-
ğu da belgelenmiştir. Aynntısına girmek istemedi-
ğim geçmişteki üzücü olaylar tablosundan sonra çı-
kar amaçlı suç örgütlenyle terör örgütü mensuplan
için F tipi cezaevleri oluşturuldu. Bildığiniz gibi bu
cezaevleri benden önce yaşama geçmişti Ve ölüm
oruçlanyla tutuklu ve hükümlülerin ortak alanlara
çıkmamalan gibi bir sorun yaşanmaktaydı Ben ola-
yı böyle buldum. F tipi cezaevlennin ne olduğunu
anlamak için önce birkaç tane genel cezaevine. ör-
neğin Ulucanlar'a, çocuk cezaevine. kadın cezae\ ı-
ne gittim. Böylece de cezaevlerinin çok kötü koşul-
lar içinde bulunduklannı tespıt ettım. O arada yeni
cezaevleri yapımı projelerini de hızlandırdım. Körü
durumda olanlan onarttım.
F tlplnden gerl dönü? olamaz
- F tipleri yeni yapılmış binalar olmalarma kar-
şın ne durumdalar?
- Bir kere bina olarak yeniler. İçeride üçer kişilik.
iki kat içinde yaklaşık 50 metrekarelik. 50 metreka-
re de havalandırması olan bir yapı. Yani insan hak-
lanna aykın değil. Çoğu DHKP-C örgütü mensubu
olan bu cezaevlerindeki kişiler ortak alanlara çıkma-
makta direniyorlar. Bakrn, eskı tabloya geri dönüş
asla olmamalı. O grup koğuş sisteminin saltanatına
alışmıştı. O saltanat kaldınlınca F tiplerine dönüş de
kanlı biçimde oldu. Ama o olaylan artık bu toplum
bir daha yaşamak istemiyor. tnsan haklan bağlamın-
da tutuklu ve hükümlülerin haklannı sağlayacağız.
ama devletin egemenliğini de orada kuracağız. As-
la da koğuş sistemine dönülemez.
- İnfaz sisteminde iyileştirmeleryapüması söz ko-
nusu olamaz mıydı?
- Ben bunlan yapabildiğim ölçüde yaptım. Da-
ha da yapılabilir. Fakat çok da yararlanmak iste-
miyorlar. Bu da benden önce yaşanmış olaylarla bağ-
lantılı. Ben, içeride bulunan tutuklu ve hükümlü-
leri ve halen ölüm orucunda bulunan 15-16 kişiyi
kurtarmak istiyorum. Amacım bu genç çocuklan
doğal hayata sokmak. Onun için de infaz sistemin-
de epeyce şeyler yaptık ve yapılabilir. En son yap-
tığımız, basında sohbet toplantılan diye çıktı, bu
kişileri haftada 5 saat 10 kişilik gruplar halinde bir
araya getirme olanağını tanıdık. Bunu Avrupa Iş-
kenceyi Önleme Komitesi de Türkiye'ye yaptığı zi-
yaretlerde ısrarla istiyordu. Şu anda tutuklu ve hü-
kümlüler, isteklerine göre, ya haftada 5 saat ya da
günde 1 saat bir araya gelebılirler. Bu saatleri daha
iyi mekânlarda da değerlendirebilirler. Kütüp-
haneye her gün beş gazete alıyoruz. Gazete
okuyabilirler, spor yapabilirler, çok seviyorlarsa
resim yapmak gibi işlerle de uğraşabilirler.
Ölüm orucu
yapanların hayatı
bağışlansın
- Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi Başka-
nı SUvia Casale bu konuda size bir de teşekkür
mektubu gönderdi, yamlmıyorsam...
- Evet. Mektupta Casale. "Ben bunu çok önem-
K bir getişmeolarak görüyorumvebu gelişmevisağ-
bdığı için Adalet Bakam'na teşekkürteriıni iletme-
nizirkaediyorum" diyor. Protokol gereği mektu-
bu Dışışleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve insan
Haklanndan Sonımlu Genel Müdürlüğü'ne yaz-
mış. Onlar bana gönderdiler. Biz daha önce SUvia
Casale'yle çok uzun konuşmalar yaptık.
Şimdi benim bir isteğim var: içeride kapah du-
ran bu çocuklann ya da ölüm orucu yapan bu in-
sanlann hayatlannın bağışlanmasuıı istiyorum.
Hangi nedenlerle bu direnci gösterdiklerini bilmi-
yorum, ama tahminlerim var. llgililer lütfen bu in-
sanlan bağışlasınlar. Bu kadar acı çektikleri yeter.
Kapılan açamam. ama içeride yaşam biçimini
daha iyi hale getirecek her türlü önlemi alınnı. Ye-
ni gelecek bakanla da bunu içtenlikle konuşurum.
- Bir de yeni cezaevleri yapüması konusu var-
dı...
• Evet. Suçlann yüzde 33'ü tstanbul'da işleni-
yor. Ama Istanbul'daki cezaevleri çok dolu ve ay-
nı zamanda da çok kötü. Bu insanlarbiryerden öbü-
rüne hep taşınıyorlar. Burada araç sorunu var. ta-
şrnırken ortaya çıkan başka sorunlar var. Böyle
bir düzen kurulmuş: bunu değiştirmek hiç kolay
değil. Bakın, Istanbul'da tam 20 cezaevine ihtiyaç
var. Bunun için iki arazi bulunmuştu. Birisi Siliv-
ri'de. öbürii Büyükbakkalköy'deydi. Bir gün bir bak-
tım Cumhuriyet'te Oktay Ekinci'nin yazısı. Yazı-
da Ömerli su havzasında Adalet Bakanlığı'nın ce-
zaevi yaptırma projesinden söz ediliyordu.
Yazıda şu ifade de kullanılıyordu: "Önceki ba-
kana vazmıstım, dikkate almadılar. Şimdiyeni ba-
kana söylüyonun. Bakalım ne \apacak?"
İlk defa böyle bir şev duyuvordum. Hemen mü-
dahale ettim. "Omerli su havzasına cezaevi yaptı-
nyormusuz" dedim. "Evrt" dediler. Birkamu. dev-
let kurumu çevTenin korunmasına bu kadar duyar-
sız olamaz. Çevre bir insan hakkıysa insan hakkı-
nın korunmasını öncelikle devlet kurumlan yapa-
caktır. Onun için. "Lötfen bunu durdurun. başka
bir yer bulahm. Cezaevini orada yapahm" dedik.
Gönderdiğimız parayı hemen bloke ettik, bu iş
için hazırlıklan iptal ettik. Şimdi Ömerli su hav-
zasında artık cezaevi yapılmayacaktır. Sayrn Ekin-
ci'ye teşekkür ediyorum. Ama yeni göreve gele-
cek bakana rica ediyorum, eskiye dönmesin. Bir
kamu kurumu doğal kaynaklan yok etmeye öncü-
lük yapamaz. İhtiyaç olan yerlere cezaevi yapımı
için ihalelerbitirildi. Neyse ki Iş Yurtlan \^r da kay-
nağı oralardan alıyoruz. Yoksa bütçeden bize ay-
nlmış böyle bir kaynak yok.
Ankara bakanlara halkı
unutturuyor
- Bana özel olarak söylediğiniz bir söz vardı.
"tyi kiAnkara 'da üç aydanfazla kalmayacağım.
Yoksa ben de bu düzene ahşabilirdim " demişti-
niz. Bundan neyi kastetmiştiniz?
-Bu bakanlık göreviyle Türkiye'yi Ankara'dan
görme fırsatım oldu. Cumhuriyet'in ilk yıllannda
inşa edilmiş binalarda görev yapıhyor. Burada ta-
rihi bir mekân var. İnsan burada biraz daha nasıl
her şeyin yoktan var edilmiş olduğunu biraz daha
iyi anlıyor ve Cumhuriyet'in kuruluşuna, devrim-
lere daha çok saygı duyuyor.
Bu bakanlıklar Cumhuriyet'in köşe taşlan ola-
rak dimdik ayakta ve en iyi şekilde görev yapıyor-
lar. Hangi ideolojiye sahip olursa olsun hıçbir si-
yasetçinin, bakanın bu duygunun dışına çıkması
mümkün değil.
Ama burada bir başka tehlikeyi de görüyorum.
- Nedir o tehlike?
-Ankara, siyasetçilere, yönetim görevinde bu-
lunan kişilere. bakanlara halkı unutturuyor gibi
geliyor bana... Iktidann insana, yöneticiye verdi-
ği güç zaman içinde siyasetçiyi topluma yabancı-
laştınyor. İktidann bir görkemi, yetkileri, nimet-
leri, efrafında dalkavuklan var. Bunlan unutmaya-
lım. Bütün bunlar bir bütün. Cumhuriyetin. dev-
letin size sağladığı bütün bu olanaklan siyasetçi-
ler. bakanlar olarak kullanıyorsunuz. Devlet bir
bakanın iyi bir şekilde görev yapması için bütün
olanaklan sağlamış bulunuyor. Hiçbir eksik yok.
belki fazlası var. Bunun da altını çizeyim.
Bir bakan iyi bir şekilde görev yapmak ve hal-
ka hizmet etmek istiyorsa halkın sonınlanna va-
kit ayırmalıdır. Burada ikinci bir tehlike ortaya çı-
kıyor. Bakanlıklann görkemi. yetkileri, nimetleri
bir süre sonra, bana öyle geliyor ki, bakanlan hal-
kın sorunlanndan uzaklaştınyor. Çünkü ayn bir
grubun içinde yaşıyorsunuz.
Burada dosya üzerinde burasının sorunlanyla,
medya ilişkileriyle. yazışmalarla, dosyalarla işler
yapılır gibi ohıyor. Ama aslında her iktidann dayan-
dığı bir taban vardır. Siyasi iktidar halka dayanır.
Oniversitelerdeki iktidar da tabana dayanır.
Halktan kopmuş bir iktidar olamaz. Öğrenciler-
den, öğretim üyelerinden kopmuş bir üniversite
yönetimi olamaz. Halktan, öğrenciden korkargibi
bir tablo var. Eğer yöneticiler. siyasetçiler böyle
bir duygu içindeyseler görevlerini zaten yapamaz-
lar. Halk onlan zaten kısa sürede tasfiye ediyor. Tür-
kiye'de her yönetici grup, her güç odağı kendisini
koruyacak bir mekanizma oluşturmuştur.
Onlar kalın duvarlann içinde yaşamaktadırlar.
Bu da halktan kopukluğun bir başka örneğidir.