13 Mayıs 2026 Çarşamba English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Cumhuriyet Ankara 223/10 Ekim 2008 ANKARA ANKARA Tâlat HALMAN asa ve gözyaşlarına boğuldu Başkent. Tüm ülke, acıyla kıvranıyor. Gençler ölüyor, gömülüyor. “Uğurlamak” sözü uğursuz. “Şehitler ölmez” bir teselli mi ki? Kimler inanıyor buna? Şehit düşenlerin ailelerinin inandığını sanmıyorum. AKKARA YasKent Gençlerin kurban gitmesini önleyecek diplomatik çabalara girişmek, bir insanlık görevidir. Siyasetçilerin demeçleri bir ağıt olmadığı gibi, bir teselli de değil. Devlet büyüklerinin cenazelerde saf tutması, neye yarar? Terörizmin tehditleri ve cinayetleri sürüp gideceğe benzer. Bölgesel ve uluslararası çözümler bulmaya yönelmek zorundayız. Aksi takdirde, ülkemiz nice taze cenazelerle sarsılacak. Akıl ve sağduyuya dayanan çareler bularak yaraları sarmalı, uzlaşmaya ve barışa yönelmeli. Y Kehanet 980’li yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri’nin “think thank” denilen kuruluşları, üniversitelerin uluslararası ilişkiler ve siyasal bilimler bölümleri, medyanın Sovyet uzmanları, Kremlinoloji elemanları ve benzeri “gafiller” rezil rüsvay oldulardı. Sovyet sistemi hızla çöktü. Her şeyi bilir, yakın ve uzak geleceği bilimsel olarak tahmin edebilir sanılan koskoca kurumlar ve kişiler, kelimenin tam anlamıyla “fos” çıktıydı. Sovyetler Birliği’nin çökeceğini bir dilek ya da umut olarak söyleyenler olmuştu ama bu temenniyi bilimsel temele dayandıranlar, dolayısıyla inandırıcı olanlar yoktu. ABD, on yıllar boyunca, böyle biçare müneccimlere “müstehcen” denecek ölçülerde yatırım ve harcama yapmıştı da, ortaya doğru dürüst bir tahmin çıkmamıştı. Yirmi yıla yakın bir süre sonra yine aynı “fiyasko”. Bu sefer ABD’nin kendi ekonomisi, birden bire çöktü. Peki, dünyanın en büyük kapitalist sisteminin “dâhi” iktisatçıları, neredeydiler? Sarsıntıları niçin sezemediler? Devleti ve ekonomiyi yönetenleri niçin uyaramadılar? İktisat bilimi bu denli âciz mi? Biz çok talihli bir ulusuz! Başta ABD, en güçlü sanılan ülkeler, iki üç haftadır allak bullak olurken, büyüklerimizin bize müjde verdiği gibi, “Türkiye ekonomisi sapasağlamdır!” Hiçbir tehlikeyle karşı karşıya değilmişiz. Biz dört başı mamuruz diye kendimizi aldatmaktansa temkinli davransak, önlemler alsak daha akıllıca olmaz mı? etin And, yaşarken de anıttı, kültür tarihimiz boyunca görkemli bir anıt olarak kalacak. Rahmetli bu mecaza güzelim alçak gönüllülüğüyle gülümseyip, hattâ tatlı bir kahkaha atıp geçerdi. Bu kadar geniş ve derin araştırma yapmış, icra sanatlarından minyatüre, Mevlânâ’dan illüzyona, İran’da ta’ziye’den Osmanlı’da günlük yaşama kadar nice bâkir konuda Türkçe, Fransızca ve İngilizce bunca yapıt yaratmış bir bilgin, elbette anıttır. Metin And, Batı’da olağanüstü kişiler için kullanılan bir deyimle, bir “Rönesans İnsanı”ydı. Bizdeki “on parmağında on marifet” deyiminin çok ötesinde bir saygınlığı vardır bu terimin. Büyük örnekleri en çok Rönesans’ta görülen, değişik bilim ve sanatları kendinde birleştiren, çeşitli alanlarda üstün başarılar kazanan üstadlara “Rönesans İnsanı” denir. Türkiyemizde Metin And, çok çeşitli dallarda ürün vermeyi inanılmaz bir üretkenlikle sürdüren nadir kişilerden biriydi. Dalları ve ürünleri görkemli bir “hayat ağacı”... Ve denebilir ki tek başına bir orman. Ömrüne düzinelerle kitap, bin 500’den fazla yazı, yüzlerce konferans sığdıran Metin And’ın en büyük ünü, tiyatro/sanat/kültür tarihçiliğinde... Gençliğinde hukukçu ve şarap uzmanı, dergi ve kitap yayımcısı... Bilgin, eleştirmen... Uzun yıllar boyunca profesör, estetikçi, belgeselci, konferansçı, halk oyunları/dans/bale uzmanı, karagözcü, minyatür uzmanı, illüzyonist ve bilge. Ülkemizde birkaç alanın doruğuna çıkanlar ve uluslararası bilim âleminde ün kazananlar arasında Metin And’ın benzeri azdır. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Galatasaray’da okudu. Galatasaray’da pek çok dersin okutulduğu Fransızca’dan başka ikinci dil olarak Latince, üçüncü dil olarak da Almanca aldı. 1946 yılında mezun oldu. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Ferdi von Statzer’den piyano, Cemal Reşit Rey’den müzik analizleri dersi de aldı. 1950’de Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre, Uluslararası Ekonomik Hukuk’tan yüksek lisans yapmak için Londra Üniversitesi’nde King’s College’de okudu. 1950’li yıllarda yayın yaşamına başladı. Önce Pazar Postası’nda yazdı, sonra on beş günde bir çıkan Forum’un yazı ailesine ka M And’ımız Anıtımız tıldı. 1956 yılında, bir Rockefeller bursuyla ABD’ye gitti. New York sanat dünyasının içine girdi, her gece bir gösteri ya da konser izledi, sanatçılarla eleştirmenlerle tanıştı. Yurda döndükten sonra, Ulus Gazetesi’nde 15 yıl aralıksız tiyatro ve dans eleştirileri yazdı. 1958 yılında ilk kitabı yayımlandı. 1958’den bu yana 60 kitabı çıktı. Bunların on tanesi İngilizce’dir. Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi’nde Tiyatro Bölümü öğretim üyesi olarak çalıştı. Burada doktorasını verdi. “Osmanlı Tiyatrosu” başlıklı tezle doçent, “Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu” başlıklı teziyle profesör oldu. Beş yıl Bölüm Başkanlığı yaptı, 1994’te emekli oldu. Emeklilikten sonra bir yıl Boğaziçi ÜniUzun yıllar Devlet Tiyatroları’nın Edebî Heyeti’nde üye olarak çalıştı. Son yıllarda daha çok kültür, gösteri ve oyun antropolojisi, illüzyon sanatı konularında çalışmalar yaptı. Yurtiçinde ve dışında düzinelerle kongreye bildirilerle katıldı, inceleme ve konferans turnelerine çıktı. Sovyetler’de, Almanya’da, ABD’de, Çin Halk Cumhuriyeti’nde, Japonya’da, Asya’nın pek çok kentinde konferanslar verdi. 1990’lı yıllarda çıkan eserleri arasında, “16. Yüzyılda İstanbul: Kent, Saray, Günlük Yaşam”, “Osmanlı Tiyatrosu: Kuruluşu, Gelişimi, Katkısı”, “Tiyatro, Bale, Opera Sahnelerinde Kanunî Süleyman İmgesi”, ilginç görüntüleri ve bilimsel buluntularıyla taptaze boyutlar sundu. Metin And, kültür tarihimizdeki birçok boşlukları doldurmak, bunu imrenilecek yetkinlikle yapmak bakımından müstesna bir bilginimizdi. Bence, And’ın bilim yaşamının doruğu “Minyatürlerle Osmanlı İslâm Mitologyası” başlıklı dev eserdir: Bu inceleme ile, hem hiçkimsenin ele almaya cesaret edemediği bir alana ışık tuttu, hem de Osmanlı görsel sanatında unsurlara, efsanelere, manevi ve estetik değerlere, mitik ve felsefî ögelere özgün bakışlar getirdi. Daha önceki katkılarıyla TÜBA’ya (Türkiye Bilimler Akademisi) üye seçilmiş olmasaydı, yalnızca bu eseriyle Metin And, akademi üyeliğine hak kazanırdı. 2000’li yıllarda Metin And, Osmanlı düğünlerini, şenliklerini, geçit törenlerini, eğlentilerini konu alan güzeller güzeli bir eser daha yayımladı: “40 Gün 40 Gece”, sonra “Ritüelden Dramaya”, “Kerbelâ, Muharrem, Ta’ziye” ve birkaç mükemmel eseri daha... TÜYAP’ın onur ödülünü aldı. Bir ömre bunca eser, etkinlik ve şan sığdırmak pek az kişiye nasip olmuştur. Metin And’ın aldığı pek çok ödül yanında, bize armağanı olan enfes niteliklerine de değinmek gerek: Güleryüzü, sabrı, sâdık ve sıcak dostluğu, iyilikseverliği, cömertliği, tadına doyum olmaz söyleyişleri... Ve üstün başarılarından hiç şımarmayıp her zaman, her yerde alçak gönüllü olabilmesi... Metin And, Türk ve dünya kültürü için bir talih, arkadaşları için bir mutluluktu. Metin’siz yaşamımız eksik, hatta öksüz kalacak. 1 versitesi’nde, beş yıl (19992003) Bilkent Üniversitesi’nin Türk Edebiyatı Bölümü’nde ziyaretçi profesördü. Ömrünün üçte ikisini Ankara’da geçiren Metin And, başkentin sanat ruhuydu. Metin And’ın Türk balesinin gelişmesi, Türk halk danslarının sahneye uygulanması, Türk gölge oyununun yaşatılması ve bir devlet kukla tiyatrosu kurulması yolunda yoğun çalışmaları olmuştur. Gölge oyunu ve kukla sanatçıları ile yurtdışına turnelere çıkmış, her yönden onları desteklemiştir. Yıllarca uğraşıdan sonra UNESCO’ya bağlı UNIMA’nın (Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği) Türkiye Milli Merkezi kurulmuş, Metin And da bu birliğin ilk başkanı seçilmişti. 19
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle