Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Sümbül bu kitabı okurken dalıp gider, çevresini unutur. Sev- bu doğa felsefesi, onun mineraloji çalışmaları sırasında özellik-
YAPITLARINA YANSIYAN YAŞAMI
gilisi Gül’den uzaklaşır. le benimsediği bir görüştür.
Felsefenin yanında jeolojiyle de ilgilenen şair “romantik bir
Novalis’in yaşamını ve sanatını belirleyen sanatsal çalışma-
doğa”yı benimser ve önemser. Bir gün Sümbül ormanda dolaşırken karşısına bir kadın çıkar.
Sais’te Çıraklar’da (Lehrlinge zu Sais), doğanın gizlerine Kadın Sümbül’ün elindeki kitabı ateşe atar. Kadın, Sümbül’e bil- larının özünü oluşturan çok genç ve güzel nişanlısı Sophie von
eğilir. Ona göre doğayı anlayabilmek için “gezmek, doğal var- gisini genişletmek için kitap yerine dünyayı gezmesini söyler. Kühn’e duyduğu aşktır.
Huzuru kaçan Sümbül ailesinden izin aldıktan sonra dünyayı Çok geçmeden ağır bir vereme yakalanan nişanlısının ölü-
lıkları kendi oluş ortamlarında görmek, tanımak gerekir”.
dolaşmak, tanımak için yola çıkar. Aradığı ise gizemli kadının mü Novalis’in tüm yaşamını değiştirir. Şair kendini tümüy-
Novalis, tamamlayamadığı Sais’te Çıraklar’da, bir ustanın
le acı çekmeye verir. Ölümü, geceyi mistik derinliğiyle ele alır
yönetimindeki çırakların, Sais adı verilen bir mabette doğanın ona sözünü ettiği, yüzü peçeli bir tanrıçadır.
gizlerini çözme çabalarını ele alıyor. Dağları, ırmakları, ovaları geçer. Her gittiği yerde İsis adın- yazdıklarında. Nişanlısının ardından ölmeyi ister, ölümü öz-
Bu yapıtta yer alan “Gül ve Sümbül Masalı” bir bütünlük daki bu kadını arar. Sümbül, uykusunda tanrıçayı görür. Uya- ler. Yalnız kalma, sevgilisiyle öbür dünyada birleşme düşünce-
oluşturur ve yapıtın içeriği, özü hakkında bir fikir verir. nınca karşısında peçeli kadını bulur. Bu kadın sevgilisi si hep ağır basar. Işıkla karanlık da sürekli işlenir.
Gül’dür. Sümbül aradığı gizi bulur. Yaşadığı yerlere geri döner. Gece, ebedi ve kutsal dünyadır. Gerçek varlığın özüdür. Ya-
Gül (kız) ile Sümbül (erkek) birbirine âşık iki komşu çocu-
şam ve ölüm, uyumak ve uyanık olmak da yapıtlarının özüne
ğudur. Onların birbirlerini sevdiğini bahçedeki çiçekler, meyve Gül’le evlenir, mutlu bir ömür sürer çocuklarıyla.
ağar hep. Ölüm kurtarıcıdır, bir sevgilidir.
ağaçları, ev hayvanları biliyordur. Novalis’in, bu anlatısıyla doğanın sırrını, onu oluşturan can-
Günün birinde Sümbül uzaklardan gelen biriyle tanışır ve ona lıların içinde görmek ya da doğa varlıklarını birer Ölüm, yeni bir yaşamdır. “İnsan sevdiği her şeyle yalnızdır.”
yardım eder. Adam ayrılırken Sümbül’e bir kitap verir. kutsal yazı gibi yorumlamak düşüncesine dayanan (Novalis’ten Aforizmalar)
n
( )
15
Yazılakalanlar
Usta şair ve yazar Eray Canberk, 1985’ten bu yana kaleme aldığı değinmeler / “derkenar”lardan seçip derlediği “Yazılakalanlar”
başlıklı kısa yazılarının on beşincisiyle sizlerle...
Fransız yazar. Rusya’dan sürgün edilmiş
ERAY CANBERK
bir ailenin çocuğu. İlginç romanlarıyla
(gerçeküstü, hiciv, Soğuk Savaş, gizem,
2025-1
ruhbilim, polisiye) tanınmış ve ödüller almış.
Abdurrahman Şeref (1853, İstanbul /
n
n “Sine ira et studio” (Nefret ve ön-
1925, Ankara): Tarihçi, yazar, devlet adamı.
yargı olmaksızın): Romalı tarihçi Tacitus’un
Osmanlı döneminin son vakanüvisi, Cumhu-
bu sözü tarihçinin taraf tutmama gerektiği ko-
riyet döneminde İstanbul milletvekili. Tarih
nusunda söylenir olmuş zamanla...
Musahabeleri (1923) adlı kitabını tarihçi ar-
Selim İleri (1949 / 8 Ocak 2025):
n
kadaşım Eşref Eşrefoğlu (1939 / 2022) Tarih
Sonsuza göçtü... İlk kitabı Cumartesi
Konuşmaları (Kavram Yayınları olarak biz
Yalnızlığı (1968) imzalanmış olarak bana
yayımlamıştık, 1978) adıyla sadeleştirmişti.
ulaştığında neredeyse hiç tanımıyordum.
(Güncelleme: Abdülhak Şinasi Hisar, Tah-
Yıllar sonra bir hikâyesinden etkilenip bir şiir
sin Yıldırım’ın yayına hazırladığı Geçmiş Za-
bile yazacakmışım.
man Edipleri -Selis Kitaplar, 2005- adlı kita-
Şeyhülislam Yahya (1552 / 61-1644):
n
bındaki “Abdurrahman Şeref” başlıklı yazı-
Bir gazelinin “Mescidde riyâ-pîşeler etsün
sında Tarih Musahabeleri için “Kıymetli ve
ko riyâyı/ Meyhaneye gel kim ne riyâ var
tatlı bir eser” diye yazmış.
ne mürâi” matla beytini bu günlerde sık sık
Kendisinin yönettiği Türk Yurdu dergisinin Nisan Galib’i konu alan Kuğunun Son Şarkısı (Kapı Yay., 6.
hatırlıyorum nedense!...
1957 tarihli sayısındaki bu yazıda “Yazık ki, daha yeni Basım, 2008) adlı kitabındaki Hâlet Efendi ile ilgili
(Güncelleme: Yaşadığı dönemde softalardan çok
harflerle basılmış değildir” diye de hayıflanmış. yazılardan anlaşılacağı üzere Şeyh Galib ve Hâlet
çekmiş. “Yahya Efendi, on altıncı ve on yedinci asrın
Efendi aynı dönemde yaşamış ve üstelik tanış olmuş
Tahsin Yıldırım ise eserin sonradan “üç farklı kişi en korkunç ve buhranlı devrinde yaşamıştı” diye
ama kişilikleri birbirine zıt iki insan.
tarafından yayına hazırlandığı” notunu düşmüş.) yazmış Murat Uraz -Şeyhülislâm Yahya, Tefeyyüz
Kitaphanesi, 1944-).
Bizans şiiri... İlk okuduklarım, 1960’larda Cevat
Özen Aşut’un Boyun Eğmeyenler (Yazılama n
n
Çapan’ın Çin’den Peru’ya-Dünya Şiirinden Çeviriler
Yayınevi, 2013) adlı romanı: 12 Eylül 1980 öncesi “Şarkılar neyi söyler?”: Alaturka şarkıların bazı
n
adlı seçkisinden... Çok sonra Siren Çelik’in Bizans Şi-
ve sonrası yaşananların birebir tanıklığının romanı. güfteleri ilginç. Söz gelişi Nasibin Mehmet Yürü’nün
ir Antolojisi / 4.-15. Yüzyıllar (Alfa, 2022) adlı seçkisi.
“Belgesel roman” diye de belirtilmiş zaten. Roman Kürdilî Hicazkâr şarkısının ikinci dizesi şöyle:
Sevgi Soysal’a adanmış. Güncelleme: Tercüme dergilerinde, Robert
“Var başka hayat arzın o solgun kamerinde.”
Brasillach’ın Anthologie de la poésie grecque (Yunan
Bugünlere gelişimizin hazırlanmasında önemli payı
Bilim insanları Ay’da hayat olup olmadığını araştı-
Şiiri Seçkisi, 1965) ve Marguerite Yourcenar’ın
olan bir dönemi (12 Mart, 12 Eylül) konu edinen bu
radursunlar, alaturka şarkıya bakılırsa “gökyüzünün
La Couronne et la Lyre (Taç ve Lir, 1979) adlı
tür romanlar yalnızca edebiyatçılar tarafından değil
solgun kamerinde (Ay’ında) başka hayat var!”
seçkilerinde, Güler Çelgin’in Eski Yunan Edebiyatı
özellikle tarihçiler, toplumbilimciler, ruhbilimciler
Reneta Salecl (d. 1962): filozof, toplumbilimci
n
(1990) adlı kitabında Bizans şiiri var mıydı?...
tarafından da incelenip değerlendirilmeli.
ve hukuk kuramcısı. Slovenyalı. Jacques Lacan ve
Arif Hikmet Par’ın “Bizans Göründü Karşıdan”
Söz gelişi: Büyük Gözaltı (Çetin Altan), Yaralısın
eski eşi Slavoj Zizek’ten etkilenmiş.
başlıklı bir şiiri varmış. İlhan Berk’in İstanbul’la ilgili
(Erdal Öz), Şafak (Sevgi Soysal), 47’liler (Füruzan),
Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz
şiirlerinden bazıları da Bizans şiiri sayılabilir!
Güven (Vedat Türkali)...
(Çev. Şafak Tahmaz, Timaş Yay., 2022) adlı kitabında
W. B. Yeats’in “Bizans’a Yolculuk” şiirini de
Şeyh Galib (1757 / 1799) ve Hâlet Efendi günümüzden de örnekler var. Salecl’in başka kitapları
n
unutmamak gerek.)
(1761 / 1822): Abdurrahman Şeref’in Tarih da dilimize çevrilmiş. (Güncelleme: “Cahille etme
Konuşmaları’ndaki ve Beşir Ayvazoğlu’nun Şeyh Vlademir Volkoff (1932 / 2005): Rus asıllı cedel” demiş atalarımız...)
n
n
MAKSİM GORKİ’DEN ‘EDEBİ PORTRELER’
âzım Hikmet’e, “Lenin’i anlamak demek, inkılabı Lenin gibi an- Gorki’nin kaleme aldığı bu değerlendirmeler, edebiyat devlerinin
lamak demektir” dizesini yazdıracak tartışma, Gorki ile Le- yalnızca kişiliklerini değil, dönemin düşünsel iklimini de görünür kılıyor.
N nin arasında geçiyordu. Peki, bu tartışma neydi? Gorki,
“Karamazovluk” tartışmalarından edebiyat ve toplum ilişkisine,
Dostoyevski’nin Budala’sının sahnelenmesine neden karşı çıkmıştı?
Marx’ın kültür anlayışından Lenin’in sanata bakışına uzanan geniş bir
Tolstoy, Dostoyevski’yi neden okunamaz buluyordu?
alanda Gorki, hem tanığı hem de yorumcusu olduğu çağın edebi
Ayşe Hacıhasanoğlu’nun çevirisiyle Yordam Kitap tarafından ya-
atmosferini berrak bir dille aktarıyor.
yımlanan Edebi Portreler adlı bu derlemede, Gorki’nin döneminin
Edebi Portreler, bir çağın ruhunu, yazarlar arasındaki etkileşim ve
edebiyat devlerine ilişkin değerlendirmeleri bir araya getiriliyor.
çatışmaları, dönemin kültürel arka planıyla birlikte okuma olanağı
Tolstoy, Dostoyevski, Çehov, Puşkin, Balzac, Anatole Fran-
sunan değerli bir kaynak.
n
ce, Knut Hamsun, Mark Twain, Paul Verlaine, Romain Rolland, Leo-
nid Andreyev, Aleksandr Blok, Sergey Yesenin ve Prişvin… Her biri Edebi Portreler / Maksim Gorki / Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu
üzerine çarpıcı yorumlar ve beklenmedik anılar sunuluyor. / Yordam Kitap / 384 s.
30 Nisan 2026 9

