Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
A. CELAL BİNZET’TEN ‘SANATI KARARTMAK’
Karanlığın sanatla kavgası!
liminin biçimlendirdiği yönlendirme-
GÜVEN BAYKAN
ler, diğer yanda dinsel yasakların dili.
GÖRÜNMEZ SAVAŞ! SANATI DARALTAN,
Bazı kitaplar vardır; yalnız bir alanı anlatmaz, o alanın uğ-
SANATÇIYI KUŞATAN,
radığı haksızlığı da kayda geçirir.
TOPLUMU EDİLGİNLEŞTİREN
Usta ressam ve yazar A. Celal Binzet’in Cumhuriyet Ki-
BASKI DÜZENİ!
tapları tarafından yayımlanan Sanatı Karartmak adlı çalış-
“Ayıp”, “günah”, “müstehcen” gi-
ması, tam da böyle bir yerden yükseliyor.
bi sözcüklerin yalnızca birer ahlak
Daha ilk sayfalarda bunun sıradan bir sanat incelemesi olma-
yargısı değil, sanatı daraltan, sanatçıyı
dığı anlaşılıyor. Binzet, meseleyi estetik beğeni tartışmasının
kuşatan ve toplumu da edilginleştiren
dar çerçevesinde bırakmıyor; sanatı aydınlıkla karanlığın, özgür bir baskı düzeni kurduğunu söylüyor.
yaratımla yasakçı aklın bitmeyen çatışması içinde ele alıyor. Sert bir tez bu; ama tam da bu sert-
Kitabın omurgasında duran şey, yazarın “görünmez sa- lik kitabın can damarını oluşturuyor.
vaş” diye işaret ettiği o uzun kavga: Çünkü kimi zaman memleketin
Sanatın soluk aldığı her yere gölge düşürmek isteyenlerle, hikâyesi en açık biçimde sanatın başı-
na gelenlerden okunur.
o gölgeyi dağıtmaya çalışanların kavgası.
Kitabın özellikle “Yurt Gezileri”ne
SANATI DÜŞÜNSEL ALANIYLA OKUMAK!
uzanan sayfalarında bu baskının somut izlerini görüyoruz.
Benim için bu kitabı asıl değerli kılan nokta da burada
Anadolu’ya bakan, köyü, emeği, yoksulluğu, insan yüzünü
başlıyor çünkü Sanatı Karartmak, yapıtı çerçevesine asılı bir
tuvale taşıyan resmin bir süre sonra kuşkuyla karşılanması bo-
nesne gibi görmüyor.
şuna değil. Öyle ki toplumsal gerçeklik, bazı dönemlerde yal-
“Bir tablonun, bir heykelin, bir imgenin arkasında yalnız
nız bir gerçeklik değil, aynı zamanda bir “tehlike” sayılıyor.
sanatçının eli değil; dönemin baskısı, korkusu, ideolojik ikli-
Binzet’in dikkat çektiği gibi, tuvaldeki figür bile bir süre
mi, eğitim anlayışı, toplumsal kırılması da vardır” diyor.
sonra masum olmaktan çıkarılıyor. Oysa sanatın asıl gücü tam
Sanatı yalnız biçim ve renk üzerinden değil, düşünsel ala-
da burada başlar: Unutturulmak isteneni görünür kılmakta, üs-
nıyla birlikte okumayı öneriyor.
tü örtülen yaşama yeniden bakmakta.
Ve okura şu soruyu bırakıyor: Bir toplum neden kendi sa-
Böyle bakınca kitap, yalnız sanat tarihine değil, bu ülkenin
Bu yüzden Sanatı Karartmak’ı yalnız geçmişin dosyası gibi
natından ürker? Belki de yanıt basittir. Çünkü sanat yalnız
kültürel hafızasına da açılıyor. Geçmişi eşeleyerek bugünün
okumak eksik kalır. Kitap, bugüne de bakıyor.
güzeli göstermez; saklananı da açığa çıkarır. Karanlığın en
karanlığını anlamaya çalışan bir dikkat var burada.
Heykele yönelen öfkeyi, sergilere dönük linç hevesini, sanat-
büyük korkusu da budur.
n
Binzet’in ısrarla gösterdiği bir başka şey de şu: Türkiye’de
çıyı hedef göstermeyi, yapıtı ahlak sopasıyla hizaya çekmeye ça-
sanat, uzun zamandır iki büyük gölgenin altında yürümeye zor-
lışan zihniyeti birbirinden kopuk olaylar gibi görmüyor. Hepsini Sanatı Karartmak / A. Celal Binzet / Cumhuriyet
lanıyor. Bir yanda dış politik bağımlılıkların ve Soğuk Savaş ik- uzun bir zihniyet tarihinin parçaları olarak okuyor. Kitapları / 232 s. / 2026.
Usta şair ve yazar Eray Canberk, 1985’ten bu yana kaleme aldığı değinmeler / “derkenar”lardan seçip derlediği ve
dergimizde zaman zaman yayımladığımız “Yazılakalanlar” başlıklı kısa yazılarının on dördüncüsüyle sizlerle...
nın bir biçimidir” demiş Louis Scu-
ERAY CANBERK
tenaire (1905 / 1987). (Güncelle-
me: Scutenaire, dili Fransızca olan
2024/1
( )
14
Belçikalı şair, anarşist, gerçeküstücü
Yazılakalanlar
Arslan Ebiri (1935, İstanbul ve devlet memuru! Humor anlayışı-
n
/ 1995, Zonguldak): Hekim, na uygun özdeyişleriyle de tanınıyor-
muş. Örnekse: “Birçok soruyu sormayarak sorunu çözümlü-
psikiyatr, yazar, çevirmen: Enis Batur, Karakalem
yorum”, “Çoğu zaman düşünmek yerine düşünceler uydu-
Portreler’inde anlatmış. (Güncelleme: Ebiri, Ece
ruruz”. Bu ilginç şairi ne kadar tanıyoruz acaba? Şiirimiz-
Ayhan’ın Beyoğlu/Atatürk Erkek Lisesi’nden yakın
arkadaşı. Pound, Cummings, Beckett, Eliot gibi şairlerden de “humor” konusunu gündeme Cemal Süreya getirmişti.)
çevirileriyle tanınıyor. Taşrada -Zonguldak- yaşamış
Şair Şükufe Nihal (1896 / 1973): İlk eşi eği-
n
edebiyatçılardan biri. Zonguldak’ın çağrıştırdığı
timci, dilci ve yazar Mithat Sadullah Sander (1892 /
edebiyatçılardan: Behçet Necatigil, Muzaffer Tayyip Uslu,
1961): Oğulları Necdet Sander (1914 / 1983), Sander
Rüştü Onur, Kemal Uluser, Zihni Anadol, İrfan Yalçın,
Yayınları’nın ve kitabevinin sahibiydi. Şükufe Nihal’in
Egemen Berköz, İbrahim Yıldız, Ahmet Naim Çıladır,
ikinci eşi “Limancı Hamdi” diye anılan Ahmet Hamdi Ba-
Fiktet Arıt, Bilgin Adalı, Hüseyin Avni Cinozoğlu...)
şar (1897 / 1971) siyaset adamı ve iktisatçı.(Güncelle-
me: Şükufe Nihal’in, oğluyla arası iyi olmadığından, ikin-
Traugott Fuchs (1906, Alsace-Lorraine /
n
ci eşinden olan kızını da genç yaşta yitirdiğinden yalnızlık
1997, İstanbul): İstanbul Edebiyat Fakültesi Alman
içinde bir huzurevinde öldüğünü hatırlıyorum.)
Filolojisi’nde öğretim üyesi, dilbilimci, şair, ressam, mü-
zikçi. 1934’te Türkiye’ye gelmiş ve edebiyat fakültesin- Süreyya Berfe (1943, İstanbul / 9 Ocak 2024,
n
de, Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yapmış. Ölümünden
İzmir): Süreyya’yı yitirdiğimizi Turgay (Fişekçi) haber
sonra kişisel belgeliğini Prof. Dr. Süheyla Artemel ve Prof
verdi. (Güncelleme: İlk şiirlerinden biri “Şiirim
Ali Kemali Aksüt (1884, Yanya / 1963, İstanbul):
n
Dr. Selçuk Esenbel düzenleyip kullanıma açmışlar (2006).
hüznümün içinde yaşar” dizesiyle başlıyordu. İlk kitabı
Kaymakamlık ve valilik yapmış, yazar, çevirmen. Tercü-
Tanpınar, Süheyla Artemel’den anılarında “Küçük Sühey-
Gün Ola...’yı “Fatma ve Eray’a Selâm, sevgi, muhabbet...
me Hakkında Düşünceler ve Tatbikata Ait Bazı Numune-
la” diye söz eder. “Büyük Süheyla” da fakültede öğren- 19. Bahar. 1969” diye imzalamış bize. Ne garip! Süreyya
ler (1934) adlı kitabı çeviri konusunda dönemine göre, bu-
cisi olduğum Prof. Dr. Süheyla Bayrav (1914 / 12 Ara- da huzurevinde yaşıyordu son zamanlarında.)
gün için bile önemli bir kaynak. Aksüt bir Cumhuriyet ay-
lık 2008). (Güncelleme: Bayrav’ın ölüm tarihini öğren-
dını ve başka kitapları da var. (Güncelleme: Oğlu, Sadun n Edebiyat tarihçisi, gazeteci, siyaset adamı
mek için yakınlığını bildiğim öğrencisi ve arkadaşım İs-
İsmail Habip Sevük (1892 / 1954): Edremit’te dünyaya
Aksüt -1932 / 2023- besteci ve tamburi).
mail Yerguz’a sordum. Bu arada Bayrav’ın anılarından söz
gelmiş ve çocukluğu orada geçmiş. (Güncelleme:
“Aldatanı aldatmanın keyfi iki kattır” demiş La Fontaine.
n
ederken evinde dönemin edebiyatçılarıyla sık sık toplan-
Edremit denince Ömer Bedrettin Uşaklı, Sabahattin Ali,
Ruhsati (1856, Sivas, Kangal / 1890, Deliktaş): Do-
n
dıklarını anlattığını öğrendim Yerguz’dan). (Güncelleme:
Esat Adil Müstecaplıoğlu, Mehmet Başaran, Mustafa
ğum ve ölüm tarihleri kesin olmayan bir halk şairi. Dört kez
Traugott Fuchs bana Osman Reşer’i anımsattı.)
Seyit Sutüven, Tahtakuşlar Etnoğrafya Müzesi kurucusu
evlenmiş, yirmi üç çocuğu olmuş! Ne var ki eşlerinin ve ço-
Alibey Kudar, eski tüfeklerden Mustafa Göksu, Ahmet
n Oskar Rescher (1883, Stuttgart / 1972, İstanbul):
cuklarının ölümlerinden ötürü derin acılar yaşamış, ömrü bo-
Alman asıllı ve Yahudi. Doğubilimci, şair. Bilinmeyen bir Uysal, Hıfzı Aksoy, Tuncel Kurtiz hemen hatırladıklarım.
yunca geçim sıkıntısı çekmiş, döneminin devlet büyüklerini
nedenle 1928’de İstanbul’a gelip yerleşmiş. 1937’de TC Günümüzde Fatma Gürel, Ozan Sağdıç, Bülent Güldal,
eleştiren bir şiiri yüzünden de hapis yatmış.
vatandaşı olmuş ve adını değiştirmiş. Din değiştirerek de Halil Gökhan, İbrahim Oluklu, Gülsüm Cengiz, Arife
Müslüman olmuş. “Humor, işin içinden sıyrılmadan sıkıntıdan sıyrılma- Kalender, Gülçin Gülan, Nükhet Eren.)
n
n
6 2 Nisan 2026
GÜVEN BAYKAN

