Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Neşeli bir sevgi hikâyesi
Justyna Bednarek, çoraplar ve başka yiten eşyalar ya da artık işe yaramaz keyfiyetiyle ve kolayca vazgeçtiklerimizin
üstünden, onların fısıldadıklarına kulak vererek hayat diye yaşayıp gittiğimiz dünyalarımıza sıkı bir eleştiri getiriyor.
Çorap gibi kaçıp kurtulabilsin. Şaka elbette... Çok geçmeden “kaybedilen zamanın ve
Y. BEKİR YURDAKUL
Kitabı okuyunca öğreneceksiniz zaten. kaybedilen fırsatların bekçileri”yle tanışıyor çete.
kisi birden çekip gitse ya da saklansa bir yerlere
YALNIZCA ÇORAPLAR MI KAYBOLAN? İŞE YARAMAYAN YOK ASLINDA
neyse ne var ki çoğun nedendir pek de akıl
Şu dünyada kim yalnız ki bizim Siyah Çorap Justyna Bednarek tam bir kurgu ustası, harika bir
İ erdiremeyiz ama biri yitiverir. İlginçtir, hep de
masalcı, aynasını ne zaman nereye çevireceğini ve
yalnız olsun. Başına benzer işler gelmiş meğer
çoraplarımızın başına gelir bu yapayalnız kalmalar.
oraya yansıyanları nasıl okuyacağını çok iyi biliyor.
ne çok çorap arkadaş varmış! Onların arasından
Gün olur bu yalnızlıktan kurtarırız onları iki
Çoraplar ve başka yiten eşyalar ya da artık işe
birileri de birer ikişer katılıyor çeteye. Ah ben de
yalnızı bir araya getirerek yeni bir giyim anlayışına
yaramaz keyfiyetiyle ve kolayca vazgeçtiklerimizin
çete deyip duruyorum, maceraya!
da sanki imza atar gibi. Dahası öyle olur ki
üstünden, onların fısıldadıklarına kulak vererek
Maceramız da o müthiş kaçışla başladı ya her
kuralcı, dayatmacı tutumlara karşı çıkışlarımız
hayat diye yaşayıp gittiğimiz dünyalarımıza sıkı bir
geçen gün ya da her ulaşılan mekânda yeni bir
için de simge olur tekini yitirmiş iki farklı çorabı
eleştiri getiriyor.
yalnız kalmış çorap katılıveriyor Siyah Çorap’ın
ayaklarımıza buyur etmelerimiz.
Kimi zaman bir masaldan el alıyor, arada
ekibine. Derken çete olup çıkıyorlar. Kendilerini
Ama teki bırakıp gitmiş ya da bir yerlerde bir
yazınsal birikimimize göz kırpıyor, neymiş o
böyle adlandırmaları da bambaşka bir hikâye ve
başına kalmış çorapların neye benzediğini de pek
işe yaramayan sorusunu alttan alta fısıldıyor;
hoşluk aslında.
(değil hiç) düşünmeyiz. Ne yaşadıkları, duyguları
eviçlerini, sakladığımızı sandığımız anlarımızı,
Çorap deyip geçmek olmaz onun da
hele hiç mi hiç düşmez aklımıza.
kolaycılıklarımızı, heba ettiğimiz zamanlarımızı,
gereksinimleri var. Acıkıyor örneğin ancak daha
Siyah Çorap (benden söylemesi, bir çete
göz göre göre elimizden kaçırdıklarımızı birer
ilk karnını doyurma çabasında “açlığın kötü bir yol
örgütlüyor ki hayran kalacaksınız!), bu konuda
ikişer sahneye çıkarıveriyor.
gösterici olduğu”nu öğreniyor. Çok geçmeden
ayaklarımızın yere basmasını kısacık bir seslenişle
Bu akıcı, neşeli anlatıyı Filiz Özdem’in özenli,
de Solgun Niko’yla kesişiyor yolları. Ve kendilerini
/ uyarıyla sağlıyor: “Teki kaybolmuş bir çorap,
pırıl pırıl Türkçesinden okumak da son tümceye
Zorba Dev’in yönettiği Kayıp Eşya Ofisi’nde
akrebiyle yelkovanı olmayan bir saat gibidir. İşe
kadar çoraplar çetesiyle kalmamızı sağlıyor. Kitabı
buluveriyorlar.
yaramaz.” Bizim yalnız kalmışları buluşturma heves
sevgiyle kucaklamamızı sağlayan iki özel / özgün
Haklısınız, yalnızca çoraplar değil ki kaybolanlar!
ve çabalarımızı da çöpe atıveriyor.
emek daha var: Daniel de Latour imzalı resimler ve
Yerinde duramayan koyduğunuz yerde beklemeyi
Çöp dedim de aklıma geldi. Sol teki Küçük
kitabın her sayfasında gülümseyen tasarımı.
bilmeyen ne çok eşyamız var!
Be sınıfıyla kampa gittiği sırada kaybolan Siyah
Arkadaşlık, kardeşlik, yardımseverlik, sabır,
Ofis’te tutsak olanlardan özellikle çorapları
Çorap’ı da siyah bir çöp torbasına atmak
dayanışma, vazgeçmeyiş, cesaret... Hepsinin
kurtarışlarının ardından kaçış sırasında Ahududu
üzerelerken başlıyor maceramız. Bizim Siyah
yanında bir sevgi öyküsüdür de Siyah Çorap
Çilekzade katılıveriyor onlara istemeseler de...
Çorap son anda soluğu çamaşır makinesinin
Çetesi.
n
Dördüncü olarak Pinkerton çıkıyor sahneye.
yanı başında alıveriyor ve banyonun ışığı kapatılır
kapatılmaz da kaçıveriyor. Dedektif aslında ve uygun ücretle her çorabı Siyah Çorap Çetesi / Justyna Bednarek /
bulacağını duyuruyor. Bu önemli çünkü Siyah
Hem de ne kaçış! Nasıl olduğunu burada Resimleyen: Daniel de Latour / Çeviren: Filiz
belirtmeyeyim ki teki kaybolmuş çoraplar da Siyah Çorap’ın asıl derdi kaybolan tekini bulmak. Özdem / YKY Doğan Kardeş / 168 s. / 9+ / 2025.
Barış da Gerçek Olsun!
Mustafa Orakçı, Gonca Soner’in desenleri eşliğinde anlattığı ilkin Oskar, sonra Batmaz Sam adıyla anılan sevimli kedinin gerçek
macerasına; hepimizin, bütün dünya için büyük düşü barışı, doğaya saygılı bir yaşam ütopyamızı incelikle yerleştiriyor.
Bir gün bu düşünü gerçek kılmak, bu anılan bu sevimli siyah-beyaz kedimizin
Y. BEKİR YURDAKUL
arada bir türlü dönmek bilmeyen babasını macerasına yazarımız; hepimizin, bütün
da bulmak için bir gemiye atar kendisini.
dünya için büyük düşü barışı, doğaya saygılı
imanda doğmuş meraklı bir kedinin
İlgiyle karşılanır, sevilir, korunur da ne ki çok
hikâyesini okumaya hazır olun bence. bir yaşam ütopyamızı incelikle yerleştiriyor.
geçmeden gemi saldırıya uğrar ve batar.
L Kedileri seviyorsunuz, biliyorum Oskar’ın ya da Batmaz Sam’in batan üç
Ancak kahramanımız kurtulmayı başarır.
(sevmeyeniniz de varsa onlara da bu
gemiden kurtulma uğraşına tanıklığımızın
Oradan başka bir gemiye, o da batar, yine
macerayı kaçırmayın derim).
her anında Dağlarca’nın “neden herkes
kurtulur. Artık adı uğursuza çıkmıştır başka
Savaş Kedisi olma hevesiyle kendini
güzel olmaz/ yaşamak bu kadar güzelken”
bir gemiye girmesi yasaklanır.
insanoğlunun bitip tükenmeyen savaşlarının
dizeleri dönüp duruyor aklımızda.
n
(üstelik de en büyüğünün) ortasına atıp Mustafa Orakçı, Gonca Soner’in hoş
Dokuz Canlı Kedi / Mustafa Orakçı /
desenleri eşliğinde, insanlığın ikinci büyük
oğlunu hem yalnız hem de merakta bırakan
babası gibi Savaş Kedisi olmaya heves eder dalaşmasından gerçek bir hikâye anlatıyor. Resimleyen: Gonca Soner / Timaş Çocuk
kahramanımız. Önce Oskar, sonrasında Batmaz Sam adıyla / 80 s. / 8+ / 2026.
12 5 Mart 2026

