Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
ortaya koyuyor. Çünkü tek kişilik bir anlatı bağlamın- çıktığında, her defasında kahve tost vb. dolu tepsi çık birer “münasebetsiz”dir, şimdiyse “yetmiş dört
da otaya çıkıyor roman. Nafi, akşamdan başlayıp taşıyan, bu arada kendisine de sözlü oltalar atan bu buçuk yaşında” (64), 68’lilik ruhunu sürdüren bir
ertesi güne yayılan yaklaşık yirmi dört saatini aktarır- tuhaf ama babacan Nafi bunları kime götürür böyle, Donkişot’tur.
ken bütün yaşamını, belli başlı nirengileriyle birlikte deyip izleyebilir mi onu, ilgisi “takip etme”ye döner Anarşistliğe yüz vermez. “Kaçak ânın büyüsü”nü
mi, bilinemez tabii. paylaşamamaktır sıkıntısı.
paylaşıyor.
“Yalnız değilsiniz galiba! Her defasında iki kahve Yazar, okurun önüne bir “çağrı” bırakmıştır. Yapıtın
Adeta tek kişilik oyuna dönüşüyor metin. Biz ro-
alıyorsunuz.” “Miyobi gözler”ini kırpıştırıp Nafi’nin ortaya koyduğu kavramsal tortu burada düğümlenip
man evreninde yaşananların değil Nafi’nin anlatısı
imlediği banka bakar: “Orada yaşlıca bir köpek görü- önümüze gelir:
içinden geçiyoruz baştan sona.
yorum sanki.” (52) Bütün bu kaçak anların büyüsünü paylaşıp müna-
Yapıtın zayıf karnı burası; yazar bu sıkıntıyı aşmak
Sağlam kuruluşuna, yapısına karşın anlatı ikinci te- sebetsizleşmek, ruhça kolektif bir sivil itaatsizlikle kol
amacıyla Hera’dan, Cafer’den, Mercimek’ten katkı
kil kişi ağzından ötürü çetrefil dil görüntüsü veriyor. kola girebilmek hiç değilse!
almaya çalışsa da gerçek değişmiyor.
Diyaloğa dayalı, “dedi” / “dedin” vb. söyleyişler Kuşkusuz “yılların bariyerlerinden, tortusu ağır
Romanda ana mekân bank aslında, buna ev içiyle
kurguyu pekiştirse de edebiyattan resme müziğe, çemberlerinden sıyrılmak, galiba sabahtan akşama
kafe de eklenir.
tiyatrodan sinemaya, yontudan dansa vb. zengin açı- oluverecek bir iş de değil”dir. (106)
Bir düş-karakter Hera, bireyin çoğulluğuna dönük
lımlı bir temel sorunsala odaklanmayla bütün bunlar Bireylerden kalkarak tüm toplumun önüne konması
Nafi’nin ne varsa yapamadığı, söyleyemediği bunların
klasik diyaloğa, örneğin neredeyse sofistik metne gereken bir gerçekliktir yine de bu. Şu da var; “iste-
aracısı, onun yarattığı o büyülü anların somutlayıcısı olur.
dönüşebilir pekâlâ. yince mutlaka bir yol bulun(abilir).”
Bu yanıyla Hera, Nafi’nin yansımasıdır kuşkusuz.
“‘...derdik’ dedin” vb. türünde söyleyişlerin de yer İşte yeni bir bayramı daha karşılıyoruz toplumca,
O halde Nafi, Oktay’la, geliniyle kuramadığı ilişkiyi
aldığı anlatı ister istemez insanın okuma tadını kaçı- savaşların orta yerinde.
Hera’dan kalkarak felsefi açılımlı diyaloglar halinde
racaktır çünkü. Hapishane yaşamı süren iki yazara, M. Metin
döküm halinde sunmak istemiştir.
“Kaçak ânın büyüsü” ne, şimdi de ona bakalım. Turan’a, onunla aynı hapishanedeki Haydar Demir’e
Yazarın kurgusunda Hera, Nafi’deki düşünsel evre-
mavi gökyüzlü, güneşli, yeşil esintili, gülücüklü, ço-
nin açılımını sağlayan ayna anlamında yankıma ara-
BİREYİ, TOPLUMU SARSMAK...
cuk cıvıltılı, kadın duyarlıklı bir bayram diliyorum.
cıdır, Cafer’se, kahramanımızın roman zamanındaki
“Kaçak ânın büyüsü”, kişinin kendisinin “yarattığı”
Elbet sizlere de efendim.
somut varlığına değgin ölçüttür.
yine kendine sunduğu (63) sağaltıcı bireysel mutluluk
Bu bayramda pasaklı, münasebetsiz Nafi’yi oku-
Bu yüzden roman gerçekliği açısından Cafer
kaynağı; bu “müthiştir” (80), süreçte “herkesle pay-
manın tam sırasıdır.
n
önemlidir elbette. Ancak bir sorunun çengeli enikonu
laşılabildiğinde” (111) gerçek bir toplumsal büyüye
kendiliğinden önümüze gelir. dönüşecektir kaçınılmaz biçimde. www.sadikaslankara.com, her perşembe
Kalabalıklaşan kafede kasa başındaki Cafer, Bu anlamda Nafi, yalnız bir kişidir, elinden gelen öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında
prostatı nedeniyle durmadan tuvalete koşan, çabayı sergiler, Nevra Hanım’la birlikte onlar apa- güncellenerek sürüyor.
Haydar Demir soruyor: ‘Neyiniz Var?’
Öykü serüveninde bu olgunun öne kurmaya giriştiği anlatı, ancak işçilikle,
M. SADIK ASLANKARA
çıktığı söylenebilir pekâlâ.
gerekirlikleri karşılanıp doygunluğa
Nitekim yaşamını, kentlerin ucunda
kavuşturulan öykülemle belirli etki
ykücü Haydar Demir, yazar M. Metin Turan’la
birbirine tutunmaktan başka umarları
gücüne ulaşacaktır, bunu biliyoruz.
aynı yerde, onun gibi çeyrek yüzyıldır
olmadan güçlükle sürdüren kır kökenli
Haydar’ın burada Orhan Kemal
Ö “hapishanede” yaşıyor.
yoksul emekçiler, kentli işçiler, iş
dışına çıkarak öykülerini “küçük
Ada yazılarında romana geçerken, o da üçüncü
arayanlar, işsizler, ezilen kadınlar,
öykü kitabını ulaştırdı bana Bafra T Tipi Kapalı insan”la buluşan bir portreler galerisine
bir kıyıya iteklenmiş yaşlılar, kendi
Cezaevi’nden. Metin’in romanı üzerinde durmuşum çevirdiğini de ekleyelim ayrıca.
kendilerine büyümeye çalışan çocuklar,
ama onun öyküsüne yer açmamışım, olmazdı artık.
O, derin kırılmaların, vurukların dışa
elbette devrimci savaşımın içten
Hemen okudum Haydar’ın Neyiniz Var?’daki
atıp savurduğu bu insanları sıcak
delikanlıları geniş bir yelpazeye yayılıyor
(Ütopya, 2025) öykülerini. Metin’in romanı yanına
duygular eşliğinde yer yer hüzünle
öykü evrenlerinde.
Cumhuriyet Kitap Dergimizin sayısına yetiştirmek için.
ama yer yer de Çehovyen edaya dayalı
Yazarın bu dünyalara dalıp tam da
Haydar Demir, Makine’yle (Evrensel, 2007) başlayan
bir ironiyle işliyor. Bildik öykü tadıyla
oradan duyguları, tutumları, davranışları,
öykücülüğünde hapishane yaşamına denk örtüşmeyle
kavruluyor o zaman metin.
konuşmalarıyla bu insanları öykülerine
yirminci yılını sürdürüyor.
Yazar, bu anlamda elinden geleni
yerleştirişi, onları evrenleriyle birlikte
Kokulu Rüzgâr’ın ardından Dr. Çehov’a nazireyle
yapıp öykülerini yüksek bir eşiğe
nasıl böyle ustalıkla yansıtabildiğini de
Neyiniz Var? diye soran, Orhan Kemal öykücülüğünün
çıkarmak için çabalıyor.
ortaya koyup açıklıyor. Biçemce farklı
bir ardılı olarak kalem oynatıyor yine.
Sonuçta olanaksızlıklarına, güçlüklerine karşın
öyküler de çıkabiliyor karşımıza.
Ancak onda körü körüne Orhan Kemal takipçiliğiyle
Haydar Demir, öykümüzün liyakatli, hakikatli bir kalemi
karşılaşıyor değiliz. Evet, geleneksel anlatı düzlemi üzerinde kaydırıyor
olarak ilgiyi hak ediyor.
Gerçekten Haydar, öykümüzün bütün birikimini Haydar öykülerini.
Ustalıklı anlatısıyla hem sevimli hem dokunaklı
ardına alarak duyarlıklı bir işçiliğe dayanan toplumsal Bu yolla Sait Faik’ten başlayıp, bütün ustaların
öyküler toplamı Neyiniz Var?, Haydar Demir de
gerçekçilikle toplumcu gerçekçi eşiği harmanlayıp kendi yaşantı denkliklerinden süzerek getirdiği bir
öylece kaleme getiriyor öykülerini. arketip bağlamındaki “küçük insan” modeline dönük görmezden gelinemeyecek bir öykücü.
n
‘KEMAL TAHİR’İN MEKTUPLARI:
ORHAN KEMAL’LE MEKTUPLAŞMALAR (1940-1950)’
“Üstadım, Bir seneye yakın bir zamandan beri ‘adaşım’ hitabı ile man parçalarını, hikâyeleri, şiirleri gönderirler; eleştiri alışverişin-
mektubuma başlamaktan mıdır ne, usanmış olacağım ki bugün de bulunurlar.
size ‘üstadım’ şeklinde bir hitapla başladım. Hoş bu elbette böy-
Yazışmalarının büyük bir kısmını bu edebiyat sohbetleri oluş-
ledir. Mektubunuzda ‘bu devamlı çalışma ile Türk milletine güzel
tursa da her iki yazarın ve onlar üzerinden Nâzım Hikmet’in ce-
hikâyeler hediye...’ edeceğimden bahsetmekle bilseniz bana ne
zaevi yaşamından kesitler de mektuplara yansır.
büyük bir vazife veya şeref vermiş oluyorsunuz...” Kitaptan…
Habil Sağlam’ın yayına hazırladığı, Ketebe Yayınları tarafından
yayımlanan Orhan Kemal’le Mektuplaşmalar, okura, iki genç ya-
emal Tahir’in mektuplarının en değerli parçalarından birini
zarın hem birbirini görmeden başlayan dostluklarını hem de ro-
de Orhan Kemal’le yazışmaları oluşturmaktadır.
mancılık yolunda attıkları ilk adımların vesikalarını sunuyor.
n
K
Bu mektuplarda hem Kemal Tahir’in hem de Orhan
Kemal’in yazar olarak gelişimini seyretmek olanaklıdır.
Kemal Tahir’in Mektupları: Orhan Kemal’le
Farklı şehirlerdeki cezaevlerinde birbirlerini hiç görmeden Mektuplaşmalar (1940-1950) / Kemal Tahir / Hazırlayan:
Nâzım Hikmet’in aracılığıyla tanışan iki genç yazar yazdıkları ro- Habil Sağlam / Ketebe Yayınları / 328 s. / 2026.
18 19 Mart 2026

