Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
‘Bugün dayanışma zorunluluk’
Bilim aynı zamanda kâr, güç
‘ÇÖZÜM BİREYSEL KAÇIŞTA
ve jeopolitik rekabet çerçevesinde
DEĞİL, KOLEKTİF AKILDA’
kullanılıyor. Eğitim sistemleri merakı
Kitabın bir düşünme çağrısı ve
n
beslemek yerine çoğu yerde köreltiyor.
hatta bir manifesto niteliği taşıyor.
Ama bu bir karamsarlık metni
İnsanlığın hangi temel sorunlarını
değil. Çünkü aynı zamanda şunu da
merceğe alıyor ve hangi eleştirileri
söylüyorum: Çözüm bireysel kaçışta
getiriyorsun?
değil, kolektif akılda.
“Manifesto” kelimesi iddialı ama
Yeni çağın stratejik zorunluluğu
n
evet, kitap bir düşünme çağrısı.
olduğuna dikkat çektiğin bir kavram
Çünkü içinde bulunduğumuz
var: Dayanışma...
dönemin en büyük tehlikesi bilgisizlik
Dayanışmayı romantik bir kavram
değil; dağınıklık ve yön kaybı.
olarak kullanmıyorum. Bugün
Ben kitapta birkaç temel sorunun
dayanışma zorunluluk. Çünkü karşı
peşine düşüyorum:
karşıya olduğumuz krizler -iklim,
İnsan teknolojiyi mi yönetiyor,
yapay zekâ, eşitsizlik- tek başına
yoksa teknoloji mi insanı?
aşılabilecek krizler değil.
Ekonomik büyüme gerçekten refah
Ama dayanışma artık eski biçiminde
mı üretiyor, yoksa eşitsizliği mi
değil: Dijital ağlarda, açık bilgi
derinleştiriyor?
hareketlerinde, yerel inisiyatiflerde
Demokrasi hız çağında ayakta
yeniden şekilleniyor.
kalabilir mi?
Kitapta şu soruyu soruyorum:
Ve en önemlisi: İlerleme dediğimiz
Teknolojiyi ortak aklın aracı haline
şey insanı daha özgür mü yapıyor?
getirebilir miyiz?
Temel eleştirim şu:
Dayanışma artık yalnızca yan
Biz teknolojik olarak hızlanırken yana durmak değil, birlikte düşünme
etik olarak aynı hızda ilerlemiyoruz. kapasitesi geliştirmek.
yaşıyor. Bağlantılar çoğalıyor ama temas zayıflıyor. Bu yalnızca bireyleri değil, kurumları ve devletleri de ha-
yazdım. “Hayatta kalma pusulası” derken yalnızca fiziksel
İşte bu nedenle kitap, bilimsel bilgiyi insanın “anlam değil, etik ve kolektif bir yön arayışından söz ediyorum. zırlıksız yakalıyor. Peki çözüm? Ben üç şey öneriyorum:
arayışı” ile buluşturma çabası. Bu kitap bir üstten bakış değil; birlikte düşünme daveti. Birincisi, merakı yeniden merkeze alan bir eğitim anlayışı.
Soru sormayan toplum ilerleyemez.
‘BUGÜN HIZ, KÜRESEL VE EŞZAMANLI’ ‘BU METİN YALNIZCA BİR GAZETECİNİN
İkincisi, dijital bilinç. Teknolojiyi tüketen değil, onu anla-
Peki Şimdi Nereye?’nin çok yönlü ve canlı bir ANALİZİ DEĞİL; BİR BÜYÜKANNENİN, BİR
n
yan ve yönlendiren yurttaşlık.
okuma sağlayan; yapay zekâdan çevre krizlerine, etik ANNENİN, BİR YURTTAŞIN GELECEK KAYGISI’
Üçüncüsü ise anlam üretme kapasitesini kolektif olarak ye-
dilemmalardan eğitim ve dayanışmaya uzanan geniş
Öyküsel bir dille yer yer özyaşamsal anlarla da
n
niden inşa etmek. Çünkü yalnızlaşmış birey, hız çağında sav-
bir perspektif sunan; ekonomik, toplumsal, psikolojik ve
buluşturuyorsun okurları.
rulur ama birlikte düşünen toplum yön bulur. Kitapta okur
felsefi düzlemlerde gelişen bu disiplinler arası yapısını
Yanı sıra kimi kısa distopik denemelerin de -2075’in
bunların açılımlarını bulacak.
anlatır mısın?
distopik İstanbul’u gibi- yer alıyor bölümler arasında. Bunu
Demokrasinin bilimin ilerlemesindeki önemi... Bilimin
n
Ben bugünü anlamanın en iyi yolunun geçmişe bakmak ol-
anlatır mısın?
karşısındaki engellere, tehditlere hangi yeni-
duğuna inanıyorum. Tarım devrimi, matbaa, sanayi çağı...
Bu kitabı yalnızca bir analiz metni olarak
leri eklendi; dünya nasıl bir eşiğe sürüklendi?
Her büyük sıçrama insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi de- yazamazdım. Çünkü anlattığım dönüşüm
Bilim özgürlük ister. Demokrasi olmadan bi-
ğiştirdi. Bugün de benzer bir eşiğin içindeyiz ama bu kez hız, yalnızca teorik değil; yaşamımın, çocuklarımın
lim nefes alamaz. Bugün bilimin önündeki yeni
küresel ve eşzamanlı.
ve torunlarımın dünyasını doğrudan
tehditler de var: Bilginin şirketleşmesi, veri te-
Yapay zekâdan iklim krizine, kuantumdan eğitime uzanan
ilgilendiriyor.
başlıkları birlikte ele almamın nedeni bu. kelleri, araştırmanın finansman bağımlılığı, al-
Gazetecilik yaşamım boyunca pek çok
Yapay zekâ yalnızca bir yazılım konusu değil; emeğin, goritmaların şeffaf olmaması...
kırılma anına tanıklık ettim.
demokrasinin ve insan zihninin geleceğiyle ilgili. Bu çağın çelişkisi şu: Bilim insanlığı iyileş-
Bilimin umut verdiği dönemleri de gördüm,
İklim krizi sadece çevre meselesi değil; ekonomi, göç ve
araçsallaştırıldığı anları da. Dijitalleşmenin tirme kapasitesine hiç olmadığı kadar sahip
adalet sorunu.
heyecanını da yaşadım, yarattığı yalnızlığı da... ama aynı zamanda eşitsizliği derinleştirme ve
Gazetecilik bana şunu öğretti: Yaşam kategoriler halinde
Bu yüzden metne kendi deneyimlerimi kat-
denetim mekanizmasına dönüşme potansiyeli
akmıyor. Ekonomi ayrı, psikoloji ayrı, teknoloji ayrı ilerlemi-
tım. Çünkü bu çağın yükü yalnızca kavramlarla
de hiç olmadığı kadar yüksek.
yor. Hepsi iç içe. Bu yüzden kitabı da böyle kurguladım. taşınamaz; insani bir yüzü olmalı.
‘HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT
Disiplinleri ayırarak değil, bir araya getirerek düşünmeye Gençlere kendi çocuklarıma hatta torunları-
İLİMDİR SÖZÜ ATATÜRK’ÜN EN
çalıştım. Çünkü bugün asıl ihtiyacımız olan şey, parçalanmış ma baktığımda şunu düşünüyorum:
GÜÇLÜ MİRASI. BU, SADECE BİR SÖZ
bilgiyi yeniden bütünleştirmek. Bizim tartıştığımız yapay zekâ, iklim krizi,
kuantum teknolojileri onların gündelik gerçeği DEĞİL; BİR YÖN TAYİNİYDİ.’
‘BU KİTAP BİR ÜSTTEN BAKIŞ DEĞİL;
1920’ler ve 30’larda Atatürk’ün genç
olacak. Dünyanın yükünü onlar sırtlanacak. n
BİRLİKTE DÜŞÜNME DAVETİ’
O yüzden kitapta zaman zaman geleceğe Türkiye Cumhuriyeti’nin bu bağlamda nasıl
Bir önceki sorumla bağlantılı ilerlersem; okurları o
n
doğru bir pencere açtım; 2075’in İstanbul’unu yazdım. bir şafak, nasıl bir emsal olduğunu başlıca hangi kurumlar
kadim “anlam arayışı”yla bütünleşen içsel bir yolculuğa da
Aslında o distopik denemeler bir uyarıdan çok bir sorum-
ve isimlerle ortaya koyuyorsun? Ve günümüzdeki duruma
çıkarıyorsun.
luluk çağrısı: Bugün aldığımız kararlar, onların yaşayacağı
ilişkin temel yorumun nedir?
Geleceğin “hayatta kalma pusulası” olabilecek bilgi, etik
dünyayı belirleyecek.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarına baktığımızda net bir yol ha-
ve kolektif akıl önerilerini, kişisel deneyimler, güncel ör-
Belki de kitabın en kişisel yanı şu: Bu metin yalnızca bir
ritası görüyoruz: Yoksulluk içindeki bir ülke, kaynaklarını bi-
nekler ve eleştirel bakışla ele alarak teknolojinin yarattığı o
gazetecinin analizi değil; bir büyükannenin, bir annenin, bir
lime ve eğitime ayırıyor. Bu başlı başına devrimci bir karardı.
yalnızlık perdesini yırtmak yolunda yüreklendirerek.
yurttaşın gelecek kaygısı.
1920’ler ve 30’larda üniversite reformu, Darülfünun’un
Kitabının bu yönü de önemli bu bağlamda. Böyle
Ve şu soruyla yazıldı: Onlara nasıl bir dünya bırakacağız?
dönüştürülmesi, yurtdışına öğrenci gönderilmesi, dil ve tarih
yorumladım, yanıldım mı?
Bu kitap aslında bir gelecek mektubu. Hem bugüne hem
çalışmaları, Halkevleri gibi kurumlar...
Yanılmadın.. Aslında kitabı yazarken en çok zorlandığım
yarına yazılmış bir mektup.
Bunların hepsi aynı vizyonun parçalarıydı: Aklı ve bilimi
ama en çok önemsediğim yer tam da burasıydı.
devletin ve toplumun temel dayanağı yapmak.
‘BUGÜN ASIL KRİZ TEKNOLOJİ DEĞİL;
Biz bugün Mars’a gitmeyi, kuantum bilgisayarları, yapay
Atatürk’ün en güçlü mirası bence şu cümlede saklı: “Ha-
ANLAM KRİZİ’
zekâyı konuşuyoruz. Ama bütün bu ilerlemenin ortasında in-
yatta en hakiki mürşit ilimdir.” Bu, sadece bir söz değil; bir
sanın en eski sorusu hâlâ yerinde duruyor: “Ben bu hikâyenin “İletişim çağının inanılmaz hızı anlamı aşındırdı, me-
n
yön tayiniydi. Genç Cumhuriyet, bilimle kalkınmayı ve öz-
neresindeyim?” rakı köreltti ve insanı yalnızlaştırdı” diyorsun.
gürleşmeyi eş anlamlı görüyordu.
Teknoloji bizi birbirimize bağlıyor ama aynı anda Bu medeniyet krizinden çıkış için çözüm önerilerin neler?
Peki ya bugün? Eğitim sisteminin niteliği, üniversitelerin
yalnızlaştırabiliyor. Bilgi çoğalıyor ama anlam seyrekleşiyor. Evet, bugün asıl kriz teknoloji değil; anlam krizi. Merakın
Hız artıyor ama içsel derinlik azalıyor. körelmesi, eğitimin ezbere sıkışması, sürekli maruz kalma özerkliği, bilimsel düşüncenin kamusal alandaki yeri...
İşte ben bu kitabı biraz da bu çelişkiyi görünür kılmak için halinin düşünme kapasitemizi aşındırması... Bunlar yalnızca akademik meseleler değil; demokrasinin
>>
10 19 Mart 2026
VEDAT ARIK

