11 Ağustos 2022 Perşembe English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Cuma 15 Eylül 2017 EDİTÖR: SERKAN OZAN Nuriye ile Semih haber 11 ALİCAN ULUDAĞ / ŞEYMA PAŞAYİĞİT şlerine geri dönebilmek için 189 gündür açlık grevinde olan ve yak İ nelaşık 4 aydır tutuklu bulunan aka yapsın? demisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın yargılandığı dava nın ilk duruşması polis şiddetine sah Jandarma, “Personel yok, duruşmayane oldu. Cezaevinden sorumlu olan An kara Jandarma Komutanlığı, Gülmen ve Özakça’yı “personel yetersizliği” ve getiremeyiz” dedi. Savcı, savunma “iki ismin oluşabilecek sağlık sorunları nedeniyle” mahkemeye getirmedi. Sav yapmadıkları için tutukluluk halinincı ise jandarmanın duruşmaya getirme diği Gülmen ve Özakça’nın “henüz sa devamını istedi, mahkeme kabul ettivunmalarını yapmamış olmasını” ge rekçe göstererek tutukluluk halinin de vamını istedi. Mahkeme tutuklulukla rın devamına ve bir sonraki duruşma nın 28 Eylül’de Sincan Cezaevi içinde ki salonda yapılmasına hükmetti. Gülmen ve Özakça ile tutuksuz Acun Karadağ’ın yargılandığı davanın ilk duruşması Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Cezaevinden sorumlu Ankara İl Jandarma Komutan NECATİ SAVAŞ Yardımcısı Tarık Hekimoğlu tarafın dan mahkemeye gönderilen 13 Eylül tarihli yazıda, “personel yetersizliği” ve “oluşabilecek sağlık sorunları nede niyle” iki şüphelinin duruşmada hazır edilemeyeceği bildirildi. Yazının ekindeki tutanakta ise dava için yapılan katılım çağrıları örgüt faaliyetiymiş gibi gösterilerek özellikle DHKPC terör örgütü yandaşlarının birtakım provokatif İSİMLERİNİ SÖYLEYENE eylemler yapacakları öne sürüldü. ‘Savunma hakkına saldırı’ GÖZALTI Savunma için söz verilen sanık öğretmen Acun Karadağ, 12 Eylül darbesinin yıldönümünde yapılan operasyonla avukatlarının gözaltına alındığını anımsatarak, “Bu bizim savunma hakkımıza da saldırıdır” dedi. Gülmen ve Özakça’nın avukatlarından Murat Yılmaz, konuşmasında beraat kararı istedi. Yılmaz, “Siyasal iktidar, Nuriye ve Semih’i buraya getirmek istemiyor. Çünkü kimsenin onları görmesini istenmiyor. Nuriye 40 kiloya kadar düştü. Semih 25 kilo kaybetti. Tuvalet ihtiyaçları dışında yerlerinden kalkmıyorlar” dedi. Görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı, jandarmanın duruşmaya getirmediği Gülmen ve Özakça’nın “henüz savunmalarını yapmamış olmaları, suçun vasıf ve mahiyeti ile delillerin toplanmamış olmasını” gerekçe göstererek tutukluluk halinin devamını istedi. Dava Sincan’a kaçırıldı Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran’ın yanı sıra, Sakarya, Antalya, Adana ve Van Baro Başkanları da sanıkların avukatı olarak konuştu. Mahkeme, duruşma sonunda Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Mahkeme, buna ilişkin gerekçesinde tutuklamanın ölçülü olduğu, henüz delillerin toplanmadığı ve delil karart ma ihtimalinin bulunduğunu öne sürdü. Sanık Acun Karadağ’a ise üç avukat sınırlaması getirilirken, Gülmen ve Özakça’nın yaptığı eylemlerin dosyalarının emniyetten istenilmesine karar verildi. Adliyedeki tadilat çalışması nedeniyle yer sıkıntısı olduğunu ileri süren mahkeme, bu nedenle bir sonraki duruşmanın 28 Eylül’de Sincan Cezaevi içindeki salonda yapılmasına hükmetti. Avukat Murat Yılmaz, duruşmada, davanın bir avukatının görüştüğü Ankara Başsavcısı’nın duruşmanın Sincan’da yapılacağını söylediğini açıklamıştı. Bu durum, mahkemeden önce kararın başsavcılıkta alındığı yorumlarına neden oldu. Gülmen ve Özakça’nın ilk duruşmasından önce Ankara Adliyesi’nin etrafı polis bariyerleriyle çevrildi. Davadan önce CHP milletvekilleri Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu, Hilmi Yarayıcı, Ali Şeker, HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu ile HDP milletvekili Mithat Sancar, Gülmen ve Özakça’ya destek için Ankara Adliyesi önünde toplananların arasında yer aldı. Polisten, açıklama yapmak isteyenlere “Onların isimlerini anmayın” uyarısı geldi. Duruşmanın de vam ettiği salonun önünde çıkan tartışma sonucu polis ekipleri kalkanlarını kullanarak gelen destekçileri ittirmeye başladı. Merdivenlerden aşağı yuvarlananlar ve yaralananlar olmasına rağmen polis ekipleri, biber gazı ve plastik mermi kullandı. Darp edilerek yere yatırılan ve ters kelepçe ya pılan 39 kişi gözaltına alındı. Hükmü vermiş, delil arıyorYargılanan cumhuriyet.com.tr Yayın Yönetmeni Oğuz Güven, savcıya tepki gösterdi Trafik kazası sonucu yaşamını yitiren Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper’in ölümüyle ilgili habere ilişkin, 55 saniye içinde değiştirilen anons tweet’i nedeniyle 1 ay tutuklu kalan cumhuriyet.com. tr Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven dün hâkim karşısına çıktı. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen ilk duruşmaya, Güven’e destek olmak amacıyla Dışarıdaki Gazeteciler de katıldı. Güven, haberi saat 10.00’da Twitter’dan “Başsavcı ve koruma polisi trafik kazasında yaşamını yitirdi. Kazaya karışan kamyonun kaçtığı bildirildi” şeklinde duyurduklarını kaydederek “Daha sonra, merhum başsavcının, ilk FETÖ iddianamesini hazırlayan savcı olduğu haberi geldi. Arkadaşlardan başlıkta bunu belirtmelerini istedim. Tam o sırada arkadaşlarımız kazanın kamera görüntülerinin geldiğini söyledi. İzleyince ‘Kamyon resmen biçmiş’ dedi arkadaşlarımızdan biri. Kaza şüpheli görünüyordu. Bunun üstüne aceleyle, ‘suikast şüphesine’ dikkat çekmek için bu başlığı kullanmayı uygun bulduk” dedi. İnternetin getirdiği rekabet, hız faktörü ve 140 karaktere sığdırma heyecanıyla haberi bir an önce duyurmak amacıyla yazılan tweet’te “aracı” kelimesinin unutulduğunu belirten Güven, “Söz konusu tweet girildikten 55 saniye sonra hatayı bizzat fark edip sildirttim. Sabah gazetesinin gazeteci diyemeyeceğim kişileri bu belki 10 kişinin bile görmediği tweet’i haber yaptı” dedi. ‘Savcı tweet’i hiç görmedi’ Savcı Yasemin Baba’nın da bu hiç görmediği tweet hakkında soruşturma başlattığını söyleyen Güven, haberde, başlığında böyle bir ifadenin olmadığına vurgu yaparak, “Olmadığı için iddianamede böyle bir belge, kanıt yok” dedi. Güven, “Savcı niyet okuyup hükmü vermiş, buna delil arama arayışına girmiş. Bu hiçbir hukuk kuralına, ceza maddesine uymayan davada beraatımı talep ediyorum” dedi. Duruşma savcısı ise sunulan belgelerin incelenmesi ve esas hakkındaki mütalaada bulunmak için süre istedi. Heyet de, duruşmayı 17 Ekim’e erteledi. l İSTANBUL / Cumhuriyet HANGİ DELİLİ KARARTACAKLAR? Gazetemizin yayın politikasının hedef alındığı dava kapsamında asılsız ve akıl dışı iddialarla tutuklu bulunan avukat Akın Atalay nezdinde tüm haksız tutuklamalara karşı çıkmak için avukatların Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başlattığı Adalet Nöbeti dün 24’üncü kez tutuldu. Dünkü nöbete katılan Dışarıdaki Gazeteciler adına açıklama yapan gazeteci Banu Güven, hakikat peşinde olanların iktidarlar tarafından her zaman yok edilmeye çalışıldığını vurguladı. Güven, “Cumhuriyet gazetesinden dostlarımız ve meslektaşlarımız, gazetecilik yapılan bir kurumda çalıştıkları için, hakikati söyledikleri ve savundukları için cezaevinde tutuluyorlar” dedi. İddialar gerçek dışı Cumhuriyet Vakfı Başkanı ve yazarımız Orhan Erinç de şu konuşmayı yaptı: “Öncelikle İstanbul Barosu’nun sayın başkanına, yönetim kurulu, savunmanlığımızı gönüllü olarak üstlenen avukatlara, katılımcılara ve meslektaşlarımıza şahsen ve arkadaşlarım adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Ben toplu basın asliye ceza mahkemesince, ağır cezada ve sıkıyönetim mahkemesinde yargılandım. Devlet güven lik mahkemesinde yargılanmamıştım. Bugünlerde de o eksiğimi giderdiğimi düşünüyorum. Yargılanmak, gazeteciliğin doğal sonucuna dönüştüğü için rahatsızlık duymuyorum. Ama yeteneksizliğimin kayda geçirilmesinden rahatsızım. Biz dışarıdakiler delilleri karartamıyoruz ama vakıf ve yayıncı şirket yöneticisi olarak tutuklu bulunan Akın çıkarsa değiştireceği belirtiliyor. Acaba “Akın’ı kutlamak mı gerekiyor” diye düşünmedim değil. Peki, çıkarsa neyi değiştirecek? Cumhuriyet Vakfı karar defterleri savcılığa teslim edildi. Kopyaları asliye hukuktaki dava dosyasında. Kimi bölümleri de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nde. Murat, Kadri ve Ahmet’in suç yüklenmeye çalışılan başlıkları, yazıları ve haberlerinin örnekleri de dosyada, dışarı çıkınca, olanaklı değil ama yeniden yazıp hazırlayıp bastırsalar, dava dosyasına nasıl sokuşturacaklar? Cumhuriyet Vakfı’nın ve yayıncı şirketin muhasebe kayıtları da Maliye Bakanlığı’nda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde ve MASAK arşivinde. Emre çıksa hangisini ve neresini değiştirecek? Değiştirse bile nereye koyacak? Tutukluluğa gerekçe gösterilen nedenlerden biri de üç tanığın çağrıya uy maması. Bunlardan biri, siyasal nitelikli saldırıya, başvurusu ile olanak sağlayan kişi. İkisi de Aydınlık gazetesinin yazarı. 25 Eylül’de de gelmezlerse tutukluluk bu kez de uzar mı bilmiyoruz.” Safınızı belirleyin Nöbete destek veren CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ise şunları söyledi: “25 Eylül’le ilgili herkes safını belirlesin. O gün çok önemli iki duruşma olacak. Birisi ABD’deki Rıza Sarraf’ın davası. diğeri de Çağlayan Adliyesi’nde görülecek Cumhuriyetçilerin davası. Rıza Sarraf’ın mı Cumhuriyetçilerin mi yanında sınız? Biz o gün Çağlayan’da Cumhuriyet gazetesinin ve çalışanlarının yanında olacağız. Hırsızları savunanlar Amerika’ya gitsin. Hakkı hukuku ve adaleti savunanları da Çağlayan’a bekliyoruz.” Nöbete katılan Çağdaş Hukuçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı da Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatlarının gözaltında tutulmasına tepki göstererek, basını ve Gülmen ile Özakça’nın davasına destekçi olan herkesi, gözaltına alınan avukatlara sahip çıkmaya çağırdı. l İSTANBUL / Cumhuriyet Ve koca bir ülke utanca hep birlikte katlanır... Art niyetli iktidarlar egemenliklerini korumak için yeryüzünün en tehlikeli dilini, kini ve nefreti fütursuzca kullanırlar. Hükmettikleri kalabalıkları birbirlerine düşman ederek, yarattıkları karmaşada hedeflerine doğru yol alırlar. Sonra bir gün birileri cenazelere saldırmaya başlar. Cesetler mezarlardan çıkarılır, insanlar ölülerini bile kaçırmak, saklamak zorunda kalır. Ve koca bir ülke utanca hep birlikte katlanır. İktidardakiler diledikleri kadar durumu kınasınlar, yapılanı gayri insani bulduklarını açıklasınlar, bu konuda asla samimi olamazlar. Çünkü bugün o mezarlıkta yaşananların müsebbibi doğrudan onlar. Daha dün, şaibeli bir darbede hayatlarını kaybedenleri, ne olup bittiği anlaşılamadan suçlu ilan ettiler. Onları apar topar “hainler” mezarlığına gömdüler. Cenaze namazlarının kılınmasına bile izin vermediler. Ölüler üzerinden inşa edilmiş bir dille yaptıkları sivil darbenin zeminine özene bezene kinden ve düşmanlıktan taşlar döşediler. Bugün yaşananlar işte o meşrulaştırılmış kirli zeminin üzerinde vuku buluyor. Hukukuyla birlikte bağışıklık sistemi de çöken bu ülkede yaşayanlar... Kürt ya da Türk, Müslüman ya da inançsız, kadın ya da erkek, politik ya da apolitik, ölü ya da diri... Biliyoruz ki, artık akla gelebilecek her türlü tehlikeye ve şiddete açıklar. Laikliğe diş bileyenlerin haklarının yendiğini, onlara da iktidar şansı vermenin demokrasi adına elzemliğini tartışa tartışa kendi kendilerini diskalifiye edenler; Boş kalan o alanı kimlerin nelerle dolduracağını hiç düşünmedikleri ve bu ideoloji iktidara çöreklenirse, ondan sonra nasıl bir ülkede yaşayacaklarını hiç umursamadıkları için bugün bir sürü utançla baş etmeye çalışıyoruz. Kefen edebiyatıyla kendisini ifade eden bir iktidarın ahlakında ve adaletinde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Oysa her şey en baştan belliydi. Tabii ki tarifi doğru yapılmadan iktidara teslim edilen Kürt sorunu çözülemeyecek aksine elimizde patlayacaktı. Tabii ki milli eğitim evrensel bir eğitime değil doğrudan dini eğitime dönüştürülecekti. Tabii ki adaletin elindeki terazi bozulmakla kalmayacak bir de yerini iktidarın çivili sopasına terk edecekti. Ve tabii ki nihayetinde içimizde ve dışımızda mide bulandıran çirkin savaşlar çıkacaktı. İnsanları ölülerini kaçırmaya mecbur bırakanlar, onlara hakaret edenler, onları tehdit edenler, toplumda hızla egemen olan o korkunç zihniyet istenildiği kadar soruşturulsun, cezalandırılsın, kınasın... İsterlerse hepsini hapse atsınlar; ülkeden atsınlar, başlarından atsınlar. Bir anlamı yok. Ülkenin bu noktaya gelmesine neden olanlar iktidarda kaldığı sürece bu tehlikeli iklim değişmeyecek. İktidarın hedefindekiler bu coğrafyada bundan sonra ölülerini bile toprağa huzurla gömemeyecek. Özgür Gündem davası ertelendi Kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak için nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına katılan Ayşe Düzkan ve Ragıp Duran davası görüldü. Kapatılan Özgür Gündem gazetesine yönelik baskı ve soruşturmalara dikkat çekmek için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenlik kampanyasına katıldıkları için Ayşe Düzkan ve Ragıp Duran. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı. Duruşma 16 Ocak 2018’e ertelendi. Avukat Fikret İlkiz esas hakkındaki mütalaaya karşı yazılı savunmada bulundu. Avukatların savunmaya ek süre talebi üzerine duruşma 16 Ocak 2018 tarihine ertelendi. Savcılık Düzkan ve Duran hakkında “örgüt propagandası yapıldığı” iddiası ile soruşturma başlatmıştı. Nöbetçi yayın yönetmenliği 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Özgür Gündem’le dayanışmak için başlatılmıştı. l Haber Merkezi C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle