13 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Perşembe 14 Eylül 2017 10 Sisyphos, İkarus, Prometheus Başlığa bakıp mitoloji üstüne bir Tırmık beklemeyin. Sizi bilmem, ama benim aklım fikrim bizim Cumhuriyet davasında. Aklım fikrim o davada çünkü bugünün Türkiye’sini en iyi yansıtan aynalardan biri o dava. Şimdi yazının başlığına dönelim. Üç gün önce, pazartesi günü 14 saat 40 dakikalık duruşma maratonunda Cumhuriyet’in avukatlarından Fikret İlkiz bence hukuk literatürüne geçecek bir savunma ile Ahmet Şık arkadaşımın durumunu sergiledi. Yanılmıyorsam salondaki izleyiciler, sanık iskemlesindeki bizler ve... Ve evet yargıçlar ve hatta savcı soluklarını tutarak dinlediler. İlkiz, “hitabet sanatı”nın inceliklerini hünerle kullanarak, Ahmet Şık’ın Gülen Cemaati örgütlenmesinin içyüzünü sergilediği için Cemaat yargıç, savcı ve polislerinin tezgâhı ile hapse tıkıldığını anlattı. Ardından o davadan beraat ettiğini, ancak bu kez de AKP yargısının Ahmet Şık’ı “FETÖ ve DHKPC örgütlerine üye olmamakla birlikte...” diye başlayan mavallarla yeniden Silivri’ye yolladıklarını sergiledi ve AKP iktidarı ve polis ve savcı ve bağımsız (bağımsız?) yargı’nın sebep ne olursa olsun ya da sebep olsa da olmasa da Ahmet Şık arkadaşımın özgürlüğünü çalmaya kararlı olduğunu kanıtladı. Sözlerini mitologyadan Sisyphos’un öyküsünü aktararak noktaladı. Olympos’un egemeni Zeus tarafından koca bir kayayı tepeye kadar iterek çıkarmaya mahkum edilen Sisyphos’un tepeye vardığında kayanın yeniden aşağı yuvarlandığını, sil baştan kayayı tepeye çıkarmak zorunda kalışını hatırlattı ve iktidarın Ahmet Şık’ı bir bahane bulup hatta bahane bile bulmaya gerek görmeksizin hapise tıkmasıyla Sisyphos’un cezası arasında çarpıcı ve anlamlı bir paralellik kurdu. Cuk oturdu... Herkes bu adaletsizliği ve zulmü iliklerinde hissetti. Yargıçlar da... Sonra... Sonra mahkeme başkanı Sisyphos’a karşı “Ama bir de İkarus var” deyiverdi. İkarus... Hani kapatıldığı kaleden pencereye konan kuşların tüylerinden kanatlar yapıp, o kanatları balmumu ile bedenine yapıştırıp göklere ve özgürlüğe havalanan, ancak kızgın güneşe çok yaklaştığı için eriyen balmumları yüzünden yere çakılan İkarus... Acep Mahkeme Başkanı “Sen hakikat anlatıcısı olarak çok yükseldin Ahmet Şık. Düş bakalım hapishaneye” mi demek istemişti? Bilmem. Niyet okumak bizim mesleğin alanına girmiyor. Ancak Sisyphos’a karşı mademki İkarus kondu önümüze, bizim de sözümüz var: Prometheus!.. Tanrıların (egemenlerin, iktidarların) tekelindeki ateşi çalıp insanlığa armağan eden Prometheus... Ateş, ışık demek. Biz Ahmet Şıkgillerin yaptığımız da bu zaten. Kapalı kapılar ardında dönen dolapları, kirli, bazen kanlı hesapları, yolsuzlukları, hırsızlıkları, haksızlıkları Prometheus cesareti ve hüneri ve zekâsıyla bulup çıkarıp ve insanlığa, halklara ulaştırmak... Azız. Kimimiz haber için alanlarda, kimimiz yazıişleri masasında, kimimiz hapiste, kimimiz işsiz... Olsun. Bilen bilmeyen, gören görmeyen duysun, öğrensin. Biz sahici gazeteciler, mesleğin ak adına kara sürmeyen, halkın gerçekleri bilme hakkını ete kemiğe büründüren ve işleri sadece bu olan bizler, ne Sisyphos’uz ne İkarus. Bizler gazetecileriz. Bir adımız da Prometheus!.. İLK KEZ YARGIÇ KARŞISINDALAR ‘Nuriye ve Semih’i yalnız bırakmayalım’ Açlık grevindeki Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, bugün hâkim karşısına çıkacak. “İşimi geri istiyorum” eylemini açlık grevine dönüştüren 189 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça ilk kez Ankara Adliyesi 19. Ağır Cesa Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıkacak. Çoğu Gülmen ile Özakça’nın sosyal medya paylaşımından oluşan 25 sayfalık iddianamede avukatların yanı sıra ikilinin kendini savunup savunmayacağı henüz belli değil. Sağlık durumları iyiden iyiye kritikleşen Gülmen artık hiç yürüyemiyor. Kas ve böbrek ağrılarından uyuyamayan Gülmen, ışığa hassasiyet ve kulak çınlaması sorunları yaşıyor. Özakça’nın da ise yoğun kas ağrısı şikâyetleriyle birlikte nabız seyri çok düşük olduğu bilgisi verildi. Nuriye ve Semih ile Dayanışma Platformu, ikilinin ailesi, sevenleri, “Nuriye ve Semih’i yalnız bırakmayalım. Bu hepimizin davası. 14 Eylül’de Ankara Adliyesi’ne” çağrısı yaptı. l ANKARA / Cumhuriyet haber EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: ZARİFE SELÇUK AVRUPA’DA GÜNDEM Hukuk veTUTUKLU CUMHURİYETÇİLER adalet kazanacak Cumhuriyet davasında yargılanan gazetemiz İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu, Yayın Danışmanımız ve Uluslararası Basın Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Gürsel, muhabirimiz Ahmet Şık ve muhabese servisi çalışanımız Emre İper’in tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesine yönelik uluslararası tepki büyüyor. Birleşmiş Milletler (BM) ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) önceki gün yaptığı ortak basın açıklamasının ardından “Türkiye’de medyayı nasıl özgürleştiririz?” başlıklı bir konferans veren AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Desir, gazetecilerin özgürleşmesi için gösterilen çabanın katlanması gerektiğini vurguladı. Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenen konferansta Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık bir konuşma yaparken tutuklu arkadaşlarımızın mesajları da okundu. Uluslararası PEN Yazarlar Örgütü ve yine bir basın özgürlüğü kuruluşu olan Article 19’un AGİT’le birlikte düzenlediği etkinlikte konuşan AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisi Desir, Silivri Cezaevinde görülen Cumhuriyet davasına değinerek, beş gazetecinin tahliye edilmemesini eleştirdi. Desir, “Bu gazeteciler, toplumun haber alma ihtiyacına yanıt verdiler ama halka açık tartışmalar istemeyen otoriteler tarafından mahkum edildiler” dedi. Gazetecilerin özgürleşmesi için gösterilen çabanın katlanması gerektiğini vurgulayan Desir, bu konuda uluslararası farkındalığı artırmak için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Türkiye’ye bir kez daha imzaladığı uluslararası sözleşmelere uyma çağrısında bulunan Desir, AGİT bölgesinde tutuklu bulunan gazetecilerin yüzde 90’ının Türkiye’de olduğunu söyledi. Gazetecilerin en temel haberleşme ve ziyaret haklarından mahrum bırakıldığına dikkat çeken Desir, uzun tutukluluk süreleri ve hâkim önüne çıkana kadar geçen uzun sürenin başlı başına bir ceza haline geldiğini vurguladı. Desir konuşmasını uluslararası topluma Türkiye’de demokrasinin yeniden tesisi için daha fazla çaba gösterilmesi çağrısında bulunarak sonlandırdı. Şık: Tek belirleyici AKP Ahmet Şık’ın gazetecilik hayatı boyunca daha çok hak odaklı habercilik yaptığını anlatan Yonca Şık ise “Evet, basın ve ifade özgürlüğü sorunu AKP iktidarı dönemine has değil ama bu dönemin bir farkı var. Öncesinde ağırlıklı olarak Kürt ve sosyalist basını hedef alan saldırılar artık merkez medya diye anılan kesimleri de yok etmeye çalışıyor. Düşmanın kim olacağının tek belirleyicisi AKP’li, daha özele indirgersek Reisçi olanlar ve olmayanlar diye karşımıza çıkıyor” dedi. Hukuk devleti değil Avrupa Birliği’nin 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan olağanüstü barbarlığın tekrar yaşanmaması için kurulduğunu anımsatan Şık, şöyle devam etti: “İçinde olduğumuz zaman dilimi demokratik teamüllerin, insan hakları söylem ve pratiklerinin her ülkede aşındığı zamanlar. Bir taraftan insanın insan olmaktan kaynaklı haklarını demokrasi ve hukuk çerçevesinde garantilemeye çalışan bir sistemin inşası ile bu sisteme karşı olanlar arasında yoğun bir mücadele geçiyor. AB’nin birlik iddiasındaki değerlerden olan evrensel insan hakları, kişi hak ve özgürlükleri ülkelerdeki demokratik teamüllerin işlemesi ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri konusundaki iddiasını zayıflatan kararlar aldığını görüyoruz. Bu da Türkiye’dedemokrasi, insan hakla PEN, Article 19 ve AGİT’in Varşova’da düzenlediği ‘Türkiye’de medyayı nasıl özgürleştiririz?’ başlıklı panelde, tutuklu arkadaşlarımızın mesajları okundu. Yonca Şık, demokrasi için mücadele edenlere destek verilmesini istedi Varşova’da düzenlenen toplantıda Yonca Şık ve Erol Önderoğlu birer konuşma yaptı. rı, fikir özgürlüğü alanlarında mücadele eden kişi, kurum ve sivil girişimlerin referans alanlarının önünü kapatmaktadır. AİHM’nin Türkiye’de yargı, yürütme bağımsızmış, iç hukuk yolları açıkmış, bir hukuk devleti varmış gibi davranması o hukuksuzluğun yeniden üretilmesine neden oluyor. Cumhuriyet tutukluları için Türkiye hükümetinden ekim ayına kadar savunma istemek demek onların bir yıl haksız yere tutsak kalmaları demek veya imzacı akademisyenlerde, Nuriye ve Semih’in başvurularında olduğu gibi başvurularının kabul görmemesi gibi. Türkiye bir hukuk devleti değildir. Bu artık çok açık! Siyasi nedenlerle cezaevinde bulunanların birer siyasi rehine olduğunu burada tekrar etmek istiyorum.” Asli sorumluluğunuz AGİT gibi uluslararası örgütlerin en asli sorumluluğunun üye devletlerin imza attıkları sözleşmeleri uygulamaları için gerekli girişim ve yaptırımlarda bulunmak olduğunu vurgulayan Şık, “Aynı zamanda hukukun yürümediği, antidemokratik kararlarla bir ülkenin yönetilmesi durumunda dahi, o ülkelerde demokrasi mücadelesi veren kurum, siyasi parti, platform, girişim ve kişileri desteklemektir. Bu desteğe, antidemokratik uygulamalara itiraz etmeye, işbirliği ve dayanışmayı geliştirmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Sınırlar insani sorumluluklarımızı görünmez kılamaz. Hâlâ demokrasiye, eşitliğe, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına inanan, bu uğurda mücadele eden, riske giren insanlar var ve onları yalnız bırakmamak da sizlerin asli sorumluluğunuzun bir parçasıdır” dedi. Değerler zarar gördü Konferansta konuşan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile stratejik ilişkilerini tehlikeye atmamak, AİHM’nin de kendini Anayasa Mahkemesi yerine koymamak kaygısıyla gazetecilerin OHAL altında tutuklanması, ağır tecrit altında tutulması gibi ihlallere son vermede yetersiz ve sorumsuz davrandığını vurgulayarak “Eziyeti eleştiren gazeteciler, aileleri ve sivil toplum çekti fakat Avrupa Konseyi değerleri büyük zarar gördü” dedi. l Haber Merkezi Gazetecilik yapmaya devam GÖZDAĞI VERME ÇABASI MURAT SABUNCU: Her gece penceremin yanındaki ranzadan gökyüzünü uzun uzun seyrediyorum. Önce penceredeki demir parmaklıkları aşıyor bakışlarım, ardından bir avuç gökyüzünün bile çelik tellerle kapatıldığı on adımlık havalandırmadaki kafesi... Denizi düşünüyorum, papatyaları sonra, uzun ve kocaman sofralarda dostlarla yenilenyenilecek yemekleri... Oğlumu, eşimi... Sizleri düşünüyorum. Galiba en büyük heyecanla sizleri... Yüzlerini göremediğim, adlarını bilmediğim, hiç karşı karşıya gelmediğim ama bizler için özgürlük mücadelesi veren sizleri... İçim ısınıyor, yüzüm gülüyor, umut doluyorum... Sadece kendim için değil. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın cezaevlerindeki tüm gazeteciler, düşünce tutukluları için verdiğiniz destekten dolayı size teşekkür ediyorum. Şunu bilmenizi isterim ki; gazetecilik yaptığı için, düşündüğü için cezaevinde olan bizler, bedeli ne olursa olsun gazetecilik yapmaya, düşündüklerimizi sansürsüzce söylemeye devam edeceğiz. Ve eminim özgür günlerde birbirimizle omuz omuza verip dünyada özgürlüğünü kaybeden, yüzünü görmediğimiz, hiç karşı karşıya gelmediğimiz gazeteciler için birlikte mücedele edeceğiz. GAZETECİLİK SUÇLANIYOR KADRİ GÜRSEL: Cumhuriyet gazetesi davasında “terör örgütüne üye olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek iddiası” doğrultusunda suçlama konusu yapılan, sadece ve sadece temel gazetecilik faaliyetidir. Cumhuriyet davasında gazeteciler, iktidarı rahatsız eden haberleri, köşe yazıları ve attıkları başlıklar nedeniyle yargılanıyor. Ben de 10 ayı aşkın bir süredir gazetecilik faaliyetim nedeniyle tutukluyum. Acil isteğim, mesleki faaliyetlerinden dolayı hapiste olan gazeteciler için özgürlük ve adalettir. AKIN ATALAY: Neden tutukluyuz? Gazetecilik yapmakta, haberden ödün vermeden kamu yararına yayından ödün vermemekte direndiğimiz için tutukluyuz. Türkiye’de hukuk ve yargı koruması çöktüğü için ve yargı tümüyle siyesi iktidara hizmet eden, onun buyruklarını yerine getiren bir cihaza dönüştüğü için tutukluyuz. Bizim tutukluluğumuz üzerinden diğer gazeteler ve gazetecilere gözdağı verilmek istendiği için tutukluyuz. Umuyoruz büyük bir dayanışma ile bizler ve bizim nezdimizde gazetecilik değerleri, hukuk ve adalet kazanacaktır. UZLAŞMAZ ÇELİŞKİ BİTMEZ AHMET ŞIK: Sizlere söylemek istediklerimi birkaç hafta önce yine “terörist olmakla” suçlandığım bir dava nedeniyle, bir mahkeme salonunda dile getirdim. Tekrar etmek istiyorum: Gazetecilik faaliyetlerini suçlama konusu yapmak, totaliter rejimlerin ortak özelliğidir. Tecrübemle biliyorum ki, mesleki faaliyetlerim nedeniyle her siyasal iktidarın ve her dönemin yargısının “kötüsüsuçlusu” olmayı başardım. Kızıma bırakacağım bu mirastan gurur duyuyorum. Biliyorum, bu iktidarın da, yargısının da benimle ilgili sorunları var. Çünkü gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Bugün, Türkiye’de yaygın bir şekilde olduğu gibi siyasal iktidara, çeşitli güç odaklarına değil hakikatin gücüne sırtımı dayayarak gazetecilik yapıyorum. Çünkü, Türkiye gibi demokrasiyle sıkı bağlar kuramamış ve giderek daha da totaliterleşen rejimlerde gazetecilik yapmak çizgiyi aşmak demektir. Ve gazetecilik hizaya gelerek yapılmaz. Hizaya gelerek yapılanın adına da gazetecilik denmez. Eğer icazetle yazıp söylersen, onursuzluğun acizliğiyle ezilirsin. Bu yüzden söyleyeceğim o ki, dün gazeteciydim. Bugün gazeteciyim. Yarın da gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Yani hakikati boğmak isteyenlerle aramızdaki bu uzlaşmaz çelişki hiç bitmeyecek. BM, Cumhuriyet davasına müdahil oldu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü’nün yaptığı başvuru kabul edildi BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye’nin, Türkiye’de tutuklu bulunan gazetecilerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) davalarına müdahil olabilmek için yaptığı başvuru kabul edildi. AİHM İnsan Hakları Dairesi Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith, raportörün, Cumhuriyet davası başta olmak üzere Türkiye’de gazetecilerin tutuklu olarak yargılandığı 10 davaya müdahil olmasının kabul edildiğini bildirdi. Naismith, söz konusu 10 davayla ilgili BM Özel Raportörü adına 10 sayfayı geçmeyecek yazılı başvuruların doğrudan AİHM’ye yapılmasına izin verildiğini de belirtti. BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Kaye, PEN International, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) dahil 12 uluslararası örgüt, 30 Ağustos tarihinde toplu müdahillik başvurusunda bulunmuştu. Başvuru Cumhuriyet davasının yanı sıra Ah met Altan, Mehmet Altan, Atilla Taş, Şahin Alpay, Murat Aksoy, Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç ve Deniz Yücel’in yargılandıkları davaları da içeriyordu. Türkiye’de tutuklu gazetecilerin davalarını öncelikli olarak ele alan AİHM, daha önce Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in söz konusu 10 davaya müdahil olma talebini de kabul etmişti. Kaye, AİHM’ye başvurusunda, kasımdaki Türkiye ziyaretinde Altan kardeşlerle cezaevinde görüşme talebine izin verilmediğini hatırlatıp AİHM’nin söz konusu 10 davada vereceği kararların Türkiye’de pek çok davaya ve ifade özgürlüğüyle ilgili insan hakları standartlarının dünya genelinde uygulanmasına etkileri olabileceğini belirtmişti. 12 örgütün PEN International Direktörü Carles Torner’in imzasını taşıyan başvurusunda da bu davaların AİHM’ye Türkiye’de ifade özgürlüğü ve gazeteciliğe yönelik baskıyla ilgili adım atması için önemli bir fırsat sunduğu vurgulanmıştı. l ANKARA / Cumhuriyet C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle