07 Mayıs 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
Çarşamba 11 Kasım 2015 yorum TASARIM: SERPİL ÜNAY 18 eçen cuma sabaha karşı önce Reuters ve BBC, ardından diğer haber ajansları tuhaf olduğu kadar şaşırtıcı bir haber geçtiler: Gazprom Media Holding’in müstafi CEO’su Mikhail Lesin, Washington’un seçkin otellerinden Dupont Circle’deki odasında ölü bulunmuştu. Haber tuhaftı, çünkü ailesinin ağzından Lesin’in kalp krizinden yaşamını yitirdiği belirtilirken, “normal ölüm” olduğuna özel vurgu yapılıyordu. Şaşırtıcıydı, çünkü 57 yaşındaki Lesin’in eceliyle öldüğünü açıklayan aile, aynı zamanda hiçbir sağlık sorunu olmadığını söylüyordu! Cumartesi sabahı, Vladimir Putin’in “Rusya’da kitle iletişiminin modernleştirilmesine büyük emeği geçen” eski yardımcısı Lesin’in ölümünden duyduğu üzüntü dile getirildi ve ailesine başsağlığı mesajı yayımlandı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in son yıllarda kurumuş yapraklar gibi sapır sapır dökülen “eski” çevresinden böylece bir kişi daha eksilmiş oldu… Peki, kimdi bu sonuncu mevta? Putin’e ne zamandan beri, ne kadar yakındı? HHH 1985 yılında KGB, Doğu Almanya başkenti Dresden’e “ajan devşirmekle” görevlendirdiği genç bir istihbaratçı gönderdi: Vladimir Putin. Putin’in ilk işi, Doğu Alman bir tıp profesörüne pornografik şantaj yaparak zehirlerle ilgili eğitim almak oldu, nedense… Dresden’deki faaliyeti dahilinde, kendisinden birkaç yaş daha genç bir KGB’liyi de baLesin ve Putin. sındaki propaganda çalışma G e bölüp tabletini dörd eye, ta la o k çi ir “B rçasını yem sadece bir pa cü denir.” irade gü ST JUDITH VIOR masraflı filmlerin prodüktörü olarak tanınmış, kendisi de Los Angeles’te 28 milyon dolarlık gayrimenkul sahibi olmuştu. Hatta Cumhuriyetçi senatör Roger Wicker, kara para akladığı gerekçesiyle Lesin’in servetinin araştırılmasını resmen talep etti. FBI da işe karıştı, ama Lesin’in yasadışı bir etkinliği kanıtlanamadı. Yine de ilginç bir bilgiye ulaşıldı: Lesin, dünyanın dört bir yanında “barışçıl” tınılar taşıyan STK’lere cömert yardımlar yapıyordu. Tıpkı Atatürk Havalimanı’nda ayakkabı bağcıklarıyla asılı bulunan İngiliz kadın gazeteci Jacky Sutton’un** çalıştığı Ortadoğu’ya odaklı STK’ler gibi… HHH Ortadoğu’da büyük bir savaş başlayacak, dostlar. Ve bu savaşın iki baş (ve karşıt) aktöründen Rusya’nın yakın dövüş teknikleri şampiyonu lideri Putin, engin istihbaratçı deneyimine dayanarak önce evinin içini ve bahçesini temizliyor. Acaba Lesin, nasıl kalp krizi geçirdi? İsveçli doğa bilimci Carl von Linne, kakaoya “Tanrıların yiyeceği” anlamında “theobrama” adını vermişti. Kakaodan elde edilen müthiş zehre de “theobramine” denildi. Antidotu olmayan ve hiçbir iz bırakmayan bu zehir, ölümcül enfarktüse yol açar. İstihbaratçılar, sıcak kakao ve çikolata sevmezler. Çünkü bazılarının kursaklarından “konsantre” geçen son dünya meyvesidir. (*) Bir Suikastın Önü Arkası/Cumhuriyet 11 Mart 2015 (**) İstanbul’da Rus Usulü İntihar/Cumhuriyet 4 Kasım 2015 Şu hendek meselesi! u yazıyı yazmak artık benim için bir etik sorun oldu. Özellikle seçimden sonra her televizyona çıkanın, 7 Haziran seçimlerinden sonra Güneydoğu’da kazılan hendeklerden söz etmesi, HDP’nin bu nedenle oralarda seçmen oyunu yitirdiğini söylemesi beni resmen çileden çıkardı. Hendekler, oluşturulan barikatlar öylesine büyütüldü ki, hani bilmeyen, görmeyen İspanya İç Savaşı’nda olduğu gibi kilometrelerce hendek kazıldığını, gene kilometrelerce çok korunaklı barikatlar oluşturulduğunu düşünebilir. Özellikle de sürekli sokağa çıkma yasağının olduğu Silvan’da çatışma olduğunda arka yollardan bölgeye giden biri olarak bunun böyle olmadığını söylemek istiyorum. Fotoğrafta da göreceğiniz gibi, tankların, Akreplerin mahallelere girişini durdurmak için yapılan barikatlar, kazılan hendekler öylesine naif, öylesine korunaksızdı ki, adeta mahalle çocuklarının büyüklerine eziyet olsun diye yaptıkları çocukça bir çalışmaya benziyordu. Tanklar bir çarpıda bu hendekleri aşıyorlardı. Barikatları ise bir dakikada etkisiz hale getirmek mümkündü. Ama hendekler, barikatlar bir de ne olduğu hiç kimse tarafından anlaşılmayan “özyönetim” sloganı bahane edilerek bu bölgelerde inanılmaz bir zulüm makinesi işlemeye başladı. Burada açıkça söylemek gerek, kırsalda etkili olan PKK, İşte Silvan’da barikat, hendek bölge gençlerini sidedikleri. Ekim 2015, Silvan. lahlandırarak bu zulüm makinesinin Foto: Işıl Özgentürk üstüne sürdü. Bölgede bir süre PKK’nin yolları kesmesine izin verildi. Öyle ki PKK militanları arabaları durdurup kimlik kontrolü yaparken, tepede bulunan karakoldakiler elinizdeki saatin yelkovan ve akrebini bile rahatça gören kameralarla olayı izliyorlardı. Hiçbir müdahale yoktu. Ama iki gün sonra aynı bölgede bulunan ilçelerde sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ve keklik misali bir av başlıyordu. Anlattıklarım sizi şaşırtabilir. Ben de şaşırmıştım. Açıkça söylemek gerekirse, HDP yetkililerinin işi zordu. Çünkü bölge insanı çocuklarını kucaklarına almış, birkaç parça eşyalarını bir çantaya doldurup ölümden kaçıyordu. Kimse onları suçlayamaz! “Nereye gidiyorsunuz” diye sorduğumda, “Akrabaların yanına” demişti pek çoğu, “Çatışmanın olmadığı kentlere.” Başka kentlere gidenlerin ne kadarı geri döndü bilmiyorum. Zaten bölgenin tarihi bir göç tarihidir. Artık konuşalım, örgütlerin tarihi de ülkelerin ve partilerin tarihlerine benzer. Belli bir zamanda doğar, tarih içindeki görevini yapar ve biterler. PKK kendi varlığının Türkiye için bittiğinin pekâlâ farkında. Ama ne yazık ki durumu kabullenip yepyeni bir oluşuma olanak sağlamak için bölgeyi terk etmek istemiyor. Stalinist bir hiyerarşiyle yönetilen örgüt, ne yazık ki demokrasiyi kendi içinde uygulayamadı. Aykırı seslere kulağını kapadı. Kentlerdeki savaşın dağlardan farklı olduğunu kavrayamadı. Ve hâlâ AKP’nin büyük projesine su taşıyor. Şimdi hep birlikte bir yol ayrımına geldik. HDP düzen partilerinin karşısına, daha sol, daha demokratik bir çalışmayla çıkarsa, emin olun şu herkesin pek bir korktuğu “bölüme paranoyası” kendiliğinden biter. Zaten Türkiye toplumunu bizden çok daha iyi analiz eden uluslararası güçler de o ünlü “BOP” projesinden çoktan vazgeçtiler. Sözün özü, HDP Türkiye’nin yeni sol partisi olma yolunda ilerlemelidir. Maceraya gerek yok. Su kendi yolunu bulur. Çikolata tadında bir suikast larıyla görevlendirdi: Mikhail Yuriyeviç Lesin. KGB’nin Yahudi asıllı iletişim uzmanı Lesin çok başarılıydı. Kısa zamanda Putin’in takdirini kazandı. Öyle ki, Putin başbakan olduğunda, Lesin’i Basın Bakanı atadı. Devlet Başkanı olduğunda ise basın danışmanı yaptı. Lesin, Russia Today’i kurdu. Ardından aynı adı taşıyan TV kanalını. Putin ile Lesin ikilisi, bir süre sonra tüm Rus medyasının denetimini ele geçirdiler. Denetim, tabii ki sansür ve manipülasyon demekti. Mikhail Lesin, 2013’te Rusya’nın “devlet kontrolündeki” en büyük medya holdingi Gazgrom Media’nın başına geçti. Ama 12 Ocak 2014’te “ailevi nedenlerle” istifa etti. HHH Rusya’da “ailevi nedenler”, sahneden çekilmenin en zararsız biçimidir. Bazıları, acilen ve kabaca indirilir. Örneğin Putin’in bir başka yakını, 25 Şubat 2015’te Moskova’da öldürülen Boris Nemtsov* gibi… Nemtsov 1959, Lesin 1958 doğumlu. Aynı kuşaktan iki KGB’li. Neyse. Dönelim Lesin’e. Gazprom Media’nın müstafi CEO’su, yıllar içinde hem çok zengin olmuş, hem de ABD ile özel yakınlıklar geliştirmişti. Oğlu bu ülkede “Rusya konulu” behicak@yahoo.com.tr B KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK niçin, kimin için yazıyoruz? üneyt Ülsever’in seçimin ertesi günü kaleme aldığı yazıyla köşe yazarlığına veda ettiğini açıklaması üzerine çok gevezelik edilip dalga geçildi. “Anca gidersin” diyenlerden “bezginliğin, tükenmişliğin bu kadarı” diyenlere açılan yelpazede ve tabii AKP’nin olağandışı seçim başarısı ile titreşimli çerçevede değerlendirmeler yapıldı. Bu tavrı haksız buluyorum. Ülsever’in Odatv’de 2 Kasım 2015’te kaleme aldığı yazı, içeriği itibarıyla öyle bir çırpıda silinip atılacak nitelikte değil. Ancak tabii ki aldığı karar, özellikle gerekçeleri itibarıyla üzerinde durulmaya değer… Seçim sonucuna bağlı olarak (belli ki onu en çok şoke eden 45 ayda 5 milyon oy artışı olmuş), mevcut tüm kirliliklere rağmen bir “tek adam iktidarı”na vurdumduymaz şekilde evet demiş toplumsal çoğunluktan hareketle karşımıza artık nasıl bir Türkiye çıkacağına dair görüşlerini paylaşan Ülsever, yazısında söz konusu kararını şöyle temellendiriyor: “Söyleyeceğim bütün sözleri söyledim. Söz tükendi. Meramımın hepsini ifade ettim. Tekrar tekrar anlattım. Artık bende söyleyecek yeni bir söz kalmadı. Büyük çoğunluk benim görüşlerime itibar etmediğine, benim de söyleyecek yeni sözüm olmadığına göre köşe yazısı yazmayı bırakmam gerekiyor. Ben de öyle yapıyorum.” Bu ifadelerden Ülsever’in söyleyeceği bütün sözleri bir çoğunluğun kendi görüşlerine itibar etmesini bekleyerek söylediği çıkarımında bulunmak mümkün ki onun yılların tecrübesiyle nasıl böyle naif bir yaklaşım sergileyebildiğini anlamak gerçekten zor. Bu memlekette bir köşe yazarı çoğunluğu kendi görüşleriyle biçimlendirme, yönlendirme, dönüştürme hedefiyle yazacaksa eğer, baştan yenik bir durum ortaya çıkmış demektir. Çünkü yazdıklarımızı büyük çoğunluk okumuyor. Çünkü Türkiye toplumu okumuyor, okuma ile arası yok. Türkiye sözlü kültürden görsel kültüre sıçramış bir toplum. Yazılı kültür, yani “okumadan duramamak”, bu toplumun tarihselkültürel serüveni içerisinde kayda değer bir yer tutmuyor. Üniversitede bir sosyal bilim bölümünde bile “kuramlarkuramcılar” üzerine derste hangi metinleri işleyeceğini söyleyen hocaya bir öğrenci gayet rahat ve “masum”ca, “İyi de Hocam, benim okumayla aram yok, n’olcak şimdi” diye sorabiliyor. Anadolu’ya seçim gezisi yaptığımızda pek çok yerde gazetemizi bulamıyoruz. Bırakın yazdıklarımızı okumayı, gazetenin adını duymayanlar var. Ve Türkiye, sözlü kültürden görsel kültüre sıçramış, diğer deyişle “köylülükten elektroniğe” ve sibernetiğe kanatlanmış bir toplum olarak kahir ekseriyeti itibarıyla sözün ve görüntünün ustalarıyla simsarlarına rağbet ediyor. Sevdiği, benimsediği, tercih ettiği insanlar da böyleleri oluyor. İşte Tayyip Erdoğan, hitabetiyle o çoğunluğun gözünde kelimenin tam anlamıyla “karizmatik” bir figür olarak şekilleniyor, büyüyor, efsaneleşiyor. O çoğunlukla “kültürel lehçe” ortaklığı, aynı doğrultuda her fırsatta işlerliğe soktuğu deyişler, duruşu, vücut dili, yüz jestleri yetiyor da artıyor. Ayrıca yazının “sıkıcı”lığı karşısında sözün ve görüntünün çekici, etkileyici, en çok da eğlendirici olanına yöneliyor çoğunluk. İşte orada da karşısında popülermedyatik bir “karizma” olarak Acun Ilıcalı var. Birbiriyle sıkı dost olan iki insan, Tayyip Erdoğan ve Acun Ilıcalı… Eğer “Yeni Türkiye” için simgesel bir resim çıkarmak gerekse herhalde en temsilî olan, bu ikisinin kombinasyonu olacaktır. Böyle bir ortamda yazdıklarımıza çoğunluğun itibar etmesini beklemek safdilliktir. Ama çoğunluk itibar etmiyor diye yazmayı bırakmak da kendimizden vazgeçmektir. Çoğunluk için yazmıyoruz. Yazmadan duramadığımız için yazıyoruz. Okumak, öğrenmek ve öğrendiklerimizden kendimizce çıkardığımız sonuçları kalıcı kılmak için yazıyoruz. Başka türlü insan olamadığımız için yazıyoruz. Hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, yolsuzluklarla mücadele… Bunların hepsinin bir “tek adam iktidarı”na kurban gitmekte olduğu şu sosyopolitik vasatta, evet, “yatacak yerimiz yok”… Bir tek yatacak yerimiz var ve o da “tarih”… Onun için yazıyoruz. C HARBİ SEMİH POROY Ekütüphanelere hacker tehdidi Arap Yayıncılar Konferansı’nda konuşulan konular Türkiyeli yayıncıların da yaşadıkları sorunlardı; yayımlama özgürlüğü, korsan yayın, dağıtım sorunları, eğitim yayıncılığında devletin etkisi... Birleşik Arap Emirlikleri’nin Sharjah Emirliği’nde gerçekleştirilen konferansa Arap ülkelerinin yayıncılar birliklerinin, yazar ve kütüphanecilik örgütlerinin temsilcilerinin yanında dünya yayıncılığının birçok önemli adı da katıldı. 23 Kasım’da yapılan konferansın oturumlarından biri de “Geleceğin Kütüphanesine Bir Bakış” başlığını taşıyordu. Dijital çağla birlikte artık kütüphanelerin farklı rolü ve işlevi olacağı düşünülüyor. Okura sunulan klasik hizmetlerin yanında bilgi kaynağı olacakları, dünyadaki tüm bilgilere ulaşılacak merkezler haline gelecekleri öngörülüyor. Artık on binlerce kitaplık koleksiyonlar yerine birkaç bilgisayarla milyonlarca kitaba, dergiye ve veri kaynağına ulaşmak mümkün. Okur kütüphaneye gelmeyecek, kütüphane okura gidecek. Evinizden, işyerinizden ya da okuldan şehrinizdeki hatta mahallenizdeki halk kütüphanesi aracılığıyla dünya kütüphanelerindeki tüm kitaplara ulaşabileceksiniz. Bu sözleri duyduğumuzda heyecanlanmamak elde değil. Ama her güzel şeyin beraberinde getirdiği sorunlar var. Yazarlar, çevirmenler ve yayıncılar “Telif haklarımız nasıl korunacak” diye soruyor haklı olarak. Kütüphanelerle ilgili oturumun konuşmacılarından biri de İskenderiye Kütüphanesi yöneticisi Dr. Halid Azab’dı. İskenderiye Kütüphanesi’ndeki kitapları dijitale dönüştürüp halkın kullanımına açmalarını ve elde edilen başarıyı anlattı. Bu başarı öyküsünün ardında bir trajedi yattığını ise sorulara geçilince anladık. İskenderiye Kütüphanesi’nin dijitale dönüştürüp sitesinde kullanıma sunduğu 30 bin kitabın tamamının hacker’lar tarafından ele geçirildiğini ve yüzlerce Web sitesinde bu kitapların paylaşıldığını söyledi Mısırlı yayıncılar. Bu 30 bin kitabının çoğunluğunun telif hakları kapsamında olduğunu ve kitapçılarda satıldığını, İskenderiye Kütüphanesi’nin ekitap olarak okur kullanımına açmasından sonra bu kitapla 3. 11 KASıM 2015 SAYı: 32907 İmtiyaz Sahibi: CUMHURİYET VAKFI adına ORHAn ERİnÇ AKın AtAlAY İcra Kurulu Başkanı Genel Yayın Yönetmeni Köşemen rın satışının tamamen durduğunu, zaten yaşanan siyasi gelişmeler, darbeci yönetimin sansür ve baskı uygulamalarından kitap satamaz duruma gelmiş yayıncıların ticari olarak ağır bir darbe yediklerini belirttiler. Dr. Azab, mevcut telif hakları yasası ile hacker’larla, internet korsanlığıyla mücadele etmenin mümkün olmadığını, yasa yeterli olsa bile ekitap korsanı sitelerden birini kapattırırken yerine on tane daha açıldığını yani mücadelenin mümkün olmadığını anlattı. 910 Kasım’da da İstanbul’da Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği “Halk Kütüphanelerinde Eyayınların Hizmete Sunulması” çalıştayı yapıldı. Niyet halk kütüphanelerin koleksiyonlarını ekitap haline getirerek dijital çağa ayak uydurmak. Mısır’da yaşananlardan ders çıkarılır mı bilmiyorum, ama bizim durumumuz da pek farklı değil. Dijitalleştirme alandaki hak ihlallerini önleyecek düzenlemelerin yapıldığı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Taslağı” iki yıldan fazla bir süredir Kültür ve Turizm Bakanı’nın imzalayıp Bakanlar Kurulu’na sunmasını bekliyor. Bu arada korsan yayıncılar yasayı da kütüphanelerin dijitalleşmesini de beklemeden hızla faaliyete geçtiler. İnternette ekitap korsanlığı çığ gibi büyüdü, dayanılmaz boyutlara vardı. Yayıncısının dijitalleştirmediği kitapların bile ekitap versiyonlarını bulmak mümkün. Böyle bir ortamda kütüphanelerde eyayınları hizmete sunarken iyi düşünmek ve adımları çok dikkatli atmak gerek. Aksi taktirde iyi bir iş yapacağım derken onarılamaz zararlara yol açmak mümkün. CAn DünDAR Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Tahir Özyurtseven Haber Koordinatörleri Murat Sabuncu Ayşe Yıldırım Başlangıç Yazıişleri Müdürleri Bülent Özdoğan Baydu Can Sorumlu Müdür Abbas Yalçın Görsel Yönetmen Hakan Akarsu l Haber l Ekonomi: Reklam Tanıtım ve Halkla İlişkiler Genel Koordinatörü Ayşe Cemal Reklam Genel Müdürü Özlem Ayden Şalt Reklam Genel Müd. Yrd. nazende Körükçü Reklam Grup Koordinatörü Hakan Çankaya Merkezi Müdürü: Aykut Küçükkaya l Dış Haberler: Pınar Ersoy Olcay Büyüktaş l Kültür Sanat: Evrim Altuğ l Spor: Arif Kızılyalın l Gece: Ayça Bilgin Demir l Yurt Haberler: Selin Görgüner l Fotoğraf: Uğur Demir l Düzeltme: Mustafa Çolak Web Koordinatörü: Oğuz Güven editor@cumhuriyet.com.tr Ankara Temsilcisi: Erdem Gül Ahmet Rasim İzmir Temsilcisi: Serdar Kızık Halit Ziya Sok. No: 14 Çankaya 06550 Ankara Bulvarı 1352 S. 2/3 İzmir Tel: (0232) 441 12 20 Tel: (0312) 442 30 50 Okur Temsilcisi: Güray Öz guray@cumhuriyet.com.tr Yayın Kurulu: Orhan Erinç (Başkan), Güray Öz (Bşk. Yrd.), Can Dündar, Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Şükran Soner, Mustafa Balbay, Hakan Kara. Mali İşler Müdürü: Bülent Yener l Muhasebe Müdürü: Günseli Özaltay l Satış Dağıtım: tunca Çinkaya Yayımlayan ve Yönetim Yeri: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 343 72 64 eposta: posta@cumhuriyet.com.tr Reklam Yönetimi: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 251 98 68 eposta: reklam@cumhuriyet.com.tr Yaygın süreli yayın Baskı: DPC Doğan Medya Tesisleri Hoşdere Yolu 34850 Esenyurt/İstanbul Dağıtım: Doğan Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ Esenyurt/İstanbul Cumhuriyet’te yer alan haber, yazı ve fotoğrafların yeniden yayım hakkı saklı tutulmuştur. İzin alınmadan ve kaynak göstermeksizin yayımlamak Basın Kanunu gereğince hukuki ve cezai yaptırıma tabidir. İstanbul Ankara İzmir İmsak 05.10 04.54 05.15 nAMAZ VAKİtlERİ Güneş Öğle İkindi 06.39 11.55 14.32 06.21 11.40 14.19 06.41 12.02 14.46 Akşam 16.59 16.46 17.12 Yatsı 18.21 18.06 18.30 C M Y B
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear