Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
R PAZAR 9 8/11/07 16:44 Page 1 PAZAR EKİ 9 CMYK 11 KASIM 2007 / SAYI 1129 Kadehte yeni tatlar... Doluca, “İstanbul Kadeh Kaldırıyor Günleri”nin ikincisinde Türkiye’den ve dünyadan 60’a yakın şarabı şarapseverlerle buluşturuyor. oluca tarafından ilk kez 0612 Kasım 2006 tarihleri arasında, İstanbul’da 11 farklı restoranda gerçekleştirilen “İstanbul Kadeh Kaldırıyor” haftası şarapseverlerin yoğun ilgisi ile sona ermişti. Geçen yıl ilki düzenlenen ve gelenekselleştirilmesi amaçlanan organizasyonda Cabernet Sauvignon, KAV BoğazkereÖküzgözü tercih edilmişti. Doluca’nın şarap ve yemek kültürü konusunda yeni ve farklı deneyimler yaşatmayı hedefleyerek yola çıktığı “İstanbul Kadeh Kaldırıyor” haftası bu yıl 0718 Kasım 2007 arasında; içlerinde Aija, 360°, Borsa İstinye Park, Changa, Da Mario, İstanbul Modern, Masa, Mikla, Müzedechanga, Sunset, Şans, Vogue ve Wanna’nın bulunduğu İstanbul’un 13 restoranında gerçekleşecek. Geçen yıla göre hem restoran hem de şarap seçeneğinde gerçekleşen artışla; başta Doluca ve Sarafin serisi şarapları olmak üzere; Fransa, İtalya, Şili, Kaliforniya ve Avustralya’ya ait 60’a yakın farklı şarap bu etkinlikte yer alacak. Boğazkere, Öküzgözü, Kalecik Karası, Narince; Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz, Sangiovese, Chardonnay, Sauvignon Blanc, Zinfandel, Pinot Noir bu şaraplardan birkaçı... Etkinliğin ücretleri ise haftaya özel. Bu etkinlik hakkında daha geniş bilgi edinmek ve rezervasyon yaptırmak için; 0 212 327 27 19 nolu telefondan iletişime geçebilir ya da www.istanbulkadehkaldiriyor.com adresini tıklayabilirsiniz. D 11 bini aşkın kadeh kaldırılmıştı. Geçen yıl başta Doluca ve Sarafin serisi şarapları olmak üzere; Fransa, İtalya, Şili, Kaliforniya ve Avusturalya’ya ait 50’nin üzerinde farklı şarabın eşlik ettiği haftada en çok; KARMA Cabernet SauvignonÖküzgözü, SARAfİN Sauvignon Blanc, SAFİR, SARAfİN PAZAR SÖYLEŞİLERİ İnsan ve hakları Ataol Behramoğlu “İnsan Nasıl İnsan Oldu” adlı kitabında Gordon Childe, Milattan beş yüz bin yıl kadar önce çeşitli insan tiplerinin ortaya çıktığını belirtiyor. Biyolojik bakımdan günümüz insanından farksız insan topluluklarının yeryüzünde boy göstermesi için ise dört yüz bin yıl daha geçmesi gerekmiş. Bunlar karınlarını doyurmak için Afrika savanlarında bir yerden bir yere dolaşıp durmakta olan dağınık avcı takımları imiş. Buna göre ilk atalarımızın Afrikalı oldukları anlaşılıyor... Biyolojik bakımdan bizlerden farksız olan bu Afrikalı atalarımıza gerçekten insan denebilir mi? Nitekim, “modern” insan tiplerinin belirmesi için bir yetmiş bin yıl daha geçiyor. Milattan önce otuz binli yılların ürünü bu insanlara “homo sapiens” deniyor ve antropologlarca bu dönem “tarihin başlangıcı” olarak kabul ediliyor... Tarihin (daha doğrusu insanlık tarihinin) başlangıcını oluşturduğu kabul edilen bu atalarımızın Ortadoğuda tahıl tarımını, yaklaşık olarak aynı zamanlarda da Meksika’da mısıl tarımını başlatmaları için ise birkaç on bin yıl daha geçmesi gerekmiş. Tarım üretimiyle birlikte yerleşik düzene geçen insanlığın önce çivi yazısını bulmaları, ardından da alfabetik yazıya geçmeleri bir kaç bin yıl daha beklemeyi gerektiriyor... Bu dönemler, Milattan önceki üç bin ve bin beş yüz yıllarıdır... Böylece zamanımıza bir hayli yaklaşmış oluyoruz... Yine de, günümüzden çok değil beş bin yıl kadar önceki bu dönemleri günümüz insanının başlangıcı olarak kabul edebilir miyiz? Bence günümüz insanının başlangıcı Milattan beş yüz yıl kadar önceki antik Yunan uygarlığıdır. Çünkü insanın kendini doğa ötesi güçlerle değil, “akıl”la, bir başka deyişle de “kendisi” olarak tanımlamasının başlangıç tarihidir bu... Bununla birlikte karanlık ortaçağın ardından yeniden uyanış (antik Yunanın değerlerine dönüş) dönemine geçilmesi ve daha sonra da Fransız Devrimi’yle birlikte “insan hakları” kavramının belgelenmesi için yaklaşık iki bin yıl daha geçiyor... Bu belge, 1726 Ağustos 1789 tarihli “İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi”dir... Tarihe böyle baktığımızda “modern insan”ın tarihinin pek de eski olmadığını, hatta bunun çok yakın bir tarih olduğu görülüyor... Modern insan, haklarının bilincinde olan insandır... Bence bu tanım da yeterli değil. Modern insan, haklarının bilincinde olduğu kadar bu hakları koruyup savunmayı, gerektiğinde de onlar için savaşım vermeyi bilen insandır... Böyle baktığımızda, günümüz insanına ne ölçüde modern insan diyebiliriz? Fransa’da devrimin kurucu meclisince hazırlanan haklar bildirgesinin temelinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde yer alan, “insanlık ailesinin bütün üyeleri” için geçerli “medeni, siyasi, ekonomik, kültürel” haklar, günümüzde bu “aile”nin hangi üyeleri için hangi ölçülerde gerçeklik taşıyor? Günümüz Afrikalısının, yüz bin yıl önceki hemşehrisinden daha uygar yaşam koşullarına sahip olduğu söylenebilir mi? Yakın bir zamana kadar Afrika belki uç bir örnekti. Bu gün hiç öyle değil... Günümüz dünyası, yoksuluyla varsılıyla, uygarlaşma tarihinin tam tersi bir yönde, sadece ortaçağların karanlıklarına değil, onun da ötesinde, ilkelliğin en geri dönemlerine doğru hızla yuvarlanmakta.... Günümüz insanı, insan olmanın, kendi olmanın, bu nitelikleriyle sahip olduğu hakların ve sorumlulukların bilincini hızla yitirmekte... Dış görünüşüyle en eski atalarından belki daha uygar, iç yaşamıyla ise onlardan daha ilkel, daha zavallı, daha tehlikeli bir yaratığa dönüşmekte... Bu gidişle, yazımın girişinde adını andığım İngiliz tarihçinin kitabının başlığından esinlerek, bu kez “İnsan Nasıl İnsan Olamadı” başlığıyla yeni bir insanlık tarihi yazılması zorunlu olacak. ataolb@ cumhuriyet.com.tr Haksızlığa kimler tepki verir? Aylin Kotil imler ses çıkarmaz haksızlığa ya da haksızlık karşısında bir şeyler yapıyormuş gibi gözüküp, oyalayıp uyutmaya çalışır karşısındakini? Bu durum o tarzda yaşayan kişilerin hayat felsefesi olmuştur aslında. Nasıl bir tarz mı? Geldiği yere alavere dalavere ile gelmiştir. Gelene kadar ona haksızlık yapılmışsa ses çıkarmamıştır, çünkü o yere gelene kadar o da haksızlık yapmıştır. Kimisi geleceği yere geldiğinde o haksızlığın hesabını görür, kimi ise “yol uzun ne zaman kime ihtiyacım olur belli olmaz” diye ilişkisini dengeli(!) tutmaya devam eder. Bazen yapılanlar, uğranılan haksızlıklar kişinin konumu gereği bir tek onu etkilemez, başkalarını da etkiler. Bu durumda onlara karşı bir şeyler yapıyor gözükmek zorundadır söz konusu K kişi. İddialı sözler sarf eder. Dersiniz ki, esaslı adammış! İcraata gelince kılı kıpırdamaz. Hep bir oyalama, günü kurtarma taktiği vardır. Yeni doğan günle sihirli değnek etkisini gösterir de, ben suya sabuna dokunmadan olaylar çözülür, beklentisi ve umudu onu esaslı adam olmaktan uzaklaştırır. Haksızlığa kimler mi tepki verir? O güne kadar ağzından çıkan lafı uygulayanlar, geldiği yere emekle gelenler, düzen böyle yürüyor diye düşünmeden hareket edenler, doğru bildiğini ve yapılması gerekeni uygulayanlar... Onlar dediklerini ya yaparlar ya da kolay kolay söz sarf etmezler. Kalıbının adamıdırlar. Öbürü sizi sonsuza dek oyalayıp kandıracağını sanır. Çünkü o hep öyle kazanmıştır(!). Ancak kaybettiği bir şey vardır: İtibar. Şöyle bir etrafınıza bakın... Parası, konumu ya da mevkisi dışında kaç kişi itibar görmekte? Çağımızın önemsiz bir değeri olarak görülür, itibar. Çünkü itibar edilenler çok azdır. O yüzden de çoğunluk bu değeri yıkmak ister. “Yeni dünya düzeni böyle işliyor” diyerek hem kendilerini, hem etrafı kandırmaya çalışırlar. Oysa uzun vadede kaybeden kendileridir. İtibarını kaybedenler tüm kazandıklarıyla birlikte yok olmaya adaydırlar… İyi pazarlar... aylin@kotilsarigul.com

