Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Yalnızlaştıran duvarlar, sınırlar ve…
Derya Göker’in ikiye bölünmüş köyün (ülkenin mi yoksa!) içine yuvarlandığı renksiz, kapkara yaşamı da aktardığı
desenleriyle eşlik ettiği anlatısında Çiğdem Sezer, yakın uzak, iç dış bütün duvarlar için benzer şarkıları söylemeye
ve zorunlu sandığımız sınırları inceden / yeniden yeniden düşünmeye çağırıyor.
Ya o çoğun bilmeden yandaşlarının çocukları için sırça
Y. BEKİR YURDAKUL
koruduğumuz, yıkılası duvarlar? köşkte bir yaşam sağlanmıştır.
İnsanlar, bahçeler, bölgeler, “Kafası karışık kız”, meraklı, her şeyi
“‘Aynı rüzgâr esiyor hepimize…’ diye geçirdi
ülkeler arasındakiler; hele ki nedenleriyle bilmek isteyen Nina dedik ya...
içinden. ‘Aynı yağmurla ıslanıyoruz. Aynı
ülkenin bir kentin, bir köyün içinde
Bir akşamüstü o dikenli teli aşar ve
gökyüzü aynı toprak... Öyleyse neden bu
yükselen duvarlar...
güneye geçer Nina! Orada abi Banadi
kadar ayrıyız birbirimizden? Neden hep birlikte
Çoğalıp gidiyor umarsız
ve kız kardeşi Simla’nın tartışmalarına
yaşayamıyoruz?’”
kalmalarımız ya da öyle olduğunu
tanık olur.
İkizi Albi yatar yatmaz uyumuştu ama Nina’yı
sanmalarımız.
İki kardeşin yakın arkadaşları Kami,
uyku tutmamıştı işte. Nina deyince biraz durmalı
Ama ve iyi ki hepimiz teslim
kaç gündür kayıptır.
oralarda bir yerlerde; belki rüzgârın
olmuyoruz, arada bir çılgın
Belli ki Kanduça onu da kaleye
uğultusunda belki gecenin sessizliği ve
(“deli” mi diyoruz yoksa ona?),
hapsetmiştir. Bir şey yapmak gerekir
karanlığında... Soruları sordukça çoğalan,
bir meraklı, bir “kafası karışık”
ama Simla için hiç de umut olmayan
-büyüklere kalırsa çoğu olur olmaz- her şeyi
çıkıyor da çoğaltıyor “kafası
bir durumdur bu.
merak eden kafası karışık bir kız Nina.
karışıklar”ı.
Nina, sindiği ağaç gövdesinde iki kardeşe
Onu kimi arkadaşları bile KKK diye çağırıyor.
Sorular çıkıyor ortaya,
seslenince umutla umutsuzluğun yan yana
Kafa karışıklığı, merak, sorular iyidir
sorular soruları kovalıyor
yolculuğu da başlar.
dediğinizi duyar gibiyim, dahası eminim.
ve tünelin ucundaki ışık
Ah, bir de Tila var başat rollerden
Nina’ya, Albi’ye, diğer çocuklara
ağırdan sızar oluyor kimi gün kolayca
birinde! Kim olduğu bir yana, köylü için o da
yeniden getireceğim sözü ancak
boyun eğip kararttığımız dünyamıza.
“deliler” sınıfındadır, kimine göre büyücüdür de.
yolculuğumuzun bu noktasında,
Çiğdem Sezer, Kanduça Kalesi’ni
Derya Göker’in desenlerini usta sanat
İNSAN İNSANDAN VE DOĞADAN
ustaca oyunlar ve elbette
yönetmeni Cemil Denizer’in sayfalara
UZAKLAŞTIKÇA...
kurduğu tuzaklar, yaydığı
farklı biçimlerde dikenli tellerle
Yer yer masalsı tatlar da barındıran anlatısında
yalanlarla köy halkı için
yerleştirme tercihini bir şeylere
Çiğdem Sezer, bir yanıyla, yaşamın içinde olanları
haksızlığın, eziyetin, açlığın kol
yormaya çabaladığımı söylemeliyim.
idealize ederek aktarmaktan kaçınırken bir yanıyla
gezdiği bir tutsaklar evine
Herkesin sınır belirleme /
da masal-hayat bağlantısını / ilişkilerini kolayca
çeviren Kral Kanduça’nın
koyma ve koruma keyfiyeti
kurmamız konusunda da özenli davranıyor.
zorbalığının karşısına işte
kendincedir ya da herkes kendi
Özellikle tarımsal üretim ilişkilerinin yanı sıra
bu “kafası karışık” Nina’nın boyun eğmezliğiyle
zincirinin biçimine kendisi karar verir. Kendime
yatay yerleşim koşullarının sağladığı ve koruduğu
çıkıyor. Sonrası kararlılık, razı gelmeme,
söyledim bunları, şimdi de size duyuruyorum. Ve
insan ilişkilerinin üretim dışı kalındıkça zayıfladığı,
sorgulama ve sevgi!
ekledim: Ama sınır, dolayısıyla yasak koymakta ya
gündelik yaşamın önü alınamaz görünen
da duvar örmekte ayrı gayrımız yok!
KORKU VE YALAN EGEMEN OLDUKÇA...
(ya da öyle olduğuna inanmamız istenen)
Yalnızca şiirin değil, çocuk yazınının da usta adı
Dün imeceyle üreten, birbirlerine saygı duyan,
hızlı akışıyla zayıflayan ilişkiler hem herbirimize
Çiğdem Sezer’in de bu maceradan meramının
konu komşu hatırını bilen o güzelim köy, yönetimi
saray saydığımız küçük birer hapishane armağan
“kabahatin çoğu hepimizin” sınırlar olduğunun
ayak oyunlarıyla ele geçiren Kanduça’nın
etti hem de içeride ve dışarıda yükselen
fısıltısı -bilin istedim ki- daha ilk satırlarda
marifetiyle güney ve kuzey olarak ikiye bölünür.
duvarlarımızı, dikenli tellerimizi fark etmemek bir
dolduruyor kulaklarımızı.
İki bölgenin arasına dikenli tel çekilir. Her türlü
yana doğal (koruma amaçlı) saymamızı vaaz etti.
geçiş yasaklanır.
NE ÇOK SINIR, NE ÇOK VE Üstelik hem bunu kendi elimizle yapmamızı hem
Kısa süre içinde yalnızca bölgeler arasında
NE YÜKSEK DUVARLAR! de beğeniyle koruyup kollamamızı da sağladı.
kol gezmez soğukluk, küslük halleri; yalnızca
Yalnızca dışımızdaki / dışımızda, dışarıda Ama aslında bu çürük duvarlar, sevgi ve
Kanduça için çalışmaya yargılı
olanlar mı? Ya içimizde göz göre göre
sorularının ardını bırakmama kararlılığıyla (yaşama
hale gelen iki bölgenin sakinleri
büyüttüklerimiz?
koşut akan öykümüzde) kolay olmasa da
kendi içlerinde de konuşamaz,
yıkılıverdi.
söyleşemez olurlar.
Her sıkı metin o duvarlarımızda birer ya da
Artık ne okul vardır köyde
birçok gedik açar. Sonunda özenle korunduğu
ne spor sahası ne de oyun!
sanılan, aslını ararsanız korkunun egemenliğiyle
Kanduça’yı ve (kalırsa
saklanan gerçekler de hiç olmadık bir anda ve
ondan geriye bir şey) kendi
yerde boy verir.
karınlarını doyurmak için
Derya Göker’in; ikiye bölünmüş köyün (ülkenin
her geçen gün daha çok
mi yoksa!) içine yuvarlandığı renksiz, kapkara
çalışması gereken köylünün
yaşamı da aktardığı desenleriyle eşlik ettiği
okula da eğlenceye de vakti
anlatısında Çiğdem Sezer, yakın uzak, iç dış
bir yana ihtiyacı da yoktur.
bütün duvarlar için benzer şarkıları söylemeye ve
Dahası yeterli üretimi
inceden / yeni baştan düşünmeye çağırıyor.
n
sağlayamayanların çocukları
da ellerinden alınıp kalede Kanduça Kalesi / Çiğdem Sezer /
yarı aç kölelere dönüştürülür. Resimleyen: Derya Göker / Sadık Uygun
Elbette Kanduça’nın ve Yayınları / 176 s. / 2025 / 10+
16
19 Şubat 2026
Desen: DERYA GÖKER

