09 Ağustos 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Pazartesi 26 Haziran 2017 14 haber/yorum TASARIM: MÜGE KAYGUSUZ 239 gündür özgürlüğünden yoksun... Adından korkan... Bu ülkeyi 15 senedir tek başına yöneten partinin adı Adalet ve Kalkınma Partisi değil mi? Ancak adı adalet ile başlayan bu parti, adalet pankartlarını görünce sevineceği yerde tir tir titriyor. Başta, aynı zamanda Cumhurbaşkanı da olan genel başkanları olmak üzere AKP sözcüleri, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, devam etmekte olan ve etkisi her gün artan Adalet Yürüyüşü’nden, yaptıkları açıklamaların da kanıtladığı gibi, çok rahatsız oluyor, giderek korkuyor; bir taraftan yürüyüşü önemsizleştirmeye çalışıyor; diğer taraftan da elindeki büyük devlet gücünün sopasını göstermekten geri kalmıyor. AKP’nin adında bulunan adalet ile toplumun her gün somut olarak yaşadığı adalet, daha doğrusu büyük adaletsizlikler, hiç ama hiç örtüşmüyor. İktidar partisini korkutan, aslında kendi elleriyle oluşturduğu bu adaletsizlik gerçeğidir. Adaletsizliğin kaynağı Adalet, onu isteyenler karşısında tarafsız ve başta ülkenin yönetimleri olmak üzere değişik kesimlerden gelecek baskı ve etkilerden bağımsız olmalıdır. Önceden de siyasallaşmış olmakla birlikte, bu ülkenin adalet düzeni, 16 Nisan 2017’de oylanan anayasa değişikliği sonucu tamamıyla, aynı zamanda AKP Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı’na bırakılmış bulunuyor. Bu ülkede yaşanan adaletsizliklerin asıl nedeni adalet düzeninin tümüyle bir kişiye bırakılmış olmasıdır. Kişiliği nasıl ve kimliği ne olursa olsun, varlığı bir kişiye bırakılan adalet, adalet değildir. AKP adaletinin gerçek özelliğini özümsemek için yeni anayasa ile oluşturulan adalet düzenine bir kez daha olabildiğince yakından bakmak gerekiyor. Ülkenin tüm adalet sistemini yöneten Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) toplam 13 üyeden oluşuyor. Adalet Bakanı, kurulun başkanı, müsteşarı da üyesidir; dört üyeyi Cumhurbaşkanı atıyor; geriye kalan yedi üyeyi de Meclis seçiyor. Geçen ay bu yedi üye AKP ve MHP oylarıyla, kuşkusuz bu partilere yakın isimlerden seçildi. Böyle oluşan bir adalet yönetiminin siyasetten bağımsız kalması söz konusu olamaz. Yargının en üst karar organları da Cumhurbaşkanı tarafından oluşturuluyor; Anayasa Mahkemesi (AYM) de toplam 13 üyeli; sıkı durun bunların 12’sini de Cumhurbaşkanı atıyor. Gerektiğinde Yüce Divan olarak Cumhurbaşkanı’nı da yargılayacak olan AYM, başta düşünce özgürlüğü olmak üzere kişi hak ve özgürlükleri konusunda, yurtiçindeki son başvuru yeridir. Ayrıca, Yargıtay’ın üyelerini az önce nasıl oluştuğu belirtilen HSK atıyor; Cumhuriyet Başsavcısı’nı ve vekilini de Cumhurbaşkanı atıyor. Siyasal iktidarın her tarafını kendisine bağladığı bir adalet düzeni var. Bu toplumun her gün yaşamakta olduğu haksızlık ve hukuksuzlukların kaynağında bu adaletsiz yapı yatıyor; düşünceleri nedeniyle, milletvekillerinin, basın yayın çalışanlarının ve bilim insanlarının hapsedilmeleri; gerekçesiz işten çıkarmalar ve diğer yasaklama ve baskılar, diğer yönden birçok suçlunun serbest kalması, esas olarak, AKP’nin oluşturduğu bu adaletsiz adalet (!) düzeninin sonuçlarıdır. Mitolojide Adalet Tanrıçası’nın (Themis) gözleri, elindeki terazinin iki tarafına da eşit davranmasının sağlanması için, bağlıdır. Bizde ise, AYM’nin önündeki kadın heykelinin gözleri, adaletin taraf olduğunu kanıtlarcasına, açıktır. İki nokta daha var. Birincisi, adalet söz konusu olunca sayı değil, nitelik geçerlidir; bir kişiye yapılan haksızlık binlerce kişiye, giderek tüm topluma yapılmış sayılır; sayılmalıdır. İkincisi, AKP adaletinin ekonomik boyutu da gelecek yazının konusudur. Bayramınızı kutlarım. 26 Haziran 2017 SAYI: 33500 İmtiyaz Sahibi: CUMHURİYET VAKFI adına Orhan Erİnç İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay Genel Yayın Yönetmeni MURAT SABUNCU Yazıişleri Müdürü Yazıişleri Müdürü (Sorumlu) Haber Koordinatörü Bülent Özdoğan Faruk Eren Aykut Küçükkaya Yayın Danışmanı Kadri Gürsel Reklam ve Pazarlama Danışmanı Ayşe Cemal Reklam Grup Koordinatörü Deniz Tufan Rezervasyon ve Planlama Koordinatörü Bülent Gürel l Görsel Yönetmen: Hakan Akarsu l Ekonomi: Olcay Büyüktaş l Dış Haberler: Mine Esen l Spor: Arif Kızılyalın l Gece: Ayça Bilgin Demir l Yurt Haberler: Selin Görgüner l Fotoğraf: Uğur Demir l Düzeltme: Mustafa Çolak Web Koordinatörü: Oğuz Güven [email protected] Ankara Temsilcisi: Erdem Gül Güvenevler Mah. Güneş Cad. No: 8/1 Çankaya 06690 Ankara Tel: (0312) 442 30 50 İzmir Reklam Tel: (0232) 441 12 20 0530 430 74 17 Okur Temsilcisi: Güray Öz [email protected] Yayın Kurulu: Orhan Erinç (Başkan), Güray Öz (Bşk. Yrd.), Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Şükran Soner, Hakan Kara. l Muhasebe Müdürü: Günseli Özaltay l Satış Dağıtım: Tunca Çinkaya Yayımlayan ve Yönetim Yeri: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 343 72 64 eposta: [email protected] Reklam Yönetimi: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 251 98 68 eposta: [email protected] Yaygın süreli yayın Baskı: DPC Doğan Medya Tesisleri Hoşdere Yolu 34850 Esenyurt/İstanbul Dağıtım: Doğan Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ Esenyurt/İstanbul Cumhuriyet’te yer alan haber, yazı ve fotoğrafların yeniden yayım hakkı saklı tutulmuştur. İzin alınmadan ve kaynak göstermeksizin yayımlamak Basın Kanunu gereğince hukuki ve cezai yaptırıma tabidir. İstanbul Ankara İzmir İmsak 03.24 03.16 03.50 NAMAZ VAKİTLERİ Güneş Öğle İkindi Akşam 05.25 13.13 17.11 20.48 05.13 12.58 16.53 20.29 05.41 13.20 17.13 20.47 Yatsı 22.39 22.16 22.29 Olaylar ve GOrUSler EDİTÖR: NAZAN ÖZCAN [email protected] Sağın ve solun sonu Thomas B. Edsall Araştırmalar ve seçim sonuçları ABD ve Avrupa’da sağın ve solun geleneksel New York Times yazarı Avrupa ve ABD’deki muhafazakâr partiler, sınırların açık olmasına sınıf tabanlarından uzaklaştığını, temel politik ayrımı ‘içe kapalı milliyetçiler’ ile ‘dışa açık küreselleşmeciler’in oluşturduğunu gösteriyor ve üçüncü dünya ülkelerinden gelen göçmenlere tepki gösteren, milliyetçilik temelli konular etrafında seferber olan beyaz seçmenlerden oy almaya başlayarak son zamanda güçlerini artırdı. Bu gelişme, ABD’deki göç karşıtı muhafazakâr değişikliklerle iyice alevlendi. Küreselleşmeyi açık sınır, özgür göç ve özgür ticaret politikaları taraftarlığı, yerel ve ulusal perspektiflerde genişlik ve daha az sıkı bir sosyal düzen yandaşlığı olarak tanımlarsak, liberal kanatta Demokrat Parti ve Avrupalı merkezsol partilerin küreselleşme fikri altında birleştiğini söyleyebiliriz. Son yıllarda hem Avrupa’daki hem ABD’deki bu partiler, çok sayıda iyi eğitimli elitin görüşlerine yer vermeye başladı. Amsterdam Üniversitesi’nden sosyal bilimci Ewald Engelen, solun güçlü bir hükümet müdahalesinden yana olduğu, İngiliz parlamento seçimlerinde sürpriz bir çıkış yapan Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi artık geleneksel anlamda işçi sınıfını temsil eden bir işçi partisi olarak addedilmiyor. sağın ise sosyal problemlere ekonomik çözümler getirmeyi tercih ettiği paradigmalarının eskiyerek değiştiğini söylüyor. Engelen’e göre bugün baskın olan ikili karşıtlık, küreselleşmeciler ve milliyetçiler arasında. Dış İlişkiler Konseyi’nde Uluslararası Kuruluşlar ve Küresel Yönetim Programı yöneticisi Stewart Patrick, konuyu benzer olarak şu şekilde ele alıyor: “Bugün en dikkat çekici siyasi ayrım muhafazakârlarla ABD’deki liberaller ya da İngiltere ve Fransa’daki sosyal demokratlar arasında değil. Bu ayrım milliyetçiler ve küreselleşmeciler arasında. Britanya’da ayrılık kampanyasının kazandığı zafer, ABD’de Trump’ın yükselişi ve Fransa’da Marine Le Pen’in Milliyetçi Cephe’sinin eşi görülmemiş başarısı, geleneksel ideolojik çizgilere baskın gelen ekonomik ve kültürel kaygıyı yansıtıyor.” Son iki yılda yapılan seçimler, bize dünya genelinde örgütlü sol ve örgütlü sağın değiştiğini gösteriyor. Bir ülkedeki seçim sonucu ne olursa olsun belirgin bir örüntü ortaya çıkıyor: Parti taraftarları “geleneksel değerlerin” taraftarı olan ya da olmayan; genç ya da yaşlı; köylü ya da şehirli; üniversite mezunu ya da diplomasız; mavi yakalı ya da beyaz yakalı; beyaz ya da beyaz olmayan; göçmen ya da yerli; Avrupalı ya da Avrupalı olmayan şeklinde ayrılıyor. Popülist sağın yükselişi solu vuruyor Varlıklılara seslenen bir solun yükselişi, zafer kazanıp kazanmadığı önemsenmeden, Emmanuel Macron ve Fransa’daki yeni partisi Cumhuriyetin Yürüyüşü’ne (LREM), 8 Haziran İngiliz parlamento seçimlerinde sürpriz bir çıkış yapan Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi’ne, Hillary Clinton’a arka çıkmakta başarısız kalan oyların dağılımına ve Avusturya cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen’in başarılarına bakarak anlaşılabilir. Britanya hariç Avrupa’nın büyük kısmında popülist sağın yükselişi, solda güçlü bir işçi partisine veya bir sosyal demokrat partiye zarar vermiştir. Örneğin, Avusturya cumhurbaşkanlığı seçiminde aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) başarısı Sosyal Demokrat adayı Rudolf Hundstorfer’in dördüncü sırada kalmasına neden oldu. Bu ay gerçekleşen Fransa parlamento seçimlerinde, iktidardaki Sosyalist Parti mecliste sahip olduğu 280 sandalye sayısını 29’a düşürdü. Hollanda’da ise Hollanda İşçi Partisi’nin 38 olan sandalye sayısı Mart seçiminden sonra 9’a geriledi. Financial Times gazetesi, Britanya’da sınıf temelli oy kullanma oranında istikrarlı bir düşüş yaşandığını belgeledi. 1987’de Britanya orta sınıfından Muhafazakâr Parti’ye verilen oy, bu partinin ulusal oy ortalamasından 40 puan fazla iken, işçi sınıfından aynı yıl İşçi Partisi’ne verilen oy, bu partinin ulusal oy ortalamasından 32 puan fazlaydı. Burada 72 puan olan yayılımın 2017’de 15 puana düştüğü gözlendi. Bir zamanlar Muhafazakârların kalesi olan Britanya orta sınıfı, artık oylarını daha eşit paylaştırıyor. Başka bir deyişle, İngiltere’deki İşçi Partisi artık geleneksel anlamda işçi sınıfını temsil eden bir işçi partisi olarak addedilmiyor. Aldığı oylara ve bu oyların dağılımına bakılacak olursa, İşçi Partisi’nin en güçlü bölgelerinde çoğunluğu üniversite ve yüksek lisans mezunlarının oluşturduğu görülebilir. Bu açıdan, ABD’de Demokrat Parti’ye, İngiltere’de İşçi Partisi’ne, Fransa’da Macron’un LREM’ine, Avusturya’da cumhurbaşkanı Van der Bellen’e ve Hollanda’da Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi’ne oy verenler arasında da gelişmekte olan demografik bir paralellik söz konusu. Fransa’da, Macron’un Marine Le Pen’e karşı kazandığı fazla oy miktarının, bölgedeki ortalama gelir ve eğitim seviyesiyle doğru, işçi sınıfı KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK [email protected] seçmenlerinin ortalama oy yüzdesiyle ters orantılı olduğu belirtildi. Financial Times, Fransa’daki modelin 2016 Brexit referandumunda, ABD başkanlık seçimlerinde ve son dönemdeki Hollanda seçimlerinde yankı bulduğunu söyledi. Bu seçimlerin tamamında eğitimin güçlü bir gösterge olduğu, az eğitimli seçmenlerin popülist sağ partilere oy verme eğilimlerinin eğitimli seçmenlere göre daha yüksek olduğu bildirildi. Irk ve göç konularının belirgin hale geldiği ABD başkanlık seçimlerinde, yıllık kazançları 50 bin dolardan fazla olan seçmenlerin Trump ve Clinton destekleri hemen hemen aynıyken, 200 bin dolar kazanca sahip seçmenlerin Clinton’a daha yakın oldukları görüldü. Şu an karşı karşıya olduğumuz durum, Avrupa ÇİZGİLİK KAMİL MASARACI [email protected] ve ABD’de sınıf temelli siyaset anlayışının değiştiğini gösteriyor. Bu, bir yandan bizi ırk ayrımcısı ve yabancı düşmanı bir siyasete maruz bırakırken bir yandan da bize seçmenlerin yükselen seviyede bir eğitime ve açık fikirliliğe sahip olduğu bir siyaset ortamı sağlıyor. Eğer uygulanabilir bir sol koalisyonun inşa edilebilmesi mümkünse, muhtemelen sınırlara saygı çerçevesinde anlayışlı ve insancıl bir fikir birliği gerekli olacak. ÇEVİRİ: Dış Haberler C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle