Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
CMYB
C M Y B
14 MART 2009 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA
19
KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr
ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@mynet.com
TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com
(ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com
HARBİ SEMİH POROY
14 Mart
SAĞNAK
NİLGÜN CERRAHOĞLU
Balbay’la İki Gün…
İlhan Selçuk’un koltuğunda Mustafa Balbay’ın kü-
çük bir kopyasıyla karşılaşmak tuhaf bir duygu…
Minik, el gibi, hâlâ anne sütü emen dokuz aylık bir
kopyadan söz ediyorum.
Bir bebek, babasına ancak bu kadar benzeyebilir.
“Hık” demiş burnundan düşmüş.
Anneannesinin kucağında uykudan yeni uyanmış
Deniz’e bakarken Mustafa Balbay’ın ufalmış mode-
lini görmüş gibi oldum.
Deniz Balbay ve 8 yaşındaki ablası Yağmur Bal-
bay’la İlhan Selçuk’un odasında üç gün önce ilk kez
karşılaştım.
Elinde boya kalemleri ve küçük boya defteri ile Yağ-
mur, tanışır tanışmaz hemen bana bir “kuyruklu yıldız”
çizdi.
Küçük Prens’in “kuyruklu yıldızı” geldi tabii hatırıma…
Yağmur’un “kuyruklu yıldızı” acaba ne demekti?
Babasının yitirdiği özgürlüğü mü anlatıyordu bu kuy-
ruğu aşağı doğru kıvrılan yıldız? Büyüklerin kaş göz
arasında hapse atılmadığı, özgür başka gezegenleri
mi tarif ediyordu? Babanın bıraktığı hüzünlü bir boş-
luğu, özlemi mi tanımlıyordu? Kimbilir…
Ne diyordu Küçük Prens? “Büyükler hiçbir zaman
tek başlarına hiçbir şeyi anlamıyorlar. Çocuklar için de
onlara her zaman, ama her zaman açıklamalar yap-
mak… yorucu!”
Yağmur’u yormamak adına, ona “kuyruklu yıldızı-
nı” sormadım. “Kuyruklu yıldızın” yerine, okuldan ve
küçük kardeşiyle ilişkilerinden konuştuk…
Anneanneleri dokuz aylık, minik Balbay’a “Deniz”
adını; abla Yağmur’un koyduğunu anlattı. Yağmur son-
ra kardeşini kucağına alıp sevdi. Kültür servisinden Ce-
ren, iki kardeşin poz poz fotoğraflarını çekti. Şükran
Soner parmak uçlarına yeni basmayı öğrenen minik
Deniz’i kollarından tutarak yürüttü…
Deniz, anneannesi, Cumhuriyet yazarları ve kar-
deşinin kucağından inmedi o gün. Ve İlhan Selçuk’un
odasında saatler boyu, Metris’te babalarını görmeye
giden anne Gülşah Balbay’ı bekledi.
Genç, güzel Gülşah Balbay’ı da o günün sonunda,
gene bu talihsiz vesileyle tanıdım. Cezaevi ziyareti için
çocuklarıyla günübirliğine Ankara’dan gelen Gülşah
Hanım, akşamüstü gün batarken 400 küsur kilomet-
relik yolu geri tepmek üzere gazetemizden ayrıldı.
Cumhuriyet’in ‘beyaz sayfasını’
yazar imzalarıyla doldurdular
Önceki gün de Mustafa Balbay’ı “kitapları” ve
“okurları” ile gazetemizle sergilenen basın dayanışması
vesilesiyle bir kez daha keşfettik…
Alt katta, bina girişindeki yuvarlak, devasa bir ma-
saya Balbay’ın tüm kitapları -şimdiye dek yazdığı 16
kitap- yerleştirildi. Arka taraftaki nal şeklindeki bir ma-
sa etrafında basınımızın önde gelen isimleri, yazarla-
rı gün boyu süren bir imza kampanyasında nöbeti sü-
rekli devraldılar.
Balbay’ın kitaplarını onun için ve onun adına im-
zalayan yazarlarla; bu benzersiz dayanışma sefer-
berliğinde tek yürek olan okurların buluşması göğüs
kabartıcı ve heyecan vericiydi.
Aile fertleri, arkadaşları, tanıdıkları için deste des-
te Mustafa Balbay kitabı alan okurlar; dayanışmaya
katkı veren tüm yazarlara birer birer kitaplarını imza-
latmak uğruna icabında saatlerce kuyrukta kalmayı gö-
ze aldılar.
Mustafa Balbay’ın kitaplarını imzalatmakla yetin-
meyen kimi okur beraberinde, beyaz sayfayla çıkan
gazetemizin 1 Mart 2009 tarihli sayısını getirmişti.
Basın üzerindeki olağanüstü baskılar ve sansüre kar-
şı ortak bir başkaldırıyı dile getiren ve “Biz susarsak,
kim konuşacak?” mesajıyla çıkan o beyaz sayfayı,
Cumhuriyet çatısında toplanan yazar imzalarıyla dol-
duran okurlarımızla salt entelektüel bir dayanışma de-
ğil; tarif edilmesi zor bir duygu ve gönül birlikteliği ya-
şadık.
Önümüzden sel gibi akıp giden okurlar arasında, ba-
şörtülü bir okurumuzun sözlerini unutmam mümkün
değil...
Mustafa’nın kitaplarını masanın üzerinde bana
doğru uzatırken söz konusu okurumuz gözlerimin içi-
ne bakarak şunları söyledi:
“Burda bugün tarihi bir gün yaşıyoruz Nilgün Hanım.
İmzaladığınız bu kitaplar, bilin ki torunlarımıza kalacak!”
Mesleğinin en verimli, en üretken çağındaki yaza-
rımız Mustafa Balbay’ın bir an önce gazetesine ve ai-
lesine kavuşmasını diliyoruz.
Son Osmanlı
Recep Tayyip Erdoğan için “son Osmanlı
padişahı” tanımlamasının yapıldığı günlerde,
Pentagon’a strateji üreten George Fried-
man’ın, Osmanlı toprakları üzerinde Türkiye’nin
yeniden hâkimiyet sağlayacağını ileri sürme-
si bir rastlantı mı?
Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı Mu-
zaffer İlhan Erdost, hiç de rastlantıya ben-
zemeyen başka olayları da anımsatmakta ya-
rar görüyor:
“Malezya’dan Türkiye’ye geçen Başkan
Clinton’ın, tüm İslam dünyası adına seçilmiş
bir ‘halife’yi Türkiye’de aradığı belleklerde ol-
malı. Halifeliğe namzet olan, İstanbul Beledi-
ye Başkanı Tayyip Erdoğan, ünlü Bitlis ko-
nuşmasında, bu istemi farklı biçimde dile ge-
tirmiş, ‘Kardeşler’ demişti, ‘Biz, altı asır nasıl
üç kıta yedi iklime hükmettiysek, Allah’ın izniyle
yeniden üç kıta yedi iklime hükmedeceğiz.’
Erdoğan’ı, ılımlı İslamın halifeliğine isteklen-
dirdiği yazılıp söylenen CIA analisti Graham
Fuller ise, Friedman’ın şimdi çizdiği ‘yol hari-
tası’nı, Ekim 1996’da, İstanbul’da Kafkaslar
Konferası’nda dile getirmiş, ‘Türkiye’nin Os-
manlı millet modelini’ denemesini önermişti.
Model iki aşamalıydı. Türkiye etnik ve dinsel te-
mele göre federal bir yapıya ayrışacak, Osmanlı
İmparatorluğu’nun yönetmiş olduğu ülkeler bu
federasyonun parçası olmak isteyecekti.
İsteyecekti, olacaktı ama, Friedman’ın öner-
diği gibi, bu, Türkiye’nin, Osmanlı toprakları üze-
rinde hâkimiyet sağlaması anlamında bir kon-
federasyon olmayacaktı. ‘Üçüncü Amerikan İm-
paratorluğu’ yazısında Lind ve Heilburn, Bos-
na’nın Müslüman kalmasını isteyen Başkan Clin-
ton’ın, Bosna’ya 20 bin Amerikan askeri gön-
dermiş olmasını, ABD’nin, Adriyatik’ten İran
Körfezi’ne değin Müslüman ulusların resmi ol-
mayan birliğinin liderliğine soyunmuş olmasıyla
açıklamışlardı. Bir başka deyişle, ‘hükümran-
lık’ ve ‘hükmetmek’ hakkı ABD’de olacak,
Türkiye, ‘dublörlük’ üstlenecekti.”
Osmanlı olmamızı isteyen önerinin gidip
varacağı yere gelince... Yine Erdost’un dü-
şüncelerine başvuralım:
“Doğumuzda ‘Büyük Ermenistan’ projesine
endeksli ‘soykırım’ yaygarası, güneyimizde
pankürdist vizyona endeksli PKK koçbaşlı
‘Kürdistan’ haritası, Egemizde Yunan taleple-
ri, ‘Kilikya’da ‘Küçük Ermenistan’ tırtıklamala-
rı, Doğu Karadeniz’de ‘Pontus’ vızıldamaları,
1996’da Virginia’da eski ve yeni on CIA ana-
listinin Türkiye üzerine kurguladıkları 225 mil-
yon nüfuslu Türk İmparatorluğu’nun değil,
Lozan’da tarihin arşivine kaldırılmış bulunan
Sevr modeline uyarlanmış ve ufalanmış bir Tür-
kiye’nin amaçlandığını açıklamaya yetiyor.
Ortadoğu için ‘ulusal kimliğin’ değil, yani ulus-
devletlerin değil, ‘etnik-dinsel cemaatlerin do-
ğal örgütlenme biçimlerinin belirleyici oldu-
ğunu’, ‘Osmanlı millet sisteminin mümkün
bir model oluşturduğunu’, Ortadoğu ülkeleri-
nin ‘dinsel ve etnik küçük federatif parçalara’
ayrışmasını savunan Elazar ve Yinon’u eleş-
tiren Chomsky, Kader Üçgeni kitabında, ‘sö-
mürgeci güçlerin Ortadoğu’ya dayattıkları bu
planın, yani güçlü bir merkez (bugün ABD des-
tekli İsrail, yarın Türkiye) ve büyük bölümüyle
birbirlerine hasım olan etnik-dinsel cemaatle-
re bölünmüş bir bölge’ planının, İsrail’in mo-
dern anlamda ‘devlet anlayışı’ndan ayrılarak ulu-
sal temelini parçalayacağını, devletin giderek
daha çok etnik-dinsel bir duruş almakta oldu-
ğunu yazmıştı.
Türkiye’ye dayatılan, azınlık, federasyon ve
imparatorluk modellerinin, genellikle CIA ana-
listleri tarafından üretilmiş modeller olduğunu,
ABD’nin şiddete ve entrikaya dayalı küresel
egemenlik projesine endeksli tasarımlarından
kaynaklandığını da bilelim. Çağdaş, modern ve
bu anlamda laik Türkiye Cumhuriyeti’nin başına,
feodal ve teokratik sarık sarmakta olanların, ül-
keyi yalnızca geriye götürmekle kalmayacak-
larını, hilafet ve halifelik uğruna yurdu ve ulu-
su ufalayarak köleleştireceklerini de bilelim.”
Evrim
Darwin yanlış yapmış.
Maymundan gelenlerin ol-
duğunu söylemiş de... Ne bile-
yim; sukabağından, hıyardan ya
da terliksi hayvandan, eşek-
ten, danaburnundan, bitten, pi-
reden hiç gelen yok mu canım...
Washington’dan gazeteci dostumuz
Yılmaz Polat bildiriyor:
“Kısa adı SETAV olan AKP destekli Si-
yaset Ekonomi Toplum Araştırmaları
Vakfı Washington’da büro açtı.
Washington’da düşünce kuruluşu sta-
tüsünde çalışacak olan büro Başbakan-
lık Başdanışmanı Ahmet Davudoğlu’na
bağlı olarak faaliyet gösterecek. Büronun
başına Zaman gazetesi yazarı İbrahim
Kalın getirildi.Yeni Şafak gazetesine de
yazan Kalın TRT-1’de program da yapı-
yor. İbrahim Kalın SETAV’ın genel ko-
ordinatörlük görevini de yürütüyor. Ka-
lın’ın son yazısına göre, Türk-Amerikan
ilişkileri ikinci baharını yaşayacak.
Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet
Davudoğlu, büronun faaliyete geçme-
si ve Amerikalı yetkililerle Obama ziya-
reti öncesi nabız yoklamak için 16
Mar’ta Washington’a gelecek. Davu-
doğlu, 20 Mart tarihine kadar Was-
hington’da kalacak.
Vakfın Washington ofisi için ne kadar
ödenek ayrıldığı ve personel sayısı he-
nüz bilinmiyor.”
İkinci bahar
Basın Özgür Değilse?!..
Prof. Dr. TÜLAY
ÖZÜERMAN DEÜ Öğretim
Üyesi (Siyaset bilimci)
Mustafa Balbay’ın öğrenci-
lerimize sözü var. Nisan ayında
okulumuza gelip gençlere ses-
lenecek. Balbay’ın sözünü tut-
masını sağlamak hepimize dü-
şüyor.Balbay’ı nasıl bilirsiniz?
Darbe için değil, demokrasiyi
güçlendirmek için çaba göste-
ren bir usta kalemdir.Cumhuri-
yetçi, Atatürkçü, ilerici bir aydın.
Nerede yazıyor?Cumhuriyet ga-
zetesinde. Cumhuriyet gaze-
tesi, Ergenekon sürecinde he-
defteki gazete.
Kimin hedefinde? AKP’nin.
Ergenekon’un başı ilan edilen
İlhan Selçuk’la ilgili iktidar
yanlısı medyanın karalama ça-
baları sonuç vermedi. Balbay
tutuklandı ve serbest bırakıldı.
Ancak ne İlhan Selçuk, ne de
Mustafa Balbay sustu... Ben
Amerikancıyım demediler...
Üstüne üstlük medyaya uy-
gulanan sansüre karşı durup
beyaz sayfalarla tüm topluma
bu karşıduruşu anlattılar.Tür-
kiye’nin başkalaşma sürecine
tepki gösteren herkesin ken-
dileri ile ilgili kaygılarının oluş-
masını sağlayacak türlü ör-
nekler var.
Özgürlüklere yer veren ye-
gâne rejim demokrasidir.Öz-
gürlüklerin en önemli göster-
gesi de basındır. Basının ta-
rafsızlığı demokrasinin sigortası
gibidir.
Türkiye’de bu sigorta attı.
Kime sorsanız basın için taraf-
sız diyemiyor. Araştırmacı ga-
zetecinin görevini yapabilme-
sinin önünde artık Balbay ör-
neği de var. Kendisi için kay-
gılanan bir gazeteci belge top-
layabilir mi?
Hukuk için herkese gerekli
sözcüğü, bugün hukuk dışına
taşmış görüntülerin altyapısını
oluşturanlar için de geçerlidir.
Hukuk, özgürlükleri baskıla-
mak için değil, güvence altına
almak için vardır. Nerede? Öz-
gür rejimlerde!... Hani şu dil-
lerden düşmeyen.. ancak her
geçengün biraz daha uzak-
laştığımız demokrasinin uygu-
landığı ülkelerde!...
Korku ve baskıyı örgütleye-
rek hiçbir siyasal güç kendi sü-
rekliliğini sağlayamaz. Bugün
Türkiye bir korku tünelinden
geçiyor. O tünelin sonunun
aydınlık olmasını isteyen herkes
tünelin içine değil, kendilerinin
olmak istediği aydınlığa kilit-
lenmeli.
Basının susturuluşunun hu-
kuk üzerinden dolanarak ger-
çekleştiriliyor olması, tepkileri
frenliyor. Hukuktan hukuksuz-
luğa, hukuk devletinden bas-
kı (polis) devletine doğru evri-
liyoruz. Bu evriliş içinde kimin
gerçekte darbeci olduğu da
gözden kaçırılabiliyor.
Birileri 14 Nisan ruhunu öl-
dürmeye, milyonların yeniden
yürüyüşünün önüne geçmeye
çalışıyor. Birileri demokrasiyi
alanlarda konuşan tek kişiye in-
dirgemeye çalışıyor.
14 Nisan’la sokaklara, cad-
delere sığmayan milyonlarca
tepkiden sonra bu ruhu taşıyan
insanların tüm bu baskılarla
yıldıklarını zannetmiyorum. Bu
tür hareketler örgütlense yine
herkes koşup gelecektir. Be-
nim kitlelerleilgili bir kuşkum
yok. Bugünlerde aklıma takılan
bir soru var. Darwin’in evrim
teorisi ile ilgili araştırmaların Bi-
lim Teknik’ten çıkarılmasına
karşı tüm üniversitelerden tep-
ki beklerdim. Senato kararları
birbirinin ardına dizilmeli, öğ-
retim üyeleri cüppeleri ile yü-
rümeliydi.
Basın üzerinde uygulanan
baskılara ses çıkarmayan bilim
kuruluşlarını anlamam mümkün
değil, ancak bilim üzerine de
baskı kurulmaya başlanmış ve
bilim buna suskun kalmışsa iş-
te bu noktada özgürlükler adı-
na daha fazla endişe duymak
gerek derim.
Türkiye’de bilimi temsil eden
üniversiteler işlevlerini tam ola-
rak kavramış olsalardı, zaten
Türkiye’de bugün yaşadıkları-
mıza tanıklık ediyor olmazdık.
Balbay, Nisan’da sözünü
tutmalı. Üniversitemize gel-
meli.
Gençlerle söyleşmeli. Ni-
san’da 14 Nisan ruhu şahlan-
malı. Türkiye korku tünelin-
den çıkmalı. Üniversiteler ve
öğretim üyeleri görevlerini yap-
malı; susmamalı!..
Balbay’a...
Balbay, duydum ki,
cezaevinde kitap okur-
ken notlar tutmuş-
sun...
Aman arşivleme, su-
ça girer!
BULMACA SEDAT YAŞAYAN
SOLDAN SAĞA:
1/ Un, süt, yumur-
tayla yapõlan ufak
ve yuvarlak taneler
biçiminde kurutul-
muş hamur... İslam
ülkelerinde kullanõ-
lan bir tür tahõl öl-
çüsü. 2/ Kuyrukso-
kumu kemiği... Sõrt-
ta taşõnan yük. 3/
Köpeğin arka ayak-
larõ üzerinde ayağa
kalkmasõ... Hatay
ilinde bir õrmak. 4/ Hayvan
ağõlõ. 5/ Bir ilimiz... Bul-
gur, biber, soğan, domates,
maydanozla yapõlan ve as-
ma yaprağõna sarõlõp çiğ
olarak yenen bir yiyecek.
6/ Tavlada “üç” sayõsõ...
Günümüzde Hatay ve Ga-
ziantep yörelerinde görü-
len eski Türk güreşlerinden
biri... Argoda esrar. 7/ Dar
ve kalõnca tahta... “Fakat, lakin” anlamõnda kullanõlan bir
bağlaç. 8/ Zeki Ökten’in bir filmi... Bir tür kalõn ve ağõr
çizme. 9/ Yankõ... Tavana yakõn küçük pencere.
YUKARIDAN AŞAĞIYA:
1/ Avustralya’da yaşayan keseli bir hayvan... Nazi parti-
sinin hücum kõtasõnõ simgeleyen harfler. 2/ Issõz yer... Boy-
nuzunun biri kõrõk hayvan. 3/ Yakasõz, iliksiz ve kollarõ bol-
ca bir tür kõsa ceket... İsyankâr. 4/ Tarla, bahçe ya da man-
dõra kapõsõ. 5/ Erkek hizmetçi... Kurşun borularõn ağzõnõ
açmakta kullanõlan ucu sivri takoz. 6/ Selenyum elemen-
tinin simgesi... Yünden dövülerek yapõlan kalõn ve kaba
kumaş... Bilgisiz, kültürsüz kimse. 7/ Osmanlõlar döneminde
ulema sõnõfõnõn giydiği bir tür üstlük... Gözleri görmeyen.
8/ Sabahattin Ali’nin bir öykü kitabõ... Ağaçtan yapõlmõş
top. 9/ 1954’te Metin Toker tarafõndan çõkarõlan haftalõk
haber dergisi... Bangladeş’in para birimi.
1 2 3 4 5 6 7 8 9
1
2
3
4
5
6
7
8
9
P A Y R E K S P
E L A F A U N A
T İ R Ş E N E N
R A A S İ T D
U Ğ U T Ç I M A
Ş A M A N R E N
K A F A R A T
A K M A İ Ç L İ
R İ T İ M A F
1 2 3 4 5 6 7 8 9
1
2
3
4
5
6
7
8
9
nilgun@cumhuriyet.com.tr
KUYUCAK 1. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN
2008/186 esas
İPOTEK ALACAKLISI: Ahmet Külah vekili Av. Ali Akkaya
Borçlular:
1) Hülya Gök, Cavit kõzõ, Aydõn ili Kuyucak ilçesi Horsunlu kasabasõ
nuf kyt.
2) Ayşe Gök, Cavit kõzõ Aydõn ili Kuyucak ilçesi Horsunlu kasabasõ
nuf. kyt.
2) Şefõka Gök, Ali kõzõ Aydõn ili Kuyucak ilçesi Horsunlu kasabasõ nuf.
kyk.
Borç: 54.633,68 TL takip miktarõna işleyecek %7 faiz ve icra masraf-
larõ ile vekalet ücretinin tahsili.
İpotek: 19.08.1999 tarih ve 936 sayõlõ ipotek belgesi.
Yukarõda ismi geçen borçlular hakkõnda müdürlüğümüzce çõkarõlan
151 ödeme emri bila tebliğ dönmüş yapõlan adres araştõrmasõnda ise
borçlularõn adres bõrakmadan ayrõldõklarõ adreslerinin bilinmediği an-
laşõlmõş olup borçlular hakkõnda iş bu ipoteğin paraya çevrilmesi yolu
ile takipte icra emrinin tebligat yerine kaim olunacağõ ilan olunur.
26.02.2009
(Basõn: 13003)