19 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA DÖRT: •CUMHUltfYET ı 20 Şubat 1971 «Verirdi,» dedi. «O kadar çok toprağı vardı ki Ceyhanın öte geçesinde, Ceyhanbekirli köyünün ilerisinde... însan bılir inıanlığın kıymatın,» dedi. ah çekti, ijine koyuldu. Du«ündükçe içı ola. nı biteni götürmüyordu. Süleyman Kâhya da düşünüyordu Tarsusta, diyordu. Ah Paşanın oğlu, çok toprağı var. Toprağını da hiç ekmez. sürmez. Varsak Ona, ver şu toprağını bize, çalışıp kazanahm, ödeyehm lana yıl yıl. Verir mi? Belki verir. «Abdurrahman,» dedi, «Ali Paşanın oğlu Rahmi Beyi ansıdm mı?» «Ansımaz olur muyum.» dedi Abdurrahman. «Avcılık arıcadaşımız.» «Sağ mıdır dersin?» «Geçen yıl Tarsustan gelen binsıne sor<ium. sağmıs, e v l e n miş, kocaman kocaman altı çocuğu olmuş. Beş tane çıftliği, iki tane bez dokuyan, içinde üç bin ki$i çalısan fabrikası varmıs, Ermeniden kalma. Ankaraya gitmls, büyük adam olmuş. Rahmi Bey paşa olmu;.» Bir zamanlar Rahmi Bey şehn, evinı bırakmış Yörüklere katılmıştı. Bütün dileği Yörük olmaktı. «Bir çadır yaptlracağım, yedi direklı. Develer, aüar, koyunlar alacağım, helâl süt etmi? bir de Yörük kızıyla evleneceğim. lste bu kadar.» demisti. Süleyman Kâhyanın evinde bir yıl kalmış, Süleyman yememiş ona yedirmiş, içmemiş ona jçirmisti Ata binmeyi, silâh kullanmayı, av avlamayı ona Süleyman öğretmisti. Kız kardeşi Senemi bile Rahmi Beye verimkâr olmuştu. Bir gün. bir sabah uyanmı? bakmışlar ki Rahmi Bey ortalıkta yok. Bu yaşamdan da bıkıp çekmiş gitmiş. Süleymanı merak sarmış, adamlar göndermis Ali Paşanın konağına. Adamlar konakta M ÜSLÜM kızdı: «Yanlıı konuşuyorıun Süleyman,» dedi. «Asıl ıcnin dunyadan haberin yok. O kıhç değil mi bizi iskândan kurtaran? 01010*611, zulüm. den kurtaran? Sen yanhş konuşuyorsun. Haydarın kılıcım gorenin dili boğazına akar. Haydann kılıcını gören kişinin gözleri kamaşır. Haydann kıhcını gorenin tebdili şaşar. Dünya dünya olah hiç kimse böyle güzel bir şeyi gormemiştir. O kılıcı lsmet Paşa görsün, butün varını verir de alır o kılıcı. O kılıcı görsün Ismet Paşa, değil Çukurovayı, üstüne Amik ovasmı da bize verir. Hiç, hemen verir ! Yanlış kormşuyorsun. O kılıç bir bitsin, görürsün, Çukurda toprağımız olacak. O kılıç nedir, bir Mısri kılıçtır. Şahlara padişahlara lâyık, hay yiğen.» Süleyman Kâhya, yanındakiler hem şu yash kişilerin iradma, imanına acı acı gülümsüyor, ister istemez de onlara katılıyorlardı. «BelkJ,» diyordu Rüstem. «Belki.» Rüstem otuzunda gösteriyordu. Askerliğini Çanakkalede Geliboluda yapmış, çavus olaraktan terhis edilmışti. «Belki... Kim. bilir? Haydar kocanın bir bildiği vardır. Bu çağda da belki bu kı. lıcı anlayan, değerini bilen bulunur. Kimbilir?» Tam otuz yıldır bu kılıç deliliğine alışmışlar, ona gülmüşler, aeımışlar, ama ta derinlerden de, kendi kendilerintfen bile saklayarak. Haydar Usta kadar değilse de, ona yakın umut bağlamışlardı. Çok sükür kılıç bugünlerde bitlyortfu. Bu yazki gibi iki yaz çahşsaydı Haydar Ust», kılıç çoktan bitmisti. Onlara öyle geliyordu ki Haydar Usta umudu uzatıyordu. Derimevine gidip oturdular. Süleyman Kâhya obanın başı, kihyasıydı, etine dolgun, orta boylu, kır sakalh, şayak şalvar giyip, çalvann üstüne dıze kadar nakısh çorap çeken, yeşil gözlü. hep gülen bir kışıydi. «Üç gün sonra Çukurovaya ineceğiz, nereye konâcağız?» i Rüstem: «Akmaşat blzim yurtlafımıı tfeğil mi, dünya kurulduğundan bu yana?» diye sordu. «Bizim yurtlağımız,» dedi Süleyman Kâhya. «Bizira yurtlağım ı »ma tapusu Beylerin elinde. Derviş Beyin delinde. Derviş Bey bir iyi adam. Çocuklan, kardeşleri birer zulum.» «Zulüm,» dedi Müslüm. «Vakt eri?ti,» dlye de ekledi. «Six kendi başınızın çaresine bakın.» Komsular birer ikişer tferimevine geliyorlar, evin içine heryaşma göre sıralamyordu. Süleyman Kâhya: «Haydar üstayı da çağınn gelsin,» diye yanındald Muttafaya söyledi. «Bu mühim toplantıda o da bulunsun.» Az sonra Haydar Usta da geldi. Aşagı yukarı obanın bütün yaşh erkekleri derimevine gelmişlerdi. Ellerindeki kirmende ka. ra keçi kılını, keçi tüyünü ve renkli yünleri eğiriyorlar, ıusuyorlardı. Haydar Usta gellp yerine yerleştikten lonra Süleyman Kâhya s5zü açtı: «Çukura blrkaç gün lonra ineceğiz. Buralar soğudu. Yakında neredeyse kar düşer. Bu dağ başında daha fazla duramayız. Çukurda da adımını atacak bos yer yok. Blr köylerin meraları kalmış, o da köylerin kendilerine yetmiyor. Çok köylerin merasını bıle sürmüşler. Bir buyük çiftliklerin bir kısmım, bir bazı tepeleri, hüyükleri, bir de büklükleri, bir de çeltik tarlalannı ekroemişler. Baska konacak yer kalmamış Çukurova düzünde. Biz bu kış ne yapacağız. nereye konacağız? Bir de bütün Çukurova biz« düşman gdzüyle bakıyor. Bir kıl çadır görmesinler, cin ifrit olu. yorlar.» Rüstem uzun. san bıyıklan düşmüş: «Akmaşat bizim ezelden beri yurtlağımız. Ta ezelden berl. Oraya gidıp konalım. Dsrvij Bey ne derse desin. tsterse bizi öldürsün.> Sakarcah Ali: «Rüstem doğru söylüyor.» dedi, «döğüşelım. Yurtlağımızı si. lâh zoruyla alalım, ya da toptan kırılalım. Öldürsünler bizi. Böykes EFSANESi Konu ve resim: A Y H A N BAŞOGLU TUNADAK HAYAIET etlesi sabafc Ot.AMU DİŞİ BOND TİFFANY JONES le yasamaktansa, çoluk çocuk, öldürsünler hepimizi.» Müslüm: «Zulüm,» dedi. «Vakt eristi, ben kansmam.» Tanıs AJa söze kanstı. Çok uzun boylu, yay glbi 8ne doğru bükülmüs bir adamdı. Yüzü de uıundu. Köseydl. Çenesinin ucunda ancak dört bes tane sakalı vardı. Kıs yaz naki'lı kepeneğini «ırtından çıkarmazdı. «Uzun sözün kısası,» dlye söze basladı. «Uzun «özün kısası. Uzun sözün kısası, biz Akmaşatı, kendi dede yurtlağımızı para verip almahyız. Başka hiçbir mümkünatı yok. Hükümet kıırmuslar, onlann. Askeri, candarması, polisi onlann. Havada uçan uçakları, toprağı yaran tıraktorlan, kamyonlan, yalım gözlü kara tirenleri, erleri, saraylan, içine girince insanın yittiği şehlrleri var. Toplan, tüfekleri, her bir şeyleri var. Onlarla biz basa çıkamayız. Ne yapıp yapıp para bulup buluşturup, mademki Dervis Bey Akmaşatı satıyor, aîmahyız.» Murat Koca: «Geçen yıl da, öteki yıl da. daha önreki yıl da hep para bulmağa, Çukurdan toprak almağa kalktık, topladığımıı para, iki çadırhk yere yetmedi. Kadınlann, kızlann altınlarını, devemizi koyunumuzu, atımızı itimizi. çadırlarımızı, kepeneklerimizi, her şeyimi7İ satsak bile yerleşecek bir yer alamajnz.» Rüstem: «Alamayız.» dedi. ^ «Kiralasak?» dedi Sakarcah Ali. ^ «Kiraya verseler.» dedi Murat. ' «Ne yapalım öyleyse'» dedi Mustafa. . «Vakt erişti,» dedi Müslüm. «Siz kendi başınmn çaresine bakın.» O gün akşama kadar konuştular, bir çare bulamadılar. Akşam oldu gün battı, yoruldular. önlerine çadırlardan yemek geldi, lokmalar agızlarında büyüdü, yemek mi yediler, zıkkım mı yuttular, bilemediler. Gece yansına dogru Kel Musa bir düşünce sürdü ortaya: «Hasan Ağamn oğlu yangındı Cerene. Hasan Aganm yüz bin dönümden fazla toprağı var. Hasan Ağanın oğlu bana dedi ki, eğer Cereni bana verirseniz, ben de size çiftligin bir köaesinde bir yer veririm, köy kurarsınız. Babama da size verdiğim tarlalann bedelini yirmi yılda ödersiniz. Ben geldim slze sövledim, olmaz dediniz. Sanki Meryem Ana mübarek Ceren. Sanki Fatma anamız, Hatice anamız mübarek Ceren... Ne olurdu yani? Şimdiye kurtulmus gitmistik.» Abdurrahman ayağa kalktı. boynu kalın, tane tane konuşan, dudaklan çok kalın, çocuksuluğunu iyice gösteren sünen dudak bir adamdı: «Kızım kimi isterse, Vimi gönlü çekerse ona vanr,» dedi. «Ben Cerene teklif etmedim mi. kızım bizi, elini aşiretinl kurtar, şu adamla, Oktay Beyle evlen de demedim mi? Gözünüzün önünde kız istemedl. Bütün oba, kızlı erkekll, kanh kocah Cerene yalvarmadı mı? Benim elimden baska ne gelir?» «Çok sey gelir,» dedi Kel Musa. «Kız çocuğu değil ml, formaz. «n bile.» «Olur mu'« dedi Abdurrahman. «Biz kızı zorlan verelim, yerlejelim toprağa, kız da kaçsın bir gece yarısı başkasına! Ya da kendisini öldürsün. O zaman toprağından atmaz mı bizi Oktay Bey? Olur mu, böyle olur mu?» «Olur mu?» dedi Süleyman Kâhya. «Gönülsüz kız, çürük iş.» Gene bir tartışma başladı, gün atıncaya kadar sürdü. Bu arad» Cerenin anasını çağırdılar. Süleyman Kâhya acıklı bir dille durumu, çareslzliklerini anlattı. Bir imdat olursa Cerenden olurdu. «Ceren bizi öldürmesin.» dedi. «Çok da güzel bir oğlan Oktay. Elleri yumsak, azıcık da kadına benziyor ama, o kadarlık kusur padişah oğlunda da olur. Çukurun yarısı Oktay Beyin, ne diyorsun bacım?» Cerenin anası, aeısından, durumlannın çaresizliğinden, Kâhyanın ağıt söyler gibi dalgalanan yangılı sesinden ağlamağa başİadı: • Gider söylerim Cerene, öldürsün kendinl. girsın Çukurovah avrat vapıh herifin koynuna da bizi kurtarsın. Kara yazılı kızım.» Sabah oldu, gün sçıldı. Hicbir çare bulamamışlardı. Haydar U<>ta İM eliyle sakahna sarılmış, sabaha kadar öyle düşünmü? kalmıstı. Sabah olunca ellerini sakalından çektl, elleri uyusmuştu. Avaga kalktı: «Üzülmeyin.» dedi. «Kılıcı üç gün içinde bitireceğim. Ondan sonra korkmayın. Kılıçtan baska hiçbir mümkünatı çaresi yok. Siz hiç üzülmeyin.» Demirci evine yoüandı, körüğünün basina geçti. Dısarda develer, atlar, e«ekler, koyunlar, keçiler... Blrkaç çadırın onunde. bir ağacın üstüne tünemis, ayaklanndan kavısla bağlı, çıngırak takılmış doğanlar, karakuslar. Büyük, herbiri bir at jriliğinde çoban köpekleri... Havdar Ustanın soylu, yaşh küheylan atı kisn«di. Usta: «Keremim.» dedi, «benim atı suladın mı?» «Sulamadım.» dedi Kerem dısarı fırladı, Kerem bu atı çok leverdi. Hızır ona sahin verdiğinde, sahini koluna konduracak, bu ata binip ava öyle gidecekti. Bundan yıllar önce bir Türkmen ağasından Haydar Usta bu atı tav olarak almıştı. Bu tay için üç deve, on bir koç, iki çoban köpeği vermisti. At da attı. rüzgâr gıbiydl. Haydar Ustanın anlamadığı, hiçbir zaman da anlamıyacağı bir seyler olup bitmişti. tnsanlar, Çukurova, sihirbann çubuğu değmiş gibi bir değişmiş. ak kara, kara ak oluvermişti. Ama bu is bir anda oluvermişti. Kimse kimseyi tanımıyordu. Sular, ağaçlar, tepeler, ormanhklar da değisivermiştl. Bir bakmıssm uçsuı bucaksız bir gölün, bir bataklığın, bir büklüğün yerinde bir orman gürlemi? çıkmış. Göz açıp kapaymcaya kadar, ekini biçip döğen, çuvallayıp .tarlanın ortasına atan dev böcekler... Dejnirden. ateş yutan böcekler. Vasüphanallah... Süphanallah, süphanallah! Eritilmis altını ınce, tel tel çekti. Ocagın ısıltısı kırmızı sakahna vuruyor, sakalı biraz daha kırmızılastırıyordu. Düsünceli gözleri ta karanlık bir çukurda canlı, sa?kın ışılıj'Ordu. Düşünüyordu. Kürt Ali A|a, Türkmen Beyi... Bozulmamış, Kozpınarın suyu kadar temiz. Sağ olsaydı bize basımızı tokacak, çadırımızı kuracak bir toprak verir miydi? Kürt Ali Ağayı göılerinin önüne getirdl, ince, uzun, sivri takah, ipekten mintanı, salvarı, ceketi, bir okka çeken ağır, altın köstekli saati, lncecik, dal gibi bedeni, büyük kederü ceren gözleri. Haydar Ustanın gözleri doldu, içini çekti: Rahmi Beyi bulmuşlar, bizi Süleyman gönderdl, demişler. Rahmt adamlann yüzüne bir şey ansır gibi bakmış bakmış da hiç blı şey söylememiş, hiç konusmamış, oradan aynlmış. «Şimdi ona varsak, gitsek, şu taati ona göstersek, bizi tanır mı?» Saati çıkardı. altın köstekli altın «aat ışıladı. «Bize bir çadırhk bir yer verir mi? O, o zaman, o öyle yaşamaktan bıkmıştı. Biz de şimdi böyle yaşayamıyor, orıa sığımyoruı.» Abdurrahman büyük bir coşkuyla, elleri titreyerek: «Verir verir,» dedi. «O çok iyi bir çocuktu. Hem de akıllı. Verir.» Rüstem: «Benim bir askerlik arkadajım var,» dedi. «Yenicenln Kargıh kByünden. Deli Ibrahim. Insanoğlu şu yeryüzüne geldi geleli böyle eömert bir adam görmemiştir. Eğer azıcık bir toprağı varsa bile bizi oraya yerleştirir.» Süleyman: «O da var,» dedi. «Askerden geldlğinden bu yana onu dilinden düşürmezsin.» Müslüm Koca: «Ben koca Ramazano»lun» kaval çalmıj kişlyim. Vakt erişÜ. lşim bitti benim. Bak, kuzu dişi çıkanyorum. Ramazanoğlu ka. vahmı dinledi dinledi gözyaşı döktü. dile benden ne dilersen, Müslüm, detfi. Ben de, «ağol, dedim. Ne verdiyse almadım. ÇaU dığım kavalın karşılığında ben hiçbir ı«y almazdım. Kaval hak için, gönül için çalınır. Ramazanoğlu gök gibi gürlerdi. Varıp Çukura inince, gideceğim Adana kasabasına, varacağım Ramazanoğ. lunun huzuruna, Ramazanoğlu gök gibi gürler, bize yurtlağımızı geri ver diyeceğim. Vermesh» bakalım.» Herkes Çukura inince geçen yılki gibi surünmemek. rezll perisan olmamak için bir şey düsünüyor, bir çare anyordu. (Arkan var) zik. Sonra bu krizantemlerla kokusu. Hıçkırığını rutmak İçin alt dudağını ısınyordu. Billyor musunua. Çok dü«Ondüm. Bir şeylerden kuşkulandıtım söylemiştl bana. hatıp. ladım. MezarUga gidlyor musunus? Sl« ne diyorsunuzî Göre> bilirler beni orada degil mi? Git metnem daha İyi galiba. Oysa nereye koyacatdannı çok lsterdim bilmeyL Bekctye sonınca söyler sl v ze. Erot... Fısıltıyla kcmuşuyorlarâı. 0* maattan son kalanlann da ayak seslert kapının dışında kay boluyordu. Arabalar bareket etmiye başlamıştı. Bir şeylerden kuskular* yordu dlyordunuz. Belld bu şekilde öleoeğinden değil. Ama biliyordu daha uzun süre yaşamıyacağını. Oldukça önemliydi kalbindeld rahatsızlık. Bu konuda (caiasım çok yormuş. saatler ve saatler boyu sadece trumı düsünmüs olduğu hissedUiyOrda. Söylemls oldugu sozlerl tekrar hanrlıyorum. Korlmyor muyduT Yot Hatt* tam terslne. Mezarhktan bahsedildiği zaman gUlerek. «Rahat edilecek tek yer orası. PereLachalsed» tatlı küçük blr köse» derdL. Çok şakaiasır mıydi7 özellikle neşell oimadığı zaman. Aniıyorsunuz değil ml? Dertli olduğunu göstermeyi ser meedi. Bu stralarda eğlemlecek güluneeek bir bahane arardı. tlk kansından nasıl bahsaderdi meeelâ? Maigret, iki ihtiyan Tann bllir hangi meşguliyete bırakarak aynldı oradan. Hastalanrruştı Maigret. Denia tutmuş gibi gönlU mılanıyor Parayı getirmeli kocası. Nasıl yorumlamak gereMyordu bu sözü? Martin, belki de beceriksizliginden ötürü boyuna azarlanmamak için ilk kocayı çalmıya karar vermişti. Kansı seyrediyordu kendisini pencereden. Dışan üç yüz altrruş bin frankla çıkmıştı. Yalnız eve geldiği zaman, paralar üstünde değildi. Emin bir yere mi koymuştu onlan? Yoksa ondan da biri ml çalmıştı paraları? Yoksa birden korkuya kapılarak paralardan kurtulmak için hepsini Seine nehrine mi atmıştı? Acaba öldürmüş müydU? O, ciklet renkli pardöstilü yetenek si2 küçük Martin.. yapmış mıy dı bunu da? Demincek konuşmak istemlşti. Artık susacak gücü kalmarnış, derhal cezaevine gitmeyl beklemenin bunalımına yeğ tutan suçlu bir İnsanın yorgunlugundaydı. Ama neden hasta olan kansıydı? Ve taelllkle neden intthar eden Roger olmuştu? Ve bütün bunlan acaba Malgret"nln hayali yaratmıyor muydu? Niçin Nine'den, yahut Madam Couchet'den, yahut hat tâ albaydan kuşkulanmamalıydı? KomUer ajır agır msrdivenl«ri üMricen Mösyö de Saint GARTH Oynayan gölgeler Dostça elini uzattı Maigrefye. Yeni bir şey var mıT Umuyor mnsunuz blr sonuç alınacağını? Ve yukardan deli thtiyann çığlığı duyuldu. Kardeşi kendisini yalnız bırakarak kapılardan birinin arkasmda nöbet tutmıya gitmıs olmahydı. • Cenaze töreni güzel oldu. Çok kalabalık vardı. Gelenler hep kibar insanlardır. özellikle Madam Couchefnin ailesiyl» Haussmann bıüvanndakl komşulan. Sadece ilk sırada blr Couchet'nin kııkardeşi, zarif görünmek için elinden gelerJ yapmasına rağmen biraz ters dtişmüştü. Ağhyordtı. Hele pek gürUltülü şekilde bir burnunu silişi rardı kl, her seferinde ölilnün kayuıvaldesinin kendisine düc dik bakmasma sebep oluyordu. Ailenin hemen arkasından Se rom ijinde çalışan personel geliyordu. Ve memurlarla birlikte üıtiyar Mathildo, orada bulunmayı kendisl için blr hak görerek, kendislnden emin, gayet mağrur duruyordu. Sırtındald alyBh elMM yamıs bu lse yanyor olmaiıydı; eanmn peşinden gitmiye. Bakıslan Malgret'yle karjılaştı. Ve lutfedip başıyla gayet hafiî bir selâm verdi Maigret'ye. Orgla birlikte koro iyice dolduruyordu kiliseyi. Koronun ka lın ve ince sesleri tekrarlanıyordu... Et ne nos inducat in tentationem. Kıpırdıyan iskemlelertn eürültüleri. Katafalk adamatallı yüksekteydi. Buna rağmen çiçeklerle çelenkler altında kaybolmuştu. «Vosges alanı No. 61 ktracıMathllde da adını yazdımuş olmahydı. Acaba Martinier de keza yazdırmı$lar mıydı adlannı çelenge katılanlann listasine? Madam Martin görünmüyordu. HenUz kalkamamiîtı yataktan. «Libera nos, domlne..» Mağfiret duası. Son. TBren yör.etioisi kortejin başma doğru yürudü. Maigret bir köşede. gü nah hücrelerinden birinin yanında birden farketti Nine\ Bumu tapkrrmızıydı. Şöyle men diliyle bumunu arada sırada azıcık okşamak zahmetine dahl katlanmıyordu. Müthis bir sey defid mi, de dL Muthis olan ne? . Hepsi ı«te, bllmem. Bu ma AYLÂK MUSA Maro U« çarpıstı. SalntMmro döndü: . A U ı misluOz, dedi,
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle