27 Ekim 2026 Salı Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
gorus@cumhuriyet.com.tr 24 EKİM 2026 CUMARTESİ 2 olaylar ve görüşler Memleketin güzelliği solarken gelen göçmenlerle Levanten Prof. Dr. Cengiz KuDay köşkleri, betonla dolan tepeleri ettiğimiz sonunda şehirlerimizin batıyor. Çocuklar güzel bir komşularımız aynı yaşamı paylaşırdı. görünümünü belirliyor. anlatıyoruz. Fakat aynı şeyler sokağın, özenle korunmuş bir ir memleketin medeniyet Dinlerimiz ayrıydı ama birbirimize Bir köşke baktığımızda önce yapının nasıl olabileceğini memleketin pek çok yerinde anlayışı, yalnızca yaptığı yabancı değildik. Bayramlar birbirini arsasının değerini düşünüyorsak, yaşanıyor. İstanbul’da daha görmeden büyüyor. Sonra Byollarla, yükselttiği tanımanın, anımsamanın vesilesiydi. bir bahçeyi boş duran alan görünür olan kayıp, başka onlardan, hiç tanımadıkları bir binalarla ölçülmez. Kendisine Bu beraberliğin günlük yaşantımıza olarak görüyorsak, eski bir şehirlerde daha sessiz sürüyor. güzelliği aramalarını bekliyoruz. emanet edilmiş bir yapıya, yaşlı yerleşmiş bir inceliği vardı. eserin bakımını gereksiz masraf Meseleyi yalnızca şehircilik Ben bu kaybı en yakından bir ağaca, eski bir bahçeye nasıl İzmir’den otobüsle dönerken Kan sayıyorsak orada bir kültür hatalarıyla açıklamak yeterli Buca’da gördüm. Doğduğum, çok davrandığı da o anlayışı gösterir. Çeşme Yokuşu’nu çıkardık. Tepeye problemi vardır. Böyle bir anlayış mi? Bence üzerinde daha fazla küçük yaşlarda yaşadığım başka Geçmişten kalan güzellikleri varınca yeşillikler arasında kırmızı içinde güzelliği korumak, birkaç düşünmemiz gerekiyor. Çünkü şehirler olsa da kendimi Bucalı korumayı bilen bir toplumla kiremitli köşkler görünürdü. Buca ile meraklı insanın gayretine kalıyor. planları da insanlar yapıyor, sayarım. 1953 yılında geldiğim onları ihmal eden bir toplum o zamanki adı Kızılçullu olan Şirinyer yapılara da insanlar sahip çıkıyor bu ilçede büyüdüm. Memleket arasında önemli bir kültür farkı Kötü olana alışmak arasında üzüm bağları uzanırdı. vardır. veya onları kaderine terk ediyor. denince aklıma hâlâ orası gelir. Üstelik zamanla kötü Kozağaç’ta açık alanlar, bahçeler O yıllarda yaklaşık 20 bin Biz bu konuyu çoğu zaman Neyi değerli bulduğumuz, neyin görüntülere de alışıyoruz. vardı. Bugün yapıların doldurduğu İstanbul üzerinden konuşuyoruz. kaybına razı olduğumuz, nasıl nüfuslu, güzel bir ilçeydi Buca. Bakımsızlık olağanlaşıyor, o yerlerde, anımsadığım manzarayı Kaybolan Boğaziçi’ni, yıkılan bir çevrede yaşamayı kabul çirkinlik gözümüze daha az Yunanistan ve Makedonya’dan bulmakta zorlanıyorum. Elbette şehirler büyüyecek; insanların konuta, yola, okula gereksinimi olacak. Ancak büyümeyi Geçmiş ve gelecek arasında köprü kuran kitaplar... yalnızca daha fazla yapı yapmak olarak kabul edersek sonunda elimizde kalabalık ama kişiliğini kaybetmiş yerler kalır. Bir şehrin geçmişini ve güzelliğini korumak da ihtiyaçtır. Bunun değerini çoğunlukla kaybettikten sonra anlıyoruz. ‘Çevre bizi eğitiyordu’ Eski ortaokulumuzu düşünürüm. Girişinde Afrodit heykeli, bahçesinde mitolojik kahramanların tunçtan heykelleri vardı. İçinde kırmızı balıkların yüzdüğü havuzu hatırlarım. Renkli vitrayları, süslü şömineleriyle güzel bir yapıda okuduk. O yaşlarda bunların kıymetini uzun uzun düşünmezdik. Ama her gün gördüğümüz o çevre bizi eğitiyordu. Güzelliğin, özenin, bir esere saygı duymanın ne olduğunu biraz da böyle “Söylev, yaşanmış bir efsanenin, bugüne ve yarına ışık tutan bir öyküsüdür. Her aşaması belgelenmiş, duygularla değil öğreniyorduk. Kültürün kuşaktan akla seslenen bir öyküdür bu. ‘Tek adam’ın giderek bir ulusla bütünleşmesinin ve evrenselle buluşmasının adım adım kuşağa aktarılması, gündelik yaşamda izlenilen bir öyküsüdür. (...) Değişen koşullar... Evrenseli yakaladığı için eskimeyen, ölümsüzleşen bir başyapıt...” diyor bu şekilde olur. Kemalizmin şehidi, Cumhuriyet gazetesi yazarı Ahmet Taner Kışlalı... Yıllar sonra annemin ve Biz de, Cumhuriyetimizin kurucusu, devrimlerin yapıcısı ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün başyapıtı okumayanlar büyükannemin mezarlarını ziyaret hemen okumalı; okuyanlar bilgilerini yenilemek için yeniden okumalı diyor, Söylev’i Dil Derneği ile birlikte siz değerli etmek için Buca’ya gittiğimde okuluma okurlarımızla buluşturmaktan onur duyuyoruz. da uğradım. Gördüklerim içimi acıttı. Bina terk edilmiş, vitraylı camları kırılmış, kapıları sökülmüş, şömineleri 13,5x21 / Tar h / 263 sayfa yok edilmişti. Havuz toprakla doldurulmuş, bahçeyi yabani otlar kaplamıştı. Anımsadığım heykeller de yerlerinde değildi. Burası bir eğitim kurumuydu. Geçmişe saygının, korumanın ve sorumluluğun öğretilmesi gereken bir yerde, yapının kendisi korunamamıştı. Bu hale gelmesi bir günde olmadı. Birileri gördü, birileri bildi, birileri de müdahale etmedi. Böyle kayıplarda doğrudan sorumluluğu olanların hesabı elbette sorulmalıdır. Fakat benzer manzaralar memleketin dört bir yanında karşımıza çıkıyorsa toplum olarak gösterdiğimiz ilgisizliği de konuşmalıyız. Ortak mirasa sahip çıkmak 13,5x21 / İnceleme / 544 sayfa 13,5x20,5 / Gençl k / 176 sayfa 13,5x21 / İnceleme / 160 sayfa 13,5x21 / İnceleme / 392 sayfa Kendi evimizin içindeki eşyaya gösterdiğimiz özeni, hepimizin olan bir yapıya göstermiyoruz. Ortak olanı sahipsiz bırakabiliyoruz. Oysa medeniyet biraz da kişisel mülkümüz olmayan bir değerin sorumluluğunu duyabilmektir. Giuseppe Tornatore’nin “Cinema Paradiso” filmi geldi aklıma. Filmin kahramanı, çocukluğunu bir kasaba sinemasında geçiren Salvatore, yıllar sonra geri döner ve o sinemanın yıkılışını izler. Bir yapıyla birlikte, orada yaşanmışlıkların izleri de kaybolur. Eski okuluma baktığımda ben de benzer bir acı duydum. Bu, yalnızca yaşlanmanın getirdiği bir geçmiş özlemi değildir. Çocukluk anıları bazı şeyleri gözümüzde 13,5x20,5 / İnceleme / 142 sayfa 12,5x19,5 / Spor / 94 sayfa 13,5x21 / İnceleme / 308 sayfa 13,5x21 / Çocuk / 54 sayfa güzelleştirebilir. Ama kırılmış bir vitray, sökülmüş bir şömine, yok edilmiş bir bahçe somut bir kayıptır. Kültürümüzün geçmişten gelen zenginliğiyle övünüyoruz. O zenginliğe bugün nasıl davrandığımızı da aynı açıklıkla değerlendirmeliyiz. Korumanın değerini bilmeyen, estetiği gereksiz bir ayrıntı sayan, her şeyi kısa vadeli faydayla ölçen bir anlayış sürerse kayıplarımız da sürecek. Ben Buca’yı anlatıyorum; çünkü orada büyüdüm, değişimi orada gördüm. Başka biri İstanbul’u, bir başkası kendi şehrini anlatacaktır. Fakat bu anlayış değişmedikçe hepimiz benzer cümleler kurmaya mahkûmuz: “Bir zamanlar burası çok güzeldi.” Çocuklarımıza bırakacağımız memleketin yalnızca bu cümleyle anlatılmasını istemiyorsak güzelliği korumayı kültürümüzün ve günlük sorumluluğumuzun bir parçası haline getirmeliyiz.
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear