Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
“...hasta olmasaydım hele hiçbir kelime yazmayacaktım. baş dönmesi./ Ve bir sis yumağı ardından/ sırıtır ay, altın yeşili.// dile getiriyor çarpıcı bir biçimde Borchert:
Hayat, balık gibi çift yanlı bir şey: Bazen alt yüzü gümüş gibi Kül rengi caddeler, camlar kırmızı;/ parlar içlerinde kimi
“Sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş/ ciğerleriyle
pırıl pırıl parlar.” (Çağdaş Alman Edebiyatı) yeşil bir ışık./ Dönerken evine duyulur bağırdığı,/ gecikmiş bir
son insan, ışıldayan güneşin ve/ yanıp sönen takımyıldızların
1947 tarihli Kapıların Dışında (Çeviren: Behçet Necatigil / sarhoş, yüzü karışık.// Kül rengi taş ve kızıl kanlar-/ düzelir
altında bir başına/ dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış,/
Can Yayınları), İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından rad- her şey, şafak sökerken./ Sabaha bir yeşil yaprak uçar/ bir gri
çılgına dönmüş son insan, uçsuz bucaksız/ mezarlar, dev
yoda yayınlandığında çok ilgi görür. kent üstünden.” (Çeviren: Behçet Necatigil, Grikırmızıyeşil.
beton blokların soğuk putları ve/ ıssız kentler arasında yalnız
Oyunun kahramanı, gidecek bir yeri olmayan “savaş artı- Büyükşehir Türküsü)
başına bir küfür gibi/ dolanırken, şu korkunç soruyu soracak:
ğı bir askerdir.” Rusya cephesinden ülkesine döndüğünde “ka-
YIKIM EDEBİYATININ EN ÖNEMLİ NEDEN?/ Ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip/
rısını ve evini” yitirir. Askerin, yani Beckmann’ın yüzüne tüm
VE EN GÜÇLÜ TEMSİLCİSİ!
gidecek, yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin/ molozları
kapılar kapanır.
Hayır De (Çeviren: Celâl Üster, Yordam Yayınları), onun şi-
arasında yok olacak, girilmez yeraltı/ sığınaklarına çarpıp
Borchert, Kapıların Dışında’yı “Hiçbir tiyatronun, hiçbir se-
irsel manifestodur. Savaşa “Hayır” denmezse olacakları gös-
parçalanacak…// Son hayvan-insan son hayvansı çığlığı hiç/
yircinin izlemek istemediği bir oyun” diye betimler. Fakat sa-
termeye çalışır çeşitli meslek gruplarına, kadınlara, erkeklere.
duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde/ boğulacak…//
vaşın acılarını, yıkımları, parçalanmaları anlatan bu çok etkili
Almanya’da doğan “Trümmerliteratur”un, yani yıkım ede-
Bunların hepsi olacak, yarın, belki bu gece,/ eğer... eğer...
oyunun gösterilmediği, oynanmadığı ülke kalmaz kısa sürede.
biyatının en önemli ve en güçlü temsilcisi Borchert, şairlere de
Oyun, Borchert’in ölümünden bir gün sonra sahnelenir. eğer...// HAYIR demezseniz!”
şöyle seslenir: “Sen odasındaki şair. Yarın sana aşk şarkıları-
Savaşlar, günümüzde Ortadoğu’daki savaşlara “HAYIR”
‘FENER, GECE VE YILDIZLAR’ nı/ bir yana bırakıp, nefret şarkıları söylemeni/ emrederlerse,
denmediği için sürüp giderken savaşın acılarını ruhunda, tenin-
Savaşın yarattığı acıların, hüzünlerin, yaşananların, ölümle- yapacağın tek şey var:// HAYIR de!”
de deneyimlemiş Wolgang Borchert kısa ömrüne sığdırdığı şi-
rin, derin yalnızlıkların, büyük kent yaşamının yeni, yalın bir Atölyedeki adam, tezgâhtar kız, fabrika sahibi, laboratuvar-
irleri, oyun ve öyküleriyle yaşadıklarını, yaşananları, gözlemle-
anlatıma dönüşmesinin etkileyici örnekleri yer alır Fener, Gece daki araştırmacı, doktor, rahip, kaptan, pilot, terzi, yargıç, tren
rini en yalın, en etkili biçimde gözler önüne serip de gitti.
ve Yıldızlar’daki şiirlerinde: istasyonundaki, köydekiler, kenttekiler, dünyanın her yerinde-
“Gri bölgelerde ışıldayan kızıl ağızlardan/ dem çeker tatlı bir ki anneler eğer savaşa “HAYIR” demezlerse olacakları da şöyle Yaşamdan çok ölümü tanımış bir kuşağın temsilcisi olarak.
n
‘KİMSELER BİLMEZ ADIMI’
Bir dilin içinden:
James Baldwin’i okumak!
ZEHRA KALAYCI ERDİREN
DAİMA GÜNCEL BİR ANLATICI,
VAROLUŞUN PEŞİNDE BİR DÜŞÜNÜR!
Bazı yazarlar zamanlarına aittir. James Bald-
win ise zamana inat hâlâ burada.
Edebiyat tarihinde yalnızca güçlü bir anlatı-
cı olarak değil, kendi varoluşunu anlamaya ça-
lışan bir düşünür olarak da öne çıkan Baldwin’i
hâlâ güncel ve evrensel kılan şey; kimlik, aidi-
yet ve görünürlük gibi meseleleri zamandan ba-
ğımsız bir açıklıkla ele alabilmesidir.
Metinlerinde sıkça karşılaşılan duygu
yalnızlık değil, daha derinde bir şeydir:
Bir yer arayışı!
Yazılarında Amerika’da siyah bir birey ola-
rak büyümenin getirdiği dışlanmışlık sadece ki-
şisel bir acı olarak kalmaz, toplumsal bir yapı-
Bu yaklaşımın kökü Baldwin’in muhatabını seçme biçimini de yan-
nın kaçınılmaz sonucu olarak da görünür.
sıtır. O, beyaz dünyanın onayını talep etmez. Bu, pasif bir reddedişten
Bu yönüyle Baldwin, bireysel hikâyeler aracılığıyla çok daha geniş
çok daha fazlasıdır.
bir eşitsizlik düzenini anlatır. Bunu yaparken ne suçlar ne de yargılar.
Çoğumuz toplumda reddedilmekten kaçınırız; Baldwin ise o oyunun
Yalnızca gösterir!
içine hiç girmez. Yazmak için kimseyi rahatlatma ihtiyacı duymaz, an-
FARKLI ZAMAN VE MEKÂNLARA DAĞILMIŞ
latısını yumuşatmaz, köşelerini törpülemez. Çünkü onun meselesi za-
DENEMELER...
ten kabul görmek değildir.
Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları tarafından ya-
“Irkçılık sorunu” diye tanımlanan şeyi de tersine çevirir: Bu bir siyah
yımlanan Kimseler Bilmez Adımı, bu anlatının en berrak örneklerin-
sorunu değildir; beyazların kendileriyle yüzleşmesi gereken bir meseledir.
den biridir.
Kim olduğunu sormak zorunda olan, tarihiyle hesaplaşması gereken
Farklı zaman ve mekânlara dağılmış denemelerden oluşan kitap, ilk
taraf onlardır. Baldwin bu soruyu siyah toplumun sırtından alır ve asıl
bakışta dağınık görünse de aslında tek bir sorunun etrafında döner:
sahibine iade eder.
Bir insan, kendisine biçilen kimliğin ötesinde nasıl var olabilir?
GÖRÜNÜR OLMAK, ÖZGÜR OLMAK DEĞİLDİR!
Baldwin bu soruya doğrudan yanıt vermez. Bunun yerine yaşadı-
Paris’ten Amerika’ya uzanan gözlemleri de bu tutumun bir yan-
ğı dünyanın çelişkilerini açıklıkla ortaya koyar ve okuru bu çelişkiy-
sımasıdır. Coğrafya değişir ama mesele değişmez: Kim, kimin
le baş başa bırakır.
hikâyesini anlatma hakkına sahiptir? Ve daha da önemlisi, o hikâye ki-
Amerika’daki ırk ilişkileri, Avrupa’daki yabancılık duygusu ve si-
min dilinde anlatılmak zorundadır?
yah olmanın acı tarihsel deneyimi kitap boyunca iç içe geçer.
Baldwin bu soruya kendi kalemiyle yanıt verir. Kendi dilini kurar.
Ancak onun asıl dikkat çektiği nokta yalnızca açık baskı biçimleri
O dil doğrudan ve serttir ama aynı zamanda derinden insanidir. Ne ka-
değildir. Gündelik dilde, sıradan görünen kelimelerde saklı olan tari-
nıtlamaya ne de ikna etmeye çalışır. Yalnızca var olur.
hin bir parçasıdır. Bu kelimeler, farkında olsak da olmasak da sömür-
Bugün temsil meselesi her yerde konuşuluyor: Ekranlarda, kitaplar-
geci bir geçmişin izlerini taşır.
da, kamusal alanda. Ama Baldwin’in anımsattığı şey basittir:
BEYAZ DÜNYANIN ONAYINI TALEP ETMEZ!
Görünür olmak, özgür olmak değildir. Eğer bir kimlik hâlâ başkası-
Bu eksiklik, temsil meselesini de görünür kılar. Ortak bir deneyime
nın dilinde tanımlanıyor, başkasının beklentisine göre şekilleniyorsa o
ve belleğe dayanmayan bu kültür dili, çoğu zaman havada kalır. Çün-
görünürlük bir kazanım değil, daha rafine bir kısıttır.
kü kültür, anlatıların yanı sıra yaşanmışlıkla ve paylaşılan bellekle an-
James Baldwin’in işaret ettiği yer tam da burasıdır: Görünür olma-
lam kazanır.
nın ötesine geçip kendi varlığının anlamını kendin tayin edebilmek!
n
Bu ortaklık kurulmadığında dilin kurduğu temsil de eksik ve kırıl-
gan kalır. Bu noktada Baldwin, dili salt bir ifade biçimi olmaktan çı- Kimseler Bilmez Adımı / James Baldwin / Çeviren: Bülent
karıp kültürün kendisini sorgulatan bir zemine dönüştürür. O. Doğan / Yapı Kredi Yayınları / 176 s. / 2026.
6 28 Mayıs 2026

