22 Ocak 2026 Perşembe English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Bir sesin çoğaldığı söz iklimi: Nilay Özer AŞILAYICI BİR DUYARLILIK! ipliğini/ çekmekle alçalmıyor gök unut/ soğuk Nilay Özer’in şiir evrenine yolculuğa çı- bu ateş bu gövdeye hırçınlık/ ve ölüm çağırıyor karken, derin bir sessizliğe, sözün çağıltısı- gülün felaketinden/ dalgalara yutulmuş bir na, hafızanın kanayan yanlarına dönük bir mendirek oradasın/ sırrını sulara gömdüğün duygu / düşünce yoğunluğuyla karşılaşa- yerde hançer/ bir hançer parıldıyor ellerin bileceğimi düşünmemiştim nedense. Daha yok ki hatıralara değsin/ ay böyle mi silinirmiş naif, çocuksu bir duyarlılığın yansımalarını geceden”. bekliyordum sanki! Bunda sanırım yazdığı ÖZGÜN BİR DİL EVRENİ! masalsı öykülerin etkisi olmalı. İmgelemi güçlü bir şair dedim. Kurduğu “Gece Ayinleri”nin dört şiirini birkaç kez duygu / düşünce ve dil evreni, şiirinin yas- okuduğumda “Dur” dedim, “Bu bambaşka bir landığı dize kurma, ses ve ritim, akışkan ses, anlatım”. Sonra sözünün açılan kapıların- söyleyiş, anlatımcı duyarlılık bileşkesiyle o dan geçerken anlatımcı yanı, duyuşu / sezi- “kendine özgülük”ü var eden özellikler ola- şindeki düşünsel töz; bir şiiri şiir yapan düs- rak karşımıza çıkıyor. turu bilen duyarlılıkla karşılaştığımı gördüm. “oradaydım sözcüklerin dövüldüğü İçsesi güçlü bir anlatıcı vardı karşımızda: o harda/ uzun maşalarla tuttum adının “kim bilir şu hüzün kimin icadı/ gölge gibi anlamını” (“sevgilim beni ölü ele geçirdin”). engel/ fırtınanın dağıttığı bir gemi omurgası/ ah ölgün sırnaşıyor gövdeye/ çocuktunuz nehir henüz “türlü sıfatlar buldum ruhun yırtılışına,/ kalın lifli karanlık bir zamandı/ gecenin ağzından aktım size” (“Gece Ayinleri”) (*). sularda sürüklendiğim yeter”. uykuyu yazarken.” (“buldum ölenlerin gözlüklerinden bir dağ). Kedersiz günün sağanağında Arzen’de Zaman ro- SÖYLENSEL BAKIŞ! “yas bir gövde ötedeydi ağaçların zamanından/ inmek manımı yazarken yol arkadaşı ettim kendime bu şiirle- Kurduğu duygu dili ise; söylensel bir bakışı, ışıltılı, ba- senin anlamın değildi belki esvet” (“Koro”). ri. Özer’in söz evreninden bir epigraf ararken gördüm ki zen kederli biçimde karşımıza çıkarır: yazılan bir göç / sürgün, yersizyurtsuzluk öyküsüne eşik ‘YÜZÜ KELEBEKLERLE ÖRTÜLÜ’ “mektup kaç günde gider/ her birinde deli bir pars olabilecek binbir söz var orada. “yüzü kelebeklerle örtülü”ye (***) geldiğimizde, o anlatımcı koşan sözlerim/ kaç günde varır sesinin ayazmasına/ aşk Besleyici, kanatlandırıcı hatta aşılayıcı bir duyarlılık di- şiir yordamının daha evrensel bir söylemi içerdiğini gözleriz. ateşten uçkuna külün tarihi/ kursağına takıldım hasret bir yorum ben buna: “nefti bir alakasın daha fazlası değil/ yü- Nilay Özer, itirazları olan, yer yer öfkesini de yükselten ölümlük yel/ gemiler kalafatta uçaklar kara kutu/ yolsa reğimle çürüyen köklerin arasında/ petrol mü yüze vuran bir sese büründürür şiirini. “marikula’nın köklerine yol… geldim işte ellerim hep nar/ zamana dağılan bir şey geçmiş günler mi yoksa/ ne yana baksan şimdi boz bir dokunduğu ağaçlar” uzun şiiri şairin bu açılımını gösterir. var sende” (“yolsa yol geldim”). kuyu belirir.” (“Kuyu”) Sözünü öbekleştirmeden kurar. Yani bağlı, bağlantılı, Duyarlılık dedim, çoğalan ses dedim... Özer’in şiir evre- dize/ses/ ritim korunaklı davranmaz. Akışkandır anlatımı ninde var olan en temel gerçeklik, o anlatıcı yanını duygu İMGELEM ZENGİNLİĞİ görselliği içerdiği gibi derinlikli bir gözlem tanıklığı da içe- Sözü duygudan ve yaşanmışlıklardan geçen bir anlatı- dili üzerine kurmasıdır. Salt söyleyen, anlatan değil; his- rir. Adeta bir “romans”tır anlatılan. cı, Özer. Kendi dil evrenini kurarken imgelem zenginliğini settirendir ve içgözünüze seslenendir. Kuşkusuz şiirden edinilecek bilgi değil, duyarlılık ve dü- de öne çıkarır. İşte şairin poetikasını var eden “yordam” “Aşk Karbon”ın daha ilk dizeleri hem gösteren, uyaran şüncedir. Ve getirilip yansıtılan tanıklık. İnsanlığın tarihi- dediğimiz de budur. “babam için bir sonsuz” şiiri bu özel- hem de hissettiren sesi taşır bize: ne, yeryüzünün nereye nasıl evrildiğine ilişkin düşünce... “kaldırımı kırmızıdan başlatma gecikiriz/ ellerimizi alır liğini belirgince öne çıkarır: Özer’in bu kitabı öylesi tanıklıkları getirir. “daha çok sever miydim uçmasını bilseydin/ babamsın o gül emanetçisi/ çimenlerin saçlarımızdan emdiği Bir şiir ne/yi anlatır diye sorunuz varsa eğer yüzünüzü Ni- ah keklik burcu bir talan!/ ekinler sararırken doğdun acıya durak/ gecemizi geri vermez oteller/ yok sayılır lay Özer’in şiir evrenine dönmeniz, onu yol arkadaşı edin- mühim bilgidir/ on kardeşin küçüğü ölüleri saymazsam/ imdat sokaklarında/ ölümü kulaçlarken kenti taşırdığımız/ menizi öneririm. Şu dizelerini de taşıyorum buradan size: yıkandın tuzlandın kundaklandın sıkıca/ orak sıcaklarında nice hayretlerden kaçırdığımız/ gözlerimizi tramvayda “gün kırılgan ve yüklü/ biri bir şey söylese -neden söy- avlarlarlar (**). bir pembe oğlan/ evlerin önünde küçük bir hayat/ lemesin ki/ eskimiş elektrik kabloları gibi/ bir kıvılcım ata- kımıl kımıl dipdiri çiltenler karıncalar/ ve toprak dediğin “sıradan bir hançer”i okurken, duralıyorum. Romanda cak dışarı zaman/ yanacağız yanmakla belirlendik/ ateş cana musallat”. hikâyesini anlattığım Dr. Bahaeddin Şakir (Baha Bey) ile işte külünü de kazısan/ insan çıkar altından/ ne desem/ Öyle ki, şiirin bütününe yansıyan öykü bir zaman ça- onun fedaisi / katibi Nail Bey’in aralarında bir hançer kes- sözcükleri yorduğumla kalıyorum/ çünkü ne yas/ ne ya- ğını da anlatır bize. Özer’in şiirindeki anlatımcı yan, ku- kinliğinde duran mesafelerini düşündüm. sa...” (“Teneffüs”). ran / söyleyen / taşıyan o imge yordamı anlatıcının içsesi- Sıradan bir halk çocuğuyla “Tehcir’in mimarı” bir Ben de henüz bulup okuyamadığım ilk kitabı “zamana Komitacı’nın çatışmasını, yaratılan o trajedinin bu şiire nin nasıl çoğaldığını da gösterir. “vasati kırık çöp”te o ses dağılan nar”ın (1999) izini sürmeye veriyorum kendimi. n bambaşka biçimde çoğalacaktır: yansımasını okudum bir anda! “çıkıp bana yeni bir gövde bakalım/ yan yatmış gemilere Biliyorum, çok da ilintisi yok. Ama Nilay Özer şiirinin (*) Ol!.., Nilay Özer, Komşu Yay., 78 s., 2005. bakar gibi uzaktan/ ve parmakla göstermeden adıyla katmansal yanını, çağrışım evrenini göstermesi açısından (**) Korkuluklara Giysi Yardımı, Nilay Özer, Yasak seslenmeden/ analım rüzgârını sarı solgun taşranın/ önemli buldum. İşte oradan bir ses: Meyve Yay., 102 s., 2015. “insan çakıl taşlarından geçiyor/ zorluyor bir şeytanminaresinin (***) Yüzü Kelebeklerle Örtülü, Nilay Özer, Everest beni gökmen bir kuş doğurmuş madem/ zorlayalım dağların yüksek bahtını/ ben evlere keder yolculuklara keskin dönemecini/ yağmurun uzak ihtimallerden dokunmuş Yay., 80 s., 2024. ÖMÜR İKLİM DEMİR’DEN ‘KUM TEFRİKALARI’ üzgâr hiç durmadan esiyor sayfaların arasında, her şey bir Doğan Kitap tarafından yayımlanan Kum Tefrikaları, kuytunun, görünüp bir kayboluyor ya da bir kaybolup bir görünüyor. saplanıp kalmanın, kendine gömülmenin, uzaklara düşmenin, R Yutuyor kenarları, köşeleri, arabaları, evleri kum; yutuyor öteki bile olamamanın, boşluğun, hevesin, meşgalenin, Doktor günleri, takvimleri, atları, uçakları ve de hepsinden mürekkep Mithat’ın, Murat Hoca’nın, Yurdanur Hala’nın, Şevket Kemal hayalleri. Bozkıra bakan izbe balkonlar Boğaz’a açılıyor bir vakit; Bey’in, ölülerin, kelimelerin, telgraf tıkırtısının, tozun, rüzgârın, ölümler umuda, umutlar çaresizliğe benziyor yavaş yavaş. bulutların, bütün o yılların ve de üstümüzden esip geçen diğer Her kavram değişip dönüşürken Türkiye’nin son yüz yılında şeylerin hikâyesi. Bir iyi dilek, bir ilk roman. n dolanıyor Ömür İklim Demir; geçmişle geleceğin arasında Kum Tefrikaları / Ömür İklim Demir / Doğan Kitap / sabırla mekik dokuyor ve “kumdan, buhardan, hayalden ibaret” bir romanla buluşuyor okuyucularla. 552 s. / 2025. 15 Ocak 2026 13
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle