23 Mayıs 2022 Pazartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 27 Haziran 2017 6 haber EDİTÖR: HAKAN AKARSU TASARIM: EMİNE BİLGET Aydınlardan çağrı ‘Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA ölmesin’ ‘Bı.ze 111. günde 111imza Aydınlar, sanatçılar, milletvekilleri ve insan hakları savunucuları, KHK ile atıldıkları işlerine geri dönebilmek için 111 gündür açlık grevinde olan tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça için yetkililere çağrı yaptı. Devletin, Gülmen ve Özakça’nın hayatlarına devam edebilmesi için gereken adımları atmasını talep ettiler. Çağrı metninde şu ifadeler yer aldı: “Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, OHAL kararnamesi ile işten atılan beş bin akademisyen, elli bin öğretmen ve yüz elli bin çalışandan yalnızca ikisi. İşe geri dönme talebiyle açlık grevine gittikleri için cezaevine atıldılar 111 gündür açlar. Nuriye ve Semih ölmesin. Çalışma hakları geri verilsin. Okullarına dönebilmeleri ve hayatlarına devam edebilmeleri için devletin gereken adımları atmasını istiyoruz. Adalet ve demokrasi bunu gerektirir.” Çağrı metnine, Akın Birdal, Ataol Behramoğlu, Atilla Dorsay, Ayşe Kulin, Ahmet Ümit, Bursa Barosu Başkanı Zafer Kazan, Sakarya Barosu Başkanı Polat Balkan, Antalya Barosu Başkanı Veli Küçük, Adana Barosu Başkanı Hakan Canduran, Ankara Barosu Başkanı Ali Haydar Hakverdi, Edip Akbayram, Ercan Kesal, Ferzan Özpetek, Fatih Portakal, Gencay Gürsoy, Gülriz Suriri, Hayko Çepkin, Halil Ergün, Korkut Botatav, Latife Tekin, Meltem Cumbul, Murathan Mungan, Müjde Ar, Menderes Samancılar, Müjdat Gezen, Rutkay Aziz, Selçuk Yöntem, Sabahat Akkiraz, Sevinç Erbulak, Suavi, Şevket Çoruh, Şebnem Korur Fincancı, Tanıl Bora, Türkan Elçi, Zülfü Livaneli ve Zuhal Olcay’ın da aralarında bulunduğu 111 isim imza attı. l İSTANBUL/Cumhuriyet artık bayram olur mu?’ Gazi’de polis kurşunuyla hayatını kaybeden Barış Kerem ile Oğuzhan Erkul’un aileleri acılarıyla baş başa jagland aradı: serbest bırakın AKPM Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, HDP’li Ertuğrul Kürkçü’nün sorusu üzerine açlık grevini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Başbakan Binali Yıldırım’ı aradığını söyledi. Jagland, Yıldırım’dan iki eğitimcinin serbest bırakılmasını istediğini kaydetti. Kürkçü, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Yaz Oturumunun ilk gününde, konuştu. Kürkçü, AKPM’nin Nuriye ve Semih’in ölümlerinin önlenmesi için ne yaptığını sorunca Jagland, “Bu iki kişi hakkında Binali Yıldırım’la görüştüm çünkü bu bizi ilgilendiriyor. Sağlık durumlarının kötüye gittiğini biliyorum ve Yıldırım’a serbest bırakılmaları gerektiğini söyledim. Şimdi önemli olan Türkiye’de adaletin devreye girmesidir. Açlık grevindekilerin hayatlarını kurtarmak için elimizden geleni yapmamız gerektiğine inanıyorum” dedi. İşini isteyene YİNE MÜDAHALE Ankara’da akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya destek veren KHK ile ihraç edilmiş kamu çalışanlarının “işimi geri istiyorum” diyerek devam ettikleri eylemin 230. gününde de yapılmak istenen açıklamaya polis izin vermedi. Polis, polis ablukası altındaki İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak isteyen gruba biber gazı ile müdahale etti. Polisin sert müdahalesinde ihraç edilen kamu çalışanları Nazan Bozkurt, Nazife Onay ve Trabzon’dan destek için gelen öğrenci Derya Dönmez ve bir kişi daha gözaltına alındı. Halkın Hukuk Bürosu “Bir buçuk saat araçta ters kelepçeli bekletilmişler, Onay sol elini hareket ettiremiyor” açıklamasını yaptı. veli Saçılık: tutuklanabilirim İstanbul Sultangazi ilçesi Gazi Mahallesi’nde 14 Nisan gecesi polisin ‘dur ihtarına’ uymadığı ge rekçesiyle ateş açtığı araçta hayatını kaybeden 18 yaşındaki Barış Kerem’in annesi Melike Altınışık ile Oğuzhan Erkul’un (18) annesi Seyran Erkul ve abla sı Figen Erkul, bayram da acılarıyla baş başa. Çocuklarından ayrı ilk ZEHRA ÖZDİLEK bayramları... “Bize artık bayram olur mu? Biz her gün yeni bir 14 Nisan’a uyanıyoruz acımız gün geçtikçe daha da yakıyor bizi” dediler. Seyran Erkul, yarasını sarmaya ça lışırken karşılaştığı bir haber ile tek rar yıkıldığını söyledi. Erkul, haberde oğlundan “terörist” diye bahsedildiği ni belirterek, “Ben Oğuzhan’ımı anlata yım da o katilleri savunan kanı bozuk lar okusun bunları. Oğuzhan’ı Tokat’ın Sofular köyünde 20 yaşımdayken do ğurdum. Dağlarda taşsız toprak ara dım onu sıcak topraklara beledim. Gazi Mahallesi’ne 1.5 yaşındayken getirdim. Bir baksınlar bir suça ka rışmış mı? Evladıma leke süremezler tertemizdi o” diye konuştu. ‘Babası hurdacılık yaptı’ Oğuzhan’ın babasının yıllardır kâğıt, plastik toplayarak hurdacılık yaparak ekmeğini kazandığını bir gün olsun boğazlarından haram lokma geçirmediğini dile getiren anne Erkul, kendisinin de yıllarca hastanede personellik yaptığını söyledi. Doğruluk, dürüstlük aşılayarak oğlunu yetiştirdiğini kaydeden anne, “Ama devletin yetiştirdiği katiller geldiler o tertemiz çocuklara silah sıktılar. Onların çocuklarına, ailelerine neden bir şey olmuyor, bizden ne istiyorlar, yetmedi mi kan onlara yetmedi Oğuzhan Erkul ve annesi Seyran. mi aldıkları canlar bu kaçıncı soldurdukları beden? ” dedi. Erkul, tüm hayallerinin çalındığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bir babanın, annenin umutları çocuklarıdır. O umutları aldılar elimizden. O katiller elleri kolları serbest dolaşıyorlar onlardan hesap soran yok, neden? Herkes sağır herkes dilsiz susmayın, çocuk katilleri için susmayın sahip çıkın bu ülkenin tertemiz yetişmiş çocuklarına.” Oğuzhan’ın ablası Figen Erkul ise onun o her şeye inat gülen yüzünün her yerde olduğunu dile getirerek başa çıkılmaz acıyla savaştığını belirtti. Onsuz hiçbir şeyi kutlayamayacaklarını belirten abla Erkul, şöyle devam etti: “Artık hava güneşli ya da yağmurlu, çiçek açmış, bahar olmuş yaz gelmiş bizim için önemli değil. Bize artık hep kış hep güz. Şimdi nefesimizin yettiği yere kadar haksız yere çalınan hayatların, hayatlarımızın hesabını soracağız. Diyeceğiz ki artık ölmesin Oğuzhan’lar, Barış’lar. Ve o katiller bedel ödeyecek. O katillerin yüzlerine ba Barış Kerem ve annesi Melike. kacağım avazım çıktığı kadar ‘siz katilsiniz’ diye bağıracağım. Acıyor çok acıyor canım kardeşlerim.” ‘Adını Barış koyduk’ Barış Kerem’in annesi Melike Altınışık ise çocuklara sıkılan kurşunların kendilerine sıkıldığını dile getirerek, şunları anlattı: “Doğduğun zaman adını Barış koyduk. Bizim memlekette çok kan döküldü, çok savaş yaşandı, çok çocuk öldü. Adını Barış koyduk ki, artık Barış olsun istedik. Ama adını bile kirlettiler bu memlekette. Bayram geldi çattı. Sensiz gelen bayramlarımı kutlayacaktım. Bayram sabahı oğlum benim elimi öpecekti. Şimdi ben gidip oğlumun mezar taşını mı öpeceğim? Bayram BARIŞ’ tır, sevgidir. Kirlettiler bayramımızı, Barış’ımızı, kirlettiler insana dair duygularımızı. Şimdi o katiller kutlasın bayramını ellerine bulaşmışken çocuk kanları. Kanlı ellerini mi öptürecekler. O ellerle yine yeni güzel çocukları, Barış kokan, Oğuzhan kokan, bayram sabahı gibi kokan çocuklarımızı mı katledecekler. l İSTANBUL Gezi Parkı’nda yaralanan Aydın Aydoğan, bu bayrama da sağlık sorunlarıyla girdi Aydoğan: Artık adalet istiyoruz KHK’yle ihraç edildiği işine geri dönmek için Ankara’daki İnsan Hakları Anıtı önündeki eylemini sürdü ren sosyolog Veli Saçılık hakkında ‘ör güt üyeliği ve örgüt propagandası yap mak’ suçlamalarıyla soruşturma baş latıldı. Gazete Duvar’a konuşan Saçı lık, dosyasında hangi örgüte üye oldu ğuna dair bir bilginin yer al madığını belirtti. “Aslında soruşturmayla, ‘Etkili ey lem yaptın, biz de gününü göstereceğiz’ diyorlar” diyen Saçılık, bayra mın ardından tutuk lanmayı beklediğini dile getirdi. Veli Saçılık SİBEL BAHÇETEPE Gezi Parkı direnişi sırasında polisin attığı biber gazı kapsülünün ayağına gelmesi sonucu yaralanan ve geçen günlerde 3. kez ayağından ameliyat olan 48 yaşındaki Aydın Aydoğan, koltuk değnekleriyle yürüyor. Geçen aylarda 3.5 yaşındaki oğlunu da lösemiden yitiren Aydoğan, 4 yıldır gelmeyen adalete isyan ediyor. Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’ne de bastonları ile katılan Aydoğan “Hayatım hastane ile adliye koridorları arasında sıkıştı. Artık adalet gelsin” çağrısı yapıyor. Aydoğan, kendisini vuran polisler hakkında bugüne kadar bir işlem yapılmadığını anlatıyor. Olay günü o bölgede çalışan 5 polisin tespit edildiğini ancak halen ifadelerinin alınmadığını, davanın da açılmadığını söyleyen Aydoğan, hayatının Gezi öncesi ve Gezi sonrası olarak ikiye ayrıldığını kaydediyor. Geçen günlerde Kartal’da aşil tendom ameliyatı olan Aydoğan, şöyle devam ediyor: “Vurulduktan sonra Bakırköy’de ve Baltalimanı’nda ameliyatlar olmuştum. En son doktorlar 1 ameliyat daha olmam gerektiğini söyledi. O sıra da çocuğum lösemiydi, hastaydı, ameliyat olamamıştım. 13 ay hastanede kalmıştı. Geçen aylarda yaşamını yitirdi oğlum... Geçen günlerde ameliyat oldum, yıl sonu yine olmam gerekiyor. Platin vardı ayağımda onu çıkardılar, sürekli ödem topluyor. Ayağımın dış tarafına sürekli basıyorum, sıvı oluşuyor ve esnekliğini kaybetti.” Sürekli hedef halinde olduklarını belirten Aydoğan, “4 yıldır hakkımı aramaya çalışıyorum karşıma valisinden tutun devletin her kademesinden bir sürü engel konuluyor. Biz 4 yıldır bir santim ilerleyemedik.” l İSTANBUL Sur, bayramı da buruk geçiriyor MAHMUT ORAL Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin en eski mahallelerinden olan Alipaşa ve Lalebey mahalleleri, kentsel dönüşüm projesi ile tamamen yıkılmakla yüz yüze. Suları ve elektrikleri günlerce kesik olmasına karşın mahallesinden ayrılmayan vatandaşlar bayramı buruk karşıladı. Bayram şekerleri, kolonyalar, küçük çocuklara bayramlıklar alındı ama yıkımın tedirginliği bayram sevincinin önüne geçti. Akşam saatinde mahallede dolaşırken, henüz boşaltılmamış evlerin kapı eşiklerinde kadınlar sohbet ediyor. Üç kadın, karşılarında yıkılmış bir evin enkazına bakarak, aralarında konuşuyor. İsimlerinin yazılmasını istemiyorlar. Birinin eşi, 3 çocuğunu geride bırakarak evini terk etmiş ve başka bir evlilik yapmış. Diğer ikisinin eşi ise hayatını kaybetmiş. Her birinin derdi, diğerinden büyük. Nispeten yaşlı olanı, tek başına yaşıyor. Tek geliri, evinin merdiveni önünde sattığı bisküvi, şeker, çikola Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin en eski mahallelerinden olan Alipaşa ve Lalebey’de yıkımın tedirginliği bayram sevincinin önüne geçmiş. ta ve benzeri gıda maddeleri. “Mahalleli birbirini tanır. Hepsi benim muhtaç olduğumu bildiği için, gelir, ihtiyacı olmasa da küçük bir şey alır gider. Ama şimdi, mahalle yıkılıyor. Komşularım, geçmişim, hayatım hepsi bir enkaz olacak. Bir başıma ben ne yapacağım burada?” diyor. Bir diğeri ise çocukları nasıl büyüteceğinin derdinde. “Bu ev hiç olmazsa başımızı sokacak bir yerdi. Verdikleri para, yenisine yetmiyor. Olmayacak bir şeye zorluyorlar bizi. Bayram mı kutlayacağız, yas mı tutacağız” diyor umutsuzca. Üçüncü kadın ise diğerlerinden daha zor durumda olduğunu söylüyor. Çünkü ailesinin 40 yıl önce aldığı evin tapusu yokmuş. “Yıllarca elektrik, su parası ödedim. Şimdi bana evin yok diyorlar. Bana hiçbir şey vermiyorlar” diyerek yakınıyor. l SUR Evrime yasak: Bilime, ülkeye kötülük Birkaç ay önce belli olmuştu, üniversite öncesi eğitimde evrim konusunun ders içeriklerinden çıkarılacağı duyurulmuş, eğitim ve bilim kurum ve kuruluşları ve sendikaları raporlar yayımlamış, sakıncaları anlatılmıştı. Boşuna çaba.. Adamlar Nuh dedi peygamber demedi.. Çünkü bu onlar için stratejik bir karardı: imam hatipler, din konuları eğitimde temel alınacak, buna aykırı ne varsa ayıklanacaktı. Devleti, ülkeyi, eğitimi bir inanç iktidarı yönetiyordu, dolayısıyla inandıkları doğrultuda eğitimi düzenleyeceklerdi. Talim Terbiye adı verilen siyasi kuruluşun son kararı: “Evrim yok, boş boş konuşmayın.” O kurumun başkanlığını yapan Alpaslan Durmuş adındaki zat bakın ne gerekçe ileri sürüyor: Öğrenciler aptaldır, anlamaz “Tartışmalı konuları öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık. Lise 9. sınıf biyoloji dersindeki ‘hayatın başlangıcı ve evrim’ ünitesi de henüz bu tartışmayı yürütebilecek öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelendi.” Yani eğitimleri sürecinde evrim konusuyla öğrenciler ancak üniversitede tanışabilecekler! Tabii böyle bir durumda ailelere büyük iş düşüyor. Öğretmenler mesela devlet okullarında evrim konusunu sınıfta ağızlarına alacak olurlarsa? “Henüz 1517 yaşında kavraması mümkün olmayan konuları öğrencilere iletmeye çalıştığı için” başları belaya mı girer? Evrim gibi, şüphesiz salt biyolojide değil, tüm bilimlerde ana girdi olan bir konuyu devre dışı bırakarak, “bilgi, beceri, yetkinlik, yeterlilik, tutum ve davranışların” çocuklara nasıl aktarılacağı da merak konusu. Üstelik iddialarına bakın, dünyayı çok iyi bilen yurttaşlar yetiştirecekler. Bizim mesela lise öğrencisi, Avrupalı herhangi bir yaşıtıyla yan yana gelecek, evrim konusu açıldığında bizim gencin tepkisi ne olur: “O da ne?” mi? “Bu din düşmanı bir konu, bizde okutulmaz” mı? “Gel sana Müslümanlığı anlatayım” mı.. diyecek? Alpaslan Durmuş’a soralım: l Evrimin “tartışmalı bir konu” olduğunu nereden çıkartıyorsun? Bu konuda bilim çevrelerinden bir “bilirkişi raporu” mu var elinizde? l İlahiyatçı olmanızdan, mı kaynaklanıyor bu düşünceniz, yoksa Talip Terbiye’deki tüm bulunanların ortak düşüncesi mi? l Sizi oraya getiren siyasi iradenin talimatlarını mı uyguluyorsunuz yoksa? l Bize bir Avrupa, ABD, Kanada, İngiltere,.. hatta bilim ve araştırmada adı duyulmuş tüm dünya üniversitelerinden “Evrim, tartışmalı bir konudur, dolayısıyla üniversite öncesi eğitimden çıkartılması doğrudur” konusunda düşünce belirtecek tek bir kurumsal belgerapor verebilir, gösterebilir misiniz? l Evrimi reddedecek tek bir üniversite? Avrupa’da ilköğretim, ortaöğretim, lise gibi eğitim kurumlarından sizi destekleyecek bir raporunuz var mı? l Tabii en önemli soru: Her şeyi bilecek öğrencilerin konuyu kavrayabilecek bir beyne sahip olmadıklarını nereden biliyorsunuz? Sakın bu konu öğrenciler için değil de bu kararı verenler için geçerli olmasın? Bütünü kavramak zor Evrim konusu ile tanışmamış bir gencin, beyninin yarısı boştur ve dumura uğramıştır. Daha da iddialıyım: Evrim, “başta biyoloji olmak üzere, tüm değişimi inceleyen bir daldır” açısından bakacak olursak, evrim düşüncesinden yoksun beyinler, olaylar, olgular, disiplinler, konular arasında, bağlantı kurmakta zorlanırlar, hatta kuramazlar; karmaşıklığı kavrayamazlar, bütünü göremezler.. Onlardan ne bilim insanı olur, ne doğru dürüst bir araştırmacı, ne de dünya ile yarışacak bir birey. Üniversitede evrim düşüncesi ile tanışacak öğrenciler rekabette nal toplayacak. Ayrıca üniversitede evrim düşüncesi ile nasıl tanışacakmış? Biyoloji okuyacak veya fizik kimya jeoloji okuyacak da aaa evrim diyecek. Özetle, bilime ve öğrencilere büyük ihanet ediyoruz. Durmuş, tüm programların başına bir “imamdin değeri” yerleştirmeyi net açıklıyor: “Her bir program unsuru, ders birer tespih tanesiyse bu tespih tanelerinin en tepesinde, hepsinin önünde bir imam olarak veya tespih imamesi olarak değerlerimiz durmaktadır.” Değerlerimiz, dediklerinin içeriğini de ne güzel anlatmış. İmamın başında durduğu programlarda evrimin işi ne? Devam: bu konu ülkemizin, gençlerimizin geleceğidir.. C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle